Anasayfa > Birikim Arşiv > 110 - Haziran 1998 > Türk Liberalliği Üzerine

Türk Liberalliği Üzerine

Simten Coşar | (Sayı : 110 - Haziran 1998)

“Forum, tanım itibari ile, demokrasi ile yakından ilişkisi olan bir sembol, bir kavramdır. Dergimizin ismi hürriyet rejimi, çoğulcu sistem, tartışma özgürlüğü ve insan hakları gibi kavramlarla ilişkilidir. Liberal bir filozofun sözlerini tekrarlayacağız: ‘Hürriyetten kaynaklanan sorunları ortadan kaldırmak için, daha fazla hürriyete ihtiyacımız var.’ Bu hürriyet rejiminin kendini düzeltme araçları olduğu ve bundan dolayı da bir benzerinin olmadığı anlamına gelmektedir.”[1]

Yukarıdaki paragraf Yeni Forum dergisinin 15 Eylül 1979 tarihli ilk sayısındaki dergiyi tanıtıcı yazısından alınmıştır. Özgürlükçü ruhtan beslenen bir siyasî tutumu yansıtması açısından oldukça kayda değer olduğunu söyleyebileceğimiz bir başlangıç yapan derginin zamanla ve “günün şartları” içerisinde geçirdiği evrim ise Türk siyaset literatürü açısından kayda değer boyutlar taşımaktadır.

Yeni Forum dergisi, kurucularının da inkâr etmediği bir şekilde 1950’lerin ‘liberal’ dergisi Forum’un bir uzantısı olarak yayın hayatına başlamıştır. Daha çok üniversite çevresinden gelen dergi ekibi, Forum dergisinin 1960’larda geçirdiği dönüşüme referansla[2] 1960’ların Forum’una herhangi bir benzerliği reddederken, Yeni Forum’un atasının 1950’lerin “orjinal” Forum’u olduğunu ve söz konusu dergideki liberal ögeleri yaşatma amacıyla biraraya geldiklerini belirtmektedirler. Fakat...

“Eğer Türk devlet adamları, ordu ve siyasî partiler Türk halkının/insanının ve ulusunun asıl/gerçek dış düşmana karşı resmî ve örgütlü direnişini temsil ediyor iseler, (Yeni) Forum gibi yayınlar ... örgütsüz, gönüllü ve sessiz Türk halkının direnişinin gücünü temsil etmektedirler.” [3]

Yukarıda alıntılanan iki pasaj arasındaki ilişki kendini liberal olarak tanımlayan ve bunu yaşam sürecinin tüm evrelerinde farklı ağırlıklarla da olsa vurgulayan bir derginin liberal kimliğinin ulusal çerçevesini oluşturan faktörleri anlamamız açısından önemlidir. Bunun için de Yeni Forum ile atası saydığı Forum dergisi arasındaki benzerliklere kısa bir bakış faydalı olacaktır:

Tekrarlama riskini bir tarafa bırakıp, her iki derginin çıkış itibariyle ‘liberal’ ağırlıklı bir kimliği sahiplendiği söylenebilir. Söz konusu liberal kimlik ise, her iki dergi için de, ‘aydın’ kimliğini ön plana çıkaran ve bu kimliğe referansla halkı bilinçlendirme anlamında “aydın sorumluluğu” taşıyan bir çekirdek grubun tekelinde kalmıştır. Yine her iki derginin de saiki halkın demokrasi hakkında bilinçlendirilmesi olarak tanımlanmaktadır. Her iki dergi çıkış itibariyle ‘liberal’ ağırlıklı olan kimliklerinde zamanla ikili bir tutum alıştan, bu ikili tutum alışın liberal kimliğin aleyhine sonuçlandığı bir konuma doğru dönüşüm geçirmişlerdir. Nitekim, Forum grubunun olgunlaşma döneminde “liberal-sosyalist”[4] olarak belirlediği “hal tarzında”ki ikili kimlik, 1960’larda liberal kimliğin zararına ve 1960 müdahalesinde alınan tavırla eş düşecek şekilde “orta yol”a dönüşmüş, nihayetinde ise derginin tamamen el değiştirmesiyle beraber Forum dergisi yayın hayatına sol saflarda devam etmiştir.[5] Yeni Forum için ise başlangıcındaki saf özgürlükçü tutumun, dönemin ahval ve şeraiti içerisinde devlete verilen önem ve düzenin idamesi için duyulan kaygı ile harmanlanmış olmasından söz edilebilir. Diğer bir deyişle özgürlük, düzenin sürekliliği sağlandıkça geçerlidir. Söz konusu ahval ve şerait ise 1970’lerin sonlarında Türkiye’nin içerisinden geçtiği “zor koşullar”dır. Bu “zor koşullar” içerisinde, Yeni Forum liberal konumuyla zaman zaman çelişen devletçi çıkışlarını tutarlı bir platforma oturtmak ve buna bilimsel bir haklılık kazandırmak amacı ile kendine bir günah keçisi seçmiştir: Teoride ve Pratikte Marksizm.[6] 1970’lerin konjonktürüne pek uygun düşen bu kaçış kapısı 1980 Askerî müdahalesinin olurlanmasıyla somutlanmıştır. Aslında, burada da Forum-Yeni Forum devamlılıklarından birini daha tespit edebiliriz. 1960 askerî müdahalesini olurlayan tutumu ile liberal kimliğinin düzen kaygısıyla örtülmesine neden olan Forum grubu gibi, Yeni Forum grubunun 1980 darbesinin hemen öncesinde “Rejim ve Anayasamızda Reform Önerisi” başlığı altında hazırladığı kurumsal reform paketi,[7] 1980 askerî müdahalesine sunduğu sıcak destek ve söz konusu paket ile 1982 Anayasası arasındaki inkâr edilemez ilişki insanı ‘liberal’ kimlik için bir yazgı inşâ edilip edilmediği sorusuna götürüyor.

Soruya ucu açık olarak verilecek olumlu bir cevap söz konusu yazgının harcında mevcut olup yukarıda da kısaca değinilen, fakat göz ardı edilmesi oldukça kolay ek bir faktöre işaret ediyor. Bu faktörü basitçe “entellektüel kaygı” olarak adlandırabiliriz.[8] Gerek Forum, gerekse Yeni Forum grubunun çekirdek kadrosunu oluşturan isimlerin tüm kimliklerin ötesinde kendi kavramsal matrislerinde yoğrulmuş bir “aydın” kimliğiyle hareket ettiklerini söylemek mümkün. Bu durumda tüm devamlılıkları ve devamsızlıkları anlatırken bu aydın kimliğinin sabitliğini göz ardı etmemek gerekiyor. Söz konusu aydın kimliğinin belirleyici faktörü ise “(Türk) devletin(in) ulusuyla olan bölünmez bütünlüğüne ve hür demokratik rejimine” halel getirmeyecek/gelmesine engel olacak ve Türk toplumunu demokrasi konusunda aydınlatacak ‘sorumlu aydın’ tipi.[9]

İşte bu noktada,“sorumlu aydın” tipinin portresini yazılarında halihazırda çizmiş olan Aydın Yalçın faktörünü de işin içine katmak lazım. Gerek 1950’lerin Forum’u, gerekse Yeni Forum dergisinin belki de en aslî kurucusu ve vazgeçilmez siması olan Aydın Yalçın’ın,[10] ‘liberal’ bir aydın olarak konumuz açısından sembolik önemi bir yana, liberal kimliğin ürettiği retorikte devamlılık arz eden tutarsızlığı kılıflayan bir örnek olduğunu düşünüyorum.

