Kıyının Altına Gömülen Şehir: İzmir
1 Nisan 2026 Çarşamba
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın Kordon’a yeraltı otoparkı yapılabileceğine ilişkin açıklamaları, kentin ulaşım politikalarındaki temel bir çelişkiyi açığa çıkardı. Tugay, “Şehir merkezine daha fazla araç getirelim, onlara otopark bulalım, onlara yollar, tüneller açalım demeden önce biraz düşünelim” diyerek otomobil odaklı anlayışa mesafe alırken, kısa bir süre sonra Alsancak Kordonu’na yaklaşık 4 bin araçlık bir yeraltı otoparkı yapılmasını savundu. Ortaya çıkan bu tablo, İzmir’de ulaşım kararlarının hangi ilkeye göre belirlendiğini tartışmalı hale getirdi. Bu nedenle mesele, tek tek proje tercihlerini aşan daha geniş bir planlama mantığı içinde ele alınmalıdır.
Alexander Kluge ve Eleştirel Teori
31 Mart 2026 Salı
Suhrkamp Verlag 23 Mart’ta Alexander Kluge’nin vefat haberini duyurdu. Böylece, 2024’ten itibaren Eleştirel Teori’nin İkinci Kuşak düşünürlerinden bir kişi daha eksildi - diğer düşünürler Oskar Negt, Claus Offe, Hans-Georg Backhaus ve Jürgen Habermas’tır. Almanya’nın savaş sonrası (kabaca 1950’li yıllar ve sonrası) deneyimine damga vuran bu isimleri bir araya getiren geleneğin Frankfurt Okulu olduğu söylenir ancak bu ifade çoğunlukla öylesine belirsizdir ki örneğin bu isimleri ilk kuşağın kültür eleştirmeni Leo Löwenthal veya ekonomi alanında eserler veren Friedrich Pollock ile yan yana getiren anlayışın ne olduğu açıklanmaz veya açıklanamaz. O halde şu iki soru meşrudur: i) Eleştirel Teori ifadesi ne anlama gelir? Sınırları, kapsamı, yordamı vb. nedir? ii) Eleştirel Teori’nin farklı kuşakları arasında (örneğin birinci ve ikinci kuşak arasında) bir süreklilik var mıdır?
Şiir Eleştirisi için Topolojik Hipotezler
29 Mart 2026 Pazar
Mevcuttaki bütün şiir-edebiyat eleştirisini dekadansla itham etmek çok saçma ve gerçek dışı olacaktır zaten. Ancak bu, şiir ve eleştirinin mevcut tablosu içinde dekadansın önemli bir yer tuttuğu gerçeğini ortadan kaldırmaz. Sahiciliği, gerçekliği ve poetik inkişafı ketleyici özellikler gösteren her eleştirel aktiviteyi ya “gerici” anlayışların ya da dekadansın bir parçası olarak tespit etmek mümkün. Poetik ve eleştirel bilinçten yoksun bir şair, modern şiire dahil olamamıştır dememiz fazla acımasız bir yargı olabilir. Ama bilinç düzeyine gelememiş bir sezgiyle bile olsa en azından modern şiirin tarihsel karakteristiği hakkında bir kanaat ve farkındalığa sahip olmalıdır. Buysa şairi az veya çok eleştirel bir konuma getirir. Ünal da “şairin sadece kendi yazdığı şiirin farkında oluşu bile eleştirinin bir gereğidir” derken buna işaret eder.
“Yaraya Sarılmak Gerekir”
25 Mart 2026 Çarşamba
Kolektif ve politik şiddeti mümkün kılan tarihsel-toplumsal zemin çözüldüğünde, bu çözülme o kolektifin parçası olmuş öznenin iç dünyasında nasıl bir çözülme yaratır? Eğer kolektif politik şiddetin yerini parçalı, kişisel ve çoğu zaman intikamı hedefleyen eylemler alıyorsa, hâlâ politikadan söz edebilir miyiz? Ayşegül Devecioğlu, ilk romanı Kuma Daireler Çizen’de bu sorulara yönelik cevapları için girizgâhlar yapmıştı. Onun devamı olan Gülün Hayaleti’nde bir adım daha atıyor, bir bakıma, kumda çizdiği dairelerin içinde ve dışında bıraktıklarını netleştiriyor. 12 Eylül’le birlikte devrimci mücadelenin çözülüşünün, yenilginin ve suçluluk duygusunun devrimcilerin hayatlarında nasıl tortulaştığını, politik polisiyenin imkânlarına başvurarak göstermeyi sürdürüyor.
