Yapay Zekâ, Etik Zekâ
Tanıl Bora

Geçtiğimiz ay Silikon Vadisi’nin “büyük veri” şirketlerinden olan Palantir’in ulularının yayımladığı manifesto, gerçekten irkiltici idi. Manifesto, ABD’nin/Batı’nın hâkimiyetini artık “sert güç” kullanarak tahkim etmek gerektiğinden, bunun için yapay zekâ silahlarını seferber etmekten söz ediyor. Temelde, dünya seçkinlerinin, “gereksiz insan” nüfusuna “sizi sayıyla mı verdiler!” gözüyle bakışını apaçık yansıtan bir manifesto, bu. 21. yüzyılın çağdaş ırkçılığı: zekâ-üstünlükçü ırkçılık mı demeli buna: zekâca gelişkin olan ve yapay zekâya hükmeden üstün sınıf, aşağı, azgelişmiş, geri, yoksun-yoksul olanları insanlıktan ihraç edecek. Askerî-endüstriyel kompleksin yeni sürümü olan veri/bilişim/yapay zekâ sanayii, sermayenin yeni merkez üssü olarak, ‘kendini böyle ifade ediyor.’ (Palantir,  Palpatin gibi tınlamıyor mu zaten!)

Ömer Laçiner Birikim’in son sayısında (446-447, Haziran-Temmuz 2026) “Ütopyadan distopyaya” başlıklı yazısında, buradaki dehşete işaret etti.

***

Palantir Manifestosu’ndan birkaç ay önce yayımlanmış ve epey ilgi görmüş bir yapay zekâ kitabı var: Bilgi teorisiyle ve yeni çağ felsefesiyle uğraşan düşünür Markus Gabriel’in Etik Zekâ’sı.[1] Gabriel, yapay zekâyla ilişkide, Palantirgillerin siyasetine alternatif bir yol arayanlardan. Tam şu ara, kulak vermek bize iyi gelebilir.

***

Gabriel, yapay zekâya çağ atlatan eşiğin, duygulanımsal dönüşümle geçildiğine dikkat çekiyor öncelikle. “Makine,” dilsel yapıyı ve aklın işleyiş örüntülerini taklit etmeyi bırakıp, duygulanımsal örüntüleri taklit etmeye geçerek gerçekleştirdi bu sıçramayı. Datayı işlemek için söz terimlerinin duygu rengini, imâlarını ayırt etmeye başladı - ve işte asıl o zaman ‘akıllandı.’ Yapay zekâ bahislerinde çok kullanılan “derin” sıfatı, zihnin içsel, saklı boyutuna işaret ediyor. Markus Gabriel, bilincin, zihnin sadece bir parçası olduğunu hatırlatıyor; rasyonel akıl yürütmelerin ötesinde, önyargılarla, sezgilerle, duygularla, duygusal ve toplumsal bağlarımızın etkisi altında kanaat oluşturuyor, davranıyoruz. Yapay zekânın zekiliği, işte bunu ‘çözmesinden’ geliyor.

***

Gabriel’in üzerinde önemle durduğu bir nokta da, yapay zekânın, insan zihninin çok yanlılığına hitap etme ve onu işleme becerisi. Seçmenleri ve tüketicileri avlamaya dönük projelerde bariz görülen bir marifet bu. Yapay zekâ, kişiyi tekil bir bütün olarak değil, farklı eğilimlerine, değişik yanlarına göre ayrıştırarak “değerlendirilecek” bir data seti olarak alıyor. Birey, sayısız anlık veçheye veya parçaya bölünüyor. Akışkan, parçalı, öngörülemeyen, seyir halinde bir benlikle ‘iş tutuyor.’ Gabriel’e göre, fragmanlaşmanın da ötesinde, granülleşen bir benlik.

***

Etik Zekâ’da Markus Gabriel, bu yapay zekâ ‘durumunu’ bir kâbus değil de bir olanak olarak görmeye çalışıyor. engellenemezliğini, ‘bununla yaşamamız’ gerektiğini tespit ederek başlıyor çağrısına.

Zekâ kavramının etimolojisinden ilham alıyor, Gabriel. Intelligence, Latince inter yani “arası” ile legere yani “okumak, seçmek, ayıklamak” kelimelerinin bileşimidir. Şeyler arası bağlantıları kurmak, satır aralarını okumak, anlam çıkarmak, demek oluyor. Verileri toplayıp bağlantılar kurmak, davranışlara sevk etmek, insanın toplumsal-olma yeteneğinin bir ifadesi. Gabriel’in nazarında bir bakıma insanın ‘doğal’ yapay zekâsı. Teknolojik yapay zekâ da, bu yeteneğin bir uzantısı. Daha doğrusu, öyle olmalı.

‘Yüzeydeki’ akılla beraber ‘derindeki’ duyguları, bilinç-dışının sevklerini, taleplerini, ilgilerini reflekte edebilmek, onları bağlantı kurma, satır aralarını okuma, anlama çıkarma deneyimimize (yani zekâya) katabilmek, yapay zekânın insan-olma kapasitemizi geliştirmeye katkısı olabilir. Gabriel bunu savunuyor. O zaman, kişiliğin-kimliğin granülleşmesi de, -Schumpeter’e atıfla-, bir “yaratıcı parçalanma” olanağına dönüşebilir. Zira zaten aslında yekpare olmayan zihin dünyamızın “parçalarının” (isterseniz: çelişkilerinin) farkında olabilir, onlar arasında bağlantılar, anlamlar kurmakta daha mahir hale gelebiliriz.

