Anasayfa > Birikim Arşiv > 124 - Ağustos 1999 > Sözcükler Seni Söyler

Sözcükler Seni Söyler

Müge İplikçi | (Sayı : 124 - Ağustos 1999)

Erbil Tuşalp’in İçişleri Bakanlığı’nın düzelttiği terimler hakkında yaptığı sansürlü sözcükler haberi, dilin ideolojinin taşıyıcısı olabildiğine parlak örnekler teşkil etmesi bakımından çok çarpıcıydı. Kısa bir süre sonra New York Times’da rastladık bu haberin devr-i alem boyutuna. Gazetenin atıfta bulunduğu “basit terimli” anlatılara da diyecek söz bulamadık, ama gene de işin bu kadar “basit” olmadığını bir Üçüncü Dünyalı gözüyle (Batı önünde biraz kompleksli, hatta hâlâ biraz ezik olarak) algılamakta yarar gördük. Içişleri Bakanlığı’nın TRT ve AA gibi kuruluşların muhabir ve yorumcuları için uyguladığı bu sansür, bir futbolcunun, nikahına sadece bu yayın kuruluşlarından insanları çağırmasıyla tesadüfi bir örtüşme gösteredursun konunun vahim boyutları her zaman olduğu gibi günlük hayat içersinde erimeye yüz tuttu bile.

Yine de bu “sakıncalı” ve “uygun” terimleri biraz yoklamak yararlı olacağa benziyor.

Roland Barthes’a göre sözcüklerden oluşan bir cümle gerçekte iki bildiriye sahiptir.1 Bunlardan biri anlatım düzlemi, diğeri ise içerik düzlemidir. Kısacası her bildiri, bir anlatım ya da gösteren düzlemi ile bir içerik düzleminin birleşmesinden oluşur. Dolayısıyla elimizdeki liste, içinde sadece basitmiş gibi görünen bir terminolojiyi barındırsa da aslında ideolojinin genel geçer aygıtlarının dil ile nasıl meşrûluk kazandığını göstermesi bakımından çok önemlidir. Buradaki önemli ve belki de açmaz nokta tek bir ideolojinin ya da tek bir devletin sahip olduğu yetkeler ve bunlara karşı alınacak önlemler değil, devlet ya da yetkili kurum her ne ise onların bu yetkelerle ayakta kalıyor olmalarıdır.

Karşılıklı söz oyunları ve yer değiştiren sloganlarla güçler ve elbette zayıflıklar pekiştirilir. Dolayısıyla mesajlar ne kadar önemliyse bu mesajların kimler tarafından belirlendiği de bir o kadar önem taşır.

Yine Barthes’a dönecek olursak, onun reklam dili için getirdiği tanımı burada rahatlıkla kullanabiliriz. Reklamlardaki birinci bildirinin “tümcenin taşıdığı reklam amacından tam olarak soyutlanıp sözcüklere sıkı sıkıya bağlı kalınarak kavranmasıyla oluşmakta olduğunu”[2] söylemektedir Barthes. Böylesi bir söylemin içindeki ilk bildiri düz anlam bildirisi, diğeri ise çözümsel bir özellik sunmayan yananlam bildirisi olarak karşımıza çıkar. Asıl üzerinde durmamız gerekli olan da bu yananlam olgusudur zaten. Barthes, bu olgunun önemine değinirken bize sunulan kodlu mesajların nasıl okunabileceğinin de ipuçlarını vermektedir. Yananlamın değişik biçimlerde sunulması bir yana (ki aslında doğa-kültür diyalektiği içinde kadın-erkek ya da benzeri ikili karşıtlıklar ve bu karşıtlıkların ortaya koyduğu kavram ve olgular doğrultusunda tarih boyunca izini sürebileceğimiz bir tanımdır bu) yaşadığımız çağda bir yananlamlar uygarlığı içinde olduğumuz gerçeğini de sunmaktadır.

Verilmiş olan kodların çözümü aracılığıyla karşımıza çıkan yananlamların üstleri örtülü olduğu için onlardan habersiz yaşamamıza şaşmamalı. Onlardan habersiz ama onlarla çepeçevre sarılı bir halde sürdürdüğümüz yaşamlarımız... Gerçeklik ilkesi nerede diye sakın sormayın. Böyle bir ilke varsa ve önemliyse bunun “iktidarlı” ve dolayısıyla güçlü olmakla birebir örtüştüğünü de ileri sürebiliriz. Sert ve otoriter olmak durumundasınız, aksi takdirde birlik ve düzen sağlanamaz. Dahası size inananların da çoğalması gibisinden bir probleminiz varsa elinizi sıkı ve sert tutmak durumundasınız.

Simdi “huzur harekâtı”nın sakıncalı bulunup yerine “teröristlerin ve suçluların aranması, suçluların takibi” biçiminde uygun bulunan terimlerin yananlamlarında neler yatabilir, bir düşünelim. “Huzur harekâtı”nın düz anlamı, dirlik yaratma eylemi ise buradaki yananlam olsa olsa insanların eşit ve dirlik içinde yaşaması anlamına gelebilir. Huzur’un kafanızda yarattığı şey tamamen pozitif bir duygudur. Ölüm ve İslâm’ı işin içine katmadan yeşil ve doğayla, sakinlik ve kafa dinlemekle tanımlayabilirsiniz. Sonuç olarak yumuşak ve neredeyse özverili, yapıcı bir anlamı vardır huzur harekâtının. Oysa devlet olarak sert bir üslûp ortaya koymak durumundasınızdır. Aksi taktirde “sayılmazsınız”. Dolayısıyla “teröristlerin ve suçluların aranması” gibi daha sert bir deyimi seçmek burada uygun kaçacaktır. Huzur harekatının yananlamında yatan neredeyse barışçıl ve iktidar belirtmeyen üslup, ikincinin sert, haşin ve affetmez yananlamı karşısında boyunun ölçüsünü almaya hazırdır.

Buna bağlı olarak “barış çağrısı”nın neden sakıncalı bulunduğu ve yerine “terörist faaliyetlere geçici ara verme” teriminin konulduğunu anlamak o kadar da zor değildir. Burada devlet konumunda olan yetkeler ağı kendini alabildiğine güçlü sunmak kaygısı içindedir. (Devletin kafamızdaki genel tanımına hemen bir bakalım: denetlemeye bağlı olmayan, benzerleri tarafından tanınmış siyasal ve bağımsız topluluk yerine devleşmek, dev gibi olmak, güçlü olmak, hükmetmek tanımlarına ne dersiniz?)

Bu durum karşısında yananlam olgusunun etik değerinin incelenmesi de kaçınılmazdır. Düz anlam ve yananlamlı ikili bir bildiriyi birlikte algıladığımızda ne olur? Barthes, ikinci bildirinin, birincinin altında saklı olduğunu bilmemiz gerektiğini savunmaktadır. Sakıncalılar listesindeki sözcüklerin şiirsel bir yanı olduğunu düşünelim şimdi de. “Gerilla, peşmerge, başkaldırı, asi, mülteci, isyan, ayaklanma” gibi sözcüklerin düz anlamları bir yana içlerinde taşıdıkları eğretilemeli anlamlarına bir bakalım. Bu sözcüklerdeki bu lirik tat tehlikeli bir lezzete sahiptir. Bir asiye bakış açımız daha sıcaktır ve hattâ insalcıldır da, “terörist” ya da “terörist unsur” gibi dışımızda olan, yabancılaştığımız sözcüklerle tanımladığımız -ya da tanımlamak bile istemediğimiz- şeylere daha mesafeliyizdir.

Terör dendiğinde sadece kan aklımıza gelir. Savaş dendiğinde ise ölmekte olan birinin gözlerini dahi düşünebilirsiniz. Bir savaş filmine gitmenizle, bir terör filmine gitmeniz arasında dağlar kadar fark vardir. Terör kendinizi her zaman ötekinden uzak tuttuğunuz, kendine has özel bir alanı olan bir sözcüktür. Dolayısıyla ideoloji bu romans söylemini yıkmak ve bunların yerini doldurabilecek alabildiğine somut anlamlı sözcüklere yer açmak durumundadır.

Öte yandan iyelik ekleriyle aidiyet duygusunu pekiştirmeye çabalamak, kendisi yetim ama baba olarak müşfik bir devletin meşrûluğunu kanıtlamak için anlamlı olabilir. “Güneydoğu halkı; Güneydoğu Anadolu halkı; hatta Doğu ve Güneydoğu Anadolu halkı” tanımları “Türkiye’nin doğusundaki vatandaşlarımız”la gerçekten de o sanal müşfik baba görüntüsünü pekiştirebilir. (Buradaki sen benimsin üslûbunu bir erkeğin bir kadını karısı, kızı, kızkardeşi, anası vs. sahipleniş biçimine de benzetebiliriz tabii.) Bu arada kendi himayesi altındaki komutan, vali ve kaymakamına “bir yetkili” tanımını vererek nötrleştirme suretiyle ölümden koruması-koruduğunu düşünmesi ne kadar gerçekçi bir hamledir, o da tartışılır.

Evet, o halde nedir devlet? Bugün karşımızda terör, terörist, terör örgütü, terörle mücadele vb. kavramlarıyla duran, Tanzimat’tan bu yana “gerçeği evrensel, değişmez, soyut ve sorgulanmaz olarak belirleyen bir epistemolojinin”[3] ta bugüne kadar getirdiği bir kavramlar silsilesi mi? Aranan belli ki hâlâ o “adil hükümdar”[4] ve onu arama mantığının yarattığı tarihsel girdabın içinde debelenmektir. Şefkate küfür savurarak ulaşılamayacağını defalarca yinelemiş bir tarih önünde -gerçekliği, cins kutupsuzluğu ve tarafsızlığı tartışılacak bir tarih önünde- gene aynı şeyleri yapıp durmaktır. Jale Parla’nın belirttiği üzere o zamandan bu zamana kadar gelen özellikle bilinçaltına kazılmış olan öksüzlük de alabildiğine devam etmektedir bu yüzden.

