Lazlar

Ali İhsan Aksamaz | (Sayı : 71-72 - Mart/Nisan 1995)

GİRİŞ

“Laz” denildiğinde, okumuşunun, okumamışının “yüzündeki alaysı tebessümle” verdiği cevaplar tarihsel ve bilimsel gerçeklerden çok, kulaktan dolma yanlış bilgileri içerir. Acaba “Temel fıkraları”, “Pontus dönmesi iddiaları”, “Topal Osman irtibatlandırmaları” Lazları tanımıyor mu? Geçtiğimiz yıllarda yayımlanan Lazların Tarihi, Türkiye’de Etnik Gruplar, Kavimler Kapısı-1 vb. kitapların Lazlar hakkında vermeye çalıştıkları bilgiler ne kadar doğru?

Lazlar hakkında bilgi edinmek isteyenlerin ilk başvurabilecekleri kaynaklar, bazı ansiklopedilerin ilgili maddeleri ve bazı kitapların Lazlardan da bahseden bölümleridir. Gerek ansiklopediler ve gerekse kaynak olarak ansiklopedileri alan kitapların Lazlar hakkında bize vermeye çalıştıkları bilgiler aydınlatıcı olmaktan çok uzaktır. Daha doğrusu, bu bilgiler eksik, yanlış, tahrifatlı ve yanıltıcıdır. Günümüzde Türkiye’de Lazlar hakkında ciddi, bilimsel çalışmalar yapılmamış olması; araştırma ihtiyacının belirmemiş olması, ansiklopedilere, sözlüklere ve kitaplara yansıyan eksik ve yanlış bilgilerin zaman içerisinde meşruiyet kazanmasına, doğru olarak kabul görmesine ve aktarılmasına neden olmuştur.

Soğuk Savaş’ın bitmesiyle, Sovyetler Birliği’yle bağlantılı ve onun lehineymiş gibi görülerek sakıncalı bulunan her türlü kavram ve oluşumun artık Türkiye’de yavaş yavaş tartışılır hale gelmesiyle birlikte, Lazlar hem kendilerini sorgulamaya başladılar, hem de kendileriyle ilgili birtakım bilimsel çalışmaların yapılmaya başlamasına yol açmış oldular.

Yeni dünya dengelerinin dayattığı toplumların yeniden yapılanma süreci, Doğu ve Güney-doğu Karadeniz Bölgesi’nin antik Kolhida Uygarlığı’nın günümüzdeki temsilcilerinden olan Lazları da etkiledi.

Geleneksel Kukla, Karagöz, Meddah, Ortaoyunu ve fıkraların, ağzı kalabalık, karşısındakine konuşma fırsatı vermeyen, aklı kıt bir rol üstlendirdiği “Laz” kimdir?

Türkiye’de yaşayan 47 etnik gruptan biri tasnifine sokularak değerlendirilmeye çalışılan “Laz” kimdir?

Cumhuriyet tarihinin şaibeli kişilerinden biri olarak nitelendirilen Topal Osman’la özdeşleştirilmek istenen “Laz” kimdir?

1789’un açtığı yolda uluslaşma sürecini sanayileşerek yaşayamayan Türkiye’de “bir Türk boyu” ve Gürcüstan’da Kolhida Uygarlığı’nın diğer temsilcisi olan Megrellerle birlikte “bir Gürcü boyu” olarak nitelendirilen “Laz” kimdir?

Kimi çevrelerde, kültürlerine sahip çıkmaları Güney-doğu Anadolu olaylarıyla irtibatlandırılmak istenerek “bölücü”; kimi çevrelerde, Kürtlerin mücadelesini pasifize etmek için, diğer “Kafkasya Kültür kökenlilerle birlikte” devlet tarafından himaye gördükleri imâ edilmeye çalışılan “Laz” kimdir?

Bu makalede, Türkiye ve Gürcüstan’ın toprak bütünlüklerine saygı ve Türkiye’de ve Kafkasya’da yaşayan etnik kökenleri çok farklı insanların birlikteliği, kardeşliği temelinden hareketle Doğu ve Güney-doğu Karadeniz’in otokton halkı olan Lazların tarihleri, dinleri, dilleri ve kültürleriyle ilgili bilgi vermeye çalışacağım.

KISACA TARİH

Lazların en eski tarihleri, Kolhida kültür ve yönetim alanıyla yakından ilişkilidir. “Kolhida” adından ilk kez, MÖ 8. yüzyıla ait “Urartu Yazıtları’nda” bahsedilmiştir. MÖ 3. yüzyılda yaşamış olan Rodoslu Apollonius, “Argo” adlı eserinde Kolhida ve Kolhidalılar hakkında ayrıntılı bilgi vermektedir. Kolhida’yı Apollonius’un eserinde ön plana çıkartan Kolhida’nın sahip olduğu yeraltı ve yerüstü zenginlikleriydi. Kolhida’nın zamanının önemli bir bölgesi olduğunu gösteren diğer bir kanıt da, Homeros’un Odyssesia adlı eserinde Kral Aietes’in ülkesi olarak anılmasıdır.

Günümüzde Gürcüstan’ın batısında yapılan arkeolojik kazılar, gün ışığına çıkartılan en eski antik kent ve diğer yerleşim birimleri ve diğer bulgular Kolhida’nın maddi zenginliklerini ve kültürünü gözler önüne sermektedir. Yapılan bilimsel çalışmalar, Kolhida’nın da içinde bulunduğu bölgenin “Eski Taş Devri’nden beri” insanların yaşam alanı olduğunu göstermiştir. Ünlü tarihçi Amasyalı Strabon ve Bizanslı Suidas Kolhida’nın zengin altın rezervlerine dikkat çekmektedir.

Kolhida kültür alanının sınırları batıdaki Psov Nehri, kuzeyde Kafkas Sıradağları, doğuda Suram etekleri ve güneyde de Karadeniz’i izleyerek Trabzon’a kadar uzanmaktaydı. Tarafsız tarihçiler, Kolhida Kültürünü Laz, Gürcü ve Abhaz halklarının süreç içinde yarattıkları “ortak bir kültür” olarak tanımlamaktadırlar. MÖ 6. yüzyılda kurulan “Kolhida Devleti” ise, Karadeniz kıyısındaki “Gagra” civarında “Çoruh” ağzına kadar olan bölgeyi kapsamaktaydı.

Bugün Türkiye’nin Rize ve Artvin illerine bağlı Pazar, Ardeşen, Fındıklı, Arhavi ve Hopa ilçeleriyle Gürcüstan’a bağlı Acara Özerk Cumhuriyeti’nin Batum kentinde oturan ve Müslüman olan ve kendilerini “Laz” olarak tanımlayan ve Gürcüler tarafından “Çani” olarak tanımlanan bu insanlar ve onların Hıristiyan olan akrabaları Megreller, bugün olduğu gibi “Helenistik Çağ’da” da Soxumi’den başlamak üzere Trabzon’un doğu sahillerine kadar olan bölgede yaşamaktaydılar.