Kurtuluş: Bilge Köyü’nden Alegoriye
24 Mart 2026 Salı
Kurtuluş, artık gündemden düşmüş olan koruculuk meselesini tartışmaya açması ve neredeyse felaketlerin süreklileşmesi sebebiyle toplumsal hafızamızdan silinmeye yüz tutmuş Bilge Köyü katliamını geri çağırması bakımından önemli bir yerde duruyor. Ancak filmin sözünü söyleme aceleciliğiyle alegorinin genelleyici diline sığınması bu tarihsel malzemenin ağırlığını geri plana itiyor. Film, hikâyenin derinleşmesine daha fazla alan açabilseydi, hem politik söz daha berrak bir şekilde kurulabilir hem de izleyicide daha kalıcı bir etki bırakacak bir anlatı mümkün olabilirdi.
Bir Yaşamdan Geriye Kalan
23 Mart 2026 Pazartesi
Belki de insan, kendi hikâyesini anlamlandırırken o geriye bakış anında kendisine eşlik edecek bir "öteki"ne, bir tanıklığa muhtaçtır. Bu tanıklığın en büyük emaresi ise kapsanmaktır. Erdoğan Özmen’in metinlerinde okuyucunun satır aralarında deneyimlediği histir bu. Bu kapsayıcı atmosferde; saldırgan ve yıkıcı dürtülerin, yaşamsal bir alana taşınması süreci filizlenirdi. İşte o noktada Melanie Klein’ın bahsettiği o büyük dönüşüm gerçekleşir: Haset, şükrana dönüşür. Mesele artık terk edilmek değildir; sevilen nesnenin varlığını iç dünyaya almak, onu orada yaşatırken onun sayesinde yeniden doğmaktır.
Erdoğan Özmen'in Ardından
21 Mart 2026 Cumartesi
Erdoğan Özmen'i (1959-2026) kaybettik. Psikanaliz üzerine düşünmeye ve psikanalizle düşünmeye verdiği emek, muazzamdı. Topluma, hayata, insanlara psikanalizin bilgisiyle ve sezgisiyle bakışıyla, bir ufuk açtı. Şefkatiyle, içtenliğiyle, ilgisiyle... bir hekimin bizzat şifa olmasının canlı örneğiydi. Birikim'in mutfağında onunla çalışmak mutluluktu. Unutulmayacak bir iz bıraktı.
Dijital Katranlı Tüy Çağı: Görünürlüğün Ceza Rejimi ve Arşiv İktidarı
21 Mart 2026 Cumartesi
Dijital çağda teşhirin yapısı köklü biçimde değişmiştir. Sabitleme artık bedensel değil, arşivseldir. Ve arşiv, zamana direnir. Dijital kamusal alan başlangıçta demokratikleşme vaadiyle ortaya çıktı. Görünürlük, ifade özgürlüğünün genişlemesi olarak sunuldu. Ancak görünürlük aynı zamanda kalıcı kayıt üretir. Dijital sistemler insan hafızasından farklı olarak silme ve unutma mekanizmasına sahip değildir. Platformlar, arama motorları ve veri tabanları kaydetmek ve indekslemek üzere tasarlanmıştır. Bu teknik altyapı yalnızca iletişim biçimlerini değil, kamusal yargının niteliğini de dönüştürmektedir. Anlatı, kanıtın önüne geçebilmektedir. Çünkü dijital çağda hız, doğrulamanın önüne geçer. İnsan zihni belirsizliği taşıyamaz; belirsizlik kaygı üretir. Kaygı ise anlam talep eder.
“Doğu’da Hayat Ucuzdur”: Belirsizlikler Çağı’nın Jeopolitik Kodları
19 Mart 2026 Perşembe
Ancak son dönemde ortaya çıkan “Yeniden Batılılaş(tır)ma” eğilimi, bu meydan okumaları bastırmayı, Batı-merkezli küresel düzeni korumayı ve kapitalizmin yaşadığı yapısal krizi aşmayı amaçlıyor. Bu çerçevede, Marco Rubio’nun yukarıda bahsi geçen konferansta yeni bir “Batı Yüzyılı” inşa etmek için dinamik bir ruha ihtiyaç olduğunu vurgulaması; Batı’nın diğer medeniyetler üzerindeki egemenliğini yeniden tesis etmesi gerektiğine işaret etmesi; kritik mineraller ile tedarik zincirlerini kontrol etmenin ve Küresel Güney’deki pazarları kazanmanın önemine dikkat çekmesi, Walter Mignolo’nun “yeniden Batılılaşma” tespitleriyle paralellik gösteriyor.
