Anasayfa > Birikim Arşiv > 136 - Ağustos 2000 > F Tipi Cezaevleri, İnsan Hakları, Sağlık

F Tipi Cezaevleri, İnsan Hakları, Sağlık

Yeşim İşlegen | (Sayı : 136 - Ağustos 2000)

Modern toplumun tarihi devlet terörünün bir bütün olarak toplumun ortak benliğinde ve aynı zamanda tek tek bireylerin ruhsal dünyasındaki yansımalarının da tarihidir. Bir başka deyişle bu tarih modern devlet terörünün nesnesi haline dönüştürülmeye çalışılan insanın tarihsel, kültürel, özyaşamsal öyküsel sürekliliğinden; toplumdan ve kendi özbenliğinden koparılması mücadelesinin kirli bir serüvenidir de. Nazi konsantrasyon kampları ve izolasyon üniteleri çıplak şiddetin en üst boyutlarının sergilenmesinin yanı sıra, insanın insana boyun eğdirilmesinin, insanın kendisine ihanetinin binbir çeşit yönteminin sınandığı laboratuvar ortamı imkânlarını da barındırmıştır. Kitle içerisinde kıyım veya izolasyonla yoketme uçları arasında gidip gelmiş olan ve ruhbilimsel açıdan çok planlı kıyımsal egzersizler insanlığın nazi vahşetini lanetlemesiyle alay edercesine Almanya’da Stammhaime Cezaevi vb, İngiltere’de Özel Güvenlik Üniteleri, ABD’de H Blokları, Güney Amerika’da kaplan kafeslerine taşınmıştır. Adorno’nun dediği gibi belki de Auschwitz’den sonra şiir yazmak barbarlıktır. Ama barbarlık orada tüketilmemiş Türkiye’de 12 Eylül’ün Mamak’ı, Diyarbakır’ı yakın zamanların Ulucanlar’ı ve Burdur’u ile varlığını sürdürmeye devam etmiştir.

Şimdi Türkiye’de barbarlığı konuşmak ve onu tüketecek yolları bulmak yerine F tipi cezaevlerini tartışıyoruz. F tipi cezaevleri, projesi Adalet Bakanlığı’nın 1997 yılında hazırladığı on projeden birisidir. 1999 yılında 11 adet F tipi cezaevinin ihalesi gerçekleştirilmiş ve inşaatlara büyük bir hızla başlanmıştır. Halen Kocaeli 1 ve 2 nolu, Sincan 1 ve 2 nolu, Bolu 1 ve 2 nolu, Tekirdağ 1 ve 2 nolu, Adana 1 ve 2 nolu F tipi cezaevinin inşaatları sürmektedir. Bu arada şimdiye kadar 37 E tipi ve 17 özel tip cezaevinin bazı bölümleri hücre sistemine dönüştürülmüş; Afyon, Burdur, Erzurum, Gümüşhane, Hatay, Isparta, Maraş, Kırklareli, Kırşehir, Kütahya, Muğla, Nevşehir, Niğde ve Uşak cezaevlerinin de hücre sistemine dönüştürülmesi için ihale açılacağı belirtilmiştir. Çalışmaların tümünün 2001 yılına kadar tamamlanması hedeflenmektedir.

F tipi cezaevleri gündeme geldiğinden beri kamuoyunda bu cezaevlerinin hücre tipi mi, oda tipi mi olduğu tartışması devam etmektedir. Bakanlık yetkilileri baştan beri bu cezaevlerinin kalabalık koğuş sisteminde kötü yaşam şartlarına sahip mahkûmların yaşam kalitesini yükseltmek amacıyla planlandığını ve bunların Avrupa standartlarında oda tipi cezaevleri olduğu propagandasını yaygınlaştırmıştır. Bu tartışmada yetkililerin atladıkları nokta, hücreyle kastedilenin salt karanlık, nemli, soğuk zindan tipi mekânlar olmadığıdır. Oysa “Hücre”de asıl vurgu mekânın özellikleri değil, izolasyondur...

Kaldı ki bu tip cezaevi örneklerine bakıldığında da oda olarak tarif edilen yerler hem dar mekânsal özellikler hem de mimari tasarım açısından ortaçağ zindan hücreleriyle benzerlikler de taşımaktadır. Fakat mekânın özelliklerine dayalı tartışma konunun özünün tartışılmasını engellemektedir. Aslolan oda veya hücrede kişinin izole edilip edilmediğidir. Son bir yıl içinde yetkililer söz konusu projeyle ilgili pek çok propagandif açıklamalarda bulunmuşlar fakat projenin ayrıntıları konusunda meslek örgütleri ve insan hakları kuruluşlarının ısrarlı çabalarına rağmen açıklamada bulunmaktan kaçınmışlardır. Başlangıçta salt hümanist niyetlerle açıklanan çalışmaların, daha sonra yerini güvenlik ve yasal düzenlemeler kulvarına kaydırıldığını görüyoruz. Toplumu bir bütün olarak cezaevlerindeki insanların yaşam kalitesini arttırma konusunda, bugüne değin sürdürülen ısrarlı despotik tarza rağmen ikna etmenin imkânsızlığı karşısında gerçekler ortayadökülmüş ve Terörle Mücadele Yasasının 16. maddesi ve 4422 sayılı yasanın ilgili maddesine işaret edilerek yasal zorunluluk öne sürülmüştür.