Eskiden Kolhida kültür ve yönetiminin bulunduğu bölgede MS 3. yüzyılda Gürcülerin ve Abhazların “Egrisi”; Romalıların ve Bizanslıların “Lazika” dedikleri krallık ortaya çıktı. Lazika Krallığı Apsilyalıları, Abazgialıları ve Svanları da yönetimi altına aldı.

Mahmut Goloğlu, miladın birinci yüzyılı içinde Kafkasya’dan batıya doğru büyük bir göç dalgası olduğunu, Lazların Doğu Karadeniz’e yerleştiklerini, Lazların bu göçleri karşısında ülkesini koruyamayacağını anlayan Pontus Kralı II. Polemon’un miladın 63. yılında hükümetini Romalılara teslim ettiğini, ülkesinin Roma’nın bir eyaleti haline geldiğini ve bu eyalete “Pontus Polemanyakos” adı verildiğini belirtmektedir. Böylelikle Lazlar, Kolhida Kültür alanı içinde yeralan Güney-doğu Karadeniz Bölgesi’ne de etnik adlarıyla gelip yerleşmiş oluyorlardı.

Kolhida Krallığı’nın mirasçısı olduğu çeşitli Helen kaynaklarınca belirtilen Lazika (=Egrisi) Krallığı döneminin büyük devletleri olan Roma/Bizans ve Pers İmparatorluklarının rekabet ve savaş alanına dönüştü. Bu döneme ilişkin ayrıntılı bilgiler 6. yüzyıl Bizans tarihçisi Prokopius’un Wars isimli eserinde anlatılmaktadır.

5. yüzyıldan başlamak üzere Çin ve Hindistan’a bağlanan ticaret yollarını ele geçirmek isteyen Bizans ve Pers İmparatorlukları için Karadeniz kıyıları stratejik bir öneme sahipti.

Lazika Krallığı’nın Rion havzasının güney kesimi, 5. ve 6. yüzyıllardaki Bizans-Pers Savaşları nedeniyle nüfusunun tamamına yakını yitirmişti. Bu yüzden bu bölge Kartli’den sığınan Gürcüler için yerleşim alanı oldu. Böylelikle günümüzde Müslümanları Laz (=Çani), Hıristiyanları Megrel olarak adlandırılan insanlar arasındaki etno-bağ kardeş Gürcü halkının yerleşerek oluşturduğu tampon bölgeyle (=Guria/Acara) kopuyordu; aynı halk ikiye bölünerek kendi mecralarında gelişmeye başlıyordu.

8. yüzyıla gelindiğinde, Bizans-Pers Savaşlarından ve dönemin dengelerinden oldukça güç kaybeden Lazika Krallığı ortadan kalkmıştı. Bu bölge nüfusunu Megrel-Lazlar, Gürcüler ve Abhazlar oluşturuyordu. Bu bölgede Abhazya Krallığı tarih sahnesine çıkıyor ve 780’lerde sınırları Nikopsia (=Tuapse)’dan Çoruh Irmağı’na kadar uzanıyordu. Kendisini Abhaz Kralı ilân eden Leon 8. yüzyılın sonunda Bizans İmparatorluğu’nun egemenliğinden kurtuldu. Eski Lazika Krallığı’nın Çoruh vadisinden Trabzon’a kadar olan bölgesi ise Bizans İmparatorluğu’nun yönetiminde kaldı.

Bağımsızlığın elden gitmesiyle Lazika’da ülke bütünlüğü bozulmuş oldu, Lazika toprakları ikiye bölündü. Güney-doğu Karadeniz Bölgesi günümüz Lazlarının, Doğu Karadeniz Bölgesi ise Megrellerin yaşama sahası haline geldi.

Latinlerin 1204’te İstanbul’u işgal etmeleriyle Bizans İmparatorluğu zaafa uğradı. Bu gelişmeler, Gürcü Kraliçesi Tamara’nın, Krallığının sınırlarını Trabzon’u da içine alacak şekilde genişletmesine yardımcı oldu. Trabzon Krallığı’nın başına Kraliçe Tamara’nın yakın akrabası Prens David Kommenon geçirildi. Trabzon yöresine de Lazlar yerleştirildi ve Trabzon Krallığı’nda önemli görevler üstlendiler.

Trabzon Krallığı üzerindeki Gürcü etkinliği ve Lazların Bizans boyunduruğundan kurtulması Bizanslıları rahatsız ediyordu. Lazlar, Trabzon yöresinde Bizans İmparatorluğu için bir tehdit unsuruydu.

Lazların Bizanslılarla mücadelesi, 1453’te Osmanlıların Bizans İmparatorluğu’na son vermeleriyle bitti. II. Mehmet’in Trabzon Krallığı’nı 1461’de ele geçirmesiyle de Lazlar Osmanlı yönetimine girmiş oldular.

Lazların süreç içinde Müslümanlığa geç(iril)meleriyle de Osmanlı tebası olmaları pekiştirildi. Osmanlı yönetimi, Güney-doğu Karadeniz bölgesini onbir idari bölgeye ayırdı. Her bölgeyi bir Laz Derebeyi yönetiyordu. Trabzon vakayinameleri Lazlardan ayrı ayrı sözetmektedir. Kâtip Çelebi Lazların “itaatsiz” olduklarından bahseder.

19. yüzyılda 1814-1817, 1818-1821 ve 1832-1834 yılları arasında bölgede Osmanlı yönetimine karşı geniş çaplı başkaldırılar ortaya çıktı. Trabzon Valisi Osman Paşa, bu isyanlara son vermek için Laz Derebeylerinin nüfuzunu kırmaya çalıştı, ancak başarılı olamadı.

1851’de Acara bölgesi, Yukarı Gurya ile birlikte yeni kurulmuş olan “Lazistan Sancağı’na” bağlandı ve Batum sancak merkezi oldu. Ancak Batum’un 1878’de Rusların eline geçmesiyle sancağın merkezi Rize oldu. Şemsettin Sami, bu yeni sancak alanının sahil boyunca uzunluğunun 120 km. ve genişliğinin 25-30 km. arasında olduğunu, Lazistan Sancağı’nın Rize, Atina (=Pazar) ve Hopa isimleriyle üç kazaya, 6 nahiyeye bölündüğünü ve 364 köyü içerdiğini Kâmüs-ül Alâm adlı eserinde belirtmektedir.

Ünlü akademisyen Niko Marr, 1910 Lazistan Raporu adlı eserinde, Hopalı Faik Efendi’nin Lazca’nın yazılı hale gelmesi için çalıştığını, bu nedenle Sultan Abdülhamit döneminde tutuklandığını, sürgün edildiğini ve daha sonra da Laz halkının düşmanları tarafından katledildiğini yazmaktadır.

