Postdüşünürler Yanılmaz!

Şu hizmetimiz sayesinde bu derginin okurları bir hayli “düşünür” ve “fikir yazısı” ile tanıştılar. Fakat okurlarımızdan bazısı erken bir hükme varıp bu mevzuyu artık biliyorum, öğreneceğimi öğrendim diyebilir. Kuvvetle iddia ediyoruz ki, yanılmaktadırlar ve “post” düşünüş marifetlerinin verimli yatağında onları mahçup edecek daha yığınla ürün vardır.

İnanmayan, daha ötesi olmaz diyenler için küçük bir test hazırladık: Diyelim futboldan anlıyorsunuz, A takımını tutuyorsunuz ve takımınızın ezeli rakibi B ile yapacağı maçtan en aşağı üç farkla galip çıkacağını, futbol bilginizi döktürerek herkese “açıkladınız”. Ama takımınız beş farklı yenildi. Bu durumda “post”-düşünür olsanız ne yaparsınız:

a) Rezil oldum deyip bir daha futbol konusunda ukalalık etmemeye söz verip bu sözünüzü tutarsınız. b) Özür diler, tahmininizde yanılmanızın mümkün olmadığını açıklarken sizi uyaran, şunları da dikkate al diyenlerden öğreneceklerinizin olduğunu kabullenirsiniz. c) Sahanın çamuru, hakemin ters düdüğü, gibi cankurtaranlara kapağı atar, bir dahaki maça kadar futbol bilginizden pek söz etmemeye bakarsınız. d) Futbol bilginizden daha da emin, “tuttuğum takım bana ihanet etti” der, öbür takımın taraftarı olursunuz. e) “Ben ve takımım emperyalizmin, karanlık güçlerin bir tertibine uğradık mutlaka” deyip bu komplonun kanıtlarını ararsınız (sizin gibilerin kanıt bulmakta üstünüze de yoktur yani).

Yukarıdaki şıklardan ilk ikisine evet diyorsanız size verdiğimiz hizmet boşa gitmiş demektir. Bu bölümü boşuna okumayın, öğreneceğiniz de yok. Diğer şıklardan birini işaretlediyseniz “öğrenme yolundasınız”dır. Sanmıyoruz ama, eğer içinizden bazıları bunların hiçbiri değil deyip doğru cevap “yanılmadım, tahminim aynen çıktı” diyorsa; ya biz şimdiye kadarki tanıtım hizmetlerimizle bir potansiyel “post”-düşünürün zuhuruna yardımcı olmak gibi bir gaf yaptık, ya da bu okurumuz Can Ataklı “usta”nın yazısını okuyup “doğru cevabı” buluverdi.

“Hayır, bu durumda tahminim doğru çıktı diyemem” diyecek safdillere medyamızın yeni parlayan yıldızlarından Can Ataklı “hem de nasıl denir”i gösteriyor. Buyurun bu gıpta edilesi yanılmazlık nümunesini okuyun.

Hesaplaşma

CAN ATAKLI

Sabah, 27.12.1995

Bugün özel bir konuda son kez yazmak istiyorum. Seçimler oldu bitti. Sonuçları alındı. Artık bunların üzerinde tartışmanın “Böyle olsaydı böyle olurdu” demenin faydası yok. Ancak seçimlerden önce de bazı konulara dikkat çektiğim için sonuçlarla ilgili son bir kere daha yazmanın hakkım olduğunu düşünüyorum. (...)

Seçimlere iki gün kala “oyumu bu kez DYP’ye vereceğimi” sonradan başıma gelebilecek tehlikelere rağmen açıklamış ve sonuçlarla ilgili tamamen kendi gözlemlerime dayanan tahminlerde bulunmuştum. (...)

Demiştim ki “Refah bu seçimlerde birinci olmayacak. Oyları normalde yüzde 16-17’dir. 20’lere tırmanması ise sürprizdir”. Sonra da devam etmiştim: “Seçimin birincisi DYP olacaktır. DYP’nin ANAP’a 5-6 puan fark yapacağını sanıyorum”. Sol partilerle ilgili şu değerlendirmeyi yapmıştım: “CHP son haftanın tırmanan partisi DSP ile başabaş olur, ama bana göre CHP öne geçer.”