İran: Savaş Üstüne İlk Notlar
18 Mart 2026 Çarşamba
Şu noktadan sonra İran'ın (mevcut yapısıyla) her şeyden önce zaman kazanmak için filmi yakmaktan, yâni muhâtaplarına içinden çıkılmaz bir mâliyet problemi çıkarmaktan (çıkarabileceğine onları iknâ etmekten) başka elinden bir şey gelmez sanırım. Batı, bu mâliyeti üstlenecekse sonuç hızla yayılan bir bölgesel savaş olur, dilerim iş oraya varmaz. Diğer olasılık rejimin, devleti tedrîcî terki, belki. O da mevcut yapıyla bütünleşik çıkar ağları ve sübvansiyon ekonomisinde, dahası güçlü merkezkaç kuvvetlerin etkisinde iç savaş çıkmadan nasıl olacak, bilmiyorum. Hele suikastlar sürerse bu ağlarla nasıl ilişki kurulacak da geçiş –o da belki– yumuşak sağlanacak. İki ucu pis değnek.
Tavşan İmparatorluğu’nda Hegemonya ve Direnişin Mikrokozmosu
16 Mart 2026 Pazartesi
Musa, tazı yarışları ve şiddet ekonomisinin mantığını içselleştirmediği gibi yarıştan kaçan tavşanları gizlice kurtarır, ormana konmuş kafesleri parçalar, tavşanların yaraları varsa iyileştirir ve bakımlarını üstlenir. Bu eylem küçük görünebilir, ancak anlamı büyüktür. Musa’nın tavşanları kurtarma çabası, şiddet-eğlence ekonomisine katılmayı reddeden bir etik-ilkesel karşı harekettir. Bu hareket hegemonik düzenin herkes tarafından içselleştirilmediğini, direnişin her zaman büyük isyanlar şeklinde ortaya çıkmadığını, bazen küçük, sessiz ve kırılgan oluşumlar şeklinde başladığını gösterir. Musa’nın küçük direniş hareketi hegemonyanın kırılganlığını temsil eder. Ve en önemlisi, çatlak varsa bunun büyüyebileceğinin ihtimali de vardır.
İran Meselesi İklim Meselesi mi? - Karbon Emperyalizmi
13 Mart 2026 Cuma
İklim meselesi bize tekelleşen fosil yakıt tüccarları ile halkın erişebildiği geleneksel yakıtlar arasında bir savaş olduğunu anlatıyor. Venezuela ve İran saldırısı ise bu savaşın askeri boyuta evrildiğini gösteriyor; 28 Şubat’ta başlayan savaşta bu cephede İsrail ve ABD yok. ABD üsleri ile savaşa hizmet eden petrol tüccarı ülkeler de var. İran meselesi ABD’nin iddia ettiği gibi bir nükleer silah sahip olma meselesi değil. Daha çok dünyanın karbonsuzlaşma (decarbonization) zorunluluğu karşısında daha çok karbonlaşma (recarbonization) çabasının bir tezahürü. Daha keskin söyleyecek olursak karbon emperyalizminin bir yansıması. Bunu anlamak için petrol ve gazın son 10 yılına keskin bakış atmak, sonuç çıkaracak resimler çekmemiz gerekiyor.
Dargeçit ve Umut
12 Mart 2026 Perşembe
2024 yılından bu yana yalnızca özel gösterimlerle izleyiciyle buluşan Dargeçit belgeseline artık online bir platformda kolaylıkla erişilebiliyor. Film, Anıl Olcan’ın Aşikâr Sır sergisinde de yer alan, zorla kaybedilenlerin vesikalık fotoğraflarını mermere basma görüntüleriyle açılıyor. İçlerinden bir çocuğun, Davut Altınkaynak’ın, 12 yaşında gözaltında kaybedilmesine kadarki kısa yaşamını belgeleyen tek fotoğraftaki yüzü, beraberinde gelen kalp sıkışıklığıyla birlikte hafızamıza yerleşiyor. Berke Baş yönetmenliğindeki belgesel her ne kadar izleyene acıyı boca etmekten imtina eden, kaydını tuttuğu gerçekliğin öznelerini gözeten süzgeçlerden geçmiş bir iş olsa da, buradaki tanıklığın ağırlığı anlatının ihtimamını delip geçiyor.