1914’te İstanbul’da kurulan “Laz Talebe Cemiyeti” ve yine İstanbul’da 1919’da kurulan “Laz Tekâmül-ü Milliye Cemiyeti” bu yüzyılın başlarında Lazların kültürel özgürlük bağlamında da olsa çalışmalar yaptıklarını göstermektedir.

Cumhuriyet dönemiyle birlikte yönetime hakim olan “tek ulus”, “tek dil” anlayışı çerçevesinde “Lazistan Sancağı” lâğvedildi. Eskiden “Lazistan Sancağı” içinde yeralan günümüzün Pazar (=Atina), Ardeşen, Fındıklı ilçeleri Rize iline; Arhavi ve Hopa ilçeleri Artvin iline bağlandı. Bu yöredeki tarihsel yerleşim birimlerinin adları değiştirildi.

1984’te Türkiye Lazlarına yönelik olarak hazırlanan Laz Alfabesi (Lazuri Alfabe) ve Osman Tamturuli’nin “Lazuri Berepeşeni” (Çocuklar için Lazca) kitabı, 1992 yılında kendisini deklere eden “Laz Dilini ve Kültürünü Araştırma Vakfı Girişim Komitesi”, 1993 yılından beri düzenli olarak çıkan “Ogni” (Duy) adlı kültür dergisi ve “Zuğaşi Berepe” (Denizin Çocukları) adlı müzik grubu Türkiye’deki Lazların siyasi olmayan ancak kültürel nitelikli faaliyetlerine örnek sayılabilir.

NÜFUS DAĞILIMI VE YERLEŞİM

Lazlar, otokton oldukları Güney-doğu Karadeniz Bölgesi’nde kitlesel olarak yaşamaktadırlar. Ayrıca Rusların Kafkasya’da hakimiyet kurmalarından sonra; 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi’nden sonra; 16 Mart 1921 tarihli Türk-Rus anlaşmasından sonra da Türkiye sınırları dışında kalan, otokton oldukları diğer bölgelerden göçederek Türkiye’nin batı bölgelerine kitlesel olarak yerleşmişlerdir. Bu yerleşim bölgelerinden bazıları şunlardır:

BOLU: Akçakoca (Merkez); Düzce (Konuralp), Ballar, Kabalak (Lazhamidiye), Osmanca, Suncuk (Lazsuncuk), Şekerpınar (Lazşekerpınar), Yayla (Lazşerefiye), Yazlık (Lazyazlık),

BURSA: Gemlik (Merkez); Katırlı,

İSTANBUL: Beykoz (Merkez); Dereseki, Kaynarca Mah.; Üsküdar (Merkez); Reşadiye; Yalova (Merkez); Akköy, Kadıköy, Kurtköy, Safran (Paşaköy), Üvezpınar, Delipazar, Kaplıca; Çınarcık, Ortaburun,

KOCAELİ (Merkez): Çubukluosmaniye, Suadiye (Çepni); Derbent, Maşukiye, Kestanelik; Karamürsel (Merkez): Altınova, Çamçukur, Güzelyalı (Ereğli/Güzelkıyı), Osmaniye (Uzundere), Safiye (Çiftlik), Suludere, Yalakdere, Senaiye (Başkiraz),

SAKARYA (Merkez): Çaybaşı, Yeniköy (Lazçaybaşı), Değirmendere, Karataş; Akyazı (Merkez): Hasanbey, Kazancı, Dokurcun, Kayabaşı, Karapürçek, Hocaköy; Geyve: Doğançay, Maksudiye; Hendek (Merkez): Kocadöngel (Kocatöngel); Sapanca (Merkez): Akçay, Balkaya, Dibektaş, Erdemli (Ulviye/İstanbuldere), Fevziye, Hacımercan, İkramiye, Kurtköy, Memnuniye, Şükriye, Selamiye,

ZONGULDAK: Bartın, Amasra, Çakrazova.

Türkiye’de güncel, etnik ve linguistik esaslara dayalı bilimsel ve sağlıklı veriler bulunmadığından Türkiye’de ne kadar Laz bulunduğu, anadili ve ikinci dili Lazca olan insanların gerçek sayılarını verebilmek zordur. Ancak çeşitli dönemlerde yapılan ve “Linguistik” anlamdaki veriler aktarılabilirse de, bunların da kesin veriler olduklarını söylemek mümkün değildir.

V. Cuinet, La Turxuie D’Asie adlı çalışmasında (Paris, 1892) Lazistan Sancağı’nın nüfus yapısı hakkında şu istatistiki bilgileri vermektedir:

Laz Müslüman: 138.820; Rum Ortodoks: 16.000; Ermeni Gregoryan: 5.000; Ermeni Katolik: 100; Latin Katolik: 40; Yahudi: 40, Toplam: 160.000.

Yeni idari taksimatları ve ilçeleri de gösteren 1927, 1935, 1940, 1945, 1950, 1955, 1960 yıllarına ait nüfus verileri ise şöyledir:

1927 Yılında: Rize (Merkez): 99.724; Pazar: 41.626; Hopa; 30.157, Toplam: 171.507.

1935 Yılında: Rize (Merkez): 111.084; Pazar: 48.757; Hopa: 35.818, Toplam: 195.659.

1940 Yılında: Rize (Merkez): 120.411; Pazar: 52.353; Hopa: 35.501, Toplam: 208.265.

1945 Yılında: Rize (Merkez): 110.446; Pazar: 51.483; Hopa: 35.246, Toplam: 197.175.

1950 Yılında: Rize (Merkez): 71.830; Çayeli: 36.170; İkizdere: 19.012; Fındıklı: 11.260; Pazar: 54.500; Hopa: 27.198, Toplam: 219.970.

1955 Yılında: Rize (Merkez): 79.927; Ardeşen; 17.981; Çamlıhemşin: 9.326; Çayeli: 33.061; Fındıklı: 11.467; İkizdere: 17.380; Kalkandere: 12.280; Pazar: 30.545; Arhavi: 13.293; Hopa: 14.877, Toplam: 240.137.

1960 Yılında: Rize (Merkez): 97.236; Ardeşen: 20.784; Çamlıhemşin: 10.245; Çayeli: 39.498; Fındıklı: 13.000; İkizdere: 19.890; Kalkandere: 14.746; Pazar: 34.148; Arhavi: 12.393; Hopa: 16.409, Toplam: 278.349.

1965 yılı nüfus sayımına göre; Devlet İstatistik Enstitüsü’nün kendi tanımlaması olan “İslâm Azınlık Dilleri” başlığı altında verilen istatistiki bilgi ise şöyledir: Anadili Lazca olanlar: 26.007; ikinci bir dil olarak Lazca konuşanlar: 59.101.