Şimdi bu tabloya bakınca hangi noktalarda yanıldığımı saptamak istiyorum. Yanılgı sadece Refah’ta var. Evet RP’nin aldığı oy konusunda yanıldım. Yüzde 20 benim için sürpriz olacaktı, ama RP yüzde 21 aldı. Güneydoğu oyları ile bazı tepki oylarının RP’den ayrılacağını hesaplamıştım kendimce, ama belli ki bu oylar çekilse bile demek ki yerine yenileri gelmiş. Gerçi RP oyları içinde nereden baksanız yüzde 1-1.5 oranında Aydın Menderes’in DP’sinin de oyları var. (...)

Gelelim ANAP ve DYP’nin durumuna. Tahmin tabloma bakıldığında sanki önemli ölçüde bir sapma var gibi görülüyor. Ancak buna katılamıyorum. Çünkü seçim sonuçlarına sağlıklı olarak baktığımda, benim yazdığım gün DYP’nin gerçekten de ANAP’ın 4-5 puan önünde olduğu, ama bazı basın organlarının yayınladığı hayali anketler sonucu özellikle İstanbul’da halkın büyük bir bölümünün fikrini sandık başında değiştirdiği anlaşılıyor.

Nereden biliyorum?

Yıllardır seçim izleyen ve hep siyasi haberlerin içinde olan biri olarak, kamuoyunun nabzını tutma yeteneğimiz, normal bir vatandaştan daha sağlıklı oluyor.

Seçimlere 15 gün kala kendi çapımda araştırmaya başladım. Toplumun çeşitli kesimlerinden insanlarla görüşmeye ve fikir almaya çalıştım.(...)

Şimdi, her ne kadar bazı şom ağızlılar “pişkinliğin bu kadarı da olmaz” diyeceklerse de; en azından “teknik bakımdan” Ataklı’nın eline su bile dökemeyeceği bu sayının diğer “ustalar”ına haksızlık etmiş olurlar. Bizim bildiğimiz bu “meslek”te otuz yıldır son haddine kadar pişmiş olanlar vardır ve halen de icra-i sanat eylemektedirler. Hattâ, “post”-düşünüş “her şey her şeyle gider” formülünde özetlenebiliyorsa; bunlar ezelden öyleydiler, ama sıfatları başkaydı. O nedenle kadirbilir, kıdemli “post”-düşünürlerin, örneğin Hıncal Uluç, Fatih Altaylı, Emin Çölaşan, Hikmet Çetinkaya hele hele Rauf Tamer’in yeri geldikçe bu köşede kalmış öncüllerinin sırtını sıvazlamaları tesadüf değil.

Ürünleri büyük medyada sergilenmediği için, analiz, tahmin ve hükümlerinin kesinliğini, tartışma götürmezliğini, yani yanılmazlığını iddia etmekle temayüz etmiş bu ekibin marifetleri gölgede kalıyor, unutuluyor. Öte yandan şu fani dünya da, o yanılmaz teşhis ve tahminleri her defasında yalanlayarak güya onları pes ettireceğini sanıyor. Ama boşuna! “Marksist” Ustalarımız buna her defasında yeni bir teknik icat ederek, cevap verip yine yanılmaz, yine dosdoğru olduklarını iddia etmenin bir yolunu buluyorlar ve “üzülecek bir durum olmadığını hemen görebiliyor”lar. (Hasan Yalçın’ın bir önceki seçimlere ilişkin yazısına bakınız.)

Nitekim kendilerinin de iştirak ettikleri seçimler dolayısıyla teşhisler yapıp tahminde bulunurlarken, Can Ataklı gibilerini bile “demode” kılacak yöntem ve tekniklerle işbaşındaydılar.

Doğu Perinçek’in İşçi Partisi’nin barajı aşacağı tahmini üzerine kaç kere düşünürseniz düşünün, bu teşhis ve tahminin yanlış olduğunu aklınıza bile getirmemelisiniz. İtiraz yolu resmen kapalıdır. Önce de sonra da itiraz edemezsiniz. Yeni tekniğin can alıcı noktası budur. Çünkü sizin bildiğiniz tahminciler, gözlemlere hadi bilemediğiniz sosyal bilim verilerine, bilgilerine dayanıyorlardır. Bunların ise yanlışlanabilir olduğunu, fen bilimlerininki kadar kesinlik, doğruluk içermediğini biliyoruz. Oysa burada fen bilimlerinin bile değil, onların özü olan, tüm bilgilerimizin en kesinlerini, tartışılmaz olanını teşkil ve temsil eden matematik konuşuyor. Karşınızda matematiğe dayalı bir tahmin duruyor. Ebedi hakikat gibi bir şey bu. Matematiği ıskalamak kimin haddine!