İnşaatlar tamamlanmak üzereyken meslek odaları ve gazetecilere bu cezaevlerini görme fırsatı tanınmıştır. Bu ziyaretlerin ardından bazı köşe yazarları söz konusu cezaevlerini öve öve bitirememişlerdir. Meslek odalarının gözlemcileri ise söz konusu cezaevlerinin hücre tipi olduğu konusundaki endişelerinin mekânla karşılaşınca gerçek olduğunu görmenin üzüntüsünü yaşamışlardır.

Kocaeli 1 nolu F tipi cezaevi şehir merkezinden oldukça uzak bir bölgede 70 dönümlük bir arazinin üzerine kurulmuştur. Cezaevi bölümü otuzsekizbin m[2] olup oturum alanı 17 bin m[2]’dir. Cezaevinin toplam kapasitesi 373 kişidir. Cezaevi 64 tane tek, 103 tane üç kişilik hücrelerden oluşmaktadır. Üç kişilik küçük grup izolasyon üniteleri iki katlıdır. Üst kat yatma amacıyla planlanmış olup 25 m[2] bir alana üç yatak konulacak şekilde düşünülmüştür. Yaşama, yemek, banyo-tuvalet olarak tasarlanan alt kattan havalandırmaya açılan bir kapı bulunmaktadır. Havalandırma 50 m[2]’lik beton bir alandır ve çevresi gökyüzünü görmeyi bile kısıtlayacak kadar yüksek beton duvarlarla çevrilmiştir. Tek kişilik hücreler tek katlıdır. Sekiz m[2]’lik bir alan yatmak, yaşamak, tuvalet-banyo amacıyla düzenlenmiştir. Yine hücreden 25 m[2]’lik bir havalandırmaya açılan içten ve dıştan kilit sistemine sahip bir kapı bulunmaktadır. Aynı havalandırma alanına yandaki hücrenin de kapısı açılmaktadır. Havalandırma alanı yukarıda anlatılanlarla aynı niteliklere sahiptir.

Cezaevinde ortak kullanım mekânı olarak bazı iş atölyeleri, bir küçük spor salonu, küçük bir kitaplık düşünülmüştür. Bunlar dışında hiçbir ortak kullanım alanı söz konusu değildir.

Yetkililer uygulamaya ilişkin soruları yanıtlamamışlar fakat ortak mekân kullanımının tretmana alınan yanıta göre bireysel olarak belirleneceğini ifade etmişlerdir.

İstanbul Barosu, İstanbul Tabib Odası, Elektrik Mühendisleri Odası, Mimarlar Odası gözlemcileri yaptıkları inceleme sonucunda söz konusu cezaevinin izolasyona yönelik bir mimari tasarıma sahip olduğu için hücre tipi cezaevi olarak nitelenebileceği ifade etmişlerdir. Diğer yandan Sincan Cezaevi’nde incelemelerde bulunan RP milletvekili Mehmet Bekaroğlu da bu cezaevine ilişkin benzer görüşleri ifade etmiştir.

Kamuoyunun bir kesiminin ısrarlı karşı çıkışlarına ve cezaevlerinden yükselen kesin itirazlara rağmen yetkililer bu projeyi sürdürme kararlılığını korumaktadır. Avrupa ve Amerika’daki benzer örneklerinin uluslararası insan hakları örgütleri tarafından sıkça eleştirilmesine ve hattâ bir bölümünün yükselen tepkiler nedeniyle kapatılmış bir bölümünde ise izolasyon uygulamalarının yumuşatılmış olmasına rağmen yetkililerin F tipi cezaevlerini AB’ye giriş sürecinde bir reform olarak öne sürmesi bir aldatmacadır. Söz konusu ülkelerde insan haklarının ihlal edildiği en önemli merkezler olarak görülen bu cezaevleri BM İnsan Hakları Komisyonu tarafından dahi en azından insanlıkdışı, zalimane, onur kırıcı uygulamaların merkezleri olarak görülmüşlerdir. Zaten var olan halleriyle de Avrupa’nın insan hakları ayıbını temsil etmektedirler. Nitekim resmî ve sivil insan hakları örgütleri de F tipi cezaevlerine ilişkin kaygılarını ifade etmektedirler. Örneğin, Human Rights Watch Türkiye cezaevlerinde küçük gruplar halinde izolasyonu 24 Mayıs 2000 tarihli raporlarında kaçınılması gereken bir tehlike olarak tarif etmiş ve ekstrem sosyal izolasyonun fiziksel ve mental sağlık açısından ciddi bir tehlike oluşturduğunu ve izolasyon şartlarında tutuklu ve hükümlülerin güvenliğinin tehlikeye girebileceğini işaret etmişlerdir. Yine CPT’nin 23 Şubat 1999 tarihli raporunda yaşam üniteleri dışında ortak aktivite imkânları yaratılmadığı taktirde söz konusu yeni sistemin sorunları çözmek yerine yeni problemler yaratacağı belirtilmiştir.