Devlet İstatistik Enstitüsü’nün bu verileri, Lazların yoğun olarak yaşadıkları bölgelerdeki ve diğer yörelerdeki nüfusları gözönünde bulundurulduğunda sağlıklı gözükmemektedir.

DIŞ LAZLAR

Gürcüstan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin Acaristan Özerk Cumhuriyeti’nde de otokton halk olan Lazlar ile Abhazya Özerk Cumhuriyeti’nde yaşayan Lazlar (1926 sayımlarına göre; Abhazya’da 1.875 kişi), Sovyet yönetiminin ilk yıllarında oldukça özgürdüler. Nüfus sayımlarına, 1926 yılına kadar, kendi etnik kimlikleriyle kaydedildiler. Laz okulları açıldı. Laz çocukları kendi anadillerinde de eğitim görmeye başladılar. Lazca 1920’li yıllarda yazılı bir dil haline geldi, Latin Alfabesine dayalı bir alfabe kullanıma konuldu. Ders kitaplarının yanı sıra, kültür hayatıyla ilgili kitaplar yayımlanmaya başladı. Lazca Tiyatro eserleri sergilendi, gazete, broşürler çıkartıldı. Bu süreç içerisinde Mçita Muru3xi (Kızıl Yıldız) adlı bir gazetede yayıma başladı. 1939’dan başlamak üzere nüfus kayıtlarına “Gürcü” olarak kaydedildiler. 1937-1938 meşhur Stalinist tutuklama ve sindirme döneminde Lazların büyük bilimadamı, şair ve Lazca okullar direktörü olan İskender 3itaşi katledildi. Laz halkının önderleri baskılara uğradı, Laz halkının kültür özgürlüğü gaddarca engellendi. 1949’da da Batı Gürcüstan Bölgesi’nden binlerce Laz Kazakistan’a sürüldü. Toplam nüfusları 20.000’e indirildi. Bu insanlar sürgün edildikleri yerlerde eritilmeye çalışıldı. Stalin’in “Sovyet Ulusu” yaratma rüyaları Laz halkını yokolma tehlikesiyle yüzyüze getirdi.

DİL: LAZURİ NENA

Dilbilimciler Lazca ve Megrelce’yi Kolhida (=Zan) dilinin zaman içinde ikiye ayrılmış ve kendi başlarına gelişmiş iki ayrı kolu olarak tanımlarlar. Megrel-Lazca dili Güney Kafkas dil ailesinin bir koludur. Güney Kafkas Dil ailesi (=Kartvel Dilleri) Megrelce, Lazca, Svanca ve Gürcüce’den meydana gelir. Megrelce ve Lazca arasında yüzde 70-80 arasında karşılıklı anlaşma sözkonusudur. Kolhida dilinin kelime hazinesinin bir kısmı Lazca’da, bir kısmı da Megrelce’de yaşamaktadır.

Lazca, Çoruh Nehri’nden başlamak üzere Atina’ya (Pazar) kadar Güney-doğu Karadeniz kıyıları boyunca ve Lazların bulundukları diğer yerlerde kullanılmaktadır.

Megrelce, Rioni Nehri’nin kuzey kesimlerinde 3xenis3ari’nin batısında ve Rioni’nin ağzından başlamak üzere yukarılara doğru Oçamçire’ye kadar bütün Karadeniz kıyıları boyunca konuşulmaktadır.

35 harf bulunan Laz Alfabesi 1984 yılından beri Türkiye Lazları tarafından derleme ve yayın çalışmalarında yoğun olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Gürcüstan Megrelleri ve Lazlar ise Kartuli Alfabe’yi kullanmaktadırlar.

DİN

Lazların Hıristiyanlığı 6. yüzyıl içerisinde kabul ettiklerine dair birtakım iddialar varsa da, bu Lazika Kralı Tsaté’nin 523 yılında İstanbul’da vaftiz edildiğini yazan Theophanes’in açıklamalarına dayanmaktadır. Bu konuda kaynaklık eden John Malalas, Kral Tsaté’nin siyasî nedenlerden dolayı eski dinleri olan Paganlık’tan yana tutum takındığını ve 523 yılında tekrar Hıristiyanlığa dönerek, ikinci kez vaftiz edildiğini yazmaktadır. Oysa ki, Lazlar bu tarihten çok önceleri de Hıristiyandı.

Hıristiyanlığın, Lazlar arasında yayılması 4. yüzyıl içinde olmuştur. Tarihçi Prokopius, Bizans Kralı Justinian’ın Kudüs çölündeki bir “Laz Mabedini” tamir ettirdiğini ve Lazların komşularına bile Papaz gönderdiklerini yazmaktadır.

Lazların Müslümanlıkla tanışmaları Osmanlı İmparatorluğu’nun yöreyi etki alanına almasından sonra 1461 yılından başlamak üzere olmuştur. Lazların zorla Müslümanlaştırıldıkları şeklinde birtakım iddialar varsa da, bu iddialar Osmanlı İmparatorluğu’nun bölge dengelerine özen gösteren yaklaşımıyla çelişir gözükmektedir. Ancak kısmi zorlamaların olduğu söylenebilir.

1523 tarihli Tapu Tahrir-387. defterin 734-743. sayfalarına dayanarak bu konuda bilgi vermeye çalışan Mehmet Önder, Rize, Atina (Pazar) ve Arhavi kazalarına ait nüfus verilerinde, Rize kazasına bağlı 6.467’si Hıristiyan, 561’i Müslüman olmak üzere toplam 7.028 hane; Atina (Pazar) kazasına bağlı yerlerde 3.096’sı Hıristiyan, 584’ü Müslüman olmak üzere 3.680 hane olduğunu; Arhavi kazasına bağlı Fındıklı’dan Çoruh nehri ağzına kadar olan bölgede 2.659’u Hıristiyan, 310’u Müslüman olmak üzere toplam 2.969 hane bulunduğunu yazmaktadır.

Dolayısıyla bu rakamlar, 1523 yılında Rize kazasına bağlı yerlerde nüfusun yüzde 92’sinin Hıristiyan, yüzde 8’inin Müslüman; Atina (Pazar) kazasına bağlı yerlerde yüzde 84’ünün Hıristiyan, yüzde 16’sının Müslüman; Arhavi kazasına bağlı yerlerde yüzde 89.5 Hıristiyan, yüzde 10.5 Müslüman olduğunu göstermektedir.

1923’de imzalanan Lozan Antlaşması’yla bölgedeki Hıristiyan Pontuslu unsurların Yunanistan’a gönderilmesi olayı da, bu bölgede zorla Müslümanlaştırma iddialarıyla çelişmektedir. İddia edildiği gibi, sistemli bir Müslümanlaştırma olmuş olsaydı 1923’e kadar bölgede Hıristiyan nüfus hiç kalmazdı.

