Barış Özkul
23 Ekim 2026 Cuma
Yuval Abraham ve Rachel Szor, İsrail’in üç senedir Gazze’de sürdürdüğü soykırımı içeriden tanıklıklarla belgeledikleri NAZA’da yirmi dört İsrailli asker ve istihbarat görevlisini Tel Aviv’in çatılarında konuşturuyorlar. Kimlikleri gizlenen bu insanların arkasında şehrin ışıkları var. Kamera zaman zaman çevredeki evlere dönüyor; televizyon seyreden, kitap okuyan, egzersiz yapan İsraillileri görüyoruz. Gazze’deki yıkımın yanı başında –60 kilometre kuzeyinde– Tel Aviv’deki hayatın “normal seyri”nde devam etmesi, anlatılanların ağırlığını daha da artırıyor.
Tanıl Bora
21 Ekim 2026 Çarşamba
Özel olarak “meseleyi mesele etmeme” gayretine gerek olmadan da… mesele, mesele olarak durduğu yerde de… yani bir sorunu, bir olayı, bir problemi mesele olarak tanımladığınızda da, konu “mesele olmaktan çıkma” yokuşundan aşağı yuvarlanıyor olmasın? Süreğenleşiyor, sünüyor olmasın; içeriğini deşmekten, çözüm düşünmekten alıkoyan bir kanıksama söylemine dönüşüyor olmasın? Başa dönersek… Fon meselesini, “mesele” diye tekerlemek, tam olarak neler döndüğünü, vurgun çarkını kimlerin nasıl çevirdiğini anlama icabına ve çabasına köstek vurmasın…
Osman Özarslan
20 Ekim 2026 Salı
Devrimciler kitabının içinde bazı sesler daha çok duyulsa da seslerin bir hiyerarşisi yoktur; yöneticiler, kadrolar, militanlar, sempatizanların seslerini kitabın derdi olan 78 ve 78’li kim mefhumlarındaki temsiliyetleri üzerinden duyarız. Tanıl Bora seslere kulak verirken kitabında ayrıntılı bir şekilde ele aldığı sempatizandan yöneticiye, kadrodan militana pek çok şekilde tarif edilen, şu ya da bu şekilde örgütlü ilişkiler içinde bulunmuş olan herkese kulak verir. Burada hazırlop şeflik anlatılarına (iki yönlü) örgütsel resmi tarihlerin konfeksiyon patronajına tamah etmeyen işçiliğin, göz nurunun yanına hakkaniyeti ve ilk göz ağrımız, eşitlik-özgürlük-kardeşlik tutkumuzu da eklemeliyiz.
Cuma Çiçek
13 Ekim 2026 Salı
DEM Parti kongresi vesilesiyle yeni Kürt siyasetini tartıştığım bir önceki yazıda, özetle, Kürt siyasetinin geleceğinin formasyonunda üç kritik meselenin altını çizdim: geçmişin eleştirel ve cesur bir muhasebesini yapmak; Kürt sokağında yeni bir hareketlilik yaratacak, geniş kesimleri motive edecek yeni bir siyasi ufku bu muhasebeye dayalı olarak inşa etmek ve son olarak bu çoklu hareketliliği bir politik öznelliğe dönüştürecek kapsayıcı, çoğulcu ve özgürlükçü yeni bir siyasi örgütlenme alanı geliştirmek.
Tanıl Bora
9 Ekim 2026 Cuma
Bu tasavvur, Murat Bjeduğ’un yine “bu topraklarda” maalesef nadirattan olan bir başka meziyetine de mükemmel uyuyordu. O meziyet, Murat’ın solu-sosyalistleri bir geniş aile gibi görmeye yatkınlığı idi. En “keskinlerden” mutedillere, o cenahtan bu cenaha, sol-sosyalist yelpazenin hemen her köşesine, (yeşil-)kızılın her tonuna açıktı. Elbette ayırdığı sempati payları farklı farklı olsa da, hemen hepsine asgari bir dostlukla, asgari bir sevgiyle, asgari bir krediyle yaklaşırdı. Memleket solu içerisindeki ayrışma-bölünme haritasını en iyi bilenlerden biriydi, asla bunun gafili değildi, fakat sanki gafiliymiş gibi davranmaya amadeydi.
Tanıl Bora
7 Ekim 2026 Çarşamba
Sarıldım Çiftliği’nin fonunda ince bir sis gibi süzülen, seçmenlik ‘durumuna’ dair bu hicviyeyi neye yormalı? Siyaset bıkkınlığına, “seçimlerden umudunu kesmeye” mi? Veya, esastan, yazarın başka bir kitabındaki aforizmasıyla siyaseti “boş bir heves, pis bir salya” sayan bir anti-politik sinizme mi? (“Büyükler,” takım elbiseliler,” “televizyonda hızlı hızlı merdiven çıkanlar,” iktidar mı, yoksa tümüyle ‘siyaset esnafı’ mı?) Bozgunculuk mu? Kaçışçılık mı? Eğer öyleyse, bir zamandır ince bir sis gibi görünür olan bir ruh halinin tasviridir.
