Anasayfa > Haftalık Yazılar > Referandum Ritmi

Referandum Ritmi

Polat S. Alpman

30 Mart 2017

Referanduma kilitlenen memleket gündemi, yine kendisi dışında başka şeylerle ilgilenmeye imkân bırakmadığı için her yerde siyasetle, siyasetin abuk sabuk halleriyle ilerliyor. Büyük olasılıkla bu referandum süreci bittiğinde geriye kalanlar Türkiye’deki siyasal arayışların hangi istikamete doğru yol alacağını belirleyecek.

Referandum'da basit bir Evet-Hayır seçeneği ile karşı karşıya kalınmadığı, bu seçeneklerden hangisi çıkarsa çıksın, Türkiye'de köklü bir takım değişimlerin yaşanacağı gibi uzun boylu tahlillerin gerçekçiliği konusundaki kuşkuları bir kenara bırakarak, oluşmakta olan yeni dirençlerden söz edilmesi mümkün. Bir başka ifadeyle, çok yönlü kutuplaşmanın yaşandığı Türkiye'de bir taraf Evet seçeneği üzerinden fantastik bir güç hikâyesine yüzde 51’i ikna etmeye çalışırken geri kalan tarafların birbirinden bağımsız Hayırları Türkiye’nin gerçekliğini ve gerçek mücadelesini içeriyor. Bu gözlem sadece siyasi partiler etrafında kümeleşen kutuplaşmalar için değil, partilerden bağımsız ve önemli ölçüde sınıfsal bir içeriğe sahip.

Evet'in hikâyesine ikna olmaya oldukça teşne bir seçmen kitlesinin, özellikle son 10 yılda, kademeli olarak arttığı ve siyasal aidiyetlerin kimlik üzerinden kurulmasının baskın niteliklerden biri haline geldiği, rasyonel seçmen oranlarının görece azaldığı, ideolojik seçmen kitlesinin büyük ölçüde arttığı öne sürülebilir. Buna rağmen referandum sürecinde milliyetçilik, muhafazakârlık ve kaldığı kadarıyla İslamcılık bileşkesinde anlatılan Evet’in hikâyesi güçlü, kudretli, korkulan bir yeni Türkiye hayalini içermesine rağmen arzu ettiği ritmi yakalayamadı. Oysa AKP-MHP koalisyonun ürettiği milliyetçi-muhafazakâr sağ cephenin oluşturacağı siyasal enerjinin, bir klişeler yumağı bile olsa, anlattığı "ver mehteri" coşkusunun tabanda daha geniş bir karşılık bulması beklenirdi.

AKP, MHP'nin yönetimdeki kadrolarının desteğini almayı başarmasına rağmen kendi tabanında ve hatta kadrolarında oluşan isteksizliklerin nedenini anlamak ve açıklamak yerine kısa vadeli hasımlaşmaların sağlayacağı irrasyonel eğilimlere ve tepki oylarına gözünü dikmiş gibi görünüyor. Bu sayede Evet tercihinde bulunacak olan seçmenlerde bir tür coşku yaratmaya çalışan AKP’nin arzu ettiği tarafgirliği yakalayabildiğini söylemek zor. Türk sağının bohçasındaki söylem malzemelerinin neredeyse hepsi, mesela “Evet derken, ay yıldızlı al bayrak yere düşmesin, ezanlar susmasın, şehitler ölmesin, vatan bölünmesin, diyoruz” [1] gibi basmakalıpların saçılıp savrulmasına rağmen tabanda hakiki bir coşkunun sağlanamamasının hikmeti ne olabilir? Kan ve zafer vaat eden, bölücü ve yıkıcı uluslararası komplolardan söz eden büyük ve yüksek sesli cümlelere rağmen hem AKP'nin hem de MHP'nin Evet tercihinde bulunacak kesimleri bile bu partilerin arzu ettiği tempodan uzak ve isteksiz görünüyor.

15 yıllık iktidar sürecinde kademeli olarak, özellikle 15 Temmuz ve sonrasında ilan ettiği OHAL ile birlikteAKP’nin, bugün devlet partisi hüviyetini taşıdığı öne sürülebilir. Bu iddiayı doğrulayan ve AKP’nin devlet ileözdeş hale geldiği, bütünleştiği şeklinde yapılan yorumları doğrulayan birtakım gelişmeler, referandum sürecinde gizlenemeyecek kadar bedahet halinde gözler önüne seriliyor. Tarafsız ve bağımsız olması gereken kurumların referandumda Evet seçeneğinden yana tavır aldığı ya da almak zorunda kaldığı, kurumsal olarak Evet tercihini milli ve manevi bir sorumluluğun gereği gibi sunulduğu buyandaşlık biçimi, fiili olarak yaşamakta olduğumuz Evet’in parodisi gibi sergileniyor.

Referandum sürecinde, ensıradan demokrasilerde bile gündelik siyasetin üzerinde olması beklenen kurumlar AKP-MHP koalisyonun bir bileşeni gibi hareket etmeyi sıradanlaştırmış durumda. Bu durum, yani devletin, devlet kurumlarının, bürokrasinin referandumdaki seçeneklerden birinin yanında tavır alması seçim sürecini sakatlayan en önemli unsurlardan biri olarak tarihe geçecektir. Evet seçeneğini her yerden ve sürekli duyuran, ancak Hayır seçeneğini hokus-pokus ile geçiştiren yeni medya düzeni, Hayır tercihinden yana tavır almak ile terörizmi desteklemek arasında ilişki kuran hegemonik söylem, Hayır propagandası yapanların kolluk kuvvetleri marifetiyle baskı altına alınması, suç örgütüyle irtibatlı mafya, çete üyesi ya da lideri olan kişilerin Hayır diyenleri alenen tehdit etme cüreti ve benzeri olumsuzluklar bu gelişmelere eklenebilir.

Burada ilginç olan AKP-MHP gibi toplam oy oranı yüzde 70’lere ulaşan bir koalisyonun, kendi seçmen tabanını Evet seçeneğine ikna etmekte yaşadığı zorluk. Referandumdan çıkan sonuç ne olursa olsun, bu sonuç Türkiye’deki milliyetçi-muhafazakar seçmenlerin gelecekten beklentileri ya da umutları ile mevcut sağ partilerin ufku arasında gittikçe açılan mesafeyi kapatamayacak gibi görünüyor. Sandıktan Evet çıkabilir. Ancak Evet kampanyasını yürütenler açısından yüzde 65’in altında çıkan her Evet oranı, bir yönüyle başarısızlık olarak kabul edilmelidir. Hamasetin bu kadar hoyratça kullanıldığı ve milliyetçi – muhafazakâr söylemlerin toplumun üstüne baştan aşağı boca edildiği bir propaganda sürecine rağmen AKP-MHP koalisyonunun yüzde 65’i bulamaması, Türkiye’deki siyasal arayışın sağ siyaset içerisinde yükselen otoriterliğin sınırlarını gösteren bir sonuç olarak kabul edilebilir.

Hayırlar mevcut baskılara ve sindirme çabalarına karşı, biraz da bu iklim sayesinde ve onun içerisinde yükselme şansı yakaladı. Saadet Partisi, ÖDP, CHP ve HDP gibi partilerin dışında, farklı dinamiklerle ortaya çıkan bu Hayırlar, Türkiye’de bir süredir tekçiliğin baskısı altında örselenen çoğulculuğun içerisinden çıkıyor. Hayırlar, Evet’in anlattığı hikâyeye ikna olmayan ve Evet’te totaliter bir rejim gören kalabalıkların, farklı grupların endişesini yansıtıyor. Evet’in oldukça şiddet yüklü agresifliği karşısında Hayırların birbirinden farklı biçimlerde varlık gösterebilmesini sağlayan bu çoğulculuğu bastırmak, sesini boğmak mümkün olsa bile onu yok etmek pek mümkün değil.

Hayırların ortak bir hikayesi yok. Bunu Hayırlar için dezavantaj olarak değil, neyi koruyacağına ilişkin bağımsız ve fakat kolektif bir arayış olarak yorumlamak mümkün. Neyi koruyacakları konusunda farklı endişelere sahip olanların ortak Hayırlarından oluşan sosyo-politik direncin iktidar bloğunun bütün baskılarına rağmen devam ediyor olması ise Türkiye’nin demokratik bir ülke olmaktan başka çaresinin olmadığına ilişkin iyimserliğin nedenlerinden biri. Bir başka ifadeyle, farklı nedenler ve gerekçelerle ortaya çıkan Hayırların siyasal alan arayışı, Türkiye’nin nasıl bir ülke olması gerektiğine verilen cevaplardan biri olarak da yorumlanabilir.

Hayırlar çoğulculuğun, gerçek demokrasinin, çok seslilik klişesinin gecikmiş görünümlerinden biri olmasına rağmen yoğun bir biçimde devam eden sosyal ve politik yıpranmalar karşısında durabilmenin gayretini içeriyor. Bir demokrasi talebi gibi görünse de daha çok bir muhafaza. Demokrasi namına elde kalanlardan daha ilerisine gidebilmek için verilen kolektif bir çaba. Evet kadar sesi gür değil ama etkisi daha sahici, daha kalıcı.

Bu nedenle Hayırların çoğulculuğu iktidar için onulmaz dert, çünkü neye ve neden Hayır denildiği apaçık ortada. Hatta Hayırların çoğulculuğunun bizatihi kendisi Evet çıkmasıyla birlikte otoriterlikten totaliterliğe yapılacak geçişe yönelik bir müdahale çabası olarak yorumlanabilir. Yine bu nedenle CHP ve MHP tabanında gözle görünür olan Hayır ile HDP’nin Hayır’ı arasında ortaklıklar bulmak çok kolay değil, ancak Evet’e karşı korunması gereken şeyin ne olduğuna ilişkin her kesimin kendi dertleri var. Benzer bir durum AKP içerisindeki muhtemel Hayırlar için de geçerli. Ancak daha önemlisi partiler dışında ya da partizanlıktan bağımsız bir biçimde oluşan Hayırların dinamik bir biçimde dolaşımda olmasıdır. Çünkü toplumsal kesimlerin demokrasi talebi, mevcut Hayırların toplamından oluşan ve hatta onu da aşan hakiki istikrar arayışının ürünüdür.

Oysa Evet’in istikrar söylemi gittikçe istikrar ile totaliterliği, tek adam rejimini özdeşleştiren bir söyleme ve nihayetinde tek adamlık savunusuna sıkıştırıldı ve bunun olağanlaştırılmasına neden oldu. Hayırların istikrar umudunu ve beklentisini, hayati bir seçimmiş gibi sunulan referandum sonucundan daha çok Hayırları ortaya çıkaran dinamiklerde aramaları, Türkiye’deki demokrasi mücadelesinin tuhaf kazanımlarından biri olarak yorumlanabilir. Gelinen noktada Türk sağının kurulabilecek en büyük koalisyonlarından biri karşısında alınacak sonuç ne olursa olsun, Evet’in karşısında Hayırların ürettiği bereket, bu topraklar için umudun hala var olduğunu gösteriyor.



[1] “Rejim değişikliği yapılıyor demek bilgisizlik değilse çarpıtmadır”: link