Anasayfa > Haftalık Yazılar > 4. Kongre Sonrası İyi Parti

4. Kongre Sonrası İyi Parti

Kemal Can

08 Ağustos 2019

İyi Parti, kuruluşunun üzerinden daha iki sene bile geçmeden, geçtiğimiz günlerde 4. Kongre'sini yaptı. Biri Akşener’in “giderim” resti nedeniyle, diğeri seçime girme konusunda çıkabilecek engelleri önlemek için mecburiyettendi. Ancak ne olursa olsun, iki senede dört kongre fena skor değil. Kongreler, partiler için hareketlenme, canlanma vesilesi. Zaman zaman gerilimlere neden olsa da, teşkilatın bir araya geldiği zeminlerden, sıklıkla motivasyon atakları da çıkıyor. Katılımın ve ilginin pek düşük olmamasına rağmen, hem son İyi Parti Kongresi'nden, hem de öncekilerden kamuoyuna yansıyan böyle bir canlılığa pek tanık olunmuyor. İlgi ve katılım gayet yüksek oluyor, canlı ve taşıma olmayan bir kalabalık salonu dolduruyor ama bu renklilik/canlılık salondan dışarı pek çıkmıyor. Tıpkı 24 Haziran’da Akşener’in toplayabildiği miting kalabalıkları gibi tabana fazla “yayılmıyor”. Bunun birkaç nedeni var. En önemlisi hala ağırlık merkezinin, taşıyıcı tabanın ve bu tabanı temsil eden kadro ve söylemin belirginlik kazanmaması. Bir başka neden, uzun bir ortak tarihten veya paylaşılmış bir geçmişten destek alan taşıyıcı teşkilatın olmaması. Kuruluşunun hemen sonrasında iki seçim sınavına girmek zorunda kalarak “seçim partisi” kimliğinden kurtulamamış olmak da, bir başka neden olarak işaret edilebilir. 

İyi Parti’nin sabit ayağını yerleştirebileceği, yerleştirmeye niyet ettiği -çok sayıda politik aktörle paylaşılan ve yeni heveslilerinin de çıktığı- alan, taşıyıcı olmaya yetecek kadar geniş değil. Sabit ayağını kaldırıp hareket etmeye başladığında ise bir ritim tutturmayı pek başaramıyor. İyi Parti’nin bu yapısal sıkıntıyı, alanı kendi zorlamasıyla genişletmekle veya sık ayak değiştirerek aşması da hayli zor. MHP içinden yükselen bir reaksiyon hareketinden yeni bir kitle partisi çıkartmak, ona uygun sağlam bir taban yaratmak, bu tabanı taşıyacak bir söylem kurmak ve buna uygun temsil biçimlerini kurumsallaştırmak hiç kolay değil. Her seçimin rengine, gelen reaksiyonlara göre sürekli yeni pozisyon üretirken tutarlı bir devamlılık sağlamak da çok güç. Buna iki sene ve dört kongreden çok daha fazlası lazım. Çok iradi tercihlerle ve zamanlamayla biçimlenmemiş kuruluş sürecinin, taşınmaya devam eden sıkıntıları da cabası. İçinden çıktığı partiyle onun tuttuğu ideolojik-siyasi alanda kapışmaktan kaçınmak, hem kesin kaybedilecek bir rekabetten korunmak hem de yayılma alanını geniş tutmak için gerçekçi bir yaklaşımdı. Fakat her sınırlamadan kurtulma silkinmesi başka bir sıkışmayı, her tercih bir başka seçeneksizliği kabul anlamına geliyor. İyi Parti diğer yönde önünü açabilmek için MHP ile temas kapısını çabuk kapatmak istedi. Kontrolü elden kaçırıp dar grup egemenliğine girmekten sakınmak da önemli bir nedendi elbette. Bunun karşılığı da, ittifaka mesafeli olan ve iki seçimdir Bahçeli’yi dinlemeyen MHP tabanının tamamının İyi Parti’ye akmamasını kabul etmek oldu. Elbette daha kentli-seküler görüntünün yarattığı kültürel mesafenin etkisini de dikkate almak gerekir.

Meral Akşener’in partide heyecan ve hareketlilikten çok, bir süreliğine sakinlik tercihi yüzünden son kongrenin tansiyonu da iyice düşük oldu. Elinde imkan ve yetki olmasına rağmen GİK seçimi konusunda ağırlık koymayan ve böylece kanatlar oluşmasının, ağırlık yarışlarının önünü kesmeyi isteyen Akşener, hayli amorf bir profili olan teşkilatın (delegelerin) kendiliğinden ekipleşmeye set koyabileceğini hesapladı. Risk ve inisiyatif almadan -üstelik “demokratik olgunluk” görüntüsü verilerek- netleşme yerine ideolojik ağırlık biraz daha dağıtıldı. Akşener, daha önce ileri çıkarak, restleşerek sağladığı kontrolü, bu kez geriye çekilerek elde etmeyi denedi. Parti ve meclis grubundaki görevlendirmeler ve kaydırmalarla ekiplere, gruplara değil, kişilere alan açılarak gerilimler yatıştırılmak istendi. Söylem sivriliklerine teşkilatta ve tabanda yeterli karşılık oluşturamayan isimlerin atak cesareti kırılırken, ters giderek öne çıkmaya başlayan bazı isimler de yönetime dahil edilerek tehlikesizleştirildi. Tıkanma ve eleştiri noktaları paylaştırma ile yumuşatıldı. Belki çok yeni ve “iddialı” bir yönetim ortaya çıkmadı ama tıkanma alanlarına, daha kapalı/mesafeli durulan kapılara ilişkin sembolik adımlar atıldı. Fazla kırgınlık üretmeden kontrol sürdürüldü, pozitif bir heyecan dalgasından vazgeçilerek negatif hezeyanların önü kesildi. Bu arada parti yönetiminde yüzde 25’lik kadın kotasını da -taban profilinde hayli öne çıkan kadınları düşündüğümüzde- artı puan olarak eklemek lazım.

