Anasayfa > Birikim Arşiv > 111-112 - Temmuz/Ağustos 1998 > Neden Onların Oksidentalistleri Yok?

Neden Onların Oksidentalistleri Yok?

Süha Ünsal | (Sayı : 111-112 - Temmuz/Ağustos 1998)

Kıvılcımlı’nın

siyasal düşüncesi:

Ümmet, millet, sınıf

Hikmet Kıvılcımlı’nın kuruluşunda yer aldığı son örgüt İşsizlik ve Pahalılıkla Savaş Derneği’dir. Kurucularının kompozisyonuyla bir “ikinci kuva-yı milliye” partisi görünümünde olan dernek 19 Mayıs 1968’de kurulmuştur. Kıvılcımlı, derneğin çalışmalarında kullanılan pankartlara varana kadar bizzat ilgilenmektedir. Her ne kadar, “ustanın tekrarına” dayalı bir geleneğin içinde özgün bir tezle ortaya çıkmışsa da, içinde yer aldığı, TKP sonrası siyasal örgütlenmelerde hep tek adam olarak görünmektedir. İPSD’nin 30 Kasım 1968’de düzenlenen Bayezid yürüyüşünde açılan bir pankartta ve miting bildirilerinde bir hadis yeralmaktadır: “İşsizlik ümmül habaistir.” Simgelere özel bir önem atfeden Kıvılcımlı’nın 1954’te kurduğu Vatan Partisi’nin de resmî kuruluş tarihi 29 Ekim’dir. Tüzüğünde aynı hadisin de yer aldığı Vatan Partisi’nin kuruluşunu Hikmet Kıvılcımlı şöyle aktarmaktadır.

“Korku, hiçbir hastalığa ilaç değildir. Bilâkis, her illetin başı korkudur. Vatan aşkını söylemekten korkar hale gelmektense, ölmek daha iyidir. Mustafa Kemal diyor ki:

‘... Ey Türk İstikbâlinin evlâdı! İşte bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır.’

Vatan Partisi, kulaklarında bu ögüt çınlayarak doğdu” (H. Kıvılcımlı, Kuva-yı Milliyetçiliğimiz, 1957: 5).

Kıvılcımlı, çocukluk ve gençliğinde milliyetçi ve İslâmî bir eğitim almıştır. 1919’da İzmir’in Yunan birlikleri tarafından işgâl edilmesinin ardından Kuva-yı Milliye çetelerine katılan Kıvılcımlı, İşgâl İstanbul’unda Askerî Tıbbiye öğrenciliği sırasında, önce Türk Ocakları’nda, ardından Aydınlık dergisi çevresinde komünist hareket içinde bulundu.

Sol düşüncelerle Tıbbiye Kütüphanesi’nde okuduğu L’Humanite aracılığıyla tanıştı. “Tıbbiye Mescidi’nin imamı arkasındaki tek sadık cemaat” olan Kıvılcımlı, “sabahlara kadar kıldığı namazlar”dan birinde “Kul Ya Eyyühel-kafirune sûresinden materyalizme” atladı.

Kıvılcımlı sol düşüncelerle tanışmadan önce, Avrupa’dan (özellikle Almanya’da) öğrenim gören bir grup öğrenci vatanlarının içine düştüğü uçurumdan kurtarılmasını sağlamak saikiyle (M. Tunçay, Türkiye’de Sol Akımlar, 1978: 294) İstanbul’a dönmüşler ve bir örgütlenme faaliyetine başlamışlardı. Kıvılcımlı da kısa süre sonra bu grupla ilişki kurmuştur. Kıvılcımlı komünist harekete katılmasının ardından, 30 yıl boyunca Türkiye’deki komünist hareketin tek adamı olan Şefik Hüsnü grubu içinde yer almış ve 1925’ten itibaren de yönetici olarak TKP’de çalışmıştır.

Kıvılcımlı, Türkiye komünist hareketinde en çok yazan kişilerden biridir. Yayımlanmış ve yayımlanmamış yüzlerce çalışmasından geriye kalanlar bugün Hollanda’daki Sosyal Tarih Enstitüsü arşivlerinde bulunmaktadır.

Kıvılcımlı’nın binlerce sayfayı bulan siyasal ve teorik çalışmalarında, yer yer milliyetçi ve İslâmî motiflerle bezenmiş kalkınmacı bir sosyalizm anlayışı öne çıkar.

Kıvılcımlı’nın siyasal ve teorik çalışmalarını, ara dönemleri ihmal etmek kaydıyla, birbirinin içine geçmiş başlıca üç dönemde toplamak mümkündür. 1936’da TKP’nin likidasyonu kararına kadar olan ve kabaca Leninist-Stalinist olarak adlandırabileceğimiz gençlik dönemi, 1939-1950 yılları arasındaki uzun mahkûmiyet dönemindeki kopuş ve Vatan Partisi’nden başlayarak 12 Mart Darbesi’ne kadar giden ve Kıvılcımlı’nın siyasal düşüncesinin bütün özelliklerini taşıyan son dönem.