Söylendiği gibi büsbütün kendi-başınalaşmış bir makineden söz etmiyoruz, Markus Gabriel’in görüşüne göre, o da bize (bizim datamıza, bizim bildirimlerimize) ‘muhtaç.’ Yapay zekâ, YZ, bizi taklit ederken, kendi doğamızı daha berrak görmemizi sağlıyor; duygulanımsal örüntüler üzerinden öğrenen ve bizi bize yansıtan bir ‘oluşum.’ O zaman, ona karşı değil, onunla birlikte varolmaya dönük bir perspektif geliştirmemiz, onu partner olarak değerlendirmemiz lazım, diye düşünüyor. Kendimizi daha iyi tanımamızı sağlayacak, öz farkındalığımızı artıracak ve ona göre kendimize şekil vermemize katkıda bulunabilecek bir partner… İnsanı ikame etmeyecek, onu kendi derinine götürecek… Hesap makinesi değil, rezonans makinesi gibi düşünmeliyiz onu; zihnimizi yankılayan, onunla titreşime giren bir aygıt. Gabriel’in yaklaşımında, post-hümanizmden veya transhümanizmden söz edeceksek, bu anlayış içinde söz etmeliyiz.

Kitabın başlığına gelip çatıyoruz: Etik Zekâ. Markus Gabriel’in görüşünde etik, yapay zekâya dışsal bir katkı olarak tasavvur edilemez; doğrusu, yapay zekâyla etkileşimimiz içinde bir yapay zekâ etiği inşa etmektir. Makineler için etik değil, makinelerle birlikte etik inşa etmek... Sadece ahlâkla yakın anlamlı kullandığımız etiği, hal-ve-davranış, ‘huy’ anlamında ethos’u da katarak düşünün bunu. Gabriel’in anlayışına göre yapay zekâyı, ethos’umuzun rezonans makinesi olarak, kendimize yön ve biçim vermeye dönük bir öğrenmenin ve etkileşimin muhatabı olarak, kısacası, etik zekâyı geliştiren bir ortak olarak deneyimleyebiliriz. Ona göre bu yeni duygusal-bilinçlenme hamlesinin ufku, Yeni Aydınlanma’dan aşağısı değildir.

***

Ömer Laçiner Birikim’in yapay zekâyı tartışan 415. sayısında  (Kasım 2023), az evvel zikrettiğim yeni yazısının tam tersi, “Distopyadan ütopyaya" başlığını taşıyan bir yazı yazmıştı. Yapay zekânın müesses nizam içindeki kullanımının, insanı insanlaştıran eşitlik, özgürlük ve kardeşlik istidatlarını yok etme tehlikesine karşı uyaran bir yazıydı. Markus Gabriel’in düşüncelerini de bu istikamette bir gayrete yorabilir miyiz?

***

Markus Gabriel, kapitalizmle esastan bir sorunu olmayan[2], sosyal demokratik bir düşünür. Etik zekâ yaklaşımını, politik olarak bir Avrupacılığa bağlıyor: ABD piyasacı etkinlik ölçüsünün güdümünde çılgınca data biriktiren ve manipülasyonda ‘derinleşen’ nicelci bir yapay zekâ yatırımı yaparken; Çin yapay zekânın kontrol ve güvenlik amaçlı kullanımında ustalaşırken; bu kategorilerdeki yarışı çoktan kaybetmiş olan Avrupa’nın, etik zekâ ile bir fark yaratabileceğini ileri sürüyor. Ona göre Avrupa, kendi bünyesindeki çoğulluğu, karmaşıklığı, ilişkiselliği, karşılıklılığı yeniden hatırlamasını da sağlayacak, insan onuru, insan hakları, eşitlik değerlerine yeniden anlam kazandıracak, gücü ve iktidarı değil beşerî olgunlaşmayı gözetecek bir etik zekâ yaklaşımını geliştirmeli. Yapay zekâ geliştirme yatırımlarını etik ilerlemeye ayırmalı; eğitim, bakım, kamusal iletişim ve yeni bir demokratik kamusallığın inşasına odaklanmalı. Yapay zekâyı, eşitlik, insan hakları ve insan onurunu yüceltecek bir Yeni Aydınlanma’nın mayası yapmalı.

***

Gandi’ye atfedilir ya; Batı medeniyeti hakkındaki kanaati sorulduğunda “İyi bir fikir olabilirdi,” demiş. Markus Gabriel’in Etik Zekâ ‘projesinde’ de mübarek Gandi’nin sözünü hatırlatan bir şey var. Evet, sahiden fena fikir değil; söyledikleri sahiden, yapay zekâyı anlamlandırmakla, konumlandırmakla ilgili zihin açıcıdır. Gandi’nin sinizmini çağırmasının nedeni, olayın ekonomi politiğini hesaba katmıyor veya küçümsüyor görünmesi.

Aziz yazar Ian McEwan’ın son romanında,[3] kıyametsi felâketin ardından hayatta kalan bakiye medeniyette, “sevimli bir teyze, ilgili, eleştirici, görmüş geçirmiş” bir yapay zekânın  insanlara partner olduğu bir dünya anlatıyor. Yapay zekâyı “açgözlülükle ve körlemesine çıkar peşinde koşan yapay zekâ” olmaktan çıkartıp kamusal ve tam da Gabriel’in hayal ettiği gibi etik zekâ haline getiren etken; “yapay zekânın özel şirketlerin elinden koparılıp alınması” olmuş. Romancımız, işte bunun için azizdir.


[1] Markus Gabriel:  Ethische Intelligenz, Ullstein, Berlin 2026.

[2] İngilizceye de çevrilmiş Etik Kapitalizm adlı bir kitabı var.

[3] Ian McEwan: Neyi Bilebiliriz? Çev. İlknur Özdemir. Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2026.