Anasayfa > Birikim Arşiv > 149 - Eylül 2001 > Cenova'daki Protestocuların İstediği

Cenova'daki Protestocuların İstediği

Michael Hardt, Antonio Negri , Çeviren : Ulus Baker | (Sayı : 149 - Eylül 2001)

Cenova -hem açıklığıyla hem de sapkın siyasi karmaşıklığıyla tanınan bir şehir; şimdi, bu hafta sonu, tam bir kriz yaşıyor... Oysa dünyanın en güçlü liderlerinin toplandığı bir zirve için kapılarını ardına kadar açmış olmalıydı. Ama bunun yerine Cenova haytek (high tech, yüksek teknoloji) denetim araçlarıyla güçlendirilmiş barikatlarla ve surlarla çevrilmiş bir Ortaçağ kenti gibi... Şu andaki globalleşme tarzının egemen ideolojisi başka bir alternatif olmadığı yolunda. Ve tuhaftır, bu durum hem yönetenleri hem de yönetilenleri sıkıştırıyor...

Sekizler Grubu liderlerinin siyasi bir alavere-dalavere şovu yapmaya çalışmaktan başka bir tercihleri yok gibi. İyilik meleği gibiler ve hedefleri konusunda açık ve saydam görünür gibi olmak istiyorlar. Dünyanın yoksullarına yardım etme sözü veriyorlar ve Papa İkinci Jean-Paul’ün ve çıkarlarının önünde diz çöküyorlar. Oysa esas gündemleri güçlüler arasındaki ilişkileri yeniden konuşup tartışmak -mesela füzeli savunma sistemlerinin inşâ edilmesi gibisinden.

Yine de bu liderler etraflarında olup bitenlerden bayağı kopuk gibiler -sanki ne zaman sahneleneceği önceden belli bir oyunun provalarını yapıyorlar. Fotoğrafı, henüz çekilmemiş olsa bile görebiliyoruz: sahte bir kral gibi Başkan George W. Bush, daha alt seviyedeki krallarca pışpışlanırken. Bu asla geleceğin resmi değil. Daha çok 1914 öncesinin aşırı eskimiş hükümdarlarının arşivlerde saklanan fotoğraflarına benziyor...

Yine de Cenova’daki zirveye karşı gösteri yapanlar bu eski moda iktidar sembollerini pek takıyor gibi değiller. Topyekün yeni bir global sistemin kurulmakta olduğunu iyi biliyorlar. Ve bu sistem artık İngiliz, Fransız, Rus, hatta Amerikan emperyalizmi olarak bile görülemez.

Cenova’da olup biten bu çok sayıda protesto eylemi artık hiçbir ulusal iktidarın şu andaki global düzeni denetleyemeyeceğini iyi biliyor. Bu yüzden protestolar uluslararası ve uluslarüstü örgütlere, G-8’e, Dünya Ticaret Örgütü’ne, Dünya Bankası’na ve Uluslararası Para Fonu’na karşılar. Hareketler çoğunlukla zannedildiğinin aksine anti-Amerikan değiller, farklı, daha geniş iktidar yapılarına karşılar.

Günümüzün globalleşmesini yönetenler ulusal değil uluslarüstü iktidarlar olsa bile bu yeni düzenin, ulus-devletlerin sahip olduğu türden seçimler gibi, kamusal tartışma ve kamuoyu gibi kurumsal temsil mekanizmalarına sahip olmadığını iyi bilmek gerekiyor.

Demek ki yönetenler yönetilenler karşısında mutlak ölçüde kör ve sağırlar. Protestocular sokağa dökülüyorlar, çünkü bu ellerindeki tek kendini ifade aracı olarak kalmış. Başka yolların ve toplumsal mekanizmaların olmaması onların suçu değil.

Globalleşme-karşıtlığı Cenova’daki (ya da Göteborg’daki, Québec’deki, Prag’daki, Seattle’daki) protestocuları tam tamına anlatan bir sıfat değil. Bu globalleşme tartışması, bu terimin ne olduğunu ortaya koymakta ısrar etmediğimiz sürece umutsuzca bulanık kalacak. Gerçekten de protestocular kapitalist globalleşmenin şu andaki biçimine karşı birleşiyor olsalar da, aralarındaki büyük bir çoğunluk öyle globalleştirici akımlara ve güçlere karşı değil -yalıtım yanlısı, ayrılıkçı olmadıkları gibi, milliyetçi bile değiller...

Zaten protestolar bile daha şimdiden global hareketler oldular ve en açık seçik amaçlarından biri globalleşme süreçlerinin demokratikleşmesi... Buna bir anti-globalleşme hareketi dememek lazım. Bu tam tamına bir globalleşme taraftarlığı -belki de alternatif bir globalleşme hareketi? - mesela zenginle yoksul arasındaki, güçlüyle güçsüz arasındaki eşitsizlikleri yok etmek, kendi-varoluşunu belirleme olanaklarını genişletmeye çalışan?

Bu hafta sonu Cenova’dan yükselen seslerden bir şeycik bile anlarsak bu farklı ve daha güzel bir geleceğin mümkün olduğu manasına gelecek. Ama şu andaki globalleşme tarzımızı destekleyen uluslararası ve uluslarüstü güçlerin muazzam iktidarını tanırsak pekâlâ direnişin boşuna olduğu sonucuna da varabiliriz.

Peki ama bugün sokaklara dökülenler alternatiflerin mümkün olduğuna inanacak kadar budalalar mı? -yoksa “kaçınılmaz” ünlemi siyasetin son sözü değil mi? Yoksa 1960’ların aykırılıklarla yüklü idealizmini hatırlatan bir ruhun yeni bir siyasi militan tipine üflendiğini mi söylemeliyiz? Bugün en gerçekçi eylem tarzı görünüşte imkânsız olanı istemek, yani yeni bir şeyi istemek...

Protesto hareketleri demokratik bir toplumun ayrılmaz parçasıdır ve yalnızca ve yalnızca bu yüzden bile hepimiz Cenova sokaklarındakilere, görüşlerine katılalım katılmayalım, teşekkür etmeliyiz. Yine de protesto hareketleri problemleri nasıl çözeceğimizin sırlarını veremezler ve bunu onlardan zaten beklememeliyiz. Onlar daha çok daha iyi bir gelecek uğruna siyasî arzular yaratarak kamuoyunu dönüştürmeye çabalıyorlar.

Geleceğin tohumlarını daha şimdiden Seattle sokaklarından Cenova sokaklarına akan yüzlerin ışığında seçebiliyoruz. Bu hareketlerin en dikkat çekici özelliklerinden biri çoğullukları: sendikacılar ekolojistlerle, onlar da rahiplerle ve komünistlerle beraber. Hiçbir belli kimlikle tanımlanmamış çokların ortaya döküldüğünü görmeye başlıyoruz. Ama bunlar çokluklarında bir ortaklığı keşfetmişler.

İşte bu haftasonu hareketleri bağlıyor Cenova’yı kendi açıklığına -apaçık... Yeni bir fikirler alışverişi tarzına, kentin Rönesans’taki uzak geçmişine doğru...

The New York Times, 20 Temmuz 2001