Anasayfa > Haftalık Yazılar > Popülizm (VII): Rövanş, Korku, Öfke

Popülizm (VII): Rövanş, Korku, Öfke

Aybars Yanık

08 Eylül 2017

Jan-Werner Müller popülizmi anlamada çok gözlemlenebilir olmadığı gerekçesiyle öfke ve korku gibi kavramların açıklayıcı olduğundan şüphe ederken Slavoj Žižek, “Popülist Cazibe”[1] adlı makalesinde, Trump deneyimi için söylese de genelleştirilebilir bir önermede bulunmuştu: Buna göre Trump, gelir eşitsizliğinin giderilemez derecede büyümesi, işsizlik ve güvencesiz çalışma koşulları gibi, aslında genel olarak refah devletinin gerilemesinin sonuçları olan bir dizi rahatsızlığın neticesinde biriken öfkeyi sanıldığı gibi seferber etmiyor, tam aksine oradan doğabilecek enerjiyi soğuruyor. Böylece, belki de bu enerjiden doğabilecek “sol imkânı”, hakim sisteme karşı tamir edici değil, “dönüştürücü” olabilecek öfkeyi daha doğmadan boğup stratejik bir işlevi icra ediyor. Bu tür bir yorum, aynı zamanda sağ popülizmi ayırt etmeye yönelik bir girişim olarak da okunabilir pekâlâ.

Bilhassa sağ popülizmi açıklamakta biriktiği varsayılan öfkeyi anlamanın ve bu öfkenin popülist lider ve “halk” arasında nasıl bir konumda olduğunun araştırılmasının önemli olduğunu düşünüyorum. Fakat daha ziyade, hemen her araştırmada sıklıkla altı çizilen sosyal devletin çöküşünün sonuçlarının dışında, öfkeyi motive eden, onu gıdıklayan motivasyonları aramak daha anlamlı olabilir. Böyle bir güzergâh, bizi yalnızca liderin politik söyleminden kaynaklanan bir kavrayış yerine “halk”ının lideriyle hangi eksenlerde, niçin ilişkilendiğini ve/veya özdeşleştiğini, daha önemlisi lider ve halk arasındaki mesafenin kapanmasının nedenlerini kavramaya götürür.

***

Öfkeyi motive eden ilk etken, iktidara gelen (sağ popülist) liderin daha ilk baştan gayri meşru görülmesidir. Buna göre lider ve ekibi yönetmeye ehil ve layık değildir. Hatırlayalım, Trump seçildikten bir süre sonra Yale Üniversitesi’nden bir grup profesör, onun akıl sağlığının ülkeyi yönetmeye uygun olmadığını söylemişlerdi. Türkiye’ye dönelim, AKP’nin iktidara ilk geldiği yıllarda kimine göre takıye, bana göre kendini kabul ettirme vasıtası olarak benimsediği AB yolundaki hevesli tutumu, İslâmcı bir partinin ülkeyi yönetmeye ehil olmadığı şeklinde özetlenebilecek özsel bir gayri meşrulaştırma girişimine cevaben, uluslararası eksende yürütülen fakat “içe” yönelik bir meşrulaşma çabasının ifadesiydi. Seçilmiş iktidarı anlama ve açıklama çabasındansa onu konumlandırmanın/çerçevelendirmenin bir parçası olarak görülebilecek “abartılı” bir etiketleme, iktidarı seçen “halk”ın bu tür bir gayri meşrulaştırma girişimine reaksiyoner bir yanıtı ve irrasyonel bir aşırı yakınlaşmayı beraberinden getiriyor. Örneğin daha yenilerde Stern dergisi, Trump’ın Nazi selamı veren bir fotoğrafına kapağında yer verdi.

Daha önce başka bir yazımda, kavramların enflasyonist kullanımının işaret edilen gerçekliği açıklamayı güçleştirdiğinden, hatta bununla kalmayıp sis perdesini kabartarak olgunun idrakini imkânsızlaştırdığından bahsetmiştim. Dolayısıyla özcü veya olgusal gerçekliğin bedenine büyük gelen nitelemeler anlamayı ve açıklamayı felce uğrattığı gibi, ileride giderilmesi güç bir politik netice olarak lider ve “halk” arasındaki mesafeyi, halkın öfkesini tazeleyerek kapatıyor. Ayrıca “kutsal mazlumluk”[2] ideolojisine de yakıt ikmali yaptığını belirtip geçiyorum.

