Anasayfa > Haftalık Yazılar > Kader Kurbanları

Kader Kurbanları

Polat S. Alpman

24 Mayıs 2018

Sosyolojinin kendine mesele ettiği konulardan biri olan suç, karmaşık, katmanlı, çok boyutlu ve önemli ölçüde sınıfsaldır. Suçu ve suçlu davranışı açıklamaya yönelik birçok farklı yaklaşım bulunur. Bu yaklaşımlar özetle suçun kişiler tarafından işlediğini, fakat bunun tek nedeninin suç işleyen kişiler olmadığını açıklar; bir başka ifadeyle suç, sadece suç işleyenlerin kişilik özelliklerinin bir sonucu değildir. Kültürden hukuka, ekonomiden dine, siyasetten eğitime kadar birçok sosyal faktör suçun ve suçlu davranışın oluşmasına neden olur. Farklı koşullar altında, farklı duygu, düşünce ve davranış geliştirmesi mümkün kişilerin, suça sürüklenmeleri ya da suç işlemek üzere kendilerini motive etmeleri, sadece onların iradesinin tezahürü değildir. Bu yorum, suç işleyen kişilerin iradesini, suç işleme konusundaki eylemlerini ortadan kaldırmaz. Ne de olsa benzer koşullar altında bulunan birçok kişi de suç işlememektedir. Demek ki, suça neden olan sosyal koşullar kadar, aynı zamanda kişinin iradesi de söz konusudur. Yapı ile fail arasındaki bu ilişkiden hareketle, suça bulaşmış kişilerin, bir anlamda, kader kurbanı olarak dile getirilmelerinde bir haklılık payı olduğu söylenebilir.

Devlet Bahçeli’nin cezaevlerindeki adi suçlardan hükümlü olan kişilerin af edilmeleri ve serbest bırakılmaları gerektiğine yönelik çağrısını dile getirirken onları “kader kurbanları” diye nitelendir-mesinin nedeni belki de bu bakış açısıdır. Ancak bu kurbanlara örnek olarak verdiği isimler, Alaattin Çakıcı, Kürşat Yılmaz gibi organize suç örgütü liderleri olunca neyin kader, kimin kurban olduğu konusunda Bahçeli’nin kafasının biraz karışık olduğu düşünülebilir. Böyle bir talebin ülkücü tabanda olumlu karşılanacağını, bu ve benzer isimlerin ülkücü harekete yeni bir enerji kazandıracağını düşünmüş olsa da, sıradan kişilerin bu talepten ürkmesini normal karşılamak gerekir. Meselenin Selahattin Demirtaş’ın Cumhurbaşkanı adayı olması nedeniyle tahliye edilmesi gerektiğine yönelik taleplerle ilişkilendirilmesi ise Türkiye’deki siyasal alanın geldiği durumu göstermesi bakımından özel bir ilgiyi hak ediyor. Konuyla ilgili Bahçeli’nin 12 Mayıs 2018 tarihinde attığı tweetlerde bu durum şöyle ifade edildi:

“FETÖ ve PKK faaldir! Öyle ki, tescilli ve sabıkalı PKK’lı Demirtaş’ın serbest kalması için yoğun bir kampanya söz konusudur. … Peki, ülkü ve ülke sevdalısı olan, davalarının gözü kara yiğitleri olarak bilinen mesela Alaattin Çakıcı, mesela Kürşat Yılmaz, 100 bin ülkücünün imzasıyla aday gösterilseydi, bu kahramanlarımız için de cezaevinden çıkarılmaları için bir kampanya yapılacak mıydı? Bu kardeşlerimizi taş duvarların ardında çürümeye terk etmek ne kadar adil ve adaletlidir?”

Aslında Bahçeli bahsedilen bu isimlerden herhangi birini aday olarak göstermek istese de bu kişiler birçok farklı suçtan hükümlü oldukları için hukuki bir engelle karşılaşabilirdi ama yine de sembolik sayılabilecek bir adım atabilirdi. Kaldı ki, bu profile uygun, fakat henüz hükümlü olmayan benzer kişileri bulmakta da pek zorluk çekmezdi, fakat ülkücü bir aday göstermeyi tercih etmedi. Bunu tercih etmediğine göre af meselesini gündeme getirmesinin arkasında, sıradan kişilerin anlamakta ve açıklamakta zorlanacakları başka sebepler olsa gerek.

Bahçeli af talebini ortaya attığında yapılan ilk yorumlar, af tasarısını AKP’nin hazırladığı, bunun Bahçeli tarafından dile getirildiğiydi. Fakat AKP sözcüleri hızla Bahçeli’nin önerisini reddetti. ‘Cumhur İttifakı’ ismiyle seçimlere giren bir koalisyonun, seçimlere kısa bir zaman kala, bu tür bir fikir ayrılığı yaşaması hayra alamet olmasa da, hükümetin duraksaması ya da “bu da nereden çıktı” diye hayıflanması, belki de Bahçeli’nin nevi şahsına münhasır siyaset tekniği ile açıklanabilir.

Bahçeli’nin bir sonraki açıklaması Cumhur İttifakı’nda bir çatlama olmadığını, meselenin gariban-larla ilgili olduğuydu. Şöyle diyordu Bahçeli:

“Biz de işte tam da bu noktada, ‘Terör suçundan tutuklu bulunanlar için gayret göstereceğiniz yerde 235 bin gariban var cezaevinde, bunlarla uğraşın’ dedik. … [Eğer hükümetin gündeminde böyle bir af konusu olsaydı] ‘Sağlıklı bir düşünceniz var ve bazı konularda olduğu gibi yine size destek veri-yoruz’ derdik. Ama böyle bir gündeminiz yok ise, bizim üzerimize düşen bir görev var. Biz, önce ülkem ve milletim, sonra partim anlayışıyla hareket ediyoruz. Aklımızda da hep Türkiye var.”

Bu alışıldık çerçevenin tekrarından hemen sonra, Bahçeli’nin af konusundaki ısrarını sürdürmek için ifade ettiği “seçime 1 hafta 10 gün kala bir talimat ile isyan başlatırlar ise ne olur” sözünün hem içinde bulunduğumuz dönem hem de yeni Türkiye’nin güvenlikçi iç politikası açısından biraz tuhaf olduğunu ifade etmek gerekir. Elbette böyle bir isyan “kader kurbanları”nın kendi iradeleri ile değil, FETÖ ve PKK tarafından kışkırtılmalarının bir sonucu olarak ortaya çıkacaktı [1]. Yine de cezaev-lerindeki isyanları bastırmak konusundaki kararlılığı ile bilinen devlet pratiğinden Bahçeli’nin ha-bersiz olmadığı iyi bilindiğine göre böyle bir ifadeyi tevil etmek zor olsa gerek.

Bu açıklamalardan hemen sonra Bahçeli’nin ismini zikrettiği ilk isim Çakıcı, ‘basın danışmanı’ vasıtasıyla önce HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli’yi, sonra da halen cezaevinde olan Demirtaş’ı tehdit etti. Çakıcı, Temelli’ye “Devlet Bahçeli’yi ağzına alacak adam mısın? Bak beni dinle, ben bu ülkede çok adam bayılttım seni de bayıltırım. … Devlet Bahçeli’ye bir kelime konuşursan seni bayıltırım ve bu Türkiye’nin her yerinde yurtdışına gittiğin zamanda seni mutlaka üç, beş kişi karşılar” dedi. Demirtaş’ı ise “talimat vermesi” halinde cezaevi koridoruna bile çıkamayacağını söyleyerek tehdit etti [2]. Bahçeli’nin ismini zikrettiği bir diğer kişi olan Kürşat Yılmaz ise Bahçe-li’ye bir mektup yazarak “Sürekli mafya liderliğini diline dolayanlara ve vatan hainlerine inat Devlet beyim mafya değil ülkü ve ülke sevdalıları kahraman gözü kara yiğitler olduğumuzu açıklamıştır” dedi. Mektubun devamında FETÖ’yü ilk deşifre eden kişi olduğu için cezaevinde olduğunu öne süren Yılmaz “[B]urada olsam dahi sesim dışarıdaki ülkü ve ülke sevdalılarınadır. Ey büyük Türk milleti Türkmen beyine omuz verin, arka çıkın. Büyük turan için, kızıl elma için, yedi düvele karşı yeni kurtuluş savaşımız için. Cumhurbaşkanı adayımız Recep Tayyip Erdoğan'dır. Bu ülkenin ve milletin kurtuluş reçetesidir. Filistin'in, Kudüs'ün kurtuluşudur. İpek yolunun yeniden varoluşudur. Tanrı dağlarının Hira dağına, Aral’ın Van Gölü'ne sırt vermesidir” [3].

***

Bahçeli’nin önce “gözü kara yiğitler”, sonra da “garibanlar” üzerinden romantikleştirmeye çalıştığı af meselesi, seçimlere giden hükümeti ikna etmeye yetmedi ve af talebi hızla reddedildi. Bu durum muhalefetin de işini kolaylaştırdı ve muhalefet, konuyla ilgili ciddi tartışmalar yapmak, gerçekçi sorular sorup yanıtlar aramak yerine, usulen bir şeyler söyleyip konuyu geçiştirdi. Karamollaoğlu “devlet affedecekse kendisine karşı işlenmiş suçları affetmeli, şahıslar arası cezaları ancak şahıslar affedebilir” diyerek [4], geçmişte Erdoğan tarafından da dile getirilen formülü tekrar etti ve böylece iktidardan muhalefete tüm çember tamamlanmış oldu. Ancak bu cılız tavır, sorunu şimdilik ötele-mekten fazla bir anlam taşımıyor. Çünkü Türkiye’deki tutuklu ve hükümlülerin cezaevlerinde kal-dıkları koşullarla ilgili ciddi eleştiriler var. 2006 ve sonrasında cezaevindeki tutuklu ve hükümlülerin sayısının sürekli artması, zaten olumsuz olan koşulların katmerlenmesine neden olmakla birlikte son yılarda birçok kişinin siyasi gerekçelerle tutuklandığı, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra 50 bin kişinin afla cezaevlerinden çıkarılmasına rağmen cezaevlerinin barınma kapasitelerini aştığı bir vaka.

Türkiye’de 1970 - 2005 yılları arasındaki yıllık ortalama 55 bin olan tutuklu ve hükümlü sayısının Ekim 2017’de 229 bin rakamına ulaşması [5] ve Mart 2018 tarihinde Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün toplam tutuklu ve hükümlü rakamını 240 bin olarak güncellemesi [6] Türkiye’de bir şeylerin ters gittiği gösteriyor. Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün verdiği bilgilere göre Türkiye’de 385 adet ceza infaz kurumu var ve bunların kapasitesi 209 bin. Adalet Bakanlığı 2018 yılı içerisinde tutuklu ve hükümlü sayısının 275 bine çıkacağını öngörerek, 2018 yılı içerisinde 45 adet daha cezaevi açılacağı daha önceden müjdelenmişti [7].

Bahçeli’nin aftan bahsetmesinin ve bu söylemin dolaşıma girmesinin, tutuklu ve hükümler ile onların yakınları üzerinde yapacağı etkiyi kestirmek zor değil. Şimdilik kısık sesle konuşulsa da cezaev-lerinin durumu ve tutuklu-hükümlü olan kişilerin koşulları, orta vadede gündemden düşecek gibi görünmüyor. Bir af çıkacaksa bile bunun kimleri kapsayacağı önemli bir sorun, çünkü “kader kur-banı” olarak nitelendirmekte haklılık payı olsa da verilen cezaların ya da cezalandırma sürecinin maşer’i vicdanda kabul görmemesi, mağdurların ve bir anlamda toplumun cezalandırılması anlamına gelir. Bahçeli, kötü popülizme iyi bir örnek olarak “[Ç]ocuk istismarcıları, tecavüzcüler, kadın katilleri, PKK’lılar, FETÖ’cüler hariç olmak üzere, demir parmaklıkların gerisinde özgürlük düşü kuran, zindanda gün sayan, dama düşüp sevdiklerinin ve sevenlerinin hasretini çeken kader kurban-larını afla taltif etmek” [8] gerektiğini söylese de Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü, Nisan 2016 tarihi itibariyle “Bazı Suç Gruplarına Göre Dağılım” [9] başlığı altında şöyle sıralamıştı:


 

