Anasayfa > Haftalık Yazılar > Adalet için Dinlemek

Adalet için Dinlemek

Sema Aslan

23 Haziran 2019

"Telafi olarak addedilebilecek bir adalet beklentisi içindeyim."

Sergio Chejfec, Benim İki Dünyam 


Hrant Dink Vakfı, Colombia Global Centers İstanbul ortaklığında ve zorunlu göç üzerine çalışan foto-muhabiri Bikem Ekberzade'nin moderatörlüğünde, Colombia Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğretim üyesi, antropolog Zoe West'i ağırladı (söyleşi canlı olarak Hrant Dink Vakfı Facebook hesabı üzerinden yayınlandı; ben de online olarak takip edebildim). "Sözlü Tarih Yoluyla Hakikati Düşlemek" konulu söyleşide, özünü "adalet için dinlemek" cümlesinde bulabileceğimiz bir konuşma disiplininin ilkeleri aktarıldı. West, konuşmasında sözlü tarihçilerin kullandığı söyleşi tekniği hakkında bilgi verirken iki temel noktaya vurgu yaptı. İlki, işbirliği ve ortak yetki ya da yetkinin paylaştırılması; ikincisi ise derin dinleme. Sözlü tarih çalışmasında konuşulan kişinin tanıklığının bir mahkemede ya da hakikat komisyonunda tanıklık edeninkinden farklı olduğunu hatırlatan West, anlatıcının konuşmanın merkezinde olduğunu söyledi; mealen, gerçekler için değil anlam için dinlemek gereğinden, anlatıcıyı daha da daha da derin bir anlatıya teşvik etmenin lüzumundan söz etti, bu alandan tespit ve örnekleri aktardı. 

Daha uzun, daha derin, daha ayrıntılı anlatının en önemli işlevi, anlatıcıyı o sırada bulunduğu pozisyona raptiyelenmekten kurtarması, düşüncesinin ve duygusunun, varlığının köklerini de aktarmasına fırsat vermesi. Bu ‘fırsatla’ kuş gibi özgür olamıyor anlatıcı ama yerli yerine taşınan ayrıntılarla görece özgürleşebiliyor. Çünkü bu anlatı sayesinde mesela bir mültecinin sadece bir mülteci olmadığı, hikâyesinin bir bağlam taşıdığı ve bu bağlamın çoğunlukla ciddi anlamda şiddet içerdiği, bağlamı oluşturan koşulların ortadan kalkması halinde bile devam eden acının anlatılabileceği, “devam eden acı” diye bir şey olduğu görünür, anlaşılır hale geliyor.

Zoe West’in kendi sorup kendi yanıtladığı önemli bir soru var; sözlü tarih çalışmaları, adaletsizliğin etkisini anlamaya yetiyor mu? Kısmen. Anlatıcının düşüncesinin nereden geldiğine; siyasal-sosyal ve kültürel ortamı anlamaya kapı araladığı için, adaletsizliğin, şiddetin ve baskı rejiminin etkileri kısmen ortaya çıkmaya başlıyor. “İnsan hakları ihlallerini ve çatışmaları aşağıdan yukarıya belgelemeye, marjinalize edilmiş insanlara ses vermeye, anlatıcıların yasal zeminin dışına çıkmasına, tarihi kayıtlardaki boşlukları doldurmaya yaradığı ve belki uzlaşmaya da fırsat sağladığı için, sözlü tarih, adaleti ya da telafileri ararken kullanılabilir,” diyor Zoe West.

Bir sözlü tarih çalışmasında “derin dinleme” usulüyle yapılan röportajı, sokak röportajıyla kıyaslamak anlamlı değil belki ama yerel seçimler öncesinde –en çok da yenilenecek İstanbul seçimleri öncesinde yapılan sokak röportajlarını, birkaç saniye, çok çok iki üç dakika sürüyor bile olsa, derin derin dinlemeye çalışmak yine de mümkün olabilir mi? Derin dinlemenin adabını, kurallar zincirini bilmeden bile, sezgiyle neler duyulur, görülür olur? “Bir kere de o gelsin, onu deneyelim”, “beğenmezsek yine öbürü gelir”, “genç siyasetçilere yer açmak lazım”, “hep aynı insanlar olur mu, biraz da diğerleri yönetsin” cümleleri, daha geniş bir bağlam içinde ne ifade eder? Adalet arayışını dile getirenler, demokratik haklardan söz edenler, yalan beyanları ifşa edenler sosyal medya dilinde “yürek yemiş” oluyor; belli ki hakikatli olmaya duyulan beklenti, epey az. Ve yürek yiyenler de genelde kadınlar.

Bir kere de bir başka adayın belediye yönetimine gelmesini onu deneme arzusuyla açıklama hali, iyimser bir yorumla, epey tevazu içeriyor. Sözcükleri seçerken düşünceleri perdeleyecek bir tevazu ile hareket etmek, adaletin olmadığı, olmayacağı yerde başa gelir. Adalet beklentisi ve telafi umudu çok düşük olsa da, nihayet her seçimin bir kazananı var. Bu seçiminki de sokak röportajlarıdır belki; devam eden acıların sözler arasından – bazen jestler bazen de çekingen seslerle, sözlerle kendine yol bulması, bir sokaktan yüzlerce, binlerce sokağa yayılması, hissedilmesi, daha derin daha çok daha uzun bakma arzusu uyandırması, ne olsa, bir kazanımdır.