Uyan Kazakistan!: "Men Oyandım"

“Başkentinin adının vatandaşlara sorulmadan tek günde değiştirildiği bir ülkede, uyandım;

İfade özgürlüğünün olmadığı bir ülkede, uyandım;

İnternetin kapatıldığı bir ülkede, uyandım;

Adil yargılamanın olmadığı bir ülkede, uyandım;

Otuz yaşında ev satın alamadığım bir ülkede, uyandım;

Hemen her şehrinde ekolojik felaketin olduğu bir ülkede, uyandım;

Barışçı gösterilerin yasaklandığı bir ülkede, uyandım;

Zeki insanların terk ettiği bir ülkede, uyandım;

Kimsenin seçimlere inanmadığı bir ülkede, uyandım;

Gösteri yapmanın 15 gün hapis cezasına çaptırıldığı bir ülkede, uyandım.

Men Uyandım. Siz uyandınız mı?”


Ve Kazakistan’da Sovyet sonrası kuşak otoriter başkanlık yönetimine, adaletsizliğe ve ülke kaynaklarının bir avuç kişi elinde çarçur edilmesine isyan bayrağını açtı. Yıllardır biriken yılgınlık ve umutsuzluk geçtiğimiz 9 Haziran'da yapılan düzmece başkanlık seçimlerinin ardından toplu gösterilere dönüştü, çok sayıda kişi tutuklandı. Bu siyasi canlanmayı taçlandırın ise daha otuzunu bitirmemiş gençlerin başını çektiği “Uyan Kazakistan” (Oyan Qazaqstan) hareketi oldu. İlk fitili sosyal medyada bir grup gencin yukarıdaki dizeleri seslendirdiği videoyla atan oluşum yeni katılımlarla dalga dalga yayılan bir isyana, haykırışa dönüştü: Ben Uyandım, Я проснулся! Мен ояндым![1] 

Uyan Kazakistan hareketini analiz etmeden önce ülke ve siyasi rejimi hakkında kısa bir gezinti yapalım. Modern Kazakistan Batı Avrupa büyüklüğünde denize ulaşımı olmayan ve 18 milyon nüfusu ile metrekare başına düşen kişi yoğunluğu en düşük ülkelerden biri. Dünyanın krom ve mangan yataklarının yaklaşık üçte birine, ayrıca önemli miktarda tungsten, kurşun, çinko, bakır, boksit, gümüş ve fosfor rezervine sahip mineral ve madencilik alanında lider. Zengin petrol ve gaz yatakları var. Fakat uzun zamandır bu devasa bozkıra hükmedenler halklarına ihaneti, adaletsizliği ve kaynakları kendi keyifleri için kullanmayı alışkanlık edinmişler. Çarlık Rusya’sı etkisindeki çözülme döneminde Kazak şair ve düşünür Abai’ın dizelerindeki isyan da bu: “Bozkırımızda ne ilahi ne de beşeri adalet var.”[2] Kazak ulusal hareketinin ivme kazandığı yirminci yüzyılın başında Mirjakip Duvlatuli “Uyan, Kazak!” kitabında artık sabırsızdır: “Gözünü aç, uyan Kazak, kaldır başını, Geçirmeden karanlıkta boşuna hayatını. Yer gitti, din gitti, vaziyetin perişan, Kazak'ım, değil şimdi yatma zamanı.”[3] Bağımsızlık hayali kısa sürer, Duvlatuli de daha sonraki yıllarda Sovyet çalışma kampı gulagda ölür.

Ekim Devrimin’in sarsıntılarından sonra Sovyetler Birliği’nde sentetik bir otonom devlet olarak kurgulanan Kazak SSR 1932-1933 yılları arasındaki kıtlık ile büyük bir kitlesel travma yaşadı. Bu felaketten Ukraynalılardan sonra en çok etkilenen hayvancılığı bırakmaya zorlanan ve tarımda verim alamayan Kazaklar oldu. Her dört Kazak’tan biri açlıktan öldü.[4] Stalin döneminde bölgeye çok sayıda Koreli, Kafkas halkları, Volga Almanları ve Kırım Tatarları sürüldü. Nikita Kruşçev’in bakir topraklar projesi ile tarımda gelişme ve yoğun bir Rus göçü yaşandı. Sonunda Kazaklar çok milletli bir toplumda yakın zamana kadar azınlıkta kaldılar. Sovyetler atom bombası tatbikatları, uranyum madenleri ve çevreye zararlı sanayileri ile Kazak bozkırını değersiz bir arka bahçeye, ekolojik bir felakete dönüştürdü. Daha çok miktarda pamuk üretmek için doğanın sınırlarını zorlayarak bol su akıtılan topraklar tuzlanırken koca Aral Denizi de neredeyse kuruyup yok oldu. 1991’de gelen bağımsızlıkla bu kez yerli ve milli Sovyet kuşağı tek başına iktidara hâkim oldu. Neredeyse otuz yıldır Nursultan Nazarbayev, yakınları ve dönem dönem elini yeniden kardığı rejim ortağı oligarklarla ülkeyi otoriter başkanlık sistemi ile yönetti. Çağımızın tılsımlı “baş-damat” figürü Kazakistan’da erken tezahür etti ve ülkenin enerji ile finans sektörünü bugünkü çıkmaz sokağa iten kader yolunu çizdi.[5] Avrupa’da, özellikle İngiltere’de ve Londra Borsası’nda, bol keseden harcadıkları petro-dolarlarla, aldıkları pahalı malikaneler, kraliyet ailesinden edindikleri soylu dostlar, sevgililer ve skandallarıyla ünlenen baş-damat ve diğer oligarklar kısa zamanda kendilerini küresel zengin listesine taşıyıp Forbes’un listesine girdiler.[6] Onlar bu keyfi sefadayken Romanya’da çekilmiş sahneleri ile gişe rekorları kıran ve Kazakları gülünesi acayipliklerle aşağılayan Borat filmi de Londra’da kurgulandı.