İyi Parti 2017’deki zorlu bir kuruluş sürecinin ardından, kendisini sıkıştırılmış, hızlandırılmış iki seçim sürecinin içinde buldu. Biri liderin öne çıkarıldığı, partinin sürükleyicisi olduğu Cumhurbaşkanlığı seçimi, diğeri ittifakla girilen ve partinin hemen hiç ortalıkta görünmediği yerel seçim. Birinde iktidar tarafından yok sayıldığı, diğerinde ise açıkça hedefe konulduğu bu iki zorlu sınavdan, İyi Parti’nin başarısız çıktığını söylemek haksızlık olur. 2018’de yüzde 10 barajının üzerinde tutunmayı başarırken, 2019 yerel seçiminde de iktidara kaybettirme konusunda önemli etkisi oldu. İçerde ve dışarda beklentileri tam karşılayamamış olsa da, kimseye bir hezimet hissi yaşatmadı. Yerel seçimde muhalefetin toplam başarısından pay çıkarma konusunda da parti tabanının bir miktar tatmin olduğu söylenebilir. Fakat iki “başarılı” seçim geçirmiş, siyasi devamı için fena sayılamayacak bir zemin tutabilmiş, iktidar için dikkate alınmaktan öte tehdit olmayı da kısmen başarmış bir parti olmasına rağmen, ne içeriden, ne de dışarıdan bakıldığında yola nasıl devam edeceği netleşmiş görünmüyor. Parti kimliği, neye itiraz ettiği ve hangi itirazları temsil ettiğine odaklı olduğu için, reaksiyoner bir seçim partisi özelliği devam ediyor. Önemli -ama çok da uyumlu olmayan- bir muhalefet bileşeni olmaktan ileriye gitmekte zorlanıyor. Bu anlamda son kongrenin verdiği resim de, MHP ve AKP yönündeki kapıları biraz daha aralayacak düzenlemeler içerse de, bir netlik hala yok. Eski CHP’li sözcüsünü eski BBP’li ile değiştirmek, bir tarafta “ülkücüler tasfiye ediliyor” eleştirisine, diğer tarafta AKP’ye göz kırpılıyor imasına aynı anda muhatap olmak başka nasıl açıklanır.

İyi Parti kongre sürecini, Bahçeli’nin mesajlı/çağrılı müdahale hamlesine rağmen sorunsuz geçti. Dağınık dengesini, ağırlıkları daha da paylaştırarak sürdürmenin bir yolunu buldu. Şimdi hemen herkesin yaptığı gibi, iktidar cephesinde oluşacak çözülmeyi, bu çözülmenin çeşitli gruplarından kendisine düşebilecek payları beklemeye hazır. 2018 seçiminde iktidar blokunu çatlatmaya en yakın aday olduğunu söyleyen İyi Parti, bu iddiasını çok karşılayamamıştı. Şimdi de kendiliğinden oluşacak yeni siyasi denge için, şansını artırmaya veya risklerini azaltmaya çalışıyor. Ancak AKP içinden doğacak yeni partilerin iktidar bloğu yanında muhalefet cephesinde de oy desteği sağlayabileceği kesimlere bakıldığında, İYİ Parti’nin ciddi risk altında olduğunu söyleyebiliriz. Zira söz konusu girişimleri tarif ederken, herkes İyi Parti’nin de üzerinde yükseleceğini iddia ettiği merkez sağa açılmadan bahsediyor. Bir partiyi bile taşımaya takati kalmamış merkez sağ, bu kadar müşteriyi nasıl memnun edecek? AKP, MHP ve CHP tabanından oy sızması için doyma noktasına hayli yaklaşmış olan İyi Parti’nin, üzerine yerleştiği gevşek taban böylesi hevesler için cazip. İyi Parti’nin de sadece belirsizlikle bu kesimi oyalaması çok kolay değil. Genel başkan yardımcılıklarını başkanlığa çevirip gölge kabine görüntüsü yaratmak, iktidar adayı imajı kurmaya yetmeyebilir. Dış politika ve ekonomi krizleri için zamana oynayarak yeniden alan kazanan iktidarın, beklenenin aksine bütün yetersizliklerine rağmen milliyetçiliği merkeze almaktan ve Cumhur İttifakı’ndan kolay vazgeçmeyecek olması da, bir başka handikap.