Anasayfa > Haftalık Yazılar > İdlip ya da Peşaver Sendromu

İdlip ya da Peşaver Sendromu

Mete Çubukçu

23 Ağustos 2017

2011'de Suriye'deki ayaklanma, rejimin demokratik taleplere çok sert yanıt vermesi üzerine, muhalefetin çabuk silahlanması/silahlandırılması; Suriyeli olmayan unsurların ülke içinde birden ortaya çıkması sonucu bir iç savaşa sürüklendi. Bugün bölge ve dünya ülkeleri için tehlike oluşturan IŞİD, El Kaide veya bunların türevi örgütlerin temeli ayaklanmanın ilk yılları, hatta ilk aylarında atıldı. Belki de başta ABD olmak üzere birçok ülke kısa sürede Esad'ın devrileceğini dolayısıyla bu tür örgütlerinin yeşermeye fırsat bile bulamayacaklarını düşünüyorlardı. Ama olmadı. 

Peki ne oldu?

6 yıl boyunca IŞİD gibi bir örgüt ile ondan aşağı kalmayan El Kaide uzantısı yapılar Suriye'deki iç savaşı domine ederken bırakın Suriye yönetimini devirmeyi, sadece Suriye değil çevre ülkeler hatta dünya için, sadece bugün değil gelecek açısından da büyük tehlike oluşturdu.

IŞİD var olan haliyle yolun sonuna geldi. Musul'dan sonra Rakka'da da benzer bir son yaşanacak. IŞİD yeni formatları ile muhtemelen önümüzdeki dönem karşımıza yine çıkacak ancak Irak ve Suriye'deki "hilafet öyküsü” çok hızlı bir yükseliş ve düşüşle sonuçlandı.

Ama El Kaide duruyor hem de sınırımızın yanı başında Hatay'la 150 km sınırı olan İdlip bölgesinde. El Kaide'nin Suriye'deki yapılanması Heyet Tahrir Şam (HTŞ) adlı örgüt bu kentte diğer örgütleri püskürterek yönetimi ele geçirdi, Bab El Hava sınır kapısını kontrol etmeye başladı. Bunun üzerine Türkiye Cilvegözü sınır kapısını tek taraflı olarak kapattı. Diğer cihatçı örgütler de kent dışına çıktı. Bugün Türkiye sınırında, başlarında El Kaide olmak üzere cihatçı örgütler toplanmış durumdalar. Suriye'nin değişik yerlerinde irili ufaklı bu örgütlerden bazıları bulunsa bile artık hemen hepsi İdlip ve civarındalar.

Suriye iç savaşının başında dünyanın dört bir yanından Suriye’ye akan "mobil cihatçılar"ın bir süre sonra El Kaide benzeri yapılar altında (o yıllarda henüz IŞİD en azından bu haliyle yoktu) toplanacağı tahmin edilebilirdi; en azından Afganistan ve Irak tecrübelerinden sonra. Çünkü benzer savaşlarda güç kimde ise diğer örgütler ona biat etti. Suriye'de yönetimi devirmek için şimdi farklı cephelerde bulunan birçok ülke Suriye'ye yönelik cihatçı/Selefi akınını görmezden gelmiş, belli ülkeler bu gruplar için "yol olmuştu”. Daha sonra bu durumdan en çok sınırdaş ülkelerin etkileneceği de biliniyordu. O dönem yıllar sonrasına dair sorulan soru da şuydu:

Türkiye sınırında Peşaver olur mu?

3 yıl önce şöyle yazmışım: "Türkiye Suriye’deki ‘Peşaver’den nasıl kurtulacak belli değil. Bu nedenle enerjisini Suriye’deki rejimi devirmekten çok bir gün sonra ne olacağını hesaplamaya harcamalı… Geçmiş tecrübelere bakılarak en büyük riskin Peşaver sendromu olduğu söylenebilir. Nedir Peşaver sendromu? ABD etiketli, Suudi finansmanlı, Pakistan istihbaratı eğitimli Taliban’ın Peşaver’de örgütlenip ardından Pakistan’da hâlâ devam eden problemlere neden olması. Pakistan’da eğitilen Taliban toplumsal dokuya sirayet etmiş, o dokuyu belirlemiş ve Pakistan’ın kuzeyini Taliban yurduna çevirmiş, Pakistan Taliban’ı da o yapıdan doğmuştu."

"Peşaver metaforu" aslında cihatçı/selefi yapıdaki örgütleri destekleyenlerin daha sonra bizzat bu örgütlerin hedefi haline geldiği bir tür bumerang etkisini anlatmak için kullanılan bir kavram. Artık çıkış noktasını çoktan aşmış ve taktik değiştirmiş örgütler olsa da 1 Eylül’den bugüne kadar gerçekleşen birçok terör eyleminde bunun izlerini görmek mümkün.

Tabii ki hiçbir olay birbirinin aynı değildir ama benzerlikleri olabilir. Türkiye ile Pakistan gibi farklı coğrafya ve sosyolojisi olan iki ülke. Türkiye sınırında Pakistan boyutunda bir tehlike olamayabilir belki ama belli ölçülerde risklerin olduğu söylenebilir. Türkiye buradaki El Kaide oluşumunu desteklemese, El Kaide’yi terör örgütü olarak kabul etse bile sonuç olarak Suriye iç savaşında bu grupların gelip dayandığı nokta Türkiye sınırının öte yanı oldu. Bu gruplar bir anlamda burada sıkıştı. Durumun, Astana ve çatışmasızlık bölgeleri sürecinin bir tarafı olan Türkiye’nin de içinde bulunacağı bir çözüme ihtiyacı var. Ama tam anlamıyla Türkiye’nin inisiyatifi söz konusu değil artık.

Nereye gidecekler?

Türkiye haritasının Suriye sınırlarını içeren bölümünü gösteren bir haritayı önümüze alırsak mevzuyu daha iyi anlayabiliriz. Zaten Ortadoğu'daki birçok sorunu ya da sorunlu bölgeyi değerlendirip anlamaya çalışırken bölge haritasının hep önünüzde olmasını tavsiye ederim.

Hatay sınırında 150 kilometrelik bir alanda Türkiye'nin önümüzdeki dönemini etkileyecek olan bir gelişme söz konusu. 6 yıllık savaşta farklı muhalif örgütler İdlip'te toplanmak zorunda kaldılar. Bir anlamda buraya sürüldüler, sıkıştırıldılar. Karşılarında Suriye ordusu ve Rusya var. Suriye ordusu, bu kişileri Halep'ten sürerken bunu da düşünmüştü. Çünkü sürüldükleri yer Türkiye sınırıydı.

Şimdi bu grupların bundan sonraki adımda ne yapabilecekleri büyük bir soru işareti. Çünkü Esad ve Ruslar bu örgütleri orada tutmayacak ve Türkiye'ye sürmeye zorlayacak gibi görünüyorlar. ABD, İdlip konusunu dikkatle takip ediyor. Bu grupların teslim olmayacağını kabul edersek bir diğer seçenek Türkiye'ye Türkiye'nin kontrolündeki 100 kilometrelik Cerablus hattına Türkiye üzerinden transfer edilmeleri. Daha önce Menbiç bölgesinde bu grupları YPG'ye karşı “kullanmayı düşünenler de olmuştu ama bu sadece Türkiye'nin vereceği bir karar değil. Öte yandan Türkiye İdlip konusunda bu kez daha dikkatli gibi görünüyor.

İdlip'te toplanan ve El Kaide kontrolündeki HTŞ ve diğer cihatçı yapılanmalar aslında bu savaşta bu tür örgütleri destekleyen ülkeler açısından yeni bir başarısızlık hikâyesi.

Çünkü altı yıl boyunca isim değiştiren onlarca Selefi grup, Suudi Arabistan, Katar, ABD tarafından desteklendi. Türkiye tarafından örgütlenen ve görece ılımlı olduğu (bu kavram tartışmalıdır) ÖSO'nun ise esamisi bile okunmuyor. Gelinen son noktada İdlip'te son ismi Heyet Tahrir Şam olan El Kaide grubu yine El Kaideci ama sözüm ona örgüte biat etmeyen Ahrar Şam'ı devre dışı bıraktı. ABD'nin bu tür örgütlere artık yardım yapmayacağını açıklaması, Suudi, Katar, Türkiye işbirliğinin dağılması, savaş ağası haline gelen ve savaş rantı ile ayakta kalan bazı örgütlerin HTŞ karşısında tutunmalarını zorlaştırdı.

Ahrar Şam ise yeni bir lider seçerek dünyaya El Kaide'den koptuğunu ispat etmeye hem de bombardımanlardan kaçınmaya, ABD ve Rusya'ya “değiştim ve Suriyeli bir örgütüm” mesajı vermeye çalışıyor. Eğer önemliyse Ahrar Şam sadece diğerine göre daha Suriyeli bir örgüt sayılabilir. HTŞ de hâlâ yabancı savaşçıların hatırı sayıda etkisi olan bir yapılanma.

Peşaver binlerce kilometre uzaklıkta bir tehlikeydi. Ama 6 yıl içinde Suriye Afganlaştı. Pakistan 20 yıldır benzer sorunu ve terörü yaşıyor. Bu tehlike artık bize daha yakın. Çünkü Suriye yönetimi Rusya ile birlikte o grupları orada barındırmayacak ve sıkıştıracaktır. Buralarda binlerce sivilin olduğunu ve bu sivillerin korunması gerektiği açık. Ama şiddetli bir karşılaşma olacağı da kaçınılmaz.

El Kaide grupları Türkiye'ye yönelir mi? Bu grup içindeki sivillere karşı Türkiye sınırı açar mı? Suriye yönetiminin amacı tüm bu yapılanmayı Türkiye'ye yollamaya zorlamak. Tabii ki aynı bölge ve sınırda Türkiye açısından bir de PYD-YPG, Afrin “sorunu” söz konusu. Beri yandan nasıl sağlanacağı belli olmasa bile Suriye'nin toprak bütünlüğünü savunan bir Türkiye var. Yakında Suriye yönetimi ile belli bir süre için anlaşma durumunda kalan bir Ankara kimse için sürpriz olmamalı. Çünkü sınırın öte yanında sadece Peşaver değil çoklu sorun söz konusu. Zaman daha çok sürpriz gösterecek gibi.