Yazıya biraz gizemli bir tat vermek adına, Türk liberal düşüncesinin bir dönem için sacayağını oluşturan Forum, Aydın Yalçın-Yeni Forum üçlüsüne burada bir paragraflık bir ara verelim ve 1990’ların “çağ atlayan,” “dışa açılan,” “globalleşen” Türkiye’sine sıçrayalım. 1990’ların başından itibaren siyaset jargonundaki bu nüfus patlamasına Türk ‘liberal’ kimliğinde yeni bir oluşum eşlik etmektedir. 1992’de temelleri atılan, 1994’te ise dernek statüsü ile resmiyet kazanan Liberal Düşünce Topluluğu (LDT), 1990’ların değişen Türkiye’sinde ‘liberal’ kimliğin yeni kalesini temsil etme iddiasıyla çıkar. Topluluğun amacı “Türkiye’ye liberalizmi tanıtmak, Türkiye’de liberalizmin köklerini yerleştirmek, kamu politikaları oluşturanları liberalizmin temel ilkeleri doğrultusunda eğitmek, Türkiye’nin sorunlarına liberalizmin temel ilkeleri doğrultusunda çözümler üretmek” olarak özetlenmiştir.[11] Böylece 1990’ların “sorumlu aydını” ve iştigal alanı da belirlenmektedir. Topluluk bu amaçla kitlelere ve toplumdaki çeşitli gruplara liberalizm hakkında ‘eğitici’ seminerler düzenler, çeviriler yapar.[12] Nihayet, 1996’dan itibaren Liberal Düşünce dergisini yayımlamaya başlar. Derginin ilk ve son sayılarındaki yayın kurulunda yer alan isimler şöyledir: Güneri Akalın, Serdar Aktan, Kürşat Aydoğan, Hüseyin Bağcı, Kazım Berzeg, Ömer Çaha, İhsan Dağı, Selim Egeli, Mustafa Erdoğan, Ramazan Erkoç, Hasan Kazdağlı, Veli Kondak, Levent Korkut, Sabahattin Sakman, Cüneyt Ülsever, Atilla Yayla, A. Nuri Yurdusev.

Yayın Kurulu’ndan dört isim, Danışma Kurulu’ndan iki isim hemen dikkat çeker: Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan ve Kazım Berzeg, Ahmet Arslan; Orhan Morgil ve Osman Okyar. Bu isimlerin dikkat çekmelerinin nedeni oldukça basittir. Kazım Berzeg ve Osman Okyar, neredeyse beşikten Forum ve Yeni Forumcular’dır. Orhan Morgil’in ve Ahmet Arslan’ın da Yeni Forum’da yazılarına rast gelmek mümkündür. Kaldı ki, bu isimler Yayın Kurulu listesinde figuratif bir konumda değildirler. Kazım Berzeg, Topluluğa daha bebeklik çağında ofisini açmış, Forum ve Yeni Forum ile olan organik bağını LDT’ye de taşımıştır. Keza Osman Okyar... Ancak, asıl önemli isimler Atilla Yayla ve Mustafa Erdoğan’dır. Şüphesiz LDT’nin faaliyetleri ve yayınları iki isim etrafında dönmez. Topluluğun kimliğini de bu iki isme atfetmek haksızlık olur. Ancak, Berzeg, Okyar ve Morgil gibi Erdoğan ve Yayla’nın ve özellikle bu iki şahsiyetin geçmişleri orjinal Forum ve Yeni Forum’un “uhu”su olarak aldığımız Yalçın faktörü kadar önemlidir.

Erdoğan ve Yayla, çekirdekten Yeni Forumcular’dır. Yeni Forum’un mutfağında ve Aydın Yalçın’ın öğretisi ile yetişmişlerdir.[13] Erdoğan ve Yayla’nın liberalizmle iştigalleri LDT ve Liberal Düşünce dergisinden çok öncelere uzanır. Onlar, Yalçın’ın “zamanın koşulları muhafazakârlığa gerek bir tutum gerekse düşünce akımı olarak” henüz uygun olmadığı için Türkiye’ye uygun düşünce akımının liberalizm olduğu[14] inancının devamı niteliğinde yorumlanabilecek Yeni Forum macerasına girdiği sıralarda mutfakta yetişmektedirler. Yeni Forum’un mutfağında edindikleri ilk tecrübe çeviri yazılarıdır. Dergide yer alan çeviriler liberalizm üzerine teorik tanıtım yazıları ve ağırlıklı olarak Karl Popper, Isiah Berlin ve Friedrich A. Hayek merkezlidir.[15] Aslında, insanın bir dil sürçmesinden istifade ile Liberal Düşünce’nin gerek topluluk gerekse dergi olarak Yeni Forum’daki çevirilerden oluşan liberalizm merkezli bir teorik yapılanmanın olgunlaşma yatağı olarak ele alınabileceğini söyleyesi geliyor. Biz söyleyelim, sürç-i lisanın affı okura kala...

Erdoğan ve Yayla’nın aktif olarak katıldıkları Yeni Forum yıllarında Popper, Berlin ve Hayek revaçtadır. Ama aralarından Popper, Yeni Forum’un liberal duruşunu belirlemede daha fazla etkili olmuş gibidir. Diğer bir deyişle Popper’lı Yeni Forum, derginin liberalizmindeki negatif söylemin açıklanmasını bile gereksiz kılar. Söz konusu negatif söylem yukarıda da değinilen, tüm “aşırı” eğilimlere ve özellikle teoride ve pratikte Marksizme karşı alınan, muhalif tavır ve bunun bir uzantısı olarak sadece kamuyu değil, aynı zamanda Türk aydınlarını da Marksizm’in sözde bilimselliği konusunda aydınlatmak olarak özetlenebilir. 1979’un ve 1980’lerin ilk yarısındaki ahval ve şeraitin sunduğu kalıba rahatça oturan bu keskin söylem, 1996’nın Liberal Düşünce dergisinde yumuşak bir akademik çerçeve ile yanyana seyreden kişisel tecrübeler panoramasında sunulur.[16] Dergi ilk sayısından itibaren Marksizm’in yetersizliklerinden, sosyalizmin çöküşünden sıfıra sıfır elde var liberalizm edasıyla bahseder.