Ayrıca Ortodoks Hıristiyan olan Lazların, İstanbul Fener Patrikliği’nin emperyal politikalarına hizmet etmemeleri, çelişkilerinin bulunması Osmanlı yönetiminin bu bölgeyi ele geçirdikten çok sonra bile göz ardı edemeyeceği bir realiteydi.

Bugün tamamı Müslüman olan Lazlar içinden, Türkiye’nin hemen her yöresinden “şeyh”, “şıh” çıkmış olmasına rağmen, “bu tür din adamları” çıkmamıştır. Bunun en önemli nedeninin, Müslümanlığı yakın bir zamanda kabul etmeleri ve yörenin dağlık, engebeli ve bireyciliğe dayalı doğasından kaynaklandığı söylenebilir.

Sarp sınır kapısının 1988’de açılmasıyla, bölünen Laz aileler yeniden kucaklaşma imkânı bulmuş, sınır ötesindeki Laz, Megrel ve Gürcülerin Türkiye Lazlarıyla “yeniden tanışmaları” özgürce gerçekleşmiştir.

Lazların kendi dillerini konuşan Megrel-Lazlarla kucaklaşmaları ve ortak değerleri paylaştıkları Gürcülerle tanışmaları “kültürel gelişme” açısından olumluluklar göstermektedir. Gürcüstan’a yüksek öğrenime giden Laz gençlerinin bazılarının, atalarının eski dini olan Hıristiyanlığı yeniden seçmeleri ise gözlenen olgulardandır.

LAZCA İLE İLGİLİ AKADEMİK ÇALIŞMALAR

Lazca ile ilgili akademik çalışmaların geçmişi Almanya’da oldukça eski bir tarihe sahiptir. Rosen, 19. yüzyılın ortalarında “ilk Lazca grameri” yazmıştı. Kluge de I. Dünya Savaşı sırasında alan çalışması yaparak “Lazca metinler” derlemiştir. Avusturyalı coğrafyacı Stratud Sauer de Lazlarla yoğun olarak ilgilenmiştir. 1930’lu yıllarda ünlü Fransız dilbilimci Prof. Georges Dumézil’in de “Contes Lazes” adıyla yayımladığı (Institut d’éthnologie, Paris, 1937) kitapla Lazca metinler üzerine çalışmıştır.

Prof. Niko Marr’ın 1910’da “Lazistan Sancağı’na” yaptığı seyahat esnasında “Coğrafya ve etnografya” üzerine çalışmıştır. Niko Marr ilk kapsamlı Lazca grameri hazırlamıştır.

Günümüzde Gürcüstan’da Laz dili ile ilgili çalışmalar tanınmış Megrel dilbilimci Guram Kartozia tarafından 40 yıldan beri sürdürülmektedir.

Ayrıca Arnold Çikoba da Lazca üzerine çalışmalar yapmış ve Lazca-Megrelce karşılaştırmalı bir sözlük hazırlamıştır. Jgenti ve Joseph Kipşidze de Lazca üzerine çalışmalar yapan dilbilimcilerdendir.

Hollandalı dilbilimci Tine Amse De Jong’un 400 sayfalık Lazca-İngilizce bir sözlük çalışması ise basılmayı beklemektedir.

1992’de Almanya’da kurulan ve başkanlığını Wolfgang Feurstein’in sürdürdüğü “Güney Kafkas Dilleri ve Kültürleri Derneği” Lazca ile ilgili kurumsal çalışma yapan önemli bir birimdir.

KÜLTÜR

Lazların maddi ve manevi kültürlerinin Batı Gürcüstan yöresiyle yakından bağlantıları vardır. Aynı şekilde Lazların Pontuslularla da ortak yönlerinin bulunduğunu söylemek olasıdır.

Lazlar iyi birer yapı ustası olarak da bilinirler. Yarı kâğir tipte yapmış oldukları evler mimari açısından önemli bir yer tutar.

Günümüzde bile, dağ köylerinde, “Noderi” denilen, “İmece” komşular arasındaki yardımlaşmanın en güzel örneklerindendir.

Atmaca ile avlanma Lazlar arasında tutkunluk derecesinde yaygındır. Balıkçılık da yapan Lazlar, çok yakın zamanlara kadar kayıklarını kendileri inşâ etmekteydiler.

Aile büyüğü yaşlı kadın “Dadi” diye adlandırılır ve bilgeliğine saygı duyulur. Yabancıların bulunduğu ortamlarda bile kadınlar konuşmalara katılabilir ve görüşlerini açıklayabilirler.

İslâmlık öncesi bazı inanışlar hâlâ varlığını sürdürmektedir. Lazlar arasında en çok korkulan ve “Toli” diye adlandırılan nazardır. “Toli”ye karşı her vadide ayrı ayrı korunma büyüleri uygulanır. Bu büyü ve muskalar evlerin damlarına asılmaktadır. Lazların büyük bir çoğunluğu, çürüme ayı olan temmuzda bağırarak denize atlayan “Germakoçi” denen orman insanının varlığına inanır.

Lazların maddi ve manevi kültürlerine ilişkin veriler, alan çalışması yapacak yerli ve yabancı bilimadamlarının ilgisini oldukça çekecek zenginliktedir.

LAZ AYDINLARI NE İSTİYOR?

Laz aydınları “etnik milliyetçiliği” tasvip etmiyor ve etno-politik örgütlenmelere sıcak bakmıyorlar, ancak dillerinin yaşatılması konusunda duyarlık gösteriyorlar. Kafkasya kültür kökenli olduklarının bilincinde olan Laz aydınları, yayın organlarında diğer Kafkasya kültür kökenli halklar olan Gürcüler, Çerkesler, Abhazlar, Çeçenlerin dayanışması çerçevesinde bir yayın politikası izliyorlar.

Evrensel değerlere inanan Laz aydınları, yeni savaşlar, iç ve dış göçler, düşmanlıklar, kamplaşmalar ve yeni sınırlar değil, dillerini özgürce konuşup geliştirebilecekleri, kendilerini korkusuzca ifade edebilecekleri demokrasinin tüm kurum ve kurallarıyla işlediği, çoğulcu, katılımcı bir Türkiye’yi özlüyorlar.

Aktüel Dergisi, sayı 66, 8-14 Ekim 1992.

M. Münir Aktepe, Tuzcuoğulları İsyanı, İ.Ü.Ed.Fak., Tarih Dergisi, Cilt III, sayı 5-6, İstanbul, 1953.

Ali İhsan Aksamaz, “Yaşadıkları Coğrafya’nın Otoktonları: Lazlar”, Özgür Gündem, 19 Temmuz, 1993.

Ali İhsan Aksamaz, “Lazlara Gülmenin Dayanılmaz Hafifliği”, Özgür Gündem, 15 Haziran 1993.