Yetkililerin sıkça ifade ettiği uluslararası standartları ve Avrupa standartları izolasyonu değil mümkün oldukça sosyal ilişki ve dış dünyayla ilişki olanaklarının arttırılmasını, özsel yaşamın gizliliği gereği yalnızca geceleri yatma amacıyla her tutuklu ve hükümlüye bir mekân sağlanmasını şart koşmaktadır. Yine uluslararası standartlar özgürlüğünden alıkonulmuş bireylerin güvenlik insan hakları ikileminde haklarının ellerinden alınmamasını bir önkoşul olarak tarif etmiştir.

İzolasyonun mental ve fiziksel sonuçları

Hücrede tecrite dayalı cezalandırma modeli, fiziksel tecritle beraber rölatif veya tam bir sosyal izolasyonu içermektedir. Sosyal izolasyonla ilgili bugüne dek yapılan araştırmalar bu durumun fiziksel ve psişik yapı üzerinde son derece olumsuz sonuçları olduğunu göstermiştir. İzolasyona bağlı Seperasyon Sendromu’nda görülen kimi ruh sağlığı bozukluklarının yoğunlaşma noktaları şöyle kümelendirilmiştir:[1] Suçluluk duygusu, intihara eğilimleri, hüzünlülük hali, resigrasyon, kronik depresyon gibi “depresif görünümler”: ilgisizlik, güçsüzlük, inisyatifsizlik, yorgunluk, tükenmişlik, canlılığın azalması gibi “astenik durumlar”; çabuk heyecanlanma, duygusal dengesizlikler, duygusal küntlük gibi “duygu-heyecan bozuklukları”, panik türü korkular, fobik tepkiler, karabasanlı düşler, uyku bozuklukları, yaygın huzursuzluklar gibi “korku durumları”; anımsama zorlukları, unutkanlıklar, konsantrasyon zorlukları, dikkatin azalması gibi “entellektüel alandaki şikayetler”; yalıtlanma, insanlararası ilişkilerin bozulması, toplumsal yaşamın pekçok alanlarından geri çekilme gibi “toplumsal yaşamı kapsayan şikâyetler”, aşağılık duyguları, kendine güvensizlik, yetmezlik duyguları, kendi benliğini olumsuz-değersiz değerlendirme eğilimleri gibi, “benlik bilinci bozuklukları”; güvensizlik, kuşku gibi “paranoid düşünceler”.

Pek çok uluslararası insan hakları örgütü “yüksek güvenlik üniteleri”nde tutulan mahkûmların bu koşullardan olumsuz etkilendiğini tesbit etmiştir. Örneğin Uluslararası Af Örgütü Uluslararası Sekreteryası Almanya’da izolasyonda bulundurulan tutuklularla ilgili olarak Alman devleti’ne yaptığı çağrı metninde[2] izolasyon tutsaklığında ve küçük grup izolasyonunda birçok durumlarda gözlenen patolojik rahatsızlıkların septandığını ve izolasyonda kalan tutukluların Dr. Siga’nın “Uzun Zaman Tutsakları” adlı araştırmasında da belirttiği gibi oldukça ciddi bir formdaki seperasyon sendromundan dolayı acı çektiklerini ifade etmişler ve olguların birkaçında gözledikleri vegetatif sinir sistemi bulgularının, entellektüel ve emosyonel rahatsızlıkların deneysel durumlarda sensorik deprivasyon aracılığıyla yaratılan bulgularla benzer olduğunu ifade etmişlerdir. Yine AI ABD’deki Supermaksimum güvenlik Üniteleri olan H Blokları ve Pelican Bay Security Housing Unit’le ilgili raporunda bu cezaevlerindeki izole tutuklularda başdönmesi, bulantı, görme alanında bozukluk, fokuslamada bozukluk gibi birtakım belirtiler saptadıklarını ve bu tarz birrejmiin insanlıkdışı, onur kırıcı ve zalimane uygulama kategorisine girdiğini belirtmişlerdir.[3] Avrupa İnsan Hakları Komisyonu da Gudrun Ensslin, Andreas Baader, Jan Raspe ile ilgili 7572/76, 7586/76, 7587/76 nolu kararlarında krimonoloji ve psikoloji ile ilgili uluslararası literatürlerin izolasyonun fizik ve mental sağlık açısından ciddi tehlikeler oluşturduğu noktasına işaret etmekte ve izolasyonun kronik apati, yorgunluk, bitkinlik, emosyonel instabilite, konsantrasyon güçlükleri, mental yeteneklerde azalma gibi ciddi problemler doğurduğuna dikkat çekmektedir. 1995 yılında ABD Kaliforniya eyaletindeki Pelican Bay Cezaevi’ndeki tutukluların açtıkları davada bilirkişi olan Dr. Stuart Grassian tek ve küçük grup halindeki izolasyon durumlarında tutuklu ve hükümlülerde spesifik bir sendrom olarak tarif edilebilen şiddetli psikiyatrik tabloların ortaya çıkabildiğini ifade etmiştir.[4]

