Anasayfa > Birikim Arşiv > 214 - Şubat 2007 > Sevdi ve Terk Etmedi de Ne Oldu?

Sevdi ve Terk Etmedi de Ne Oldu?

Selami İnce | (Sayı : 214 - Şubat 2007)

Hrant Dink’in cenazesine katılıp “Hepimiz Hrant Dink’iz”, “Hepimiz Ermeniyiz” sloganı atanlarla 13-14 Ocak tarihleri arasında Ankara’da toplanan Türkiye Barışını Arıyor Konferansı’na ziyaretçi ya da konuşmacı olarak katılanlar aynı siyasi hedefi paylaşan insanlardı: Barış içinde birarada yaşamak...

Ankara’daki Konferans’ta barış arayanlar ve bunun bir gün mutlaka bulunacağına inananlar, barış güvercininin vurulduğu yerde de toplandı. Her iki yerde olmayanlarında ortak paydaları vardı: Devlet ricali, milliyetçiler, ulusalcılar vs. Bu kesimler şimdi biz Hrant Dink Değiliz, Ermeni Değiliz diye bağırmaya başladı. Peki onlar kim? Ogün Samast mı? Hrant’ın dostlarının kim olduğu belli. Peki Hrant’ın katilleri kim? Tırmandırılan şoven, milliyetçi, fanatik toplumsal ve siyasi iklim asıl katildir demek yetiyor mu? Bütün bu sorulara Türkiye Barışını Arıyor Konferansı’yla ilgili gözlemleri aktararak cevap arayalım.

Türkiye Barışını Arıyor Konferansı’yla ilgili bu yazıyı yazmaya oturduğumda gerçekten Türkiye’nin barışı aramakla kalmayacağına aksine kısa sürede barışını bulacağına da inanıyordum. Yazıyı yazarken fikrimin değiştiğini tekrar etmeye herhalde gerek yok. Konferansa giderkenki düşüncem ise, ‘Canım bu meselenin konuşulacak neyi kaldı. Herhalde yine aynı isimler aynı şeyleri tekrar edip dururlar’ biçimindeydi. Bu düşüncem de konferansı izledikten sonra değişti. Düşüncemi değiştiren temel etkenler aslında konferansın temel özellikleriydi:

Kürt sorunuyla 20 yıldan beri ilgilenen bir gazeteci olarak ilk kez bu denli geniş, çok boyutlu temsile dayanan bir konferansta sorunun bütün boyutlarıyla tartışıldığına şahit oluyordum. Hem siyasal görüş hem de toplumsal olarak çok farklı kesimlerin temsil edildiği bu konferans büyük ölçüde Kürtlerin girişimi ve çabalarıyla düzenlenmiş ancak eşit katılımla, deyim yerindeyse ortak ev sahipliğiyle gerçekleşmişti. Hem de diğerinin sözünü dikkate alan, temel amacı diyalogun gerçekleşmesi olan bir yaklaşımla konu enine boyuna tartışıldı. Her şeyden önemlisi de ziyaretçilerinin diğer bazı konferanslarda olduğu gibi arkalarda sohbet edip çay kahve içmek yerine gerçekten de konuşulanları dinlemesi, oturumlara aktif katılmasıydı. Konferansa açıkça paylaşılan bir barış ihtiyacı ve arzusunun ötesinde, sivil siyasi bir irade hâkimdi.

Türkiye Barışını Arıyor Konferansı’nda Türkiye birarada yaşamanın yollarını aradı ve aslında birarada yaşamaya engel gücün bu konferansa katılmayan tarafın yani ‘iktidar’ın olduğu görüldü. İşte tam da bu duygularla konuyla ilgili gözlemlerimi yazmaya oturmuştum ki, Barış Arayışları’nın içine bir bomba düştü. Hrant Dink katledildi.

Öldürülmesinin nedeni elbette bir tek bu değildi ama Hrant Dink Türkiye Barışını Arıyor Konferansı’nın çağırıcıları arasındaydı. Konferansın hemen ardından Dink’in katli, konferans konuşmacılarından birinin cümlesini akla getiriyor: ‘Kürtler devletin gözünde ne azınlık ne de çoğunluk. Kürtler fazlalık!’ Konuşmacı elbette ‘Kürtler’ derken ki bu ülkenin devletin gözünde hâlâ en fazlalığı ‘sözde vatandaş’ olan Kürtlerdir, fazlalıkları törpülenerek Türk yapılacak, olmazsa sözde vatandaş yapılacak bütün azınlıkları kastetmektedir. Konferansta halkın sivil iradesinin barışa çok yatkın olduğunu hissettiğini söyleyen konuşmacılara tam inanma eğilimi içindeyken, Hrant Dink’in konferansın hemen ardından halkımızın bir evladı tarafından katledilmesiyle en azından ‘karamsar’ olmanın daha verimli olacağını düşünüyorum. Dink’i vuran katilin ‘vurdum Ermeniyi’ diye bağırması asla unutulmamalı. Bu ülkede Kürtlerden söz ederken ‘Ermeni’ sözcüğünü hem Kürdü hem de Ermeniyi aşağılamak için bir küfür olarak kullanan koca koca bakanlar da unutulmamalı. Hrant Dink’in katlinden sonra şimdi Türkiye’nin daha uzun süre barışını arayacağını hatta çok uzun süre bulamayacağını düşünüyorum.