Peter Alford Andrews, Türkiye’de Etnik Gruplar, Ant/Tüm Zamanlar Yayımcılık, 1992, İstanbul.

Gerg Amicba, Ortaçağ’da Abhazlar, Lazlar, Nart Yayıncılık, 1992, İstanbul.

Metin And, Geleneksel Türk Tiyatrosu, İnkılap Kitabevi, İstanbul, 1985.

Yura G. Argun, Abhazya’da Yaşam ve Kültür, Nart Yayıncılık, İstanbul, 1990.

Toktamış Ateş, “Ogni Dergisi”, Cumhuriyet, 27.11.1993.

Mahmut Ayaz, “Özerklikten Cumhuriyete: Abhaz-Gürcü Çatışması”, Aydınlık gazetesi, 20 Temmuz 1993.

Şehzat Ayartepe, Lazların Tarihçesi, Karadeniz Haber Gazetesi, 1 Aralık 1976.

Hasan Aykan/Hayri Ersoy, Rus Gözüyle Kafkasya ve Kafkasyalılar, Nart Yayıncılık, İstanbul, 1994.

Aleksandre Bennigsen, “Kafkasya’da İslâm”,Yalova Kuzey Kafkas Dergisi, Sayı 13-14, Ocak 1994.

Mustafa Butbay / Ahmet Cevdet Canbulat, Kafkasya Hatıraları, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1990.

Ruşen Çakır, “Laz Kültürel Rönesansının eşiğinde”, Cumhuriyet Kitap Eki, sayı 131.

Fahrettin Çiloğlu, Gürcülerin Tarihi, Ant Yayınları, 1993, İstanbul.

Fahrettin Çiloğlu, “Çöküşün Eşiğinde”, Çveneburi Kültürel Dergi, Ocak-Şubat 1994, sayı 7, İstanbul.

Wolfgang Feurstein, Lazische Abwehrzauber, Georgica, Heft 12, Jena-Tbilissi, 1989.

Wolfgang Feurstein, “Bir Alman Gözüyle Lazlar”, Ogni, Sayı 2, Ocak 1994.

Mahmut Goloğlu, Anadolu’nun Milli Devleti Pontos, Ankara, 1973.

Michael Grant, Myths of the Romans and Greeks, Weidenfield and Nicolson, London, 1962.

Bedri Habiçoğlu, Kafkasya’dan Anadolu’ya Göçler, Nart Yayıncılık, İstanbul, 1993.

Talat Halman, Şiirlerle Laz Karadeniz Fıkraları, Bilgi Yayınevi, 1992.

İslâm Ansiklopedisi, (Abazalar maddesi), Cilt 1, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, 1965.

İslâm Ansiklopedisi, Cilt 4, (Gürcüstan maddesi), Milli Eğitim Basımevi, 1964.

İslâm Ansiklopedisi, (Lazlar maddesi), Cilt 7, Maarif Basımevi, İstanbul, 1957.

Guram Kartozia, Lazuri Tekstebi-II, Tbilisi, 1993.

M. Lordkipanidze / I. Katcharava, A. Glimpse of Georgian History, Tbilisi, 1983.

David Marshal Lang, The Georgians, Frederick A. Praeger, Newyork, 1966.

Fahri Lazoğlu, Lazuri Alfabe, Almanya, 1984.

Kazakistan’a sürülen Lazlar, Radio Liberty, Ocak 1989. (aktaran: Ogni Kültür Dergisi, Sayı 1, Kasım 1993).

Mariam Lordkipanidze, The Abkhazians and Abkhazia, Tbilisi, 1990.

Noder Lomouri / Ali İhsan Aksamaz (çev.), “Egrisi / Lazika Krallığı’nın Tarihi”, Ogni Kültür Dergisi, Sayı 5, Temmuz-Ağustos 1994.

V. Minorsky, Lazlar, İslâm Ansiklopedisi, Maarif Basımevi, İstanbul, 1957.

Burhan Oğuz, Türkiye Halkının Kültür Kökenleri-I, İstanbul, 1976.

Mehmet Önder, “‘Lazların Tarihi’ bu mu?” Tarih ve Toplum Dergisi, Şubat 1993.

Sabahattin Önkibar, “Lazistan Safsatası”, Türkiye gazetesi, 2.2.1993.

Sandwith, M.D., The Siege of Kars, London, 1856.

Sevinç Sokullu, Türk Tiyatrosu’nda Komedya’nın Evrimi, Kültür Bakanlığı, Ankara, 1979.

Ali Sirmen, “Şimdi de Bu mu Çıktı?”, Milliyet, 11.10.1992.

Sadık Şendil, Yedi Kocalı Hürmüz, Tiyatro-Film Yayıncılık, İstanbul.

Dr. Tevfik Tarkan, Rize-Hopa Yöresi Coğrafi Etüdü, Erzurum, 1973.

Osman Tamturuli, Lazuri Berepeşeni, Almanya, 1984.

Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasal Partiler 2, Hürriyet Vakfı, İstanbul, 1986.

Tempo Dergisi, Sayı 31, 29 Temmuz - 4 Ağustos, 1990.

Tomorrow Global Çevre Dergisi, sayı 3, 15 Temmuz - 15 Ağustos 1993.

Türk Ansiklopedisi (Lazlar maddesi), Cilt 22.

Türk Ansiklopedisi, Cilt 19, (Gürcüstan maddesi).

Bilge Umar, Türkiye’deki Tarihsel Adlar, İnkılap Kitabevi, İstanbul, 1993.

Muhammed Vanilişi / Ali Tandilava, Lazların Tarihi, Ant Yayınları, 1992, İstanbul.

Stefanos Yerasimos, Milliyetler ve Sınırları, İletişim Yayınları, İstanbul 1994.

Yurt Ansiklopedisi, Cilt 1, 9, Anadolu Yayıncılık, 1982, 1983, İstanbul.

İskender 3itaşi, Lazuri Alboni, Soxumi, 1935.

İskender 3itaşi, Okitxuşeni Supara, Mazurani Fila, Soxumi, 1937.