Çoğunluğu akademisyen olan topluluk üyeleri, Yeni Forum örneğinden farklı olarak negatif söylem objeleri kümesine Marksizm yanında devleti de dahil eder. Marksizm teorik yetersizlikleri artık pratikte de kanıtlanmış olduğu için liberalizmin zaferini müjdelerken, her alanda devlet/merkez tüm sorunların yatağı olarak ele alınmaktadır. Liberal tutum için hiç de yabancı olmayan bir şekilde birey ve bireysel özgürlükler temelinden hareketle LDT’nin mensuplarının dergide yayımlanan tüm makalelerinde, Erdoğan’ın da vurguladığı gibi “devletin araçsallaştırılması” ve böylece “siyasî iktidarın insanileştirilmesi” olarak özetlenebilecek bir negatif proje kurgusundan bahsetmek mümkün.[17] Bu durumda, akademik/yazınsal dürüstlük kaygısıyla, LDT/dergisinin bir yerlere göbek bağıyla bağlı olduğunu düşündüğüm Yeni Forum ve nihayetinde “orjinal” Forum geleneğinden farklılıklarının da sıraya dizilmesi gerektiğine inanıyorum. Negatif söylem/projeye Marksizm’in yanında devlet/merkezin de eklenmesinin yanısıra, grubun ‘özgünlüğü’ bizim olageldiğini söylediğimiz, grup mensuplarının ise hiç dem vurmamakla yok saydıkları izlenimini uyandıran, Cumhuriyetin birbirini takip eden dönemlerinde ortaya çıkan liberal oluşumların/oluşamamaların bir handikapını en azından başlangıç itibariyle bertaraf etmiş gibi görünmeleridir. Bu handikap, Cumhuriyet dönemi boyunca liberal aydına baş ağrısı olan liberal kimlik ile “Cumhuriyetin ilkelerini uzlaştırma derdi olarak özetlenebilir. LDT/Liberal Düşünce dergisi etrafında liberal kimlikleri ile hareket ederek “aydın” sorumluluğunu ifa etmeye çalışan grup üyeleri bu derdi bir kenara bırakmışlardır. Onlar artık “örgütlenmemiş” Türk halkının temsilcileri olmadıkları gibi, devletin aydınları da değillerdir. Devlet ile ilişkileri sadece bir kısmının devlet üniversitelerinde istihdam edilmeleri ile sınırlıdır.

Liberal aydın kimliğinin 1990’lı yıllarda geçirdiği bu kayma, liberal projede de liberalizmin demokrasisini getirmek gibi bir amaçla belirlenebilecek bir kaymaya eşlik etmiştir.[18] Daha açık ifade etmemiz gerekirse, söz konusu aydınlarımız 1930’lardan 1990’lara kadar uzanan yıllar boyunca “Cumhuriyet’in ilkelerine ve rejime halel gelmemesi” önkoşuluyla liberallik olarak özetleyebileceğimiz ve sadece siyasî bir tutum olarak anlayabileceğimiz, Ahmet Ağaoğlu, Ahmet Emin Yalman, Forum ve Yeni Forum’un zigzaglı çizgisini, LDT olarak adlandırılabilecek bir çizgide ve her şeyden önce ve her şeyin üstünde liberalizm olarak belirlenebilecek bir tutumla keskin bir viraja sokmuşlardır. Bunu yaparken de, yine seleflerinden farklı (?) bir şekilde kendilerine referans olarak Cumhuriyet’in devletini değil “Liberal Enternasyoneli” seçmişlerdir.

Buraya kadar her şey pek hoş: Elimizde, on yedi yıl öncesinin liberal mutfağından da gelen ilham rüzgarlarıyla itkilenmiş yeni bir oluşum var. Bu oluşum kendine farklı, teorik temellerinin sağlamlığıyla övünülen, entellektüel misyon taşıyan bir liberal kimlik biçmiş. Entellektüel misyonunu sadece kamuyu liberalizmin ne olduğu konusunda bilgilendirmekle sınırlı tutmayıp aynı zamanda ülkenin sorunlarına liberal çözümler üretmeyi de programına almış bulunmakta. Bu arada takdire şayan bir şekilde herhangi bir siyasal partiyle organik bir ilişkiye girmeyi reddediyor; fakat liberalizmine en uygun düşecek siyasal partiye yakınlık duyacağını da gizlemiyor.[19] Nitekim, grup zamanla “objektif olarak incelendiğinde Türk siyasî tarihinin neredeyse tek pür liberal hareketi olarak” belirlediği Liberal Demokrat Parti’yi (LDP), Topluluğun yayınlarında ve Liberal Düşünce dergisinde girişilen entellektüel çabanın siyaset pratiğindeki izdüşümü olarak görmeye başlıyor.[20] Parti mensuplarının dergide yayımlanan yazıları ve topluluk mensuplarının partinin düzenlediği liberalizm konusunda aydınlatıcı toplantılara katılmaları kurulan organik ilişkiyi sağlamlaştırıyor.

Tüm bunlar akla Ahmet Ağaoğlu-Serbest Fırka, Ahmet Emin Yalman-Demokrat Parti, Forum-Hürriyet Partisi, Aydın Yalçın-Yeni Türkiye Partisi örneklerini getirirken, LDT’nin tarihe olan ilgisizliği şüphe uyandırıyor. Aslında, söz konusu ilgisizlik Türkiye’nin liberal düşünce serüveninde önemli bir devamlılığı da işaret etmektedir: Erken Cumhuriyet döneminden itibaren gözlemleyebileceğimiz liberal kimlikli aydınların ortak paydası olan devlete saygıda kusur etmemek 1990’larda kırılmış olsa da, hemen her on yılda bir değişen liberal tutum temsilcilerinin, geçen on yıla ve onun liberallerine bakmamaları geleneğinin idamesinden bahsetmek mümkün. Ahmet Ağaoğlu ve Ahmet Emin Yalman sıralamasında bu bir derece anlaşılabilir: Ne de olsa Ağaoğlu, Mustafa Kemal’in deyişiyle “...kafası Acem felsefesi ile...” dolduğu için boğucu tehlikeler arz eden bir şahıstır (!)[21]

Mustafa Kemal’in bu öfkeli betimlemesi bir yana, Ağaoğlu’nun yaşamı boyunca tecrübe ettiği ve yazılarında hakkıyla yansıttığı dönüşümler takip eden dönemlerin liberalleri tarafından es geçilmesini veya fark edilmemesini (ancak) bir ölçüde haklılaştırabilir. Yine de, bir dönemde ve son döneminde liberal olduğunu ısrarla vurgulayan bir muhalefet figürünün entellektüel çanağının karmaşıklığının dikkat çekmemesi insanı şüpheye davet ediyor. İsterseniz bu şüpheyi daha şüpheci bir cümleye oturtup şöyle bir soru soralım: Sosyal Bilimlerin ana konusu insan olduğu ölçüde kabul gören karmaşıklığını azaltmak adına ‘yok saymak’ edimi biraz kolaya kaçmak olmuyor mu? Ya da, bu yok sayma ediminin arkasında sosyal bilimlerin ideal çerçevede sınırları dışında kalan siyasî faktörler mi rol oynuyor?

