Kepsiz Selam

Polat S. Alpman

24 Ekim 2019

Bir süredir Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Barış Pınarı isimli operasyon vesilesiyle verdiği asker selamı konuşuluyor. Geçici bir gündem olarak düşünülse de bu selamın Türkiye’deki sosyo-politik değişimin geldiği yeri göstermesi bakımından önemli olduğu söylenebilir. 

Türkiye’deki siyasal retoriğin gittikçe militerleşmesi ve bu militerleşmenin toplumun geniş kesimleri tarafından kabul görmesi, onaylanması popülist-sağ ideolojinin mayasının tutmaya başladığı olarak yorumlanabilir.

Bu değişimi anlamak için Türkiye’deki militerleşmeye bakmaya pek gerek yok. Yine de militerleşme meselesi, Türkiye’de siyasal alanı biçimlendirmek için seçilmişlere ayar vermeye çalışan, seçmenlerin tercihlerini aşağılayan ve kendi buyruklarını dayatan “askeri vesayet” ile düşünüldüğünde, bu kepsiz selamın hangi anlama karşılık geldiği anlaşılabilir: Türkiye’de askeri vesayet bitmiştir.

Bir siyasi parti olarak AKP’nin askeri vesayetle mücadelesini küçümsememek gerekir. Bugün gelinen noktadan bakıldığında pek bir anlam ifade etmese de ordunun siyaset üzerindeki belirleyiciliğini kıran ve rüküş kepleriyle her yerde arz-ı endam eden paşaları kışlalara itmeyi başaran AKP’nin 2007 yılındaki 27 Nisan muhtırası karşısındaki duruşu, Türkiye’nin 21. yüzyıla askeri vesayet ile devam etmek istemediğini gösteren önemli bir gelişmeydi. Hatırlanacak olursa, o zamanlar Genelkurmay Başkanı olan Orgeneral Yaşar Büyükanıt "Anayasamızda ifadesini bulan laik, demokratik, sosyal ve hukuk devleti idealine, devletin üniter yapısına bağlı ama sözde değil özde bağlı ve bunu davranışlarına yansıtacak şekilde bir cumhurbaşkanın oraya seçileceğine olan inancımı burada belirtmek istiyorum” diyerek siyasal alan üzerindeki vesayetini sürdürmeye çalışıyordu. Ancak Türkiye’deki genel mutabakat ordunun siyasal alandaki vesayetinden kurtulmak olduğu için, uluslararası kamuoyu da dâhil olmak üzere, birçok tepkiyle karşılandı ve ordunun zaten azalmış olan itibarının daha da yıpranmasına neden oldu.

AKP’nin demokrasiyi büyük bir arzuyla sahiplendiği o dönemlerde militerliğe övgü bir tür gericilik, kalın kafalılık, toplumsal gerçekliği anlamamak ve bağnazlık olarak temsil ediliyordu. Bunun yerine farklılıklar, siyasal çeşitlilik, tartışma ve konuşma kültürü teşvik ediliyor, çok seslilik ve barika-i efkârdan mukaddeme-i hakikat doğar ilkesi övülüyordu. Siyasal alandaki bu bahar havası pek uzun sürmedi ve AKP gittikçe siyasi parti niteliğini kaybederek Recep Tayyip Erdoğan’ın kişisel projeksiyonunun bir parçasına dönüştü.

Bu dönüşümün ve geçen onca zamanın Türkiye’deki siyasal alana verdiği hasarlara rağmen Adalet ve Kalkınma Partisi’nin eylemlerine ve retoriklerine bakarak tutarsızlıklarını göstermeye çalışmak, bunu bir siyaset tekniği olarak kullanmak anlamlı olmadığı gibi herhangi bir işe yaramadığını da kabul etmek gerekir. Tutarsızlık bir eksiklik, yetersizlik ya da beceriksizlik olarak değil, değişebilmenin, değişen koşullara uyum sağlayabilmenin bir gereği olarak sunuluyor. Bu nedenle askeri vesayeti kaldırmakla övünmek ile asker selamını kepsiz vermek arasında tutarsızlık aramak, bunu AKP’nin savrulmalarıyla açıklamak gereksiz olduğu kadar Türkiye’deki dönüşümü de izah etmekten uzak kalıyor. Bilindiği üzere, Türkiye, uzun zamandır, her kesimin kendi gerçeklerini yarattığı ve inandığı bir ülke. Sadece Türkiye’de değil, neredeyse birçok ülkede geçerli olan bu durum yalın gerçeklere toslandığında bile etkisini kolaylıkla yitirmiyor.

Yine de Türkiye’de askeri vesayetin bittiğini gösteren birçok gelişmenin yaşandığı yadsınamaz. Ancak bu durum Türkiye’deki siyasal alanın demokratikleşmesini sağlamadı. Bu nedenle 27 Nisan bildirisine sinen otoriter ve üstenci, devletçi ve patrimonyal üslubun misliyle devam ettiği ve artık sadece Genelkurmay Başkanlığı tarafından hazırlanan bildirilerle değil, gazetelerde ve televizyonlarda dile getirildiği, siyasal alanda söz, yetki ve karar sahibi kişiler tarafından tuhaf bir rahatlık ve olağanlıkla ifade edildiği bir döneme eriştik. Gelinen bu aşamayı özetleyen şey ise asker selamı vermek için askerî kep giymek zorunluluğunun ortadan kalkmış olması. Askeri vesayet –çok şükür- bittiğine göre vatandaşlarımız artık gönül rahatlığıyla kepsiz asker selamı verebilir.