Anasayfa > Haftalık Yazılar > Hayatımızın Her Saniyesi

Hayatımızın Her Saniyesi

Sema Aslan

07 Ocak 2017

“…Her sabah saat 8’de uyanıp kahvaltını ediyorsun. 8:30’da evden çıkıyor, 9’a 20 kala dükkânı açıyorsun. (…) Akşam 7’de dükkânı kapatıyorsun. (…) Salı günü babadan kalma eski saati tamirciye götürdün. (…) Sefil hayatının her saniyesini biliyorum. Örtünemezsin, saklanamazsın, tek bir mahrem ânı kendine ayıramazsın. Her an gözlerimin önünde yaşamak zorundasın.” (Tehdit Mektupları, Aslı Biçen, Metis Yayınları)


Zamanla (kelimenin iyi anlamıyla) eğlenen, zamanı eyleyen edebiyatçılar, felsefeciler var. Bereketinden pek bir şey kaybetmeden, hemen her devrin bahsi olabilmiş zaman. Farklı düzlemlerde hakkında konuşabiliyoruz. Estetik düzlemde, felsefi düzlemde, GMT düzleminde, ekonomik düzlemde, hukuk düzleminde gibi. Gazeteci Frederike Geerdink, “Zaman dilimlerini ele almak son derece bölücü, biliyorum” dediği yazısında zamanı siyasi coğrafya düzleminde değerlendirmişti mesela.

Zamanı tutkuyla örmek nasip olamıyorsa da tutkuyla takip etmek noktasında son derece verimliyiz galiba. Dakika dakika tespit edilebilen bir zaman diliminde yaşıyoruz. Belki bir süredir takip edebildiğimiz tek şey, (takvim cinsinden) zaman olduğu içindir. Oysa zamanın anonimleşmesine izin vermek de bir yöntem olabilir. Çünkü öyle bir durumda dikkatler olmakta ya da olmuş olanın başka veçhelerine kayar, "o sırada saat kaçtı? Kaç sularında gerçekleşti olay?" soruları -hiç değilse her seferinde, öncelikli olmaz, zamana hakikaten sahip çıkabiliriz? Olaylar, nihayet olay olabilir; hacimlenir, esner, büyür, derinleşir, yankılanır. Diğer taraftan zamanı mimlemek insanlığımızın sınırlarını ancak saptanabilmiş dakikalarla işleyip, zamanı envanter gibi bir şeye dönüştürüyor.

Zamana sahip çıkmak, orada burada asılı kalan kişisel hikâyeye sahip çıkmak hâlbuki. Tespit edilemeyen ve dolayısıyla berraklaşamayan her şeye sahip çıkmak ve lüzuma göre donmasına ya da akmasına izin vermek. Berraklık vuku bulamadıkça ana akım söylem, yayın ve refleks, ancak işaret edilebilecek şeyle yetiniyor. Diyor ki, “pek bir şey olmadı aslında” ya da “o dakikanın içinde, söylediğimizin dışında gerçekleşmiş başka hiçbir şey yoktur”. Şu da sıkça başvurulan bir yöntem: “Benim bulunduğum tarihlerde / saatlerde böyle bir olay gerçekleşmemiştir”. Ya da "operasyonun TSİ 21.37 - 22.24 arasında gerçekleştiği belirtildi" de var. Operasyon, saat 18.39'da yapılan tespite dayanıyordu. Roboski'deki ölümleri anlamaya elbette yetmez buradaki zaman dilimi.

Bir de muhabir sorusu var –kurbana yöneltilmiş: "Saldırı saat kaçta gerçekleşti?" Kurban, görgü tanığı yadırgamışsa bile, soruyu metanetle yanıtlamış: "Saate son kez baktığımda 1 buçuktu. 1 sularında gerçekleşmiş olmalı…” Bir diğer görgü tanığı ifadesi / saptaması: “Polis 20 dakika sonra geldi”. Bu farkındalık, insanlığımız için uyarı mahiyetinde olabilir. Çünkü zaman bir türlü donmuyor, ne olsa ne bitse donmuyor.

10 Ekim Ankara katliamı saat 10.04'te gerçekleşti. Deniyor ki, saldırıya dair her şey, saati hariç biliniyordu. Saat, tespit, farkındalık belki bu nedenle de işliyor içimize ne zamandır. Saati bilinse insanlar ölmeyecek diye düşünüyoruz çünkü. Oysa bütün bunlar ancak polisiye bir düzleme yakışır.