TABLOLAR

Adları değiştirilen yerleşim birimleri (eski ve yeni adlarıyla)

HOPA: Amçişe: Yukarı Kuledibi; Azlağa/Abuisla: Esenkıyı; Ançoroxi/Ançixori: Pınarlı; Ardala: Eşmekaya; Buça: Güvercinli; Zalona: Koyuncular; Maiskiopute: Dereiçi; Makriali/Noğedi: Kemalpaşa; Mxigi: Başköy; Parçoli: Yeşilköy; Peroniti: Çamlı; Jurpici: Yoldere; Sumcuma: Üçkardeş; Şana: Kaya/köy; 3karisti: Subaşı; Çançaxuma: Çamurlu; Xigoba: Başoba/Büyükbaşı,

BORÇKA: Jurxinci: Çifteköprü; Saxandro: Fındıklı; Çxala: Düzköy,

ARHAVİ (ARKABİ): Kapistona: Kalle Mahallesi; Çarmati: Cumhuriyet Mahallesi; Baxta: Kireçlik; Gidreva: Dereüstü; Durmati: Ulaş; Kamparna: Dikyamaç; Koptone: Gürgenlik; Kordeliti: Konaklı; Loma: Yolgeçen; Noğağleni: Yıldızlı; Yakoviti: Kavak; Otalaxe: Sırtoba; Papilati: Arılı; Jilen Kapistona: Güngören; Jilen Kutuniti: Tepeyurt; Jilen Napşiti: Yukarı Şahinler; Jilen Potocuri: Soğucak; Parexi; Boyuncuk; Pilargeti: Ulukent ve Balıklı; Ku3ubeti: Küçükköy; 3alen Kutuniti: Şenköy; 3alen Napşiti: Aşağı Şahinler; 3alen Patocuri: Dülgerli; Çukalvati: Kestanealan; Giazeni: Kemerköy,

Vİ3E (FINDIKLI): Abusufla: Aksu Mah.; Gesiya Tatlısu Mah.; Vi3enoğa: Merkez Mah.; Çatalmançxa: Liman Mah.; Kurtume, Gori: Ilıca Mah.; Manastiri, Ğavra: Hürriyet Mah.; Meliskiri: Sahil Mah.; Paçva, Kalo, Mçkadu: Yeni Mah.; Abuulya: Çağlayan; Gurupiti: Yeniköy; Mzuğu: Sulak/Aşağı Zuğu; Sumla: Sümer; Trevendi: Derbent; Pi3xalasufla: Arılı; Pi3xalaulya: Gürsu; Ğayna: Ihlamurlu/Yukarı Zuğu; Çukuliti/Abuxemşini: Aslandere/Peynirciler; 3ati: Saat; 3upe: Beydere; Çapanati; Meyvalı; Çurçava: Çınarlı,

ARTAŞENİ (ARDEŞEN): Metisti: Barış Mah.; Noğa: Merkez Mah.; Okordule: Yayla Mah.; Siati: Barış Mah.; Cami Mah.; Kahveciler Mah.; Kuzey Mah.; Ağeni: Beyazkaya; Bakozi: Yamaçdere; Dutxe: Tunca; Putra: Bahar Mah.; Kvançareri: Elmalık; Çiçivati: Şentepe; Cibistasi: Kavaklıdara Mah.; Müftü Mah.; Yeni Mah.; Furtona: Düz Mah.; Ağvani: Seslikaya; Xokovati: Esentepe; Celaiskuri: Kirazlık Mah.; Timisvati: Köprüköy; Tolikçeti: Duygulu; Mexeniti: Şenyurt; Mutafi: Gündoğan; Noğoceni: Manganez; Yanivati: Bayırcık; Omcore: Güney; Palivati: Sinan; Sifati: Pirinçlik; Pilegevati: Akkaya; Gera: Işıklı, Şanguli: Doğanay; 3aleni Zğemi: Aşağıdurak; Çumaida: Eskiarmutluk; Xocibadi: Akdere; Cileni Zğemi: Yukarıdurak,

ÇAMLIHEMŞİN: Abiçxo: Köprübaşı; Mekaleskiriti: Dikkaya; M3anu: Topluca; Komilo: Muratköy; Ğvandi: Çayırdüzü,

ATİNA (PAZAR): Duduvati: Güzelyalı Mah.; Tudeni Bulepi: Kirazlık Mah.; Kukulati-Larozi: İkiztepe Mah.; Noğa: Merkez Mah.; Noğdixa: Cumhuriyet Mah.; Kvakçe: Beyaztaş Mah.; Şileriti: Soğuksu Mah.; Çini Bulepi: Zafer Mah.; Avramiti; Güney; Aranaşi: Darılı; Apso: Suçatı; Açaba: Bucak; Bogina; Tektaş-Şendere; Dadivati: Handağı; Ku3uma/Eski Trabuzani: Hamidiye; Veneği: Örnek; Zanahati: Derinsu; Zeleği: Balıkçı; Tordovati: Sivrikale; Çitati: Aktepe; Koskovati; Hisarlı; Kostanivati: Dernek; Kuzika: Elmalık; Lamğo: Yücehisar; Mamaçivati: Irmak; Meleskuri: Ortayol; Melyati: Merdivenli; Melmenati: Akbucak; Noxlamsu: Yavuz-Hasköy; Papati: Papatya; Papilati: Sessizdere; Sapu: Ocak; Sitori: Kayağantaş; Skefenivati: Sivritepe; Suleti: Dağdibi; Surminati: Kuzayca; Talvati: Tütüncüler; Ğulivati: Şentepe; Çingiti: 3ukita: Derebaşı; Xaku: Şehitlik; Xançkuri: Alçılı; Xaçapiti: Subaşı; Xotri: Kocaköprü; Xudisa: Kesikköprü; Xunari: Aktaş; Cabati: Sulak-Gürgöze; Cacivati: Akmescit; Mesemiti: Topluca.

Laz tiplemesi

Geleneksel Türk Tiyatrosu tiplemeye dayanır. Geleneksel Türk Tiyatrosu’nun Laz tiplemesi özelliğinin, günümüz sözde TV parodi ve skeçlerinde, tiyatro yaptığını sanan ve bilimsellikten uzak bazı sözde sanatçılar tarafından Laz karakterine dönüştürülmesi, bu konu üzerinde durmanın önemini ortaya çıkarmaktadır.

Dr. Sokullu, yaptığı araştırmada şu görüşlere yer vermektedir: “Karagöz oyunlarında çok sık yapılan alay, insanın hayvansal yanını eleştirmeye, dürtüsel davranışları göstermeye yönelmiştir. Fakat bu gülünçlemenin aşağılama, küçültme gibi bir amaçla yapılmadığı, seyirciye ‘karşı’ bir tavır takındıracak bir gülünçleme yönteminin kullanılmadığı farkedilir.

Oysa gerçek durum çok daha farklı görünmektedir. Kukla, Karagöz, Meddah ve Ortaoyunu’nda insanlar meslekleriyle, olumsuz ve komik kişisel özellikleriyle ve toplum karşıtı diğer özellikleriyle karakterize edilmezler. Bunun yerine şive, lehçe, deyiş gibi etnik özellikleri abartılarak tiplenirler. Görünüşte bu özelliklerle gülünçleme yapılıyor gibi geliyorsa da, oyunlardaki Laz, kendisini değil, tüm Lazları temsil etmektedir. Yani; Laz, Geleneksel Türk Tiyatrosu’nda her yönüyle geldiği etnik kökeniyle yansıtılır. Geleneksel Türk Tiyatrosu’nu izleyen kişi, hayatında hiç Laz görmemişse, gördüğü Laz tiplemesiyle, oyundan tüm Lazları tüm özellikleriyle tanıyarak ayrıldığı izlenimine kapılabilir. Oyunun görünmeyen, esas amacı da böylece gerçekleşmiş olur.