Yöntem ve teknik olarak matematiği arkanıza aldıysanız, şu geçici dünya tahmininizin aksine bir görünüm sunmak gibi –her zaman yaptığı– bir hatayı yaparsa aldırmanız gerekmez. Ama ola ki birileri, aritmetik “hakikat”le alay eder gibi bir sonuç veren gerçekliğin işlediği bu hatanın gölgesini sizin “yanılmazlığınız” üzerine düşürmeye kalkar. Gayet tabiî öfkeleneceksinizdir. Sizin yanılmanız mümkün olmadığına göre ve bu konumunuz size her şeyi serbestçe kullanma hakkı da verdiğine göre, başkalarının önünde secde etmesi gereken matematiği de bu arada bir iyice benzetebilirsiniz.

Örneğin, İP’in yüzde 10’luk barajı aşabileceğini iddia eden tahminlerden sonra, İP’in seçimden binde 2.2’lik bir oy alması üzerine, hiçbir yanılmışlık emaresi taşımayan bir dille konuşan, “yanılmazlık” postundaki Perinçek’in postnişini Hasan Yalçın buyurmaktadır ki: “İP oylarının belki de bin misli büyüklükte bir kitleyi kendi programı üzerinde düşündürttü.” Hamasete takılmayın, zavallı matematiğin başına gelene bakın! Binde 2.2’nin bin misli... yani seçmenlerin iki katı. Matematik, bu 1=2’ye benzeyen hakikat formülünün karşısında sus pus olmak zorundadır. Matematiğin namusunu kurtarmanın sırası hiç değildir. Gene de verilmiş sadakası varmış da Hasan Yalçın ikiyle yetinmiş. (Söylemeden geçemeyeceğiz yazarımızın partisine, şehirler olmuyor, “biz köyümüze geri dönelim” der gibi olduğu bu yazısının sonunda, bir buldog benzetmesi var ki, doğrusu Yalçın’a ve hayalgücüne pek de yakışmış. Ayrıca, Türkiye çölleşiyor diyen çevrecileri “yüklene yüklene” ağaçları söken Yalçın’a karşı önlem almaya çağırıyoruz.)

Verilmiş sadakası olan başkaları da var. Nitekim Yalçın sözlerinin devamında “müthiş kaygılanan” düzenin yatıştığını söylüyor. Ucuz kurtulmuşlar yani!

Yalçın’a nereden çıkarıyorsun bunları falan gibi sorular sormayın. Bu ustalara “yanılmazlık”larını kuşkuya düşüren sorular sormak tehlikelidir. Bir çakarlar görürsünüz gününüzü!

Barajı aşmanın

aritmetiği

DOĞU PERİNÇEK

Aydınlık, 2.12.1995, sayı 441

İşçi Partisi’nin barajı aşma olanağı var. Bu belirleme, devrimci iradeyi seferber etmenin ötesinde, aritmetiğe dayanıyor. İşçi Partisi+Aydınlar+Sendikalar+CHP Sol Kanadı+Aydınlanma ve kardeşlik güçleri, yüzde 10-15 arası bir oyu toplayabilirler.

Oylar kiloyla tartılmıyor, tane tane sayılıyor. Böyle olması da doğrudur. Ancak Türkiye’nin kültür, sanat ve bilim birikimini temsil eden aydınlarımızın toplu olarak İP’i işaret etmeleri, çok anlamlı bir olaydır. Türkiye aydını, halkın vicdanı olarak ağırlığını koymaktadır. İlerici ve Kemalist eğilimleri temsil eden aydınlarımız ile sosyalist aydın birikiminin birleşmesi, Cumhuriyet Devrimi yıllarından beri ilk kez gerçekleşiyor. 1960’ların TİP’inin arkasında böyle birleşik aydın desteği yoktu. Aydınların toplu tavrı, büyük sanayi kentlerimizden taşra illerine ve köylere kadar uzanan önemli bir oy birikimini harekete geçirir.

Aydınlardan sonra CHP’nin Sol Kanadı da İP diyor. Bunu, Ege bölgesi gezilerinde Sayın Hikmet Çetinkaya da saptadı ve iki kez yazdı. Çetinkaya “Ege’de SHP kökenli CHP’lilerin büyük bölümünün” İP’e oy verme kararında olduğunu belirtiyor. Dikkat çeken şu: Bir bölümü demiyor, “büyük bölümü” diyor. Ben de geçen hafta sonu Ege’deydim ve aynı olayı gözlemledim. Çok sayıda CHP ve eski SHP yöneticisi, İP’e katıldı. Olay yalnız Ege’de değil, İstanbul’dan Malatya’ya kadar Türkiye ölçeğinde yaşanıyor. Deniz Baykal’lar, ellerini Tansu Çiller’den ve IMF’den kurtarıp Sol Güçbirliği’ne gelmedi ama CHP tabanı, İşçi Partisi listesinde güçbirliğini gerçekleştiriyorlar.

CHP’nin oyu, Çiller ile hükümet ortaklığından ayrıldığı sırada, yüzde 18’e dayanmıştı. Şimdi yüzde 8’e kadar düşmüş bulunuyor ve daha da düşecek. (...) CHP’nin yıllardır DYP ile işbirliği yapmasını protesto eden seçmenler, önemli oranda İP’e kayıyor. Kaldı ki, İP’in DSP, Refah Partisi ve MHP tabanından kazandığı oylar da var.

Şubeler düzeyindeki sendikacılar ve özellikle fabrikalardaki işçi baştemsilcileri, İP’i destekliyor. Türk-İş Kongresi’nden sonra bu destek genel merkezleri de belli ölçülerde kucaklayacak ve olağanüstü büyüyecek. İP görevlilerinin İstanbul’da iki günde ulaştıkları 24 işyerinin 24’ünde de baştemsilciler ve temsilciler, İP’e oy verme çağrısını imzaladılar. Tek bir fire yok. İşçi temsilcileri, işçileri fabrika fabrika toplayıp İP’e oy vermek için hep birlikte karar alma çalışmasına girdiler. Bu çalışma, Türkiye çapında bir seferberliğe dönüşüyor.

Bugüne kadar Türkiye’nin laik ve Aydınlanma güçleri içinde yer alan Alevî kitlesinin bu birikimden koparma girişimi, tantanalı oldu ama karaya oturdu. (...) Alevî kitlesinin en yaygın örgütü olan Pir Sultan Abdal dernekleri ve Avrupa Alevi Dernekleri Federasyonu, halkın etnik ve mezhepsel bölünmesine karşı çıktılar, bağımsız Alevî adayları desteklemiyorlar. Alevî örgütleri ve önderleri, İP listesindeki Sol Güçbirliği’ne yöneliyorlar. Kemalist Devrim’in mirasını savunan güçler de, İP’e oy verme eğiliminde.

İP, Kürtler’in çoğunluk olduğu illerde ve Batı’da her zaman güçlü bir oy birikimine sahip oldu. Bu birikim kaybolmadı. Üstelik şimdi İP barajı aşma umudu veriyor. Türkiye emekçileri ile birlik ve kardeşlik isteyen, emperyalist müdahaleden huzursuz olan Kürt kitleleri İP’e oy verecekler.

(...) İP, yoksullaşan ve Yedinci Beş Yıllık Plan gereği devletin destek akçalarını kaybeden köylülüğü etkileyecek programlara ve seçim politikalarına sahip. Mühürü topluca Çoban Yıldızı’na vurmayı kararlaştıran köylerin haberleri birer birer gelmeye başladı.

MHP’nin arkasından RP de krize girdi. Özellikle köylerde Refah ve MHP tabanındaki yoksul köylülerden İP’e yöneliş başladı. Hayatı boyunca sağ partilere oy vermiş eski emniyet müdürü, polise ve polis koleji öğrencilerine çağrı yaparak, “oylarımızı İP’e verelim” diyor. İşçi sınıfı öncüsü, sağ oyları kazanmaya başladığı gün, toplumu dönüştürme yeteneğine sahip olduğunu da kanıtlar ve büyük bir sıçrama içine girer. İP işte bu eşiğe gelmiştir.