Bütün bunlardan sonra tekrar Türkiye Barışını Arıyor Konferansı gözlemlerine dönecek olursak, konferansın en dikkat çekici yanı olan şiddet kültürüne karşı bir şeyler yapılması gerektiğinin dile getirilmesi ve Kürtlerle empati kurulması üzerine söylenen sözlerden başlamak gerekiyor. Daha doğrusu Konferansın iki ana ekseni vardı bence: Birincisi şiddet kültürüne karşı olmak ikincisi ise, Kürtlerle empati kurmak. Buraya gelmiş herkesin zaten sorunu Kürt sorununu olarak kabul ettiğini tekrar etmeye bilmem gerek var mı?

Üstü kapalı ya da açık bir biçimde konuşmacıların büyük bir kısmı toplumsal şiddetten bahsetti. Bu devlet ve PKK tarafından karşılıklı başvurulan bir yöntemin siyasal eleştirisinden çok, şiddet kültürüyle bütün sorunlarını çözmeye yatkın bir toplumun eleştirisiydi.

Konuşmacıların kendi aralarındaki dili de, diğeriyle konuşan bir dildi. Yani ‘bildirmek’ ten çok konsensusa varmak için çabalayan, uç bir dil kullanmamaya çaba gösteren, diğerinin sözünü dikkate alan, temel amacı diğeriyle diyalogun gerçekleşmesi olan bir yaklaşım sergileyen konuşmacılar, şiddete dayalı toplumsal kültürü enine boyuna eleştiren sözler söylediler. Benim 20 yıldır bir gazeteci olarak defalarca konuşmasını dinlediğim, hangi konuda nasıl refleksler vereceğini üç aşağı beş yukarı tahmin edebildiğim onlarca konuşmacının, söyledikleri yeni şeylerle ezberimi bozduklarını da ayrıca ifade etmek gerekiyor. Herkes yeni şeyler söylemek lazım diye düşünmüş ve ev ödevine iyi hazırlanmıştı.

Konferansla ilgili dile getirilmesi gereken ikinci önemli nokta ise, Kürtlerle ya da ‘ötekiyle empati kurma kültürünün geliştirilmesi meselesiydi. Konferansın açış konuşmasını yapan Yaşar Kemal’in ‘Türkün Türkten başka dostu vardır ve o da Kürtlerdir’ ifadesiyle başlayan empati eksikliği, ihtiyacı ya da zorunluluğu tartışması aslında bütün konuşmacılar tarafından şu ya da bu biçimde dile getirildi. Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) Genel Başkanı Hayri Kozanoğlu’nun ‘Barışın zihniyetini oluşturma yolunda çok mesafe aldık. Birbirimizi anlamaya çok yatkınız’ biçimindeki sözlerine daha yakından bakıldığında, aslında Kozanoğlu’nun şunları da söylediği anlaşılmakta: ‘Empati kültürünün sadece toplantıya katılanlar ve çağırıcılar değil, toplumun bütününe yayılması önemli... Biz bize mecburuz...’ Ötekileştirici, yabancılaştırıcı ve düşmanlaştırıcı tutumların empati kültürünün geliştirilmesiyle yok edileceği ve bunun sonucunda herkesin kazançlı çıkacağı Konferansın sonuç bildirgesinde de yer aldı: ‘Barış hepimizin ortak mücadelesi ile ve hepimiz için kazanılacaktır...’

İki gün boyunca elbette çok şey konuşuldu. Barışın siyasal programının ne olması gerektiği, yol haritaları, siyasal öneriler, toplumsal ve kültürel öneriler, medya ve toplumun iletişimine dair öneriler tartışıldı, karara bağlandı. Barış Konferansı barışın ince uzun yolunun gelecek aşamalarını planlamak, süreçleri ve kurumları gözlemlemek gibi bir dizi hedefler koyarak önüne varlığını devam ettirme kararı alarak dağıldı diyebiliriz.

