Diz Çökmek

Polat S. Alpman

28 Eylül 2017

Türkiye’nin gündemi Irak’taki Kürdistan Bölgesel Yönetimi tarafından yapılan referanduma odaklandığı sıralarda Kadri Gürsel’in tahliye edildiği, diğer Cumhuriyet gazetesi çalışanlarının ise tutukluluğunun devamına karar verildiği haberini geçti. Barzani referandum sonuçlarından hemen sonra Irak merkezi hükümetine “bize yardımcı olun, görüşme kapılarını kapatmayın” derken, İran ve Türkiye’den de çözüm için yapıcı olmalarını istedi. Kürdistan’ın bağımsızlık sürecinde dayanışma gösteren herkese ihtiyacını olduğunu ifade ediyor, dostluk eli uzatıyordu. Kadri Gürsel’in çıkar çıkmaz söylediği ilk şey ise dayanışmanın önemiydi. Birçok kişi, kurum ve örgütü sıraladıktan sonra onların gösterdiği dayanışmanın öneminin altını çizdi. Kötülüklerle, fenalıklarla, zulümlerle, afetlerle karşılaşan insanların dayanışma göstermesinde bir erdem ya da değerden daha önemli ya da belirleyici olan husus, sorumluluk duygusudur. Kendi ilkelerine, içinde yaşadığın topluma, sana benzeyen ve benzemeyenlere, seninle birlikte ve senden sonra yaşayacak olanlara karşı hissedilen bu sorumluluk duygusunun ve onun dayanışma biçiminde ortaya çıkmasının ilginç bir örneği de Amerika’da gerçekleşiyor. 

2016 yılında, milli marş çalındığı sırada polisin siyahlara karşı orantısız güç kullanmasını protesto etmek için diz çöken bir Amerikan futbolu oyuncusuyla başlayan ‘diz çökme’ eylemi, düşük ve arada sırada tekrarlanan hafif bir tempoyla devam ediyordu. 22 Eylül’de Alabama’da miting yaparken polis şiddetini protesto eden Amerikan futbolu oyuncuları için kendisini dinlemeye gelen seçmenlerine “Siz de futbol takımı sahiplerinin, bayrağa saygısızlık yapan oyunculara, ‘O o….. çocuğunu sahadan atın hemen… Kovuldu’ demesini duymak istemez misiniz” diye bir herze yedikten sonra diz çökme protestosu dalga dalga yayılmaya başladı. İnsan, Trump’a bakınca beterin beteri varmış, demekten kendini alamıyor… Trump’ın bu sözlerinden sonra Amerika’daki en popüler oyunlar olan beyzbol ve basketbol oyuncularının diz çökmeye başlaması, NBA oyuncuları ile twitter üzerinden didişmeleri ve Dallas Cowboys ile Arizona Cardinals maçından önce oyuncuların beraber diz çökmesi, hatta Dallas Cowboys kulübünün sahibinin de oyuncuları ile birlikte diz çökerek Trump’ın “oyuncuları kovun” çağrısına ‘cevap’ vermiş olması manidardı. Bir başka takım oyuncuları ise üzerinde #ImWithKap (diz çökme eylemi başlatan Kaepernick isimli Amerikan Futbolu oyuncusunu kastediyorlar) yazan formalarla sahaya çıktı.

Aslında bu liste çok uzun ve daha da artacak gibi duruyor. Trump’ın ifade hürriyetinden nefret eden ve vatan, millet, bayrak üzerinden hamasi lafazanlıklarla bu nefreti örtbas etmeye çalışmasının ilk örneği bu değil, son örneği de olmayacak. Ancak burada asıl önemli olan, sadece çok sınırlı sayıda kişinin sürdürdüğü bir protestoya, diz çökme eylemine, tahammül edemeyecek kadar dar gönüllü Amerikan Başkanı’nın “kovun bunları” buyurganlığından sonra yaşanan aksi gelişmeler. Başkan’ın “kovun bunları” emrine uymak yerine oyuncularıyla birlikte protestoya katılanlardan biri de, Trump’ın kampanyasına bir milyon dolar bağış yapan J. Jaguars takımının sahibi Shad Khan (link).