***

İkinci olarak ve belki de daha önemlisi, lideri ve partisini iktidara taşıyan belirli bir kesimi yetisiz ve irrasyonel görmek, şeytani bir kötülüğün mümessili olarak konumlandırmaktır. Bu durumda kitle liderine sıkı sıkı sarılmakla kalmayıp, bu etiketlemelere karşı liderinin ve kontrol ettiği kurumların yanıtlarına çok çabuk eklemlenmeye meyyal oluyor. Liderinin “halk”ı, yanıtların ve söylevlerin mantıksal tutarlılığına ve mantıksal sonucuna bakmadan, birtakım “yanlış” işlerin olduğunu bilmesine rağmen, belki de bile isteye söz konusu yanıtları benimsemekten uzak durmuyor.[3] Örneğin “çalıyorlar ama yapıyorlar” gibi bir defansif söyleme sarılabiliyorlar. Bu, gerçekliği görmemek şeklinde tanımlanabilecek anti-rasyonel savunma mekanizması, bize aynı zamanda siyasetin tamamen rasyonel zeminde boy göstermediğini, onun temellerine (zorunlu olarak) sadık kalmadığını, algılar ve duygulara yatırım yapılabilecek bir alan olduğunu da söylüyor olmalı. Bu savunma mekanizması tarihsel önyargılarla beslenebilen bir biçim de alabiliyor. Vice News’un Charlottesville’deki çatışmaları konu alan bir belgeselinde Altın Şafak’tan feyiz aldığını söyleyen bir Klu Klux Klan mensubu, kendilerinin “gösteri” yapmasına izin vermeyen ve olağanüstü hal ilan edilmesine karşın sokaklarda dolaşıp eylem yapmaya devam eden karşıtlarını (daha doğrusu öfkesini kanalize edebileceği karşıt bir şer cephesini) tanımlarken şu cümleleri sarf ediyor: “Kapitalist sınıfın evlatları, burjuvazi ve statüko bizi bozguna uğratamaz (…) Radikal sol, şirketler, devlet, hepsi Yahudilerle aynı tarafta yer alıyorlar”.[4] Ek olarak bir karşılıklı beslenme de söz konusudur. Lider de “halk”ını abartılı ahlâki vasıflarla taçlandırır. “Halk”ının özsel olarak “iyi” ve “masum” olanı temsil ettiğini iddia etmeye imkân bulur, daha kötüsü meşruluğunun tek dayanağı “yoz”u ve “kirlenmişi” değil, “iyiyi, masumu, temizi” temsil etmesi olur –çoğunlukçu politika mantığı da buradan yeşerir. Bu sayede icraatlarına yönelik her türlü eleştiriyi önemsizleştirip devre-dışı bırakma kapasitesi elde eder.

Karşılıklı beslenmeye bir diğer örnek, aslında bir tür mafya şebekesini andıran ilişkilenme biçimidir; korkunun öfkeye ve hınca dönüştüğü moment daha da belirginleşir: Hareket kabiliyetini yitirmiş, sözünün kıymeti olmadığını düşünen ve gündelik hayatın acımasız devinimi içerisinde lime lime edilmiş ve bu yüzden de gidişata müdahale edemeyeceğini deneyimleyen “halk” liderine sadık kaldıkça yeniden bölüşüm ve dağıtım ağına eklemlenebilir, daha doğrusu var kalabilir. Bu var olma biçimini kaybetmek, başka türlü “zaten” var kalamayan destekçiyi müşteri haline getirir. Sağ popülist lider yurttaşa değil, müşteri memnuniyetine bakar, dolayısıyla onu rehin alır. Müşteri, altında durduğu şemsiyeyi kaybetmeyi kolaylıkla göze alamaz ve başka türlü var olamayacağına inandığından, hem dışarıya (yani şer cephesine) karşı hem de içerisinde var olabildiği ağa karşı korku ve kaygı hisseder. Böylelikle kendisine ve altında var olabileceği iktidar mekanizmasına dair “özcü yaftalamalar/etiketlemeler” tepkisini öfkeyle ifade etmesini sağlayabilir. Liderin öfkeyi, öfkenin de lideri beslediği bir döngü söz konusudur. Dolayısıyla bilse de görmezden geleceği “gerçekler” bir vicdan meselesi olmaktan çok, ancak rehin kalarak var olabildiği ağın hareket kabiliyetini ortadan kaldıracak derecede kısıtlayıcı olması meselesidir. Kendisine ve liderine gelecek her tenkidi sert bir savunma mekanizmasıyla, kimilerinin irrasyonel bulduğu argümanlarla algılayarak ve bir “rövanş” imkânı yaratarak karşılar. Söylemeye gerek yok, bu rövanş mantığı, çok güncel olaylara referansla anlaşılabileceği gibi önyargıları besleyebilecek tarihsel referanslarla da anlaşılabilir: Şer cephesinden katiyen hayır gelmez! Lider ile halkı arasına girebilecek hemen her aygıt, bu ittifakın bir parçası olarak kavranır. Makası açabilecek her vasıta, halkın aleyhinedir.

Öyle görünüyor ki sağ popülizmi kitlelerden doğru okumanın bir yolu da korku ve öfkeyi anlayabilmekte yatıyor. Burada hayati olan sağ popülizmin gücünü bu öfkeden değil, öfkeyi yönetebilme ve yönlendirebilme becerisinden devşirdiğidir. Şimdilik, maalesef, neoliberalizmin yakıcılığı ve yıkıcılığına karşı verilebilen en etkili cevap, budur.

Sol siyasetler öfkeyi kriminal bir vakaya indirgedikçe ve siyasetin mümkünlüğünü yalnızca bilgi ve gerçeklik meselesine havale eden katı rasyoneliteden medet umdukça da böyle devam edecek gibi duruyor.



[1] Slavoj Žižek, “Popülist Cazibe”, Heinrich Gieselberger (haz.) Büyük Gerileme, Metis, İstanbul, 2017.

[2] Fethi Açıkel, “‘Kutsal mazlumluğun’ psikopatolojisi”, Toplum ve Bilim, sayı 70, 1996, s. 153-198.

[3] Bu nokta için şu yazıya bakılabilir: Ayşe Çavdar, “Reis’in taifesi: Lümpenburjuvazi vs. avam”, artıgerçek, 29 Temmuz 2017, https://www.artigercek.com/reis-in-taifesi-lumpenburjuvazi-vs-avam

[4] “Charlottesville: Race and Terror”, VİCE News, 21 Ağustos 2017, https://news.vice.com/story/vice-news-tonight-full-episode-charlottesville-race-and-terror