Metin And’ın da tipleme konusundaki görüşleri şöyledir: “Kukla, Karagöz ve Ortaoyunu kişilerinin en büyük özelliği tip olmalarıdır. Bunlar durağan ve değişmez genellemelerdir; kendi istemlerini kullanma güçleri yoktur, bu yüzden sürekli olarak kendilerini yinelerler.”

Laz tiplemesi, “ağzı kalabalık, karşısındakine konuşma fırsatı vermeyen” bir tiplemedir. Laz, bu özelliğinden hiç vazgeçmez, vazgeçirilmez ve hep insanları kendisine güldürür. Ona gülünmesinin gerçek nedeni sadece “ağzı kalabalık” oluşu mudur? Hayır. Ancak Kukla, Karagöz, Meddah ve Ortaoyunu’nda rolü bellidir. “Kendini bilmez ve aynı zamanda da zayıf durumdadır.” Bunun sonucunda da alay konusu olup, aşağılanması kaçınılmazdır. Bu görüşü, İslâm Ansiklopedisi de paylaşmaktadır: “Türk atasözleri ve Karagöz oyunları çok zaman Lazları alay mevzuu olarak ele alırlar.”

Dr. Sokullu, “gülünçlemenin aşağılama, küçültme gibi bir amaçla yapılmadığını” belirtme ihtiyacı hissediyorsa da, “Yöresel halk temsilcilerinin beşeri zaafından çok tipik soy özelliklerinin karikatürleştirildiğini” de belirtmektedir.

Dr. Sokullu, “Tipik soy özellikleri” derken “şive, deyiş” özelliklerini kastediyor olmalı.

Kukla, Karagöz, Meddah, Ortaoyunu’nda Lazın kendisine gülünmesini sağlayan nedir? “Acelecilik ve gevezelik gibi belirli kalıplaşmış davranışlar” mı? “Kız’a kiz; amca’ya emice; Tamam’a temem” diyerek “genellikle a’dan sonra u; ı’dan sonra u getirmesi” mi? Yoksa sevdiği kadına tatlı sözler söylemesi gerektiğinde, “Baklava, sarığı burma, kaymaklı ekmek kadaifi...” demesi mi?

Lazın kendisine güldürdüğü ne şivesidir, ne de acele konuşması, Laza gülmelerinin nedeni tiplemede kendisine yüklenen aklı kıtlıktır. Ona yüklenen, Ondan istenen aklı kıt bir tutum sergilemesidir. “Zayıf durumdaki kendini bilmeyen” tiplendirilmesiyle komik duruma düşürülmektedir. Çünkü Lazın kendi istemlerini kullanma gücü yoktur.

Lazlar, Geleneksel Türk Tiyatrosu’nda ve günümüz sözde tiyatro ve TV skeç ve parodilerindeki tiplemelerden çok farklı özelliklere sahiptirler. Nüfus coğrafyası uzmanlarının yaptıkları bilimsel araştırmalara göre; Lazların yoğun olarak yaşadığı Güney-doğu Karadeniz Bölgesi insanların yaşamalarına, üremelerine ve gelişmelerine son derece uygundur

Megrel-Lazlar

ve Abhazya

Yura G. Argun, 1976’da Sohumi’de yayımlanan kitabında şöyle yazıyordu: “Bugün Abhazya’da yaşayan halkların kültürel ve sosyal yaşamlarındaki ortaklık ‘sosyalist kültür yapısı’ndan gelmektedir. Bu halklar, örnek bir ailenin fertleri gibi, birlikte üretip, kardeşçe yaşamaktadırlar.”

Argun’un kitabı, 1990’da “Abhazya’da Yaşam ve Kültür” adıyla Türkçe’ye çevrildi. Önsözünde, Abhaz-Gürcü anlaşmazlığı kastedilerek, şu satırlara yer veriliyordu: “Abhazya’da yaşanan olaylar kardeş iki halkın arasına yapay düşmanlık tohumları saçmıştır. Her şeye karşın Abhaz ve Gürcü halkları bu sorunları aşacaktır.”

Ancak gelişmeler hiç de bu temennideki gibi olmadı. Gürcüler ve Megrel-Lazlar, bugün merkezi çok iyi bilinen, etnik arındırmaya tâbi tutulmalarından önce, Abhazya’nın 535 bin olan toplam nüfusunun etnik bileşimi 97 bin Abhaz, 55 bin Gürcü, 155 bin Megrel-Laz, 23 bin Svan, 76 bin Rus, 77 bin Ermeni, 15 bin Ukraynalı, 18 bin Tatar-Türk şeklindeydi. Bugün ise, Megrel-Laz, Svan ve Gürcü’nün oluşturduğu 150 bin civarındaki kitle Abhazya’dan ayrılmak zorunda bırakıldı.

Evlerinden, işlerinden, komşularından ayrılmak zorunda bırakılan ve komşuları Abhazlara karşı kinle yüklenen; binlerce bireyini bu haksız savaşta kaybeden bu insanlar yıllarca Abhazya’da komşuları Abhazlarla birlikte üretmişler, birlikte yaşamışlardı.

Bugün, Abhazya’da çok kısa bir zaman önce yaşanmış olan kanlı olaylar, en son Çeçenya olayları ışığı altında bizleri vicdan muhasebesi yapmaya ve Lazika Krallığı, Abhazya Krallığı ve Gürcüstan tarihlerini yeniden gözden geçirmeye sevketmektedir. Bizanslılar, Persler, Araplar, Selçuklular, Osmanlılar, Ruslar hep bu coğrafyayı ele geçirmeye çalışmışlar, insanlar hep direnmiş, ama birlik içinde istilacılara mücadele etmişlerdi. Kafkasya’da küçük ulusların varlıklarını sürdürebilmeleri hep kardeşleriyle dayanışarak olmuştur.

Abhazya’da kalıcı bir barışın kardeşler arasında sağlanması, Abhazlar ile Megrel-Lazlar, Gürcüler ve Svanlar arasındaki düşmanlık duygularının bertaraf edilebilmesi için, savaş suçluları hariç, evlerinden ayrılmak zorunda bırakılan 150 bin civarındaki bu insanların ülkeleri olan Abhazya’ya dönebilmeleri gerçekleştirilmelidir. Abhazya’nın statüsü ise, Abhazya Cumhuriyeti ve Gürcüstan Cumhuriyeti arasında yürütülecek görüşmelerle çözümlenebilecek bir sorundur.

Çeçenya pratiği, Abhazya’da sorunların kaynağının Rusya’yı yönetmeye çalışan anlayış olduğunu bir kez daha göstermiştir.