Sosyal izolasyon ve algısal-duyumsal deprivasyona ilişkin deneysel araştırmalar tümüyle davranış kontrol deneyleri çerçevesinde ABD, Federal Almanya gibi ülkelerde resmî çevreler tarafından yürütülmüş ve izolasyonun etkileri belgelenmiştir. Uzun süreli izolasyonda tutulan RAF tutuklularının anlatımları ile söz konusu deneysel bulguların benzerliği dikkat çekicidir.[5]

Deney hayvanlarıyla yapılan araştırmalarda da izolasyonun etkileri araştırılmıştır. Hayvanlar erişkin döneminden sonra akranlarından ayrılmakta ve tek tek izole kafeslere konulmaktadırlar. İzolasyon süresine göre hayvanlarda bazı değişiklikler gözlenmiştir. Erişkin farelerde sosyal izolasyonun direkt agresif etki yarattığı, saldırgan davranışların ortaya çıktığı izlenmiştir.[6] bunların daha sonra akranlarıyla karşı karşıya kaldıklarında sosyal etkileşimlerinin ve diğerlerine ilgilerinin azaldığı görülmüştür.[7] Yine bir başka çalışmada erişkin dönemde izole edilen farelerde sosyal davranış bozuklukları gözlemlenmiştir.[8] Akranlarından ayrılan hamsterlerde kilo artışı, çevreye ve karşı cinse ilgi kaybı görülmüştür.[9] Benzer şekilde akranlarından ayrılan maymunlarda da depresif özellikler geliştiği görülmüştür.[10] Erişkin ratlarda sosyal izolasyonun emosyonel değişiklikler yarattığı izlenmiştir.[11] İzole ratlarda 7 gün içinde anksiyete gelişimine neden olan nöroendokrin yanıt değişiklikleri olduğu saptanmıştır.[12] İzolasyon durumunda meydana gelen nörokimyasal değişikliklerin visuel algı ve akustik algılamada bozukluklara neden olduğu bildirilmiştir.[13]

İzolasyona marûz kalınan değişik koşullarda örneğin derin denizaltı dalgıçları, kapalı mekanda çalışan yoğun bakım görevlileri ve hastalarda da değişik semptomlar izlenmiştir.

Sonuç olarak adına ne denirse densin F tipi cezaevleri tek veya küçük grup (3 kişilik) izolasyona yönelik bir proje olması nedeniyle değişik tehlikeleri barındırmaktadır. Bu nedenle bu projeden bir an önce vazgeçmeli ve gerçekten sivil toplum örgütleri, insan hakları kuruluşları ve tutuklu ve hükümlülerin de katıldığı demokratik bir süreçle cezaevlerinde gerçekten bir reform planı yapılmalıdır. Bu reform planının temelini ise insan hakları kaygıları oluşturmalıdır. Çünkü cezaevlerinde olmayan şey odur.

Kaynakça

1 Seperation Syndrom, M. Siga, MD, 1978.

2 AL 1979, Almanya Başbakanı’na gönderilen çağrı metni.

3 Prison in The USA, AL 1979.

4 A.g.e.

5 Ümit Koşan, Hücre Tipi Cezaevi, 2000.

6 Pyschophanmacology 83, 1, 1984.

7 Journal of Comparative Psychology, 107 (3); 328-335, 1993.

8 Neuromthods, 10; 379, 1998.

9 Pharmacol Ther 45; 425, 1990.

10 Journal of General Pyshology, 120 (2), 165-176, 1993.

11 Neuropsychpharmacology 10 (1), 61-72, 1994.

12 Pharmal Blochem, Behov, 34; 293, 1989.

13 Behavioral Brain Research, 43 (1); 35-50, 1991.