Şok ve Dehşet Stratejisi: İsrail Ortadoğu’yu Nereye Sürüklüyor?
11 Mart 2026 Çarşamba
İsrail’in stratejisi gerçekten de ardı ardına gelen bir “şok ve dehşet” harekâtı gibi görünüyor. Şu anda hedefte İran var, ancak verilen mesaj bütün Ortadoğu devletlerine yönelik: İsrail’in bölgesel hegemonya arayışına ya da Filistin’de yürüttüğü etnik temizliğe karşı çıkmaya kalkışmayın. İlk hedefe ulaşılması, ikinci hedef için İsrail’e gerekli dokunulmazlığı sağlayacaktır: tarihçi Benny Morris’in, Ben-Gurion’u 1948’de bütün Filistinlileri bölgeden sürmemekle eleştirirken “tarihsel bir hata” olarak gördüğü şeyi düzeltmek. Bezalel Smotrich’in 2021’de Knesset’teki Filistinli üyelere söylediği gibi: “Burada bulunmanızın tek nedeni Ben-Gurion’un işi bitirmemiş olmasıdır.” Hükümetin ve genel olarak siyasi elitin gözünde, şimdi o işi tamamlamanın zamanı gelmiş gibi görünüyor.
Sahiplik Çağı: Gezegen Kimin? -  Antroposen’de Hakikat, Mülk ve Aidiyet
11 Mart 2026 Çarşamba
Antonio Gramsci, eski dünyanın öldüğü ama yenisinin henüz doğamadığı bu ara dönemleri interregnum olarak tanımlar ve bu zamanların “canavarlarla dolu” olduğunu söyler. Canavarlar burada birer istisna değil, belirsizliğin normalleştiği anların ürünüdür. Bugün Antroposen’de karşı karşıya olduğumuz şey de tam olarak budur: Eski düzenin kavramlarıyla konuşmaya devam eden, ama yeni bir etik, yeni bir sorumluluk dili kuramayan bir dünya. Gezegenin mülk gibi konuşulması, hakikatin ilanla yer değiştirmesi ve tehdidin kalıcı bir yönetim tekniğine dönüşmesi, bu canavarların çağdaş biçimleridir. Canavar artık yalnızca bir figür değil; dilin kendisidir.
Savaşın Gölgesinde Halef Seçimi: İran’ın Önündeki Yol Ayrımı
9 Mart 2026 Pazartesi
Bunlar, şu anda İran halk temsilcilerinin kendilerine sordukları sorular. Öncelikle şunu belirtmeliyim: herkes için ve her zaman doğru bir karar yok. Karar doğası gereği yanlış olma ihtimaline rağmen verilir. Kesinliğin olduğu yerde karar almanın manası yoktur. Her kararın artıları ve eksileri var. Bakış açısına göre, aynı karar bir taraf için iyi, diğer taraf için adaletsiz, yanlış ve kabul edilemez olabilir. ABD ve İsrail için, Mücteba Hamaney’in İran’ın bir sonraki devlet başkanı olarak seçilmesi belki de en doğru karar; bu karar sürekliliği işaret ediyor, yeni liderin uluslararası sözde gözlemcilerin gözünde, öldürülen babayla özdeşleşmesini sağlıyor. Bu özdeşleşme ise, kamuoyunun İran’a karşı önleyici bir savaşı meşrulaştırmak için kullanılan ve kullanılmaya devam edilen eski nükleer silahlandırma politikası çerçevesinde düşünmesini tetikliyor.
İran İslam Cumhuriyeti Mesihçi bir Teokrasi mi Yoksa Kırılgan bir Diktatörlük mü?
9 Mart 2026 Pazartesi
İslam Devrimi Muhafızları sadece bir askeri kurum değil. Aynı zamanda ekonomik bir imparatorluk, siyasi bir aktör ve ideolojik bir dayanak noktası. İran’ın merkezini ve güvenlik organlarını hedef almak, gelecekteki protestolar için fırsatlar yaratabilir. Ama, devletin yapısına bu kadar yerleşmiş bir kurumu –sadece hava gücüyle– ortadan kaldırmak, bir değişim planı olarak nadiren başarılı olmuştur. İran'ın iç manzarası da dış gözlemcilerin bazen hayal ettiği kadar net bir şekilde bölünmeye elverişli değil. Etnik azınlıkların şikayetleri var ama çoğu, ulusal parçalanmaya yol açacak senaryolardan çekiniyor. Rejime karşı çıkan ve onu devirmek için yabancı askeri müdahale isteyen birçok İranlı bile, sonrasında ortaya çıkabilecek kaostan korktukları için devletin tamamen çökmesini istemiyorlar.