Konu, Ahmet Emin Yalman’a ve 1940’ların Demokrat Parti’de (DP) ifade bulan liberal muhalefetine gelince daha da rahatsız edici oluyor. Rahatsızlığın bir nedeni, Yalman’ın liberal kimliğinin katıldığı uluslararası platformlarda makalelerini ve DP’ye gerek kuruluş gerekse muhalefet yılları sırasında verdiği desteği aşacak şekilde belirgin olması. Söz konusu uluslararası platformların İkinci Dünya Savaşı sonrasında liberalizmin değerinin yeniden teslim edilmesi amacında odaklandıklarını söylemek gerekiyor. İşte bu açıdan Yalman’ın temel amacını liberal tutumun komünizm karşısında güçlendirilmesi olarak koyduğu Dünya Liberaller Birliği’nin ilk toplantısının (9-14 Nisan 1945) aktif katılımcılarından olması ve akabinde Birliğin Türkiye’deki temsilcisi niteliğinde faaliyet göstermesi amacıyla Hür Fikirleri Yayma Cemiyeti’nin kuruluşunda ön ayak olması oldukça önemli. Çünkü, liberalizmin komünizm karşısında verdiği/vereceği mücadele ve Liberal Enternasyonal’in bir parçası olma ukdesi gibi iki belirleyici faktör 1940’ların Türkiye’sinde halihazırda bulunabiliyor. İlk faktör, Yeni Forum’da zirveye ulaşırken, ikinci faktör (şüphesiz) bilinçsiz bir şekilde kendisini Yeni Forum’dan uzak tutan ve komünizmi/sosyalizmi artık hasım olarak görmeye tenezzül etmeyen (?) LDT’nin vurguladığı “Liberal Enternasyonal”e aidiyet söylemiyle günümüze taşınıyor.[22] Aslında, LDT’nin farklılığı, Yeni Forum’un 1980’lerin ikinci yarısından itibaren kendisi için belirlediği rol ile halihazırda kurulmuş durumdadır. İkinci bir dil sürçmesini göğüsleyerek denebilir ki, 1980 askerî darbesinin rejime ‘gereken’ düzeni, 1982 Anayasası’nın da anayasaya ‘gereken’ reformu getirmesi ile, Yeni Forum kendisine biçtiği entellektüel görevi tamamlamış ve yeni dönemin ahval ve şeraitine uygun yeni entellektüel kaygılara yönelmiştir: “Türk-İslam-Batı medeniyetinin yaratılması ve içselleştirilmesi.”[23] Bu kaygıların siyasî izdüşümü ise “sola ve komünizme karşı, liberal-muhafazakâr, milliyetçi” ögelerle bezenmiş “merkez sağ” olarak tanımlanmıştır.[24] İşte böylece derginin çıkışında kendisini tanımlamak için kullandığı saf özgürlük söylemini yeni bir oluşumun taşıması için kapılar açılmıştır.

Söz konusu yeni oluşum bu taşıma eylemini ifa ederken fildişi kulesinde oturmayacak, Türkiye’nin güncel sorunlarına somut çözüm önerileri getirecektir. Buna bağlı olarak aralarında dönemin revaçta olan sorunlarından İslam, Türk laisizmi, Demokrasi, Refah Partisi, Başkanlık Sistemi olmak üzere pek çok konu liberal teorik yaklaşım temelinde etraflıca ele alınır. Tüm incelemelerde temel eleştiri objeleri olarak devlet, kurucu zihniyet ve teoride ve pratikte sosyalizm karşımıza çıkar. Türk laisizmi devletçiliğe muhalefet temelinde, militan laisizm ifadesiyle eleştirilir. Başkanlık sisteminin Türkiye’ye uygunluğu olurlar bir bakış açısıyla tartışılır. Liberal ruha pek de uygun düşen özerk ve özel eğitime daha çok teorik seviyede seyreden vurgu yapılır. Yukarıda da belirtildiği gibi, derginin en belirgin esin kaynağı olan Frederich A. Hayek’in eserleri tanıtılır.

Bütün bunlar olurken, yukarıda taslağı çizilen entellektüel arkaplana sahip olan 1990’ların liberal oluşumunun, liberalizmin siyasî izdüşümlerinde yakın tarihe hakkını verirken, iş entellektüel platforma kaydığında bir farkında olmama edimine baş vurmasını anlamakta güçlük çekmekteyim. Nitekim, “liberal değerleri bir bütün olarak siyaset pratiğinin ekseni” kıldığına inandığı LDP’nin seleflerine işaret etmekten geri durmazken, gerek Serbest Fırka gerekse Demokrat Parti’nin sözünün geçtiği yerlerde kendilerine bu partilerin entellektüel çerçevesini çizmek gibi bir görev addetmiş olan yukarıda adını andığımız ‘liberal’ aydınları neden yok saydığını da merak etmekteyim. Dahası, 3 ciltlik genç derginin, örneğin, 28 Şubat 1997 tarihinin akabininde yayımlanan sayılarında neden MGK kararları ve takip eden siyasal gelişmelere suskun kaldığı da ayrı bir merak konusu. Öte yandan, Kürt sorununa ilgisizliği anlamakta Topluluğun liberalizminin bireye verilen değer üzerinde temellendirildiği ve “mikro kollektivizmi”[25] reddetme ölçüsünde saptanan açıklamayla yetinemediğim için derginin sayılarında Türkiye’nin gündemini oldukça meşgul ettiğine inandığım söz konusu sorun ile ilgili bir yazıya rast gelemediğim ölçüde şaşırmaktayım. Yine, liberal teorinin beşikten itibaren bir yan meşgale olarak ele aldığı ve belki de en önemli zaaflarından birini oluşturan kadın konusunda topluluğun sessizliğini de takdire şayan bulmaktayım. Sonuç itibariyle, bu merak etme ve şaşırma deneyimlerinden sonra aklıma ister istemez şu soru geliyor: Bir üyesinin yaptığı vurguya göre 1990’ların Türkiye’sindeki tüm sorunlara somut çözümler üreten ve tek gerçek muhalefeti temsil eden LDT ve ürünlerinin en derli toplu sunumu olan Liberal Düşünce dergisini anlamaya çalışırken nerede ve nasıl bir atlama yapmaktayım?

