Anasayfa > Haftalık Yazılar > Depresyon ve Melankoli (1): Mutluluk bir Seçimdir

Depresyon ve Melankoli (1): Mutluluk bir Seçimdir

Erdoğan Özmen

25 Aralık 2019

Bu söyleniyor hepimize: Özgürlüklerin, özgür bireyin, özgür seçimlerin ve kararların çağındayız artık, deniyor. İnsanlar kendi gerçekliklerini özgürce kendileri yaratırlar. Kişi yaşamının nihai efendisidir. Düşüncelerimizle şeylerin düzenini kökten değiştirebiliriz. Mutluluk yalnızca bir seçim ve kişisel sorumluluk meselesidir. Yani artık, “Günümüz tüketim toplumunda sadece ürünler arasında seçim yapmak durumunda kalmıyoruz; tüm yaşamımızı karar ve seçimlerden oluşan koca bir alaşım olarak görmemiz isteniyor” (R. Salecl). Ötekilerden herhangi bir talepte bulunmaya, onlara ilişkin herhangi bir umut beslemeye, işbirliği, dayanışma ve yardımlaşma gibi eski moda özlem ve heveslerimizi sürdürmeye çalışmak hem yararsız ve aptalcadır hem de kaçınılmaz olarak daha büyük hayal kırıklıklarıyla sonuçlanmaya mahkumdur. Ve arkaplanda her yönden yükselen aynı buyruklar: “Kendin ol”, “Kendini yeniden yarat”, “İçindeki bilgeyi keşfet”, “Kendini gerçekleştirmek senin sorumluluğun” vb. Bu dönemin kelimelerine de hepimiz aşinayız artık: Başarı, rekabet, performans, verimlilik, mutluluk, pozitif psikoloji, duygusal zeka, kişisel gelişim, bilgelik, finansal bağımsızlık vb.

Özgür, rekabetçi, özerk, kendi kendini belirleyen ve mütemadiyen kendinin daha kusursuz bir versiyonunu yaratmaya teşvik edilen günümüzün birey anlayışı bu. Mutluluk/kişisel gelişim/pozitif psikoloji/koçluk endüstrisinin pişirip servis ettiği hakim kapitalist öznellik kurgusu. Söz konusu endüstri bireyselliğin, bireysel olan herşeyin arsızca yüceltildiği ve kutsandığı, toplumsallığın, toplumsal olanın, kolektivitenin zevkle aşağılandığı ve değersizleştirildiği, topluluk hissiyatının çöktüğü bu dönemin sefil ahlaki/ideolojik çerçevesini sağlıyor. Dalga dalga toplumun bütün katmanlarına yayılan ucube/tuhaf bir psikolojiye teslim olmuş haldeyiz: Ötekinden gelen her türlü talebi, ötekinin her türlü ızdırabını ve çaresizliğini, güçsüzlüğünü ve yetersizliğini, acz içinde oluşunu kendi varlığımızı tehdit eden bir taciz ve yük olarak gören -dahası bundan tiksinti duyan- ve derhal bir tür psikopatolojinin, densizliğin ve aşırılığın konusu yapıveren steril hayatlar istiyoruz artık. Her birey kendi kaderinin efendisidir madem, kendi kaderinden de sadece kendi sorumludur. Bazılarımız için herhangi bir geleceğin yokluğu, yokluk ve acı içindeki kısacık ömürler, küçücük çocukların kahredici yoksunluk ve açlıkları, kocaman açılmış gözleri sözkonusuysa bile, ne olmuş yani! Bir bakıma, insanın en ayırdedici vasıfları ve varlığının koşulu olan her şeyi; umut, arzu, kardeşlik, yardımlaşma, dayanışma, işbirliği ve empatiyi daha en baştan biçimlendirerek içi boş bir kabuğa indirgeyen söz konusu kapitalizm kültürü, asıl kendi varlık zeminlerimizi, insanlık durumunu yok ederek yerleşiyor, kökleşiyor.

O çerçevenin diğer yüzünde neler olduğunu da biliyoruz: Eğer birey kendi mutluluğundan tek başına sorumluysa ve gerekli donanım, bilgelik, güç ve cesaretten yoksun olduğu için mutluluğu seçmiyorsa mutsuzluğundan ve sefaletinden de sadece kendisi sorumludur. Zenginlik ya da yoksulluk, zevk ya da ıstırap, başarı ya da başarısızlık, hastalık ya da sağlık öznel seçim/bireysel irade meselelerinden başka bir şey değildir. Her türden eşitsizliğin giderek derinleştiği, türlü suç ve yolsuzluklara batmış ve iyiden iyiye canileşmiş iktidarların yine de sürüp gittiği günümüz kapitalizmi varlığını biraz da, politik-ekonomik-toplumsal her türden sorunun kişiselleştirildiği ve sorumluluğun tek tek bireylerin omuzlarına yüklendiği bu kültürel ve ruhsal iklime borçlu değil midir: “Dünyanın sonunu hayal etmenin kapitalizmin sonunu hayal etmekten daha kolay olduğu”, kapitalizme tutarlı bir alternatif tasarlamanın ve düşünmenin imkansız olduğu bir zamanda yaşıyoruz madem, yapacağımız en akıllıca seçim ve yatırım, toplumsal yapıyı değiştirme düşlerini terk etmek ve kendi benliklerimizi değiştirmeye koyulmaktır.

Şöyle de söyleyebiliriz demek ki: günümüzdeki korkunç yaygınlığından söz ettiğimiz depresyonun belirtileri -bir yerlerde yıllık 14 milyar dolarlık bir antidepresan ilaç pazarından söz edildiğini okumuştum: bu doğruysa bile nasıl bir büyüklüktür, kestiremiyor olsam da -, aynı zamanda ve çoktan başka şeylerin de belirtileridir.