Bölgeye ilk gittiğim yıllarda, 2004 ile 2007 yılları arası dönemde, Nazarbayev rejimi diğer Orta Asya ülkelerine göre daha yumuşak ve gelişmeye açık görünüyordu. Kırgızistan siyasi karmaşa içindeydi, Türkmenistan ve Özbekistan baskıcı ve kapalı rejimlerle yönetilirken Kazakistan genç kadrolara yer açıyor, onları yurtdışına eğitime yolluyor, küçük işletmelerin gelişmesi ve ekonomimin sektörel çeşitlenmesi için vaatler veriyordu.[7] Cilalı ve entelektüel havası, siyasi becerisi, ülkede yaşayan Rus azınlığa ve egemenlik kavgasına girmeden Rusya’ya karşı izlediği dikkatli politikası ile Nazarbayev uluslararası ortamlarda kendine yer açmıştı. Uzun aradan sonra 2019 ilkbaharında tekrar bölgeye gittiğimde karşımda artık tükenmiş bir rejim ve yılgın bir halk buldum. Türkmenistan’ı dışarıda bırakırsak, Kazakistan artık bölgenin en sorunlu ülkesi olmuştu. Özbekistan’da İslam Kerimov’un ölümü ile beraber yumuşama, eski rejimden ve Karimov ailesinden hesap sorma dönemi başlamış, Kırgızistan ayaklanıp Askar Akayev’den sonraki ikinci otokrat Kurmanbek Bakiyev’i de iktidardan kovmayı başarmış, güneyindeki şiddet ve etnik çatışma ile dış müdahalelere rağmen tek adamlığı önlemişti.

Enerji gelirleri sayesinde kişi başına milli gelirde orta gelir gurubu ülkeler statüsüne yaklaşmasına rağmen Kazakistan hâlâ az gelişmiş bir ülke durumunda. Son on yılda genç nüfus için hiçbir ilerleme olmamış, petrol bölgelerinde ve kırsal alanda işsizlik ve yoksulluk kol gezerken yabancı yatırımcılar dışarıdan isçi getiriyorlar. Rusya’nın stratejik gözetimi altında ekonomide etkisini hızla artıran Çin ise ülke kaynakları üzerindeki mülkiyet haklarını derinleştiriyor. Kazak petrolünün yarısını artık Çin devlet şirketi CNPC kontrol ediyor. Diğer sektörlerde de kimi zaman Kazak adları ya da paravan Avrupa menşeli şirketlerle, kimi zaman doğrudan devlet eliyle madenler üzerinde kullanım hakları elde edip yeni alanlara giriyor.[8] İş hukukunun olmadığı, yolsuzlukların en tepeden başladığı bu rejimde Kazakistanlı girişimciler hak arayamazken Çinli firmalara rüşvetle geniş imtiyazlar veriliyor. Sayıları bile tam bilinmeyen Çinli işçi akını ve evliliklerle oluşan göç ise halkta kendi kültürlerinin geleceği ve sürdürebilirliği üzerine tedirginliğe ve karamsarlığa yol açmış durmada. Öte yandan Kazakistan Çin’e artan kredi borcunu geri ödemekte zorlanıyor. Daha önce toplumda infiale neden olan toprak satışı yasasının iptal edildiğinin duyurulmasına rağmen kapalı kapılar ardında ülke kaynaklarının sessiz sedasızca Çin’e ve diğer dış ortaklara pazarlandığı kuşkusu yayılıyor.