Kıvılcımlı’nın, ilk ürününü, 1953’te, İstanbul’un 500. Fetih Yıldönümü’nde yayımladığı Fetih ve Medeniyet, Bir Tarih Tezinin Işığı Altında: İstanbul’un Fethi adlı kısa çalışmasıyla verdiği “Tarih Tezi”, kendisini aynı zamanda hem özgün hem de yerli bir düşünce adamı haline getirmektedir. Tezi’nin kavramlarını ayrıntılı olarak açıkladığı, Tarih Devrim Sosyalizm’in temel kaynağı Engels’in Ailenin Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni adlı çalışması ve bunun aracılığıyla da Morgan’ın Eski Toplum araştırmasıdır. Kıvılcımlı, Morgan’ın “vahşet”, “barbarlık” ve “uygarlık” kategorilerini olduğu gibi alarak, buradan kendi tezini anahtar kavramlarına varır: “Tarihsel Devrim” ve “Sosyal Devrim”.

“Tarihsel Devrim”, “Yeni Coğrafya ve Teknik üretici güçlerine gebe bir ülkede yaşayan; Yukarı Barbarlık Konağı seviyesine değin yükselmiş KENT (Cite)’den çıkan barbarlar ise: eski yıkılmış medeniyetin yerine yepyeni orijinal bir medeniyet” (Kıvılcımlı, Tarih Tezi, 1974; 51) kurmalarıdır. “Tez’in bir ölçüde olan kavramlarını burada ayrıntılarıyla açıklamak mümkün değil. Ancak bu tarih çalışmaları, uygarlıkların kuruluş ve yıkılışlarıyla ilgili genel bir teorik çerçeve oluşturmasının yanısıra Türkiye’nin sosyal ve ekonomik yapısının açıklanmasına yönelik bir özel tarih (Osmanlı) araştırmasıdır da.

Osmanlı toplumsal ve ekonomik yapısını “tez”inin bütünlüğü içinde açıklamaya çalışan Kıvılcımlı’nın en çok itibar ettiği kaynaklardan biri de İbn-i Haldun’un “Mukaddime”sidir. Ayrıca bu geleneğin takipçisi olarak değerlendirdiği Hacı Halife, Naima, Neşri gibi “tarihçilere” ve orijinal Osmanlı belgelerine sık sık başvurur.

Uygarlıkların “yukarı barbarlık aşamasındaki” topluluklar tarafından yıkılışlarını “tarihsel devrim”, orta barbarlık aşamasındaki” topluluklar tarafından yıkılışlarını “rönesans” terimleriyle açıklayan Kıvılcımlı’ya göre, Moğollar’ın Çin uygarlığını ve Türklerin Bizans uygarlığını yıkarak gerçekleştirdikleri “tarihsel devrimler” arasında üçüncü bir tip uygarlık (üçüncü bir tip tarihsel devrim) doğmuştu: İslâm. Osmanlı’nın Bizans’ı yıkmasının ise hem İslâm hem de Batı rönesansını kışkırttığını düşünen Kıvılcımlı’nın çözümlemeleri çoğu zaman karmaşık ve çelişkili de olsa, kendisi bu “tez”in ışığında Türkiye’nin orijinalitesini de açıklayabilecek bir teorik çerçeve kurmayı başarır.

Buna göre, Bizans’ın ve Osmanlı’nın, Kıvılcımlı’nın deyimiyle “antika uygarlıkların” devamı olan Türkiye’nin, benzeri olmayan bir durumu vardır. “Türkiye’nin Teorik Devrim Orijinalliği” dediği bu duruma göre Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılışı Türkiye’deki son “tarihsel devrim”dir. Ancak bu son “tarihsel devrimi” yaparken de bunu bir “sosyal devrim”le biraraya getirmiştir ki, bu durum içinden çıkılamaz bir dizi sorunu da beraberinde getirmiştir. Yine Kıvılcımlı’nın terimleriyle söylersek “Türkiye’nin devrimi: melezdir. Antika devrimle modern devrimin karmasıdır.”

Kıvılcımlı’nın çalışmaları incelendiğinde “tarihsel devrim” yapma yeteneğine sahip olan “barbar” özelliklerini ordunun taşımakta olduğunu düşündüğü görülür.

1970 sonu ve 1971 başından itibaren, yani “son”un başlangıcında Kıvılcımlı’nın metinlerinde “sınıf” vurgusu daha ön plana çıkmaya başlamıştır; ancak yine de, o dönemde ısrarla üzerinde durduğu “proletarya partisi” için 1954’te kurduğu sol-milliyetçi partisi Vatan Partisi’nin programını önermektedir.

Vatan Partisi, programı ve partinin diğer belgeleriyle birlikte tipik bir korporatist parti niteliğindedir. Kıvılcımlı’nın Vatan Partisi adına İstanbul Üniversitesi’nin bir araştırması için hazırladığı ve 1960 yılında Suat Şükrü Kundakçı’nın adıyla yayımlayarak MBK üyelerine de dağıttırdığı “Anayasa” metni partinin en ilginç metinlerinden biridir.

Metinde, memurların seçimle göreve gelmeleri ve geri alınabilmeleri gibi Manifesto’yu andıran maddelerin yanısıra, “Halk Âyanı” dediği senato için mesleki temsil sisteminin yanısıra, gelir gruplarına göre belirlenmiş bir temsil sistemini getiren maddeler bulunmaktadır. Söz konusu metin, alkollü içki satan yerlerin açılmasını yasaklayan; dilencilere, sarhoşlara ve işsizlik sigortası dışında kalan sürekli muhtaçlara seçme hakkı tanımayan maddelerinde iyiden iyiye faşizan bir renge bürünmektedir.

Parti katıldığı 1957 seçimlerinde, seçimlerden sonra parti hakkında hem “komünizm propagandası” hem de “dini siyasete alet etmekten” dava açılmasına neden olacak kadar sık olarak İslâmