Liselilerin Açtığı Yol: Sokakların ve Fransa Siyasetinin İzinde
22 Ekim 2026 Perşembe
Fransa’da öğrencilerin de sendikal örgütlenmeleri mevcut, ancak öğretim üyeleri ve öğrenciler için örgütlenme sendikalar ve derneklerle sınırlı değil, sık sık toplantılar düzenleyerek sorunların tespiti ve çözüm arayışı konusunda tartıştıkları daha esnek örgütlenme biçimleri de var. Sık sık bir araya gelip “biz bu noktaya nasıl geldik” ve “ne yapabiliriz” sorularını masaya yatırıyorlar. Bu toplantılara sadece sosyal bilimlerden değil, tüm bilim dallarından katılımlar gerçekleşiyor. Örneğin akademik özgürlükler meselesi son yılların en fazla üzerine sempozyumlar ve konferanslar düzenlenen konuları arasında.
Kent, Algoritmalar ve İtiraz Hakkı
22 Ekim 2026 Perşembe
Özel bir gayrimenkul geliştiricisinin, yatırım ve arazi geliştirme kararlarını desteklemek amacıyla özel bir teknoloji şirketinin yapay zekâ altyapısından yararlanmak istemesi şaşırtıcı değil. Bu haberi benim için dikkat çekici kılan, önümüzdeki dönemde yapay zekanın şehir planlama ve kentsel tasarım kararlarına giderek daha çok dahil olacağına dair verdiği sinyal. Çünkü kamu kurumları, yeni teknolojileri benimseme konusunda daha temkinli ilerlese de çoğu zaman ticari ortamlarda test edilen teknolojiler daha sonra kamu sektörünün işlevlerine uyarlanabilir hâle gelebiliyor.
Fransa'da Öğrenci Eylemleri - Servet Büyürken Gelecek Küçülüyor
21 Ekim 2026 Çarşamba
Hükümet, oldukça büyük bir samimiyetsizlikle, yükseköğrenimin nominal bütçesinin 2017 ile 2026 yılları arasında 13,3 milyar avrodan 15,5 milyar avroya çıktığını (+%17) zaman zaman seslendiriyor. Bu doğru, ancak aynı dönemde enflasyon %22 olduğu için bütçe reel olarak %5 azalmış demektir. Buna ek olarak, yükseköğrenimde öğrenci sayısı 2,6 milyondan 3 milyonun üzerine çıkmış, yani %15 artış göstermiştir. Sonuç olarak, ekonomist ve Küresel Eşitsizlikler Laboratuvarı eş direktörü Lucas Chancel’in çevrimiçi olarak paylaştığı verilerin de açıkça gösterdiği gibi, yükseköğrenim bütçesi öğrenci başına yaklaşık %20 oranında düşmüştür.
Devlet Aklı, Devlet Raconu
20 Ekim 2026 Salı
Bu kavram merkezi devlet otoritesinin güçlenmesi, mutlakiyetçi monarşilerin kurulması sürecinde işlevsel olmuş. Ama aynı zamanda siyasi gücü ele geçirme ve terk etmeme amacının etik değerlerin önüne geçtiği bir siyaset anlayışının yaygınlaşmasına da katkıda bulunmuş; devletin çıkarlarını koruma gerekçesiyle yasaları ve ahlak kurallarını ihlal eden tasarrufların meşrulaştırılması amacıyla kullanılmış. Devlet Aklı kavramının evrimi ve kullanımı ile ilgili son derece kapsamlı bir eser kaleme almış olan Friedrich Meinecke, kitabını devlet aklının içlerinde tanrı ile şeytanın birbirine geçtiği düşüncelerin başta geleni olduğunu söyleyerek bitiriyor.
Esra Kahya’nın “Bir İntihar Çok Ölüm” Romanı Üzerine: Bu Kambur Kimin?
19 Ekim 2026 Pazartesi
Bu dört kadın arasında onları birbirine bağlayan şey yalnızca aile ilişkileri değildir. Bir anlamda hepsinin sırtında bir “kambur” vardır. Acibe’nin kamburu bedenseldir ve herkes tarafından görülebilir. Müsemma’nınki bencilliktir. Nazenin’inki korku, kaçış ve sorumluluk almamaktır. Ayrıca Meskür’ünki kendi acısına kapanmak ve alkolün arkasına saklanmaktır. Turan’ınki sorumsuzluk, suç ve sürekli kaçış halidir. Tijen’in kamburu ise geçmişte yeterince direnememiş olmanın ve kızından ayrılmanın yüküdür.
Yağmur Değişirken Şehirler Neden Değişmiyor? - İstanbul Sellerinden COP31'e: Antroposen'de Kentlerin Kırılganlığı
16 Ekim 2026 Cuma
Yollar su altında kalmış, alt geçitler dolmuş, araçlar sürüklenmiş, insanlar evlerinde ve iş yerlerinde mahsur kalmıştı. İstanbul'da bir gün içinde binlerce acil yardım ihbarı yapılmıştı. Ertesi gün gelen haberlerde can kayıpları ve kayıp insanların olduğu bildiriliyordu. Bir şehir, yağmur karşısında nasıl bu kadar savunmasız hale gelebilir? İlk yanıtımız genellikle yağışın olağanüstü olduğu yönünde. Bu doğru olabilir. Ne var ki yalnızca yağmurun ne kadar şiddetli olduğuna bakmak, yaşanan felaketin nedenlerini anlamaya yetmiyor. Çünkü yağmurun nereye düştüğü kadar, düştükten sonra nereye gidebildiği de önemli.
Haritalardan Küresel Ağlara: Kürtlerin Gelecek Tasavvurlarına Dair
15 Ekim 2026 Perşembe
Kürtlerin bugün sahip olduğu imkânlara biraz da bu perspektiften bakmamız icap ediyor. Zira tarih boyunca bir zaaf ve parçalanmışlık biçiminde tarif edilen dağınıklığın, günümüz dünyasında büsbütün başka sonuçlar üretme ihtimali var. Türkiye, Irak, İran ve Suriye'de yaşayan Kürtlerle Avrupa'nın ve giderek dünyanın farklı ülkelerinde oluşan Kürt Diasporası arasında gelişen ilişkiler, Kürtlerin siyasal ve kültürel varlığını artık yalnızca Ortadoğu'nun belirli sınırları içerisinde değerlendirmeyi zorlaştırıyor. Tarihin ironisi burada saklı olabilir. Bir zamanlar Kürtlerin siyasal birliğinin önündeki en önemli handikaplardan biri sayılan coğrafi dağınıklık...
Konut ve Akciğer Sağlığı: Soğuk ve Nemli Evin Bedeli Ciğerlere Yazılıyor.
12 Ekim 2026 Pazartesi
Türkiye’de ısınma sorunu çoğunlukla “konut konforu” başlığı altında tartışılıyor. Oysa konut, akciğer ve genel sağlığın temel belirleyicilerinden birisi. Özellikle düşük gelirli kesimlerin yaşadığı “enerji yoksulluğu”, yani evini yeterince ısıtamama durumu; astım, bronşit, KOAH, solunum yolu enfeksiyonları ve zatürre ile ilişkilendiriliyor. Kalp-damar hastalıkları, ruh sağlığı sorunları ve çocuk gelişiminde olumsuzluklarla da bağlantısı bildiriliyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün Konut ve Sağlık Rehberi, soğuk mevsimde iç ortam sıcaklığının en az 18°C olmasını öneriyor; çocuklar, yaşlılar ve kronik kalp-akciğer hastaları için bunun daha yüksek (20°C) olması gerekebileceğini de ekliyor.
Bir Başka mıdır Benim Memleketim? - Kültürel Kimlik Kadrajının Arkasında: Sınıfsal Mesafeler ve Müşterekleşen Habitatlar
10 Ekim 2026 Cumartesi
2000’ler ise Türkiye’deki radikal dönüşümün miladı olur. Bu yıllarda periferiden merkeze doğru ivme kazanan mekânsal hareketlilikle birlikte taşra da küresel sermayeye eklemlenir. 2020’lere gelindiğinde kentlerde yaşayan nüfusun oranı %94’e yaklaşır. Konut ve imalat endüstrisinde değişen dinamikler, işçileşme biçimindeki değişimler, yeni göç hareketleri, yükseköğretimde ortaya çıkan gelişmeler, yeni orta sınıflar, evlilik piyasaları ve aile yapılarında meydana gelen farklılıklar, mesleki yapılardaki değişim, gündelik yaşam, tüketim pratikleri ve hayat tarzları 2000’lerdeki büyük dönüşümün köşe taşları olur.
Osmanlı'dan Cumhuriyet'e İktidar, Nüfuz ve İlişkiler:  Arda Ekşigil ile Mehmet Mithat Bey'in Münasebetsiz Tarihi Üzerine Söyleşi
8 Ekim 2026 Perşembe
Mithat Bey, 1903 yılında Mülkiye’den mezun oluyor ve gençliği boyunca yurdun değişik noktalarında kaymakamlık yapıyor. 1908’e kadar, tam bir Abdülhamit bürokratı. İş tanımı aşağı yukarı belli: fazla suya sabuna karışmadan, yereldeki dengeleri fazla aşındırmadan, merkezin emir ve talimatlarını yerine getirmek; Hamit rejiminin karşıtlarına göz açtırmamak. Meşrutiyet’le birlikte sular bulanıyor iyice. İktidar-muhalefet ikiliğiyle, basınla (yani kamuoyu baskısıyla) tanışıyor Osmanlı bürokrasisi. İdareciler, siyasete giriyor - veya siyaset onlara bulaşıyor. Yaşanan her siyasi kırılma da onları doğrudan, hayati biçimde etkiliyor. Her siyasal alt üst oluş bürokraside de müthiş yırtılma ve kıyımların yaşanmasına sebep oluyor.
Yetimler İttifakı Mavi Peri’ye Karşı
7 Ekim 2026 Çarşamba
İtalyan yazar Collodi tarafından yazılıp 1881’de tefrika edilmeye başladığı günden bugüne dek çocuklar tarafından büyük bir tutkuyla sevilip kabul gören Pinokyo maceralarının altında şüphesiz masalın mutlu gözüken sonu yatar; Mavi Peri, Pinokyo çalışkan ve itaatkâr bir çocuk olduğunu ispatladığı günün gecesinde onu hep olmak istediği gibi gerçek bir çocuk yapar. Uyandığında düşünde gördüğü şey gerçek mi diye koşup aynaya bakar; “Başka birisiydi sanki aynada gördüğü. Tahta kuklanın görüntüsü değildi bu, kahverengi saçlı, mavi gözlü, neşeli, bayram sevinci içinde, güzel bir çocuğun zeki ve canlı görüntüsüydü."
Tuhaf ve Tekinsizin Aşırılığına Alışmak
6 Ekim 2026 Salı
Her sabah güne başlamak için saatimizin alarmı çaldığında alıştığımız dünyanın hâlâ yerli yerinde olduğuna ve doğru biçimde işlediğine inanmak isteriz; çünkü aksini düşünmenin bir mesaisi, bir bedeli var ve o bedeli ödeyecek güce, cesarete sahip olmayabiliyoruz. Oysa epey bir zamandır, işlerin hiç de yolunda gitmediğini, hemen her gün şimdimizi ve geleceğimizi çalan birçok tuhaflık ve tekinsizliğin gayet cüretkâr biçimde işlediğini; akıl ve mantık kurallarını tersyüz eden birçok olayın gerçekleştiğini biliriz. Ama yine de faturalarımızın son ödeme tarihine para yetiştirmenin telaşıyla başımızı öne eğip çalışmaya, yaşamımızı sürdürmeye devam ederiz.
Sol Hareketler, Yapay Zeka ve “Yazarın Ölümü”
5 Ekim 2026 Pazartesi
Barthes ve Foucault’nun 1960’larda “yazarın ölümü”nü ilan etmeleri sayesinde edebiyat çalışmalarına yazarın çalışma sürecine odaklanan bir yaklaşım egemen oldu. Nihai metne giden yolculuğun kendisi önemliydi artık. Yazar bir metni oluştururken hangi araçları kullanmıştı? Hangi sözlüklerden, gazete arşivlerinden faydalanmıştı? Hangi kitapları referans almıştı? Barthes’tan bu yana egemen olan bu modern yaklaşım, yazarlığı bir nevi performans olarak görür. Yazarlar fikirlerini zihinlerinden kağıda akıtan canlılar değillerdir. Tıpkı Claude, OpenAI veya Gemini gibi, farklı arşivlere girip orada buldukları bilgileri derleyen, bir sentez yaratan “otonom ajan”lardır.
Mehdi Zana, Diyarbekir Merkez ve 11 Aralık 1977 Yerel Seçimleri
2 Ekim 2026 Cuma
Şehrin merkezi ile çevresindeki köy, kasaba ve ilçeler birbirinden tamamen farklıdır. Merkezde Diyarbekir ağzıyla Türkçe konuşulur; çevrede ise tamamen Kürdçe, kuzey ilçelerde ise Zazaca konuşulur. Diyarbekir’de bajari (şehirli) ve gundi (köylü) ayrımı vardır. Kürdçede şehirli ve köylü anlamlarına gelen bu kelimelerin sosyolojik karşılığı şudur: Gundi kelimesi örtük olarak Türkçe bilmeyen ve köyden gelen Kürd anlamında; bajari ise Türkçe bilen ve yerel giysiler yerine Avrupai giysiler giyen kişi anlamında kullanılmıştır. Bajarilerin ataları iki veya üç kuşak önce yakın köy ve ilçelerden merkeze gelmiş ve Türkçe öğrenmişlerdir.
Faşizmin Denizinde Berlin Adası:  Duvar’ın Yıkılışından Elif Eralp’e Kent Hakkı, Konut Mücadelesi ve Yeni Nesil Belediyecilik
30 Eylül 2026 Çarşamba
Berlin’de politik nedenlerle iltica etmiş, yaşamını uzun süredir bu kentte sürdüren birçok arkadaşım var. Son seçimlerin Berlin’de nasıl karşılandığını, gündelik hayatta neye denk düştüğünü onlardan dinlemek ufuk açıcı olacaktır elbette. Türkiye’den Berlin’e bakıldığında ise tartışma büyük ölçüde başka bir yere yöneldi. Seçimlerin ardından Elif Eralp’in Alevi mi Kürt mü olduğu, ailesinin Türkiye solunun hangi geleneğinden geldiği gibi sorular öne çıktı. Bunların kendi başına bir anlamı olsa Berlin’deki başarıyı anlamak için Eralp’in soy kütüğünden çok kentin politik soy kütüğüne bakmak daha açıklayıcı olacak.
Fon Skandalı Üzerine Bazı Gözlemler: Oyunbaz’dan Hiper-Bireyselliğe
26 Eylül 2026 Cumartesi
Fon skandalındaki dolandırıcılık mekanizması hakkında artık yeterince bilgi sahibiyiz. Manipülasyonun herkesin, özellikle de yetkililerin gözü önünde nasıl gerçekleştiğini biliyoruz. Belirsiz olan, yaklaşık 450 bin kişinin parasının akıbeti. Mağdurlar arasında riski göze alarak “uçup kaçan” hisse trenine binenler kadar, riskten bihaber şekilde parasını güvenli sandığı para piyasası fonlara park etmiş insanlar da var. Sosyal medyada parası içeride kalmış, eli kolu bağlı bekleyen, üzgün ve kaygılı insanların hikâyelerine rastlamamak mümkün değil. Özellikle riskten kaçındığını sanarak bu skandala bulaştırılmış olanlar başta olmak üzere, umarım herkes anaparasına bir an önce kavuşur.
Kimlik Siyaseti Dedikleri
23 Eylül 2026 Çarşamba
1987'de kadınlar şiddeti meşrulaştıran bir karara karşı yürürken, translar da Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü'nün şiddetine karşı Taksim'de açlık grevine başlamıştı. Eylem Gezi Parkı'na taşınınca polis dağıttı. Arkalarında duran tek siyasi yapı ise parti dahi olmayan bir girişimdi. İki hareket de aynı işlemden geçmişti, talepleri gündemin ilerisine yazılmış, kendileri de kendi kayıtlarını tutmak, mücadelelerini yalnız vermek zorunda bırakılmıştı. Kaos GL dergisinin 1994'teki ilk sayılarından birinin başlığı "Eşcinsel ve İşçi Olmak". İşte sınıfla ilgilenmedikleri için değil, ilgilendikleri halde yer bulamadıkları için kendi dergilerini çıkarıyorlardı.
Mizaç ve Hastalık: Otizm ve Şizofreni Arasında
21 Eylül 2026 Pazartesi
Komorbid koşullar veya eş tanı, asıl tanıya eşlik eden bir başka rahatsızlık anlamını taşır. Fakat verimli bir toprak olarak otizm zemininde bu eşlik eden hastalıklardan bir veya birkaçına sahip olmak çok olasıdır. Böyle birisinin durumuyla koşut spektrum veya yörüngede seyreden diğer durumun direncine göre ilaç tedavisi veya başkaca önlemler devam eder. Otizmli kendi mizacına uygun bir habitusla, yaşam alanıyla karşılaştıkça komorbid huzursuzluğun yörüngesinden uzaklaşır. Ancak eş tanılar başka bir zaman ve yerde yeniden kesişebilir; mizaç ve hastalık aynı bünyede ortak bir kesitte buluşabilir.
Rusya’nın Sandık Tiyatrosu
19 Eylül 2026 Cumartesi
Kremlin, Birleşik Rusya’nın aldığı resmi oy oranıyla, halkın rejime ilişkin gerçek tutumunu makul ölçüde yansıttığı düşünülebilecek oran arasındaki farkın fazla açılmamasını istiyor. Aradaki fark çok büyür ve sonucun ancak açıkça hile yapılarak elde edilebildiği görülürse, bu Kremlin’in kendine güvenmediği izlenimini verir. Putin’in iktidarı sıradan Rusların desteğine bağlı değil, ama otoritesini ayakta tutan şeylerden biri, halkı dinlediği ve onların ne düşündüğünü önemsediği yanılsamasını diri tutması. Seçim göz göre göre çalınırsa, bunun doğru olmadığı açıkça ortaya çıkar.
Herkes İçin İnsan Hakları
18 Eylül 2026 Cuma
İnsan hakları, insanın yalnızca insan olması nedeniyle sahip olduğu; onurunu, özgürlüğünü, eşitliğini ve güvenliğini güvence altına alan temel hak ve özgürlükler bütünüdür. Bu haklar; medeni ve siyasal hakların yanı sıra ekonomik, sosyal, kültürel ve çevresel hakları da kapsayan bütüncül ve birbirine bağlı bir yapı oluşturur. İnsan hakları evrenseldir; dil, din, cinsiyet, cinsel yönelim, etnik köken, milliyet, toplumsal statü veya herhangi başka bir farklılık gözetmeksizin her insan için eşit ölçüde geçerlidir. Çünkü insan, düzensiz göçmen de olsa, LGBTİ+ da olsa, Müslüman ya da Tanrı tanımaz da olsa insandır.
Okumanın Sonu ve Demokrasinin Çözülüşü
17 Eylül 2026 Perşembe
Okuma alışkanlığı geriledikçe, bütün bu saçmalıkları ve zehri yayanlar da söylediklerini sorgulayacak, eleştirecek ya da çözümleyecek metinlerle giderek daha az insanın karşılaşacağından emin olabiliyor. Bu bakımdan ekran çağını en iyi temsil eden figürlerden biri –tahmin edilebileceği üzere– Donald Trump. İlk başkanlık döneminde bir ekonomi danışmanının anlattığına göre, Trump “hiçbir şey okumuyor: ne tek sayfalık notları, ne kısa politika metinlerini, hiçbir şeyi okumuyor”. Konuşma tarzı da aynı ölçüde yazılı kültürden uzak. Marriott’ın belirttiği gibi, “Düşüncelerini kanıtlarla desteklemiyor. Bilgileri, yazılı kültüre özgü iletişimde olduğu gibi, cümleler ve yan cümleler arasında bağlantılar kurarak analitik bir düzene sokmak yerine, yalnızca iddialarını peş peşe sıralıyor.”
Economist ve Liberal Sosyalizm
16 Eylül 2026 Çarşamba
Bir bakıma, malzeme kötüyse saydamlık kötülüğün büyüteci olmaktan ileri gitmez. Yeni nesil zenginler, zenginliklerini teşhir etmekten kaçınmadıkları gibi, tercih ve hareketlerinin yoksullar üzerindeki olumsuz etkisini görmekten veya görülmesinden de pek rahatsız olmazlar. Amerikan hükümetine kendini monte ederek bütçeyi “fuzuli yardım programları”ndan arındırmayı iş edinen Musk, yüzbinlerce muhtaç insanın açlığa ve ölüme sürüklenmesine neden oldu. Dünyanın en zengin adamının dünyanın yoksullarıyla böyle doğrudan uğraşması, ironinin de ötesinde âdetâ “müstehcen” bir görüntü sunuyor. Musk’a “berbat bir adam” diyen Krugman, bu gidişle bir “servet düşmanı”na da dönüşebilir!
Sessizliğin Golü: Kıbrıs’ın Kuzeyinde Futbol Ambargosu
10 Eylül 2026 Perşembe
Belki de asıl mesele hiçbir zaman bir kulübün cesareti ya da cesaretsizliği değildi. Belki mesele, bir sahanın hâlâ kimin toprağı sayıldığına karar verebilen görünmez çizgilerdi. Bir futbol sahası, aslında dünyanın en demokratik yüzeylerinden biridir: top yuvarlaktır, kale herkese eşit uzaklıktadır. Ama o sahaya kimin girebileceğine, hangi isimle, hangi bayrakla, hangi haritayla girebileceğine karar veren şey, sahanın kendisi değil, sahanın dışındaki dünyadır.
Alevifobi ve Alevileri “Tanımlayarak” Tanımama
9 Eylül 2026 Çarşamba
Alevilerin bugün maruz kaldıkları pratik ve sözlü ithamların en büyük nedenlerinden biri aslında tam da “siyasallaşamamalarıyla” alakalıdır. Yani tarih boyunca yaşanan onlarca acı, itham ve şüpheye karşı kendilerini sürekli “ispat etmeleri” gereken bir topluluk pozisyonuna dün olduğu gibi bugün de sürüklenmektedirler. Fakat acı olan budur ki her ne şekilde olursa olsun yine de kabul edilmemektedirler.