Kısacası otoriter başkanlık sistemi iktisadi büyümeyi devam ettirmede, kaynakların kullanımında, sanayi politikaları ve sosyal adalet alanlarında gerekli adımları atamayarak hantal bir kendini beğenmişliğe dönüşmüş durumda. Uçak biletimi aldığımda, Astana olan şehir vardığımda Nur-Sultan olmuştu bile. Petro-dolarların doymayan gösteriş ve şöhret sevdası için betona yatırıldığı Nur-Sultan’ın göbeğindeki Bayterek kulesinin tepesinde Nazarbayev’in peygambermişçesine sunulan el izi, ziyaretçileri ağırlamaya devam ediyordu. Fakat kentin caddelerinde dolaşırken fark ettim ki on beş yıl önceki cilası gitmiş granit paneller sanki bu görgüsüzlüğe isyan eder gibi binaların cephelerinde çatlamaya, yerlerinden kopup düşmeye başlamıştı.


Polis kuşatması (https://twitter.com/NotExtremists)

Şimdi Uyan Kazakistan hareketinin amaç ve önemine tekrar dönelim. Aslında zaman zaman Kazakistan’ın değişik bölgelerinde haksızlıklara karşı yerel direnişler hep oldu. Bunlardan en önemlisi Aralık 2011’de zengin petrol ve gaz yataklarının olduğu Mangystau bölgesindeki Zhanaozen şehrinde kötü çalışma koşullarına isyan eden isçilerin günlerce süren grev ve isyanıydı. Polisin, üstelik de ülkenin bağımsızlık gününde, ateş açıp on altı isçiyi (farklı kaynaklara göre daha fazla) öldürdüğü bu olay bir milat oldu. Sincan’daki toplama kamplarında yakını olan Kazaklara sırtını dönen hükümet ilgili gösterilere sessiz kaldı. Yakın zamanda 15 Şubat 2019’ta Astana’da aynı aileden beş çocuğun anne ve babaları çalışırken gece evde yanarak ölmesinin ardından yüzlerce kadın gösterici şehir yönetimini ve yoksulluğu protesto ettiler.  Haziran ayında Arys askerî mühimmat deposundaki patlama sonrası yaralanan ve ölenler için halk gene hesap sordu. Ama bu başkaldırışlar ne meseleler üzerinde birleşti ne de devam eden arkası gelen ulusal bir harekete ve otoriter başkanlık sistemine karşı tutarlı bir siyasi çizgiye dönüştü. Uyan Kazakistan ile biriken itirazlar derinlik kazandı, perde aralandı ve yeni yüzler sahneye indi. Bardağı taşıran son damla ise geçtiğimiz mart ayında Nazarbayev’in başkanlıktan çekileceğini açıklamasının ardından yerine Meclis Başkanı Tokayev’i (Kassym-Jomart Kemelyevich Tokayev) vekil bırakması ve onun da hemen başkentin adını bir hamlede meclisten geçen kararla Astana’dan Nur-Sultan’a çevirmesi oldu. Bir şeyler olacağına dair ilk ışık başkentin adının değişmesini protesto eden “gerçeklerden kaçamazsınız, benim tercihim var” yazan devasa bir pankartın nisan ayında yapılan Almatı maratonunda bir yola asılması oldu.[9] Ne var ki 9 Haziran’daki düzmece başkanlık seçimi ve sahte muhalefet ile Tokiyev Nazarbayev’in gölgesinde Kazakistan’ın sözde seçilmiş başkanı oluverdi.

Uyan Kazakistan hareketi demokratik özgürlüklere dayalı ve halkına hesap veren bir siyasi ahlâk için çağrı yapıyor. Halkın sokaklardan evlerine çekildiği yeni bir dönemde daha kalıcı çözümler arayışında.  Basın toplantıları ve yerel buluşmalarla gündemi devam ettiriyorlar. Tek bir lideri yok, öncüleri var, bunlardan biri internet üzerinden kendisi ile söyleşi yaptığım Dimash Alzhanov. Dimash London School of Economics’te siyaset bilimi dalında yüksek lisans yapmış. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT-OSCE) adına değişik ülkelerde seçim gözetmenliği görevinde bulunmuş, 35 yaşında ve “aramızda en yaşlı olanlardan biri benim” diyor.  Ülke çapında 5.000 civarında katılımcısı olan ve soysal medyadan geniş kilerlere ulaşan hareket yatay bir örgütlenmeye sahip. Her ne kadar esin kaynağı Duvlatuli gibi Kazak yazar ve şairler olsa da Uyan Kazakistan kendini dar bir milliyetçi-ulusalcı çizgiye hapsetmiyor. O nedenle de ülkede yaşan herkesi kucaklayan bir “Kazakistan”ı savunuyorlar. Duruşu özgürlükler ve adaletten yana olan, demokrasi talep eden, ülke kaynaklarının tek kişi ve ailenin denetiminde olmadığı adil bir yönetim istedikleri. “Biz iktidar olmayı değil, siyasette reformu talep ediyoruz,” diyor Dimash: “Seçimleri meşru kabul etmiyoruz.” Uyan Kazakistan Yurttaş Bildirgesi’nde dokuz maddede iyi yönetim, yargının bağımsızlığı, temel hak ve özgürlükler ve kurumsal reform detaylı olarak açıklanıyor. Ana hedefleri otoriter başkanlık rejiminden parlamenter demokrasiye doğru geçiş için siyasi gündem oluşturmak. Halkın siyasete olan inancını geliştirmek ve onları mobilize ederek düzeni değiştirmek. Bunun için somut talepleri var: demokratik parlamenter düzene geçişte yeni bir anaysa ve özellikle seçim sisteminde reform yaparak tek parti denetiminden mahalle bazında yönetim ve bağımsız seçmen kütüklerine geçilmesi.