Ve bütün bunların üzerinden bir hafta bile geçmeden hem çağırıcılar, hem katılımcılar barışın ince uzun yolunun İstanbul durağında, en yakın yol arkadaşlarının cenazesinde ‘Hepimiz Ermeniyiz, Hepimiz Hrant Dinkiz’ pankartları altında biraraya geldi. ‘Vurdum Ermeniyi’ diye bağıran katile karşı da, ‘vurun Ermeniye’ zihniyetine karşı da geliştirilmiş oldukça etkili bu slogan, Barışını Arayan Türkiye’nin bunu bulmaya ne kadar niyetli olduğunu göstermesi açısından da önemliydi. Ama bu barışını Arayan Türkiye dışında başka bir Türkiye var. Asıl Türkiye’nin bu Türkiye olduğunu hatırlatıyor herkes birbirine. Türklerin bin yıldır Türkoğlu Türk oldukları söyleniyor. Ve en önemlisi katil zanlısı ve o zihniyet kahramanlaştırılıyor bir yandan: Katil zanlısı Ogün Samat’ın beresine benzeyen bere satışları patlama yapıyor ve adeta devlet destekli sokak faşizmi bu bereyle taçlanıyor.

‘Hepimiz Ermeniyiz, Hepimiz Hrant Dink’iz’ sloganına karşı olanlar yalnızca, bazı ırkçı - milliyetçi basın yayın organları ve siyasi partilerle sınırlı değil. Asıl düşündürücü olan da bu. Sanki asıl suçlu Hrant Dink’in cenazesine katılanlarmış gibi bir hava esmeye başladı memlekette. AKP Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ne yapacağını bilemez bir biçimde kah milliyetçiliği eleştiriyor, kah kimsenin kendisiyle milliyetçilik yarışına giremeyeceğini açıklıyor. Ancak, ‘cenazede Türk bayrağı taşınmadı’ savıyla Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Siyasi Danışmanı Adana Milletvekili Ömer Çelik de hepimiz Ermeniyiz diyenleri hazmedemediklerini açıklamaktan geri durmuyor. Belki söylendiğinde korkunç bir şeymiş gibi gelebilir ama ‘Hepimiz Ermeniyiz, Hepimiz Hrant Dink’iz’ sloganı yerini yavaş yavaş sanki ‘Hepimiz Ogün Samast’ız’ a bırakacakmış gibi. Logosunda Türkiye Türklerindir sloganı bulunan Türkiye’nin en büyük gazetesi Hürriyet internet sayfası aracılığıyla, okuyucuları arasında Hrant Dink’in cenaze töreninde “Hepimiz Ermeniyiz” sloganı atılması sizce doğru mu yanlış mı? anketi gerçekleştirdi ve ankete katılanların çoğunluğu bunun yanlış olduğunu söyledi. Acaba neden?

Türkçedeki balık baştan kokar sözünü hatırlatan iki örnek vermek istiyorum:

21 Haziran 1963 tarihinde Batı Berlin’i ziyaret eden Amerikan başkanı John F. Kennedy doğu Berline karşı batı Berlini desteklemek için ‘Ben bir Berlinliyim’ anlamına gelen ünlü ‘Ich bin ein Berliner’ sözünü etmişti. Kennedy, elbette bu cümlesiyle ne Alman olmuştu ne de Amerikanlıktan çıkmıştı. Ancak, Berlin duvarına karşı olduğunu ve Batı Berlinlilere bu biçimde radikal bir destek verdiğini göstermiş oldu. Berlin duvarı yıllar sonra yıkıldı...

Yine ülkesi Faşist Almanya tarafından işgal edilen Danimarka Kralı X. Christians Nazilerin ülkede Yahudi avına çıktıkları 1943 yılı Ekim ayı boyunca koluna Yahudi sembolü olan David Yıldızı takıp dolaşmıştı. Danimarka 2. Dünya Savaşı sırasında Yahudi katliamının yapılmadığı tek ülke olarak tarihe geçti. Kısa süre içinde ülke, son dönemdeki saçmalıkları saymazsak, dünyanın en yaşanılası ülkeleri arasında en ön safa geçti.

Bu örneklerin elbette Ahmet Necdet Sezer’le Tayyip Erdoğan’la karşılaştırılamayacağını biliyorum. Yine de.... Türkiye’ye gelince... Uzun uzun anlatmaya gerek yok. Sondan başlayalım: Nobel ödülü alan yazarın vatan haini ilan edilmesiyle başlayan süreç yine ‘Ya Sev Ya Terk Et’ korusunu iş başına getirdi. Peki, Hrant Dink sevdi ve terk etmedi de ne oldu? Hrant Dink’e bu ülkede sevilecek ne bıraktık? Hrant Dink Türkiye Barışını Arıyor Konferansı’nın da çağırıcıları arasındaydı. Hrant Dink barış ararken ne buldu? Bırakınız barış içinde birlikte yaşamayı, mecbur kalmasak bu ülkede yaşanır mı?

SELAMİ İNCE