Toplam olarak bakarsak, İP’e doğru eğilim içine giren büyük bir birikim ortaya çıktı. Bu yönelişin güçlü bir akıma dönüşmekte olduğunu medyada göremezsiniz ama bir gerçek. Ne kadar üzerini örtmeye çalışsalar da, bir süre sonra oralara da yansıyacak.

İşte barajı aşma aritmetiği, bu süreçler içinde oluşmaktadır. (...) İP, bu seçime, önce beyinlerdeki barajları, sonra da seçim barajını yıkma kararıyla giriyor. Bu hedefe ulaşmanın nesnel koşulları vardır. Bunu görebilmek için, devrimci olmak gerekir. Toplumumuzun dayandığı duvarı ve bu duvarı zorlayan dinamikleri saptadığımız zaman, seçmendeki yeni yönelişlerin ve büyük bilinç sıçramalarının zeminini de kavrarız.

İşçi hareketinin gelişini belirlediğimiz günlerden beri, düzen içinde düşünenlerin sürekli itirazlarıyla karşılaştık. Şimdi o işçi hareketinin siyasal meyvalarını toplama aşamasına geldik. Bu olay, 25 Aralık günü kendisini sayıların diliyle de ortaya koyacaktır. (...)

“O gün”ün partisi

HASAN YALÇIN

Aydınlık, 30.12.1995

Telefonda Sarper Yiğit, İşçi partisi Çivril İlçe Başkanı. Can sıkıcı seçim sonuçları konusunda açıklamalara başlıyorum. “Onun için aramadım Abi” diyor, “sana bazı bilgiler vermek istiyorum”. Denizli’nin yoksul köylüsü İP’i nasıl karşılamış; seçim için gittikleri onlarca köyde hangi tepkilere tanık olmuşlar; “sadece seçimlerde gelmeyin, sürekli bizimle olun, bizi örgütleyin” diyen köylülerle neler kararlaştırmışlar; İP’in seçim ziyaretinden önce on iki köylünün üye olmak için hazırlandığı köyde neler konuşmuşlar? Artık Sarper’i, telefonun beylik dinleme sözcüğü olan, “evet”leri bile söylemeksizin yudum yudum dinliyorum.

Aydınlık Partisi, yani İP, otuz şu kadar yıllık tarihi boyunca köylü sorununu en derinden kavramış tek parti oldu. 1970’lerde Pazarcık ve Söke ovalarında devrim rüzgârları estirdi. O zamanlar hatta, işçi sınıfına değil de köylülüğe ağırlık vermesi nedeniyle eleştirildi.

80’lerden sonra ise İP köylülüğü sanki unuttu. 1989’dan başlayarak yükselen işçi hareketi içinde İP’in yıldızı hep kitlelerin yanında ve gönlündeydi. Parti, işçi yığınlarının içinde, onların ayrılmaz bir parçası olarak yer buluyordu. Köylü ise 1960’lar ve 70’lerdeki hareketliliğinden sonra biraz dinleniyor gibiydi.

Türkiye devriminin programını işçi-köylü ittifakı temeline oturtan İP köylülerin sesini biraz uzaktan dinliyordu. Cefakar ve fedakar köylü örgütleyicisi, İP Merkez Komitesi üyesi İsmail Durna ne zaman “Köylüler bu yaz...” diye konuşmaya başlasa biraz da, “daha zamanı var” havasında dinleniyordu. (...)

Mersin, Zonguldak, İzmir, Adana, Konya ve Eskişehir’in İP’li devrimcileri köylülerin devrimci fikirlere gösterdikleri olağanüstü ilgiye vurgu yapıyorlar. Raporlar böyle. (...) Köylü kendisini örgütleyecek devrimci partiyi kucaklamaya hazır. (...)

İnsandan insana değişir başarısızlık, bazılarını da bıktırır, bazılarını ise hırslandırır! Sanıyorum iyi devrimciler ikinci sınıftandırlar. İyi devrimciler hatta başarıya biraz da kuşkuyla bakarlar. Gelip geçici sayarlar onu. Daha büyük başarılar için kafa yorarlar.

Başarısızlık kamçı gibidir. İnsanın at olup dört nala koşası gelir! Devrimci adam, yirmi dört saatlik günü az bulup, zamanların ötesinde bir çalışma azmini kuşanır ki, mutluluk işte oradadır.