Hatırlanacak olursa, bu yılın Ağustos ayında, Virginia Eyaleti’ndeki Charlottesville kentindeki bir heykelin kaldırılmasıyla ilgili protestolarda beyazların üstünlüğünü savunan ırkçı gruplar ile ırkçılık karşıtı olanlar çeşitli gösteriler tertip etti. Dünyanın her yerinde olduğu gibi ABD’de de ırkçıların melânetinden bahsetmeye gerek yok. Irkçı bir beyazın aracını kalabalık grubun üzerine sürmesi nedeniyle 1 kişi öldü, otuzun üzerinde kişi de yaralandı. Trump’’ın o dönemde verdiği tepki “iki tarafında sergilediği nefreti, bağnazlığı, şiddeti kınamak”tı; iki tarafında… o dönemde Trump’ın ırkçılar ile ırkçılığa karşı olanları ahlaki olarak eşitlemesi, beyaz ırkın üstünlüğünü savunan ırkçılardan açıkça söz ederek onları eleştirmemesi ve kınama tonundaki gönülsüzlük nedeniyle eleştirilmişti. Irkçıları eleştirmekte oldukça isteksiz olan Trump’ın polis şiddetini protesto eden sporcular için galiz küfürler etmesi ve kulüp sahiplerinden onların kovulmasını istemesi bizi pek şaşırtmaz; oralarda şaşıranlar olur mu, bilemiyorum. Gelinen noktada, dünyanın en güçlü ve tehlikeli ülkesinin başındaki kişi, kendini yeniden küçük düşürmeyi başardı, fakat zerre-i miskal yüzü kızarmadan bunu da geride bırakacaktır.

Burada asıl dikkat çeken husus, Trump’ın ne yaptığı değil. O kendisine fazlasıyla oturan ancak vasat bir devlet yöneticisinden bile beklenmeyecek hamlıkları ve kafa karışıklıklarıyla gündemde olmaya devam edecektir. Asıl önemli olan Amerikan toplumunun, en azından toplumun önemli bir kesiminin, kendisini doğrudan ilgilendirmese bile bir kötülük ya da fenalık karşılaştığında, onunla ilgili karşıt-tutum sergileyebilmesinde. Müslümanların ABD’ye girişini yasakladığı zaman da benzer bir tepki oluşmuş ve Federal Mahkeme başkanlık Kararnamesi’ni askıya alasıya kadar havalimanlarında Müslümanlar lehine ve Müslüman olmayanların iştirakiyle gösteriler yapılmıştı. Bugün polis şiddeti nedeniyle ölen ya da zarar gören insanlar için diz çökenler, bir bayrak gibi kendini yarıya indirenler, Amerika’da yaşanan haksızlıklar karşısında susmak yerine, sahip oldukları şöhreti haksızlığı, kötülüğü ifşa etmek için kullanmayı tercih ediyorlar. Bu durum, Trump ve benzerlerini pek fazla ilgilendirmez, hafıza-i beşerin nisyan ile malûl olduğunu iyi bilecek kadar deneyimleri vardır. Ancak bu genellemeye uymayanlar da var. Onlar, yaşamak istedikleri toplumun nasıl bir toplum olduğu konusunda belli bir düstur sahibi olmak namına dayanışmayı ahlaki değil sosyal bir ödev olarak gördükleri için; kendilerini korumanın ilk kuralının kendisi gibi olmayanları korumak olduğunu bildikleri için dayanışma halindeler. Dayanışma, kendilerine ya da kendilerinden olanlara yapılmasa bile söz, yetki, karar gücünü menfaatleri uğruna, başkalarına kötülük ya da fenalık yapmak için kullanan kişileri ve onların neden oldukları kederi unutmamanın, unutturmamanın ilk kuralıdır. Hâl ile, dil ile, hiçbirine güç yetmezse kalp ile…