Evdeki neopatriyarkinin bir uzantısı, dehşetli bir yansımasıdır dışardaki iktidar. Evdeki kızına yapma derken kafasında kendine yıllardır verilmiş olan kanına etine sinmiş ayıp günah fikirlerini zorla karşısındakine dayatan baba (buna çoğu kez kendi de inanmadığı halde) bir yandan da aile reisliğinin iradesi bol, otoritesi tam ama yeri ve zamanı geldiğinde merhametli imajını sırtında taşımak durumundadır. Aslında kimliksizliği kendi tanımını aşmıştır ve öksüzlüğü şiddete her başvurduğunda biraz daha katmerlenir. Baba imajını korumak ve bir yandan da komşularına demokrat olduğunu kanıtlamak durumundadır.

Bir devletin görevi insanlığa karşı suçu ortadan kaldırmaktır - terör suçu olsun olmasın.

O zaman, işte o koşulda İmralı’da ne kadar demokrattık, değil miydik, öyle miydik, öyle değil miydik ikilemlerini bir yana bırakabilir ve karar verebilirdik.

[1] Roland Barthes, Göstergebilimsel Serüven, çev. Mehmet Rifat-Sema Rifat, Yapi Kredi Yayinlari, Istanbul 1993.

[2] A.g.e., sf. 163.

[3] Jale Parla, Babalar ve Oğullar, Iletişim Yayınları, Istanbul, 1990, sf. 14.

[4] A.g.e., s. 52. Parla burada Serif Mardin’in modernleşme akımına katilan İslâmi uygarlıkların Batılılaşmanın ilk safhasında aradıkları hükümdar tipine gönderme yapmaktadır. Bu geleneğin Tanzimatta da devam ettiğini ve dönemin yazarları tarafından sık sık yinelendiğini vurgular.

Içişleri Bakanlığı’nın “düzelttiği” terimler

Sakıncalı Uygun

Gerilla (kır gerillası) Asi Terörist, terörist unsur, eşkiya, haydut

Peşmerge, mülteci Kuzey Iraklılar, sığınmacılar

İsyan, Kürt İsyanı, Kürt ulusal savaşı, Kürtlerin Terörist faaliyetler, Kürt ayaklanması, silahlı kalkışma,

özgürlük mücadelesi başkaldırı

PKK, KAWA, KUK; Apocu, bölücü çete, Ayrılıkçı güçler PKK terör örgütü, cinayet şebekesi

Operasyon, temizlik harekatı, güvenlik harekatı, huzur harekatı Teröristlerin ve suçluların aranması, suçluların takibi

Kürt soylular, Kürt kökenliler, Kürt soylu vatandaşlar, Türk vatandaşı/bölücü çevrelerce Kürt olarak

Kürt soyundan halk isimlendirilen vatandaşlarımız

Komutan, vali, kaymakam Bir yetkili

Geçici olarak silah bırakma, Ateşkes Terörist faaliyetlere ara verme, silahlı terörist eylemleri

geçici olarak durdurma

Barış çağrısı Terörist faaliyetlere geçici ara verme

Botan (....) komutanı, sorumlusu Teröristlerin yöre sorumlusu

Apo Terörist Öcalan

Milis Terör örgütüne yardım ve yataklık yapanlar, terörist işbirlikçisi

Örgüt üssü, kampı karargahı (yurtiçinde) Terörist barınağı, terörist yuvası

Örgütün lider kadrosu/ kadrosundan Terör örgütü sorumlularından

Bölücü örgüt/bölücü Terör örgütü/terörist

Marksist-Leninist örgüt, Marksist-Leninist PKK Terör örgütü, terör örgütü PKK.

Not: Örgütün Marksist-Leninist olduğu yüz yüze temasta

yurtdışında kullanılabilir

İnsanlığa karşı suç Terör suçu, cinayet-katliam suçu, toplu katliam suçu

Güneydoğu halkı, Güneydoğu Anadolu halkı, Doğu ve Türkiye’nin doğusundaki vatandaşlarımız

Güneydoğu Anadolu halkı

Sürgünde Kürt Parlamentosu PKK terör örgütü güdümündeki toplantı

Kürt milletvekili-Kürt parlamentosu, milletvekili/üyesi Terör örgütü elemanı

Kürt bayrağı Sözde Kürt bayrağı, terör örgütünün sembolü

ERNK bürosu Teröristlerin irtibat bürosu

ERNK-ARGK Terörist örgütün alt birimi

Düşük(alçak) yoğunluklu savaş Terörle mücadele

Kürt devleti Kuzey Irak’taki oluşum

Kürt liderler/liderleri Kuzey Irak’taki aşiret ağalari/reisleri

Ulusal Meclis/Eyalet Meclisi .....nci Kongre Terörist toplantısı