Seçim sonuçları devrimci partinin önüne şu soruyu getirdi: Çizgin doğru mu? Teorin, programın, politikalarında bir yanlışlık var mı? Bu sorulara güvenle yanıt verebiliyorsan karamsarlığa yer yok.

Yürü!

Yürü, kazanacaksın! Durup, kararsızlığa kapılma. Şüpheye düşme. Devrimcilik ısrardır. Suyun kayayı damla damla oymasıdır. Ağaca yüklenirsin önce, yaylanıp geri gelir. Eskisinden daha da sağlammış gibi yerinde durur. Oysa gevşemiştir kökleri. Yeniden yüklenirsin, gene yerine gelip durur. Sonra yeniden, yeniden yüklenen yıkacaktır onu... (...)

Devrim partisi bir fırsat partisidir. Köylünün işte Sarper’in sözünü ettiği insanların kitlesinin, ayrıca Meclis’in beş yüz metre yakınına kadar gelip de “Kahrolsun IMF, bağımsız Türkiye” diye bağıran işçi yığınlarının, “yeter ulan” deyip ellerini uzattıklarında tutabilecekleri silah! O günün partisi!

Yepyeni bir dünya kurmak isteyip de, o işi yapabilecek örgütü aradığında, işçiye “buradayım arkadaş” demek üzere hazırlanan devrim partisi! İnsanoğlu koyunlara kaval çalmak istediğinde bıçağa davranmaz. Diyelim ki, yanlışlıkla eli bıçağa gitti, yüzünü buruşturur!

Bıçak gerektiğinde ise, bıçak orada olmalı.

Binde 2.2’lik devrim partisi bile bu nedenle telaşlandırır emperyalistleri. Bu nedenle bağırır Sabancı. “Otuz senedir bir şey olamadın arkadaş” diye. Otuz senedir olmakta olanın korkusu her türlü düzen savunucusunun uykularını kaçırır. (...)

İP, bu son seçimlerde müthiş bir yumuşatma eylemi gerçekleştirdi. Oylarının belki de bin misli büyüklükte bir kitleyi kendi programı üzerine düşündürttü. Başarıyı başka yerde arama çabası olarak anlaşılmaz umarım. İP’in yığınlar içinde oluşturduğu sevgi birikimi, bu bile düzeni müthiş kaygılandırdı. “Ne oluyoruz” telaşı, şimdi seçimlerden sonra yatışmış gibi.

İyi, böylesi daha iyi. Şimdi “O gün”ün partisi işçiye gidecek, köylere dağılacak, bin misli enerjiyle halkın ipine sarılacak.

Buldog köpeği kocaman ağzını, güçlü çene kemikleriyle bastırarak canavarın boğazına yerleşmiştir. Devrim kaçınılmazdır.

Sosyalist oylar

HASAN YALÇIN

Aydınlık, 1.4.1994

Biliyorum, bu köşede sosyalist oyların da bir değerlendirmesi yapılsın isteniyor. Sosyalist oylarda önemli yükseliş bekleyenlerin biraz canlarının sıkılmış olduğu da gerçek. “Biraz” diyorum, çünkü bir Marksist tabloyu analiz edebilir, üzülecek bir durum olmadığını hemen görebilir.

SP (Sosyalist Parti), 1991 milletvekili seçimlerinde 109 bin oy almıştı. SP’nin kapatılması üzerine onun yerine kurulan İP’in bu seçimlerdeki oyun yüzde 30 kadar gerileyerek 80 bin civarında kaldı. (...)

Şimdi örgütlü olanın kazanacağı günlere doğru ilerliyoruz. Örgütlü olan karamsarlığa kapılmaz. İP oyları, esas olarak örgütlü insanlardan ve onların yakın çevresinden geldi. Böyle bakılınca 80 bin adama kimse az diyemez 80 bin örgütlü insan müthiş bir güçtür.

Parti, nesnel koşulların sınırlarını zorlayabilir. Parti kitleler kendisini aradığında orada olur.

Orada! Yani önde.

Sosyalist ne yapar? Sosyalist oy rakamlarına bakıp bakıp iç çekmez. Sosyalist adam partisini örgütler, güçlendirir, onu kitlelerin derinliklerinde konumlandırır.