Batan itibarı ile Nazarbayev (yazarın uyarlaması, kaynak: https://twitter.com/Rukh2k19)

Uyan Kazakistan’ın işi zor, yolu uzun ve tuzaklarla dolu. Fakat ektikleri tohum büyümeye devam ediyor. Yakın zamanda ülkenin saygın üniversitelerinden akademisyenler de sosyal medyadan onlara açık destek mesajları yazmaya başladı.  Nazarbayev rejimine “Ya önünüzdeki bu barışçı ve iyi hareketi seçer ülkeyi demokratikleştirirsiniz ya da şiddet hâkim olur ve yok olur gidersiniz,” diyor bunlardan biri.  Uyan Kazakistan’a azim ve başarı dilerken Dimash’ın anlamlı bir sözünü de aktarayım: “Taksim (Gezi) ve İstanbul seçimleri bizim için bir ilham kaynağı.” Türkiye’nin de Kazakistan’dan alacağı bir ders var: Otoriter başkanlık sistemi demokrasiden uzak, yönetme kapasitesi olmayan ve ülkeleri ekonomik felaketlere sürükleyen bir çıkmaz.


Fotoğraf: Almatı’da göstericiler ve polis (9 Temmuz, Radio Free Europe), https://www.rferl.org/QishloqOvozi?p=1&d=17&m=6&y=2019

Teşekkür: Değerli yardımları ve uzun yoldaşlığı için Nur Myrzamurat’a minnettarım.


[1] Video: https://www.youtube.com/watch?list=RD7AYCnkmCX9M&v=7AYCnkmCX9M. Instagram’da #Qazaqkoktemi ve Deskgram’da #MenOyandim

[2] Abai, David Aitkyn ve Richard McKane, Book of Words (Almaty: El Bureau, 1995).

[3] Özdemir, Aşur, “Kazak Türkleri̇'ni̇n Büyük Edi̇bi̇ Mirjakip Duvlatuli (1885-1935)”, Bilig-3/Güz’96.

[4] Birinci elden görgü tanıklığı ile kıtlığı anlatan çok az sayıda kaynak var. İngilizce yayımlanan kitaplardan biri: Shayakhmetov, M. The Silent Steppe (Londra: Stacy International, 2006).

[5] Türkçe Vikipedi farklı bilgiler içeriyor ve skandallardan bahsetmiyor. Sözgelimi, Rus enerji şirketi Gazprom ve İngiliz kraliyet ailesi ile olan ilişkiler üzerine Financial Times ve Guardian’da çıkan analizler: https://www.ft.com/content/7412091a-c972-38bb-be7e-d6a366ce1313; https://www.theguardian.com/uk/2010/nov/29/prince-andrew-kazakh-billionaire

[6] Yakın zamanda yazdığım bir makale Londra borsasına girip daha sonra çıkan üç oligarka ait enerji firması ENRC’yi analiz ediyor ve ilişkilerin uluslararası boyutunu ve muazzam servetlerin nasıl batıda güven altına alındığını gösteriyor: Özcan, Gül Berna, “Politically Connected Firms, Elite Ties and Internationalisation: The Case of ENRC” (May 23, 2018), SSRN: https://ssrn.com/abstract=3184031 or http://dx.doi.org/10.2139/ssrn.3184031

[7] Özcan, Gül Berna, “Sovyetler Sonrası Orta Asya: Yeni Girişimciler Yeni Sınıflar”, Birikim, sayı 360, 2019.

[8] Almatı ve Nur-Sultan’daki saha çalışmam sırasında mülakat yaptığım üst düzey analistlerden aldığım bilgilere dayanak bu saptamayı yapıyorum.

[9] Göstericiler tutuklandı. Konuyla ilgili Uluslararası Af Örgütünün kısa duyurusu: https://www.amnesty.org/en/documents/eur57/0260/2019/en/