Orhan Koçak
30 Eylül 2026 Çarşamba
Geçmişle Gelecek Arasında kitabını oluşturan makalelerin hepsi, bu kabullenilmiş “referans çerçevesinin” –ki Arendt için de Gramsci için de “otorite” ve “gelenek” kavramlarıyla birdir– bütün bir modernlik süreci boyunca kültürel, dinsel ve siyasal alanlarda geçirdiği zayıflama ve hükümsüzleşmenin görünümlerine ayrılmıştır. (Burada biri gidince öbür ikisi de tutunamayan bir üçlüyü tanımlar Arendt: otorite-din-gelenek. O telaffuz etmiyor ama bunlar bir Borromeo düğümü oluşturmaktadır: iç içe geçmiş üç halka ki birini çıkarınca öbürleri de birbirinden ayrılıyor.) Öyleyse otoritenin bu uzun sürmüş aşınması mı yol açmıştır tarihteki (ve kronolojik zamandaki) bu kesintiye, bu aralığa, bu kopmaya?
Tanıl Bora
23 Eylül 2026 Çarşamba
Kavramın müellifi Cohen’le konuşmayı sürdürelim. O, “geleneksel ahlâkî paniklere acınası bir kolaylık ve ahmaklıkla kapılsa da uzaklardaki işkence, siyasî katliam ya da toplumsal acılar konusundaki bir ahlâkî paniği desteklemeyi reddeden” yerleşik tutumdan söz ediyor. “İyi” ahlâkî paniklerin eksikliğinden yakınıyor. Devam ettirerek soralım: Asıl bizzat LBGTİ+’ların maruz kaldığı ahlâk paniği harekâtı değil mi, ahlâk paniğine sevk etmesi gereken?
Kenan Erçel
21 Eylül 2026 Pazartesi
Malum, aylardır maden işçileri haklarını alabilmek için canla başla mücadele veriyor, polis ve işveren şiddetine çıplak vücudlarıyla göğüs geriyor, kâh yer altında kâh yer üstünde eylem yapıyor. Bu satırlar yazılırken Başaran Aksu hapiste açlık grevine devam ediyordu. Onyıllardır süregiden erozyona ilaveten son zamanlarda Mutlak Butlan, yeni Kürt açılımı, ABD ve İsrail’in Ortadoğu’daki mütecaviz icraatı derken iyice gündemden düşmüş olan emek eksenli hareket 2026 başında market, depo ve kurye işçilerinin grevleriyle biraz kıpırdanır gibi olmuştu. Şimdi de Bağımsız Maden-İş Sendikası’nın başını çektiği birkaç ildeki direnişle tekrar gündeme geldi.
Orhan Koçak
19 Eylül 2026 Cumartesi
Arendt ile Gramsci çağdan veya dönemden değil de bir aralıktan söz ederken ikisi de tarihsel bir soruna, bir sorunun tarihine bakıyorlardı. Burada bir sorunun zamanlaşması kadar, zamanın da sorunlaşması vardır: başlangıç, süre, sonluluk ve geçiş gibi kavramlar üstlendikleri yükü taşıyamıyor gibidirler. Ama iki yazar arasındaki fark da burada ortaya çıkar. Gramsci gözlemlerinde çok daha özgüldür (“spesifik”), sözlerinin belirli bir nesnesi olmasına (bir olay, bir tarih, bir özel ad, bir coğrafi oluşum) özen gösterir.
Osman Özarslan
17 Eylül 2026 Perşembe
Başka türlü söylemek gerekirse, bütün siyasal hareketler, ana rahmi kadar steril bir alanda mayalanmış, kendi göbek bağlarını kendileri kesmiş ve kendi miladını kendi yaratmış öznellik biçimleri olarak ifade edilseler de pek öyle değildirler. Muhalif hareketler, gene akrabalık ilişkileri üzerinden ve Dostoyevski’nin Karamazovları üzerinden gidersek, müesses nizamların çoğunlukla gayri meşru çocuklarıdır, hatta bazen isyankar öz evlatlarıdır. Onların şiddete meyyal olması, dışarlıklı olmalarından değil, tam da akraba olmalarına rağmen, statü ve mülkiyet başta olmak üzere bütün iktidar ilişkilerinin dışında tutulmuş olmalarından kaynaklanabilir.
Derviş Aydın Akkoç
13 Eylül 2026 Pazar
Kızılırmak’ta katı besinler değil, sıvılar ağırlıktadır: bilhassa kafein ve elbette bolca nikotin. Su zaten hesap dışıdır. Rüyayı hakkını vererek hatırlamaktan ziyade mühim parçalarını unutmak çok daha hayatidir, imgeler ve hisler arasındaki kopukluklara, olayların akışındaki anlam eksikliklerine dolgular yapılır. Günün parlak ışığı değil, gecenin karanlığı tercih edilir. Düzensiz uyku, yarı-aç mide, nikotin ve kafein fazlası; ve düşük kan şekeri: “bayılacak gibi oluyorum yazdıklarımı okurken.” Fakat yazma eylemi de pek farklı değildir: yazan-beden de yaprak gibi titriyordur.