Politik Sıkışmayı Aşan Bir Feminizm
8 Mart 2026 Pazar
Bunu biraz açmak istiyorum; önce politik sıkışmışlık gibi bir ruh hali içinden feminist geçmişi anlatmanın ve geleceksizlik hissinin bana hatırlattığı garip şeyden bahsedeyim: sol melankoli. Geçmişteki arzulanan sosyalist girişimlerin gerçekleşmemesine dair hayal kırıklığı hakkında yanlış yönlendirilmiş bir nostaljinin, bugünün eylemliliğini engellemesi anlamına gelen kullanışlı bir kavram bu. Ann Cvetkovich, Judith Butler ve Wendy Brown gibi isimler, sol melankoliyi feminist eylemliliğe karşı çıkan duygulanımsal bir yaklaşım olarak eleştiriyorlar. Türkiye’de de sol melankolinin türlü hallerine feministler uzun zamandır aşina; ona sinir olmaya, onunla dalga geçmeye ve ağzının payını vermeye alışkınız.
Tavşanlar, Çocuklar ve Diğer Mazlumlar: Seyfettin Tokmak’la Tavşan İmparatorluğu Üzerine Söyleşi
7 Mart 2026 Cumartesi
Yaşar Kemal’in metinlerinde hayvanlar dekor değildir; özne konumundadır. Onlara yönelen şiddet, insanın kendi karanlığının aynasıdır. Özellikle sokak çocuklarıyla yaptığı çalışmaların ürünü olan ve daha sonra adı Allah'ın Askerleri’nden Çocuklar İnsandır’a dönüşen kitap, benim dünyayla ve çocuklarla kurduğum ilişkiyi derinden etkiledi. “Çocuklar insandır” cümlesi aslında bir etik duruştur; hiyerarşiyi reddeder. Ben de o tarafı çok sahipleniyorum. Tavşan İmparatorluğu’nda hayvanlara yönelen zulüm ile çocukların maruz kaldığı şiddet arasında bilinçli bir paralellik kurdum. Tavşanlar, tazılar, çocuklar… Hepsi erkek egemen bir tahakküm evreninin nesnesi haline geliyor. Türcülük burada yalnızca hayvanlara yönelik bir baskı biçimi değil; güçlünün güçsüze uyguladığı her türlü tahakkümün metaforu.
14 Mart
14 Mart 2026 Cumartesi
Ancak bir gerçek var ki, yıllar içerisinde özellikle yoksul kesimde, onların sağlık hakkını ortadan kaldıracak düzeyde artan bu sağlık harcamasına rağmen makul bir ülkede yıllık 1 milyar sağlık hizmet tüketimini finanse etmek mümkün değil. Peki ama Türkiye bunu nasıl başarıyor? Bunun sırrı da “Fiyat Endeksi”nde saklı. Sağlık alanındaki fiyatların düzeyini ülkeler arasında karşılaştırma yapabilmek için satın alma gücü paritesi yöntemine dayanan bu endeksin düşük olması, o ülkede o işin ucuz olduğunu/yapıldığını gösteriyor. İzlanda’nın 155, Birleşik Krallık’ın 103, Yunanistan’ın 55 ve hatta Macaristan’ın 28 olduğu bir ortamda Türkiye’nin fiyat endeksi 18. Yani Türkiye’de sağlık hizmeti ucuz, çok ucuz, çok çok çok ucuz...
Üç Ekoloji’ye Genosko Yorumu: Ekoloji ve Sanatın Yeni Politikası
6 Mart 2026 Cuma
Sanatın üç ekolojiye aynı anda dokunduğunu söyleyen Guattari, algı ve duygu üretimiyle zihinsel, kolektif üretim ve ilişki biçimleriyle toplumsal, mekân ve maddi temaslarla çevresel ekoloji alanlarında sanatın geçiş noktaları açtığını vurgular. Bu vurgu, Genosko için bir “titreşim”dir. Guattari’yi özellikle teknokültür ve medya bağlamında okur. Ona göre, kapitalist öznellik üretim makinelerine karşı mikro müdahale alanı olan sanat, standartlaşmış arzu biçimlerini kırabilir, hatta dijital ve medya asamblajlarını yeniden düzenleyebilir. Böylelikle yeni ilişki biçimleri peyda olur ve “başka türlü hissetmek” yeryüzüne hâkim olabilir. Ekoloji, teknikten çok öte etik-politik-estetik bir sorundur. Özne, uçup gitmeden, yönsüz açlığını tutarlı ve yaratıcı bir biçimde üç ekolojiye yerleştirecek yolları keşfetmeli; sanat ve etik-politik pratikler bu yolları kolaylaştıran gerçek varoluşsal payandalar konumunda olmalıdır. Anlaşılır ki sanat, dönüşümün en hassas aracı olarak duyulur. O, doğayı kurtaramaz ancak insanın doğayla ilişki kurma biçimini, dünyayı algılayışımızın iklimini titreştirebilir.