Bu suç listesi çoğaltılabilir. Detaylar yoğunlaştıkça, her dosya kendi bağlamında ele alındıkça ‘kader’ ve ‘kurban’ kelimelerinin de pek anlamı kalmayacaktır. Yine de hatırlatmak gerek, suçlular, en az mağdurlar kadar toplumun bir parçasıdır. Bu nedenle ortada bir sorun olduğunu kabul etmek, bu sorunun halledilmesi için makulün aranması gerek. Ancak bu sorun, af çıkartılarak çözülecekse bile kimleri kapsayacağı, kimleri dışında tutacağı konusu, Bahçeli’nin insafına terk edilemeyecek kadar ciddi bir mesele. Ülkücü olduklarından bahsederek organize suç örgütü yöneticilerinden yerli ve milli kahramanlar türetmek tehlikeli ve ürkütücü, fakat sorun bununla sınırlı değil. Türkiye’deki suç ve suçlu sayısının geçen on yıl içerisinde bu kadar yoğunlaşmış olması, en az doların ani yükselişi kadar endişelenmeyi hak ediyor.Bu suç listesi çoğaltılabilir. Detaylar yoğunlaştıkça, her dosya kendi bağlamında ele alındıkça ‘kader’ ve ‘kurban’ kelimelerinin de pek anlamı kalmayacaktır. Yine de hatırlatmak gerek, suçlular, en az mağdurlar kadar toplumun bir parçasıdır. Bu nedenle ortada bir sorun olduğunu kabul etmek, bu sorunun halledilmesi için makulün aranması gerek. Ancak bu sorun, af çıkartılarak çözülecekse bile kimleri kapsayacağı, kimleri dışında tutacağı konusu, Bahçeli’nin insafına terk edilemeyecek kadar ciddi bir mesele. Ülkücü olduklarından bahsederek organize suç örgütü yöneticilerinden yerli ve milli kahramanlar türetmek tehlikeli ve ürkütücü, fakat sorun bununla sınırlı değil. Türkiye’deki suç ve suçlu sayısının geçen on yıl içerisinde bu kadar yoğunlaşmış olması, en az doların ani yükselişi kadar endişelenmeyi hak ediyor.



[1] “Bahçeli önce ‘kader kurbanları içeride isyan başlatırsa ne olur’ diye sordu, sonra ‘FETÖ kaos planlıyor’ dedi” Haberin ayrıntıları için bkz. http://t24.com.tr/haber/bahceli-feto-hapisteki-kader-mahkumlari-uzerinden-kaos-planliyor,630223


[2] “Bahçeli 'yiğit' dedi, Çakıcı’dan HDP'ye tehdit geldi” Haberin ayrıntıları için bkz: https://www.gazeteduvar.com.tr/gundem/2018/05/14/alaattin-cakicidan-hdpye-tehdtit/

[3] “Cezaevindeki Kürşat Yılmaz'dan Bahçeli'ye mektup: Bugünden sonra ölünceye kadar tutulsam da önemi yok” Haberin ayrıntıları için bkz. http://t24.com.tr/haber/cezaevindeki-kursat-yilmazdan-bahceliye-mektup-bugunden-sonra-olunceye-kadar-tutulsam-da-onemi-yok,630242


[4] “Karamolloğlu'ndan af tepkisi: Devlete karşı işlenmiş suçlarda af olur” Haberin ayrıntıları için bkz. https://www.gazeteduvar.com.tr/politika/2018/05/14/karamolloglundan-af-tepkisi-devlete-karsi-islenmis-suclarda-af-olur/


[5] Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü: “Yıllara göre mevcutlar”: http://www.cte.adalet.gov.tr/menudekiler/istatistikler/yeni_yillar.asp

[6] “Bakan Gül: 240 bin tutuklu ve hükümlü var” Haberin ayrıntıları için bkz: http://www.turkiyegazetesi.com.tr/politika/553517.aspx

[7] “2018’de 45 yeni cezaevi açılacak” Haberin ayrıntıları için bkz: http://www.haberturk.com/2018-de-45-yeni-cezaevi-acilacak-1701072

[8] “Devlet Bahçeli'den af çıkışı” Haberin ayrıntıları için bkz. https://www.cnnturk.com/son-dakika-devlet-bahceliden-cezaevlerine-af-onerisi


[9] Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü, “Bazı Suç Gruplarına Göre Dağılım”: http://www.cte.adalet.gov.tr/menudekiler/istatistikler/suc_profili.asp