SONUÇ YERİNE: LİBERALİZMİN MUHAFAZAKÂR YÜZÜ ÜZERİNE

1990’ların değişen Türkiye’sinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin dönemleri boyunca ortaya çıkan liberal oluşumlarından oldukça farklı bir seyir arz eden Liberal Düşünce Topluluğu üzerine gevşek bir deneme niteliğinde kaleme alınan bu yazıda dağınık bir şekilde de olsa göze çarpacağı üzere hâkim olan tek kaygı entellektüel etikle âlâkalı. Biraz açmak gerekirse, entellektüelin taşıyageldiği ve/veya taşıdığını iddia ettiği kimliği ve bunun bir uzantısı olarak ifa etmek durumunda kaldığı ‘misyon’u tarih dışı ve gündem dışı kılmaması veya gündem içi kılmak adına ve topluluk kimliği uğruna olmayanı oluyor gibi göstermemek sorumluluğu ile alakalı... Özgünlüğün geçmişin bir kısmını sahiplenip, diğer kısmını yok sayarak değil, günahı ve sevabıyla tüm seleflerin hakkını vererek ve kendini ancak bu yolla onlardan ayrıştırarak kurulması gerektiğinden hareketle ‘Liberal Enternasyonal’in Hayek sonrası dönem ve sadece Institute of Economic Affairs (IEA) ile kısıtlanmasını Türkiye’de ‘liberal’ düşüncenin oturtulamayan tarihine yapılmış bir haksızlık olarak görmekteyim. Erken cumhuriyetin kuruculuk geleneğinin tüm hızıyla hüküm sürdüğü dönemlerde halihazırda var olan komünizm karşıtlığı ölçüsünde uluslararası liberallik kimliğinin 1990’lardaki izdüşümüne kuruculuğun reddinin eklenmesi, özgünlüğün değil, ancak olsa olsa dönemsel farklılıklara eş düşecek bir farklılığın kanıtı olarak alınabilir. Öte yandan, iyi niyetli bir çabayla özgünlüğü Türkiye’nin daha 1990’larda yeni yeni klasik liberalizmin pratiği için verimli bir siyasî platform arzetmeye başladığı yolundaki tartışmalarda aramak da nafile... Zira bu yoldaki tartışmayla karşı karşıya kalan kişi ister istemez birbiriyle oldukça ilişkili iki gerekliliği göz ardı edemiyor: İlk olarak, klasik liberal teorinin daimi, liberal politikaların ise 1929 Buhranı ile hızlanan dönüşümlerini teslim etmek gerekiyor. Bunun yanısıra, addedilen teorik kimlik eğer Hayek’in yazılarında çizilen teorik çerçeveye tekabül ediyor ise -ki dergide çıkan yazılardan ve Liberal Düşünce Topluluğu’nun düzenlediği akademik tonlaması ağırlıkta olan seminerlerden böyle bir sonuca varmak mümkün- bunun klasik liberal teoriyle göbek bağının öncelikle iktisatta bireye yapılan vurgu ile şekillendiği ve temelinde İngiliz toplumunun doğasında liberalizmin teoriden pratiğe kendiliğinden dönüşümünde uygun ortamı yarattığı inancının olduğunun farkında olmak gerekiyor. 1990’ların liberal entellektüelleri için her iki noktada da farkında olmamanın imkânsız olduğunu düşündüğümüzden, insanın aklına teorinin de Türkiye bağlamındaki geçmişe yapılan muameleye tabi kılınıp kılınmadığı sorusu geliyor. Soruyu şöyle ifadelendirmek de mümkün: Acaba, Teoride ve Pratikte algının seçiciliğinin zarif bir örneği ile mi karşı karşıyayız? Bu durumda, Türkiye’nin daha 1990’larda yeni yeni klasik liberalizmin pratiği için verimli bir siyasî platform arz etmeye başladığını söylemek sadece klasik liberal teorinin daimi, liberal politikaların ise 1929 Buhranı ile hızlanan dönüşümüne değil, aynı zamanda Hayek’in tartışmaya pek açık liberalizmine de uzak kalmıyor mu?

Hayek’in tartışmaya açık liberalizminden bahsetmek 20. yüzyılın liberal söylemine bir girişi gerektiriyor. LDT’nin referans kaynağı olarak aldığı Hayek literatürü, Keynesçi politikaların düşüşe geçmesiyle hız kazanan ve liberteryan çizgiden komüniter çizgiye kadar uzanan liberal teorik arayışların sadece bir kanadını oluşturmaktadır. 20. yüzyıl liberalizminin içinde barındırdığı bu çeşitliliğin yarattığı sıkıntıya dikkat çeken Michael Freeden, Hayek ve benzer çizgideki düşünürlerin liberal olarak tanımlanabilme ölçüsünü “sınır sorunu” ile ifadelendirmektedir.[26] Hayek’i çağdaşları olan diğer liberal düşünürlerden ayıran nokta ise klasik liberalizmin baş tacı bireyi tekrardan dünyaya getirmek çabasıdır. Bu çerçevede birey her şeyden önce iktisadî alanda tanımlanır. Diğer bir deyişle klasik liberalizmin iktisadî sahada kendi çıkarlarını rasyonel hesaplarla en iyi şekilde gerçekleştirebilen, dolayısıyla devletin pozitif ve/veya negatif müdahalesinden korunması gereken bireyi, Hayek liberalizminin temelini oluşturur. Bu tür bir yaklaşımın hukuki, sosyolojik ve epistemik boyutları ise iktisadî bireye referansla belirlenir. İşte bu noktada, Hayek çağdaşları tarafından liberalizmin muhafazakârlaştırılmasının en belirgin dışavurumuna örnek olarak gösterilir. Anthony Arblaster’ın da belirttiği gibi, söz konusu muhafazakârlığın temelinde liberalizmin 19. yüzyılda neo-liberal ve 20. yüzyılda Keynesci dönüşümlerinin reddi yatmaktadır.[27] Buna bağlı olarak, Hayek’in teorik çerçevesini bir yandan liberal düşünce açısından çelişkili kılarken, öte yandan muhafazakâr konuma yaklaştıran diğer bir nokta ise aklın hükmüne konulan sınırdır. Kuruculuktan kurtulmak adına, aklın toplumsal süreçlerin bir ürünü olarak sadece var olan toplumsal pratiklerin değerlendirilmesinde kullanılan ve bireye özgü bir imtiyaz olmaktan çıkarılması bu yoldaki argümanlara temel teşkil eder.[28] Hayek’in gerek sosyolojik gerekse epistemik olarak tüm sınırlanmalardan kurtulmuş bireyi ön plana çıkarırken dayandığı argüman klasik liberal teorinin modernizm ile eşdüşen olmazsa olmazını ilerletmeye getirdiği yeni (?) yaklaşımdır. Planlamaya, refah devleti politikalarına karşı çıkışının temellerini bilginin sınırsızlığına, insan aklının bilginin sadece küçük bir parçasına sahip olacağına ve buna bağlı olarak ilerlemenin ancak “planlanan amaçlardan bağımsız...bilinmeyene doğru çıkılan bir yolculuk olarak...”[29] yorumlanabileceğine referansla oluşturan Hayek’in, liberal teorinin iki yüzyılı aşkın evrilişinde bir yeniliğe imza atarken, muhafazakâr söyleme pek de yabancı olmayan bir terminoloji kullanmadığını söyleyebiliriz.

Hayek’te bulduğumuz liberalizmin muhafazakârlaş(tırıl)ması örneğini bir tarafa bırakıp liberalizmin kendi içinde taşıdığı muhafazakâr ögelere dönecek olursak Türkiye’de farklı dönemlerde ortaya çıkan liberal düşünceyi bir gelenek olarak kurma çabalarının devamlılık arz edememelerini daha iyi anlayabileceğimizi düşünüyorum. Atilla Yayla’nın da dürüst bir şekilde teslim ettiği gibi “Liberallerin ikinci dilemması, yöntemde reformculukla muhafazakârlık arasında dengeli bir yer tutmakta... karşılaştıkları zorluklardır.”[30] Nitekim, yine Yayla’nın ifadesiyle, “Liberalin yöntemde zaman zaman reformcu, zaman zaman muhafazakâr olması, sadece dışardaki kimselerin onu anlamakta güçlük çekmesine yol açmakla kalmaz, aynı zamanda kendisi için de zorluklar doğurur. Bu durumda liberal ... kişilik parçalanmasıyla karşılaşabilir.”[31] Bu noktada sorulabilecek soru, liberalin reformculuk ve muhafazakârlık arasında sallanışının sadece yöntemsel bir yaklaşımla ne derece açıklanabileceğidir. Türkiye özelinde bu sorunun cevabı, liberal tutum ile bir düşünce tarzı olarak liberalizmin bir aradalığının karşılaştığı engellerin irdelenmesinde yöntemsel bir yaklaşımın kısır kalacağıdır. Tartışmayı somutlandırmak adına, Cumhuriyet döneminin liberal aydınlarının muhalif konumlarına değinmek yerinde olacaktır.

1930’dan itibaren Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) siyasî muhalefet ölçüsünde liberal bir tutum alan Ağaoğlu, düşünsel bazda daha çok muhafazakâr olarak nitelendirilebilecek bir söylem geliştirmiştir. Benzer şekilde, özellikle 1946 sonrası dönemde Ahmet Emin Yalman’ı liberal kılan, yukarıda da belirtilen Dünya Liberaller Birliği gibi uluslararası platformlarda aktif rolünün yanısıra, kimliğini CHP’ye muhalefet temelinde oluşturan DP’nin muhalefet yıllarındaki sadık taraftarlığıdır. DP’nin iktidardayken Cumhuriyetin demokratik geleneği olarak nitelendirebileceğimiz mutlakçı iktidar anlayışından farklı bir çizgi çizmemesi, Yalman’ı yine muhalefet saflarına itmiştir. Cumhuriyetin liberal eğilimli entellektüelinin liberal kimliğine yabancı ögelerin girmesi 1954 sonrasına rastladığını söyleyebiliriz. Nitekim, Forum dergisi etrafında toplanan entellektüeller liberal kimlikleri ölçüsünde DP’nin otoriter politikalarına muhalif iken, düzenin devamı adına 1960 askerî müdahalesini olurlayacak kadar muhafazakârdırlar. Yeni Forum grubunun liberalliğini ise dönemin ahval ve şeraiti içerisinde sadece bir ad koyma çabası olarak yorumlayabiliriz. LDT’ye gelecek olursak böylesine bir tarihsel birikime sahip olmalarının Yeni Forum grubuyla olan göbek bağlarını reddetme çabasının bir nedeni olarak görmek mümkün. Bu reddediş, Cumhuriyet liberalizmine içkin muhafazakârlığın kıskaçlarından kurtulma çabası olarak da alınabilir. Ancak, 1990’lar Türkiye’sinde liberalliğin tutumdan yönteme kayışı bir düşünce biçimi olarak muhafazakârlıktan kurtuluşun garantisi olarak ele alınmamalıdır. Bu durumda 1990’ların liberal entellektüelleri referans noktaları Hayek olduğu ölçüde evrensel, bulundukları topraklar Türkiye olduğu ölçüde de yerel olmak üzere birbirini dışlamayan, iki uçlu bir çelişkiyle karşı karşıyadırlar. Söz konusu çelişki, Hayek söz konusu olduğunda “...toplumsal anlam ile yüklü ve belirli toplumsal geleneklerde yeşeren fikir ve pratikleri kapsayan bir terim”[32] olan liberalizmin halihazırda liberal geleneği yaşayamamış olan Türkiye özelinde hangi yöntemle kurulabileceği sorusu etrafında şekillendirilebilir. Sonuç itibariyle, kendiliğinden düzenin adına mahfuz kuruculuk karşıtlığı, Cumhuriyetin devletinin kuruculuğuna getirilen eleştiriler için pek de uygun bir zemin sağlıyorsa da, liberal düşünceyi temsil eden entellektüellerimizin devletin kuruculuğunu entellektüelin kuruculuğu ile ikame etmek gibi bir tehlikeyle karşı karşıya oldukları söylenebilir.

[1]Aydın Yalçın, “Niçin Çıkıyoruz?” Yeni Forum, 1 (1) (15 Eylül 1979), 2.

[2]1960 Askerî Müdahalesini takiben çekirdek kadrosu 1950’lerin sonunda halihazırda dağılmakta olan dergi, önce orta yol olarak adlandırdığı bir söylem benimsemiş, daha sonra da sol cenahın tekeline girmiştir.

[3]Yeni Forum’un Cevabı,” Yeni Forum, 5 (111) (15 Nisan 1984), 3.

[4]Forum grubunun konumunu “liberal-sosyalist hal tarzı” olarak tanımlaması, klasik liberal teorinin vazgeçilmezi bireye verdikleri önem ile iktisadî tercihlerinde devleti vazgeçilmez kılan, fakat devletçilikten ayrı tutmaya özen gösterdikleri özdeşleştirilmemesi ve “demokratik planlama” olarak adlandırdıkları tutumlarını uyuşturma çabası ile anlaşılabilir. “Biz Ne İstiyoruz?” Forum, 5 (60) (15 Eylül 1956), 2. Bu uyuşturma çabası ise, birey bilincinin oluşturulması için gerekli platformu sağlayacağına inandıkları “liberal toplum ve demokratik devlet” formülünde nihayet bulmuştur. Aydın Yalçın, “Kültür Değiştirmemizin Temel Şartı,” Forum, 3 (27) (1 Mayıs 1955), 20-1.

[5]“Orta Yolun Kaderi,” Forum, (1 Mayıs 1962), 3-5.

[6]Grup Marksist hareketi Türkiye’de aşırı eğilimler arasında en tehlikesi olarak almanın yanısıra, Marksizmi teoride de sözde bilimcilikle suçlamıştır. Dergide yayımlanan makaleler arasında bu çizgide olanlara örnek olarak bkz. “Gençliği Hedef Alan İdeolojik Saldırılar,” Yeni Forum, 6 (129) (15 Ocak 1985), 8-9; “Psikolojik Savaşta Karşı Önlemler Nelerdir?” Yeni Forum, 6 (131) (15 Şubat 1985), 3-5; “Üniversiteler ve Çağdaş Softalar,” Yeni Forum, 6 (136), (1 Mayıs 1985), 11-2; “Komünistler, Yalan ve Aydınlar,” Yeni Forum, 6 (137) (15 Mayıs 1985), 11-2; “Orduya Komünist Sızması,” Yeni Forum, 6 (138) (1 Haziran 1985), 9; “Solun Fikri Perişanlığı,” Yeni Forum, 6 (141) (15 Temmuz 1985), 10-1; “Aydınların Görevi,” Yeni Forum, 6 (144), (1 Eylül 1985), 3-5; “Hayal Kırıklığı ve Pişmanlık,” Yeni Forum, 6 (147) (15 Ekim 1985), 3-4; “Öğrenci Derneklerine Dikkat,” Yeni Forum, 6 (148) (1 Kasım 1985), 6-7; “DİSK’in Kapatılması Üzerine,” Yeni Forum, 8 (176) (1 Ocak 1987), 13-5; Zafer Dağhan, “Bir Konferansın Düşündürdükleri,” Yeni Forum, 8 (176) (1 Ocak 1987), 46-9; “DİSK, Marksizm ve Sosyal Demokratlık,” Yeni Forum, 8 (177) (15 Ocak 1987), 12-5; “Radikal Sol Dergi Furyası,” Yeni Forum, 8 (177) (15 Ocak 1987), 15-8; “Radikal Sol Dergilerin Fonksiyonları,” Yeni Forum, 8 (180) 1 Mart 1987), 7-8; “Birleşik Sosyalistler Birleşiniz,” Yeni Forum, 8 (187) (15 Haziran 1987), 8-10; “Yeni Forum 12. Yaşına Girdi,” Yeni Forum, 11 (257) (Ekim 1990), 13; “Entellektüel Kirlenmenin İzleri,” Yeni Forum, 12 (264) (Mayıs 1991). Aslında Yeni Forum grubunun en önde gelen siması olan Aydın Yalçın’ın 1979-1984 yılları arasında dergide yayımlanan yazılarının bir derlemesi niteliğindeki Vatan Hıyanetinin Anatomisi adlı kitabı bu tür yaklaşımın güzel bir özetini sunmaktadır. (Daily News Web Ofset Tesisleri, 1986).

[7]“Rejim ve Anayasamızda Reform Önerisi,” Yeni Forum, (15 Mayıs 1980), 1-33.

[8]1990’ların liberal düşüncesinin halen bir oluşum süreci içerisinde olduğunu düşündüğümüz için cevabın ucunu açık tutmayı bir zorunluluk addetmekteyiz.

[9]Aydında doğası itibarı ile olması gerektiğine inanılan bu sorumluluk, Cumhuriyet’in tüm dönemleri boyunca ‘liberal’ kimlik ile ortaya çıkan aydınlarımızın ortak noktası olagelmiştir. Örneğin bkz. “Rejim ve Anayasamızda Reform Önerisi,” 32.

[10]Yalçın her iki derginin de editörüdür.

[11]Murat Yılmaz, “Mustafa Erdoğan ve Atilla Yayla ile Mülakat,” Polemik, 12 (Mart-Nisan 1994), 35-7; Atilla Yayla, “Pratikteki Açmazlarıyla Liberalizm ve Liberal Düşünce Topluluğu,” Liberal Düşünce, 1 (1) (Kış 1996), 10.

[12]Topluluğun faaliyetleri arasında 31 Mart 1993’te İstanbul’da ve 3 Nisan 1993’te Ankara’da düzenlenen Uluslararası Hayek Sempozyumu, 7 Mayıs 1994’te Ankara’da düzenlenen Birinci Türkiye Uluslararası Liberal Düşünce Sempozyumu, 18-19 Mayıs 1996’da Ankara’da düzenlenen İkinci Türkiye Uluslararası Liberal Düşünce Sempozyumu, 1995’te Ankara’da Friedrich Neumann Vakfı ile ortaklaşa olarak düzenlenen Liberalizme Giriş Semineri, 1995’te Ankara’da Türk Demokrasi Vakfı için düzenlenen Büyük Düşünce Gelenekleri Üzerine Seminer, 26 Mayıs 1995’te Ankara’da düzenlenen Yeni Dünya Düzeni Semineri: İkinci Dünya Savaşının Bitişinin 50. Yılı, Kasım-Aralık 1995’te Ankara ve İstanbul’da Friedrich Neumann Vakfı ile ortaklaşa olarak düzenlenen Liberalizmin Tarihi ve Felsefi Temelleri Semineri, Kasım-Aralık 1995’te Ankara’da Türk Demokrasi Vakfı için düzenlenen Liberalizm, Muhafazakârlık ve Sosyalizm Semineri, 1996’da Ankara’da Yeni Demokrasi Hareketi için düzenlenen Liberalizm ve Demokrasi Semineri, 1996’da Ankara ve İstanbul’da Liberal Demokrat Parti için düzenlenen Liberalizmin Tarihi ve Felsefi Arka Planı Semineri sayılabilir. Topluluk tarafından yayımlanan kitaplar arasında ise John Locke, Hoşgörü Üzerine Bir Mektup, çev. Melih Yürüşen (Ankara, 1995); Friedrich A. Hayek, Kölelik Yolu, çev. Turhan Feyzioğlu-Yıldıray Arsan (Ankara, 1995) Mustafa Erdoğan, Demokrasi, Laiklik, Resmi İdeoloji (Ankara, 1995); Ahmet Arslan, İslam, Demokrasi, Türkiye, (Ankara, 1995); James Gwartney-Richrad L. Stroup, Temel Ekonomi, çev. Yıldıray Arsan (Ankara, 1996); Kazım Berzeg, Liberalizm ve Türkiye, (Ankara, 1996); Cüneyt Ülsever, Pratik Teoriyi Daima Aşıyor, (Ankara, 1996); Terry L. Anderson - Donald R. Leal, Serbest Piyasa ve Çevrecilik, çev. Vural F. Savaş (Ankara, 1996); Eamonn Butler, Hayek, çev. Yusuf Ziya Çelikkaya (Ankara, 1996) sayılabilir. Topluluğun herhangi bir siyasî partiyle organik bir ilişkiyi reddettiği ve konumunu sadece bilgilendirici bir fonksiyon ile sınırlandırdığı dönemlerde siyasî partilerin yayınlarına teorik katkıda bulunduklarını görmekteyiz. Bkz., Walter Wittman, Piyasa Ekonomisi Neden Sosyaldir?, çev. Doğan Nadi Leblebici, der. Atilla Yalçın ve Mustafa Erdoğan (Ankara: Anavatan Partisi Bilimsel Yayınlar Serisi: 1, 1993); John Gray, Sınırlı Devlet, Pozitif Gündem, çev. Doğan Nadi Leblebici, der. Atilla Yayla ve Mustafa Erdoğan (Ankara: Anavatan Bilimsel Yayınlar Serisi: 2, 1993); Hayek’te Serbest Piyasa Ekonomisi ve Özgür Toplum, der. Atilla Yayla (Ankara: Anavatan Partisi Bilimsel Yayınlar Serisi: 3, 1993)

[13]Yayla ve Erdoğan hocaları Aydın Yalçın’ın ölüm yıldönümü vesilesi ile çıkan Yeni Forum özel sayısında, yetişmelerinde Yalçın öğretisinin önemini belirtmektedirler. Bkz. Yayla, “Hocam, Arkadaşım, Meslektaşım Aydın Yalçın,” Yeni Forum, 15 (306) (Kasım 1994), 20-3; Erdoğan, “‘Arkadaşım’ Aydın Yalçın,” Yeni Forum, 15 (306) (Kasım 1994), 24-5.

[14]Yalçın, “İlericilik, Gericilik,” Öncü (9 Temmuz 1961). Burada bir uyarı yapmak yerinde olacaktır. Yalçın, yazısının başlığında kullandığı “Gericilik” terimini muhafazakârlık ile özdeşleştirmemektedir. Söz konusu yazı boyunca bir yandan gericiliğe saldırırken, öte yandan Adalet Partisi’ne referansla tanımladığı muhafazakâr tutumun, dönemin Türkiye’si için arz ettiği tehlikelere de işaret etmektedir.

[15]Birkaç örnek vermek gerekirse, bkz. Isiah Berlin, “Bir İdeal Olarak Eşitlik,” Mustafa Erdoğan (çev.), Yeni Forum, 11 (250) (Mart 1990), 36-41; Ayn Rand, “İnsanın Hakları,” Atilla Yayla (çev.) Yeni Forum, 11 (250) (Mart 1990), 68-71; Ayn Rand, “Kapitalizm Nedir?” Atilla Yayla (çev.), Yeni Forum, 11 (252) (Mayıs 1990), 38-48; Cranston Maurice, “İnsan Hakları Nelerdir?” Atilla Yayla (çev.), Yeni Forum, 11 (253) (Haziran 1990), 41-3; Elizabeth Teague, “Açık Toplum mu?” Mustafa Erdoğan (çev.), Yeni Forum, 12 (261) (Şubat 1991); Friedrich A. Hayek, “Liberal Bir Sosyal Düzenin İlkeleri,” Atilla Yayla (çev.) Yeni Forum, 12 (263) (Nisan 1991), 25-34; Otfried Höffe, “Adalet Bir Değiş Tokuş mudur?” Ahmet Arslan (çev.), Yeni Forum, 12 (264) (Mayıs 1991), 27-34; Ayn Rand, “Kollektif Haklar,” Mustafa Erdoğan (çev.), Yeni Forum, 12 (265) (Haziran 1991), 29-31; Karl Popper ile Mülakat, “Şimdiye Kadar Elde Edebileceğimiz Dünyaların En İyisi,” George Urban, Murat Aygen (çev.), Yeni Forum, 12 (267) (Ağustos 1991), 47-9.

[16]Nitekim, Liberal Düşünce dergisinin ilk sayısı, LDT’ye mensup yazarlarının liberalizmi benimserken hangi düşünür ve olaylardan, “neden” ve “niçin” etkilendikleri ve liberal olmadan önce ne tür bir formasyondan geçtikleri konusunda okuyucuyu aydınlatıcı nitelikte yazılara ayrılmıştır. Bkz. Yayla, “Pratikteki Açmazlarıyla Liberalizm ve Liberal Düşünce Topluluğu,” Liberal Düşünce, 1 (1) (Kış 1996), 4-14; Kazım Berzeg, “Neden Liberalim?” Liberal Düşünce, 1 (1) (Kış 1996), 15-27; Erdoğan, “Niçin Liberalizm,” Liberal Düşünce, 1 (1) (Kış 1996), 28-33; Cüneyt Ülsever, “Marksizmden Liberalizme: Pratik Teoriyi Daima Aşıyor,” Liberal Düşünce, 1 (1) (Kış 1996), 34-8.

[17]Erdoğan, “Niçin Liberalizm?” 32-3.

[18]Grup, demokrasiyi devletin tekeline alan zihniyete şiddetle karşı çıkarken, demokrasiyi liberal toplumun doğasına içkin ve kendiliğinden düzenin idamesini sağlayacak bir araç olarak görmektedir. Bkz. Osman Okyar, “Kumanda Ekonomisi, Güdümlü Demokrasi,” Liberal Düşünce, 1 (4) (Güz 1996), 36-45; Esat Öz, “Türkiye’de Demokrasiye Geçiş,” Liberal Düşünce, 1 (3) (Yaz 1996), 61-85; Rasim Toprak, “Demokrasi, Laiklik, Resmi İdeoloji Üstüne,” Liberal Düşünce, 1 (3) (Yaz 1996), 125-31; Yayla, “Demokrasi ve Türkiye,” Liberal Bülten, (7) (Güz 1996), 9-10; Güneri Akalın, “Türkiye’de Devletçilik Hareketi ve Sosyo-Ekonomik Mahiyeti,” Liberal Düşünce, 1 (1) (Kış 1996), 85-92.

[19]Yayla, “Pratikteki Açmazlarıyla Liberalizm ve Liberal Düşünce Topluluğu,” 12.

[20]Melih Yürüşen ve Gözde Ergözen, “Besim Tibuk’la Liberal Demokrat Parti Üstüne,” Liberal Düşünce, 2 (8) (Güz 1997), 5.

[21]Ahmet Ağaoğlu, Serbest Fırka Hatıraları (İstanbul: İletişim Yayınları, 1994), 36.

[22]1990’ların liberal aydınları Liberal Düşünce dergisinin ilk sayısında sosyalizmi artık teoride ve pratikte miadı dolmuş bir fikir akımı ve siyaset pratiği olarak gördüklerini belirtmelerine rağmen derginin yayın hayatı boyunca gerek grup mensuplarının gerekse yazıda da belirtildiği üzere organik bağın gitgide sağlamlaştırıldığı LDP üyelerinin tutum tanımlamalarında başvurulan ‘öteki’nin sosyalizm olduğu gözden kaçamayacak kadar görünür bir olgu.

[23]Yalçın, “Yeni Bir Dönemin Başında,” Yeni Forum, 11 (248) (Ocak 1990), 4-5.

[24]“Demokrasimizin Sıkıntılı Dönemleri,” Yeni Forum,6 (133) (15 Mart 1985), 3-4.

25 Sabahattin Sakman, “Liberal Felsefe ve Liberal Demokrat Parti,” Liberal Düşünce, 2 (8) (Güz 1997), 32-41.

[26]James Meadowcraft “Introduction,” James Meadowcraft ed. The Liberal Political Tradition: Contemporary Reappraisals (İngiltere ve ABD, Edward Elgar, 1996), 9.

[27]Anthony Arblaster, The Rise and Decline of Western Liberalism (Oxford: Basil Blackwell, 1984), 346.

[28]Michael Freeden, “The family of liberalisms: a morphological analysis,” Meadowcraft ed., The Liberal Political Tradition: Contemporary Reappraisals (İngiltere ve ABD Edward Elgar, 1996), 34-5.

[29]Freeden, “The family of liberalisms,” 34.

[30]Yayla, “Pratikteki Açmazlarıyla Liberalizm ve Liberal Düşünce Topluluğu,” 5.

[31]Yayla, “Pratikteki Açmazlarıyla Liberalizm ve Liberal Düşünce Topluluğu,” 6.

[32]Freeden, “The family of liberalisms,” 35.