Demir Leydilerden Terk Edişin Estetiğine
5 Mart 2026 Perşembe
Bu tavrın reel politikteki en bilinen izdüşümlerinden biri Margaret Thatcher'dır. Kariyerindeki tüm yapısal krizlere, sarsıntılara rağmen, kültürel hafızada bir siyasetçiden çok bükülmez “Demir Leydi” lakabının monolitik gölgesiyle yer tutmuştur. Ses tonunu kasten kalınlaştırmasından, kabinesindeki tek erkek olarak anılmasına kadar her hamlesi eril kodları bir zırh gibi kuşanma iradesinin yansımasıdır. Adeta yönetsel temsilin itirafı olarak, bir kadının iktidar olabilmesi için etten ve kemikten değil demirden olması gerekmiştir. Dolayısıyla kadınsı sayılan özelliklerden arınarak erkin sert, delici ve buyurgan doğasıyla bütünleşilmesi anlayışı pekişmiştir. Thatcher'ın gücü, sistemi farklılaştırmasından değil, babanın yasasını babadan daha iyi, daha tavizsiz uygulamasından gelir. Masaya yumruğunu vuran, duygularını bir zaafiyet gibi söküp atan, kırıp dökmekte beis görmeyen bu kadınlar, aslında yeni bir özne değil yalnızca kılık değiştirmiş eski oyunculardır. Bu, sistemi reddetmek değil iktidarın yıkıcı fallik mantığını, farklı bir bedende yeniden üretmektir.
Kozmosun Münzevisi ve Biz
3 Mart 2026 Salı
Solaris’in okyanusuyla karşılaşmak bir bakıma yüce bilinmezle karşılaşmaya benzer; eninde sonunda “kendimizi onun tarafından ele geçirilmiş buluruz, bu tuzağın adı hipernesnelerin ilk kavramı olan “Ağdalılığa” denk düşer.” Bu yüzden Solaris’in musallat ettiği travmatik artıklardan mamul hayaletlerden kurtulmamız zihnin en gizli yerlerindeki mahremiyeti ihlal edip varoluşsal yapışkanlık üretebildikleri için mümkün görünmez. Rheya gibi intihar edip kendi maddi varlıklarını sonlandıracak bir kararlılığa sahip olsalar bile aslında canlı olmadıkları için ölmezler, onlardan kaçarak ya da görmezden gelerek de kurtulamayız. Bu yüzden hayaletler/ ziyaretçiler hipernesnelerin ilk şartı olan “Ağdalılık” prensibini karşılamakta hiç zorlanmaz.
Poetikanın İptali Mümkün mü ya da Bakışsız bir Kedi Karada Israr
2 Mart 2026 Pazartesi
Bu kısa yazıda şöyle bir hat işleyeceğiz: Öncelikle gerçek sorununu ele alacağız ve problemi gerçek gerçek olarak ikinci dereceden bir düzleme taşıyacağız. Öyle ya, madem ki gerçek diye bir şey var, ve aynı zamanda da pek çok gerçek var, o halde gerçeklik rejimi ya da ekonomisini kuran asıl gerçekten söz etmemiz gerekecek. Bu asıl ya da gerçek gerçek fikri, bizi güncel ya da çağdaş sanat veya somut şiirin gündelik hayatı veya somut olanı gerçek diye kodlamasını sorgulamaya götürecek. Bu sorgulamayı yaparken Nietzscheci gerçek eleştirisi ve Platon’un idealar dünyası kavramı bize yol gösterecek ve gerçeğin kısa bir tarihini sunacak. Bu tarih bize gerçeğin kuruluş ve değersizleşmesine dair bir içgörü sunacak ve bu içgörüyle güncel sanatın nihilizmi sergilenmeye çalışılacaktır.