Anasayfa > Haftalık Yazılar > İhvan, İkbal, İktidar

İhvan, İkbal, İktidar

Barış Özkul

05 Şubat 2017

Hazem Kandil, Ortadoğu -özellikle Mısır- konusunda yazan, epey çalışkan ve üretken bir araştırmacı. Peşpeşe yazdığı makalelelerin ardından geçen yıl İhvan hakkında önemli bir kitap yayımladı: Inside the Brotherhood (Müslüman Kardeşler Arasında, Eylül 2016). 

İhvan aslında Ortadoğu’da farklı aktörler ve çıkarlar etrafında farklı anlamlara gelebilen bir ideolojidir. İsmailiye civarında Batılılaşmaya bir tepki olarak ortaya çıkan Mısır İhvanı ile Kuveyt veya Ürdün İhvan’ı arasındaki benzerlikler oldukça sınırlıdır. İslamcıların iktidara ancak darbeyle gelebildikleri Sudan gibi ülkelerde ise bambaşka bir İhvan'dan söz etmek gerekir. Tek bir siyasal İslâm olmadığı gibi tek bir İhvan da yok.

Hazem Kandil öncelikle İhvan’ın Mısır’daki yükselişi ve Sisi darbesiyle sonuçlanan süreçle ilgileniyor. 

Sonuçtan başlayalım. Bugün Mısır’daki siyasî baskı ve yasaklar Türkiye’yi aratmayacak düzeyde. Sisi döneminde yaklaşık 40 bin kişi siyasî gerekçelerle hapse atıldı. Birçok gazeteci, aktivist ve televizyon programcısı ülkeden kaçmak zorunda kaldı. Geçen ay sosyal medyaya yönelik cezai tedbirleri kanunlaştıran bir kararname yayımlandı. Muhalif gazete ve kanallar her geçen gün yeni yaptırımlarla karşılaşıyor (sansür, lisans iptali vs.). Bu bizim açımızdan tanıdık bir manzara.

Üstüne üstlük Sisi yeni dünya konjonktüründe Ortadoğu’da radikal İslâm’la mücadelenin bir simgesi haline gelebilir. Trump’tan ve çeşitli Batı ülkelerinden aldığı destek buna işaret. Bir zamanlar askerî ateşe olarak bulunduğu Suudi Arabistan’la kurduğu ilişkiler (ve bizim büyük demokrasi nöbetçilerimizin bu konudaki büyük sessizlikleri) Ortadoğu’da da pek yalnız olmadığını gösteriyor.

***

Hazem Kandil, Mısır’ın son beş yılını özetledikten sonra, İhvan’ın nerede yanlış yaptığını soruyor ve burada da gene epey tanıdık bir manzarayla karşılaşıyoruz: Siyasal İslâm iktidar olduğunda muhalefetteki dinamizminin yerini geleneksel kurumlara bel bağlayan statükocu bir akıl alıyor.

Mısır’da Tahrir direnişi başladığında İhvan ilk üç gün gösterilere katılmak yerine rejimle pazarlık etmişti. Mursi ile Ömer Süleyman arasındaki müzakerelerin İhvan açısından özel bir anlamı vardı: Mübarek rejimi İhvan’a Tahrir olaylarına karışmamak, “uslu durmak” koşuluyla parti kurma izni veriyordu. Ama Mübarek kısa sürede devrilince İhvan, Kasım 2011-Ocak 2012 seçimlerinin ardından parlamentoda çoğunluğu elde etti. 

Mursi’nin kalfalık dönemi bitmiş, “ustalık” dönemi başlamıştı. Şimdi iki seçenek söz konusuydu: ya geleneksel orduyla ve güvenlik aygıtıyla ittifak yaparak statükonun "yeni" temsilcisi olmak ya da liberal, sol kesimle Tahrir’de kurulan ortaklığı bir toplumsal konsensus haline getirmek. Hazem Kandil, İhvan’ın tercihini şöyle özetliyor: 

“Devrimi yapan liberal ve solcu güçler başından beri İhvan’a şunu anlatmaya çalıştılar: Bizimle beraber hareket ederseniz -sizin örgütlenmeniz bizim coşkumuz ve meşruluğumuz sayesinde- baskıcı düzenden kurtulmak için bir şansımız var. İhvan bu güçleri önce küçümsedi, sonra üzerlerinde baskı kurdu, sonra da devrimcileri ezen ordu ve güvenlik aygıtıyla beraber hareket etmeyi seçti… Sonuçta siyasi iktidarı oluşturan güçler çok ilginç bir şekilde yeniden biçimlendi. Bürokrasinin içinde halen güçlü olan eski rejimin temsilcileri, yargı ve medya İhvan’ın dışladığı devrimcilerin arkasında durdular ve Mursi’ye yönelik kapsamlı bir saldırı başlattılar. Mursi ise son ana kadar ordunun onu yalnız bırakmayacağını düşündü. Hatta bir konuşmasında Ordu’nun ona asla sırtını dönmeyeceğine inandığını bildirdi (“bunu aklınızdan bile geçirmeyin, bunlar pırlanta gibi insanlar, hepsini tanıyorum, hepsi rejime sadık”). Dolayısıyla İhvan kendi kaderine muktedirleri ortak ederek, muktedirlerin bir gün onu da ezebileceğini akıl edemeyerek kendi mezarını kazdı.” (s. 32) [1]

Mısır'da İhvan'ın siyasi iktidarla birlikte meşruiyetini de büyük ölçüde yitirmesinden, toplumun Sisi gibi bir despota mecbur edilmesinden çıkartılacak birçok ders var. Hazem Kandil, bütün bunları tartıştıktan sonra şu temel soruya varıyor: Siyasal İslâm’ın kalıcılığının teminatı iktidarı sağlama almak adına daha ceberut, dışlayıcı ve kindar olmak mıdır yoksa demokrasi ortak paydasının içini haklar ve özgürlüklerle doldurmak mıdır? Bu sorunun cevabını öncelikle Müslümanlar (siyasal İslâm'ı sahiplenen kitleler) verecekler ve bu tür sorulara sağlıklı cevaplar vermenin yolu hayatta iktidar arzusundan gayrı değerlerin de olduğunu hatırlamaktan geçiyor.

İslâm peygamberi -Gazali tarafından aktarılan- bir hadisinde “Kısa bir süre tefekkür etmek altmış sene ibadetten hayırlıdır” der (Gazali, “Ledünnî İlim Risalesi”). İktidarın pırıltısına kapılıp gitmek, dünyaya ya mazlum ya muktedir penceresinden bakmak yerine tefekkür etmek, insani değerler etrafında derinleşmek dün olduğu gibi bugün de önemli.


[1] Hazem Kandil, "Sisi's Egypt: A Makeshift Pharaoh", New Left Review, 102, Kasım-Aralık, 2016.

[2] Hazem Kandil, Inside the Brotherhood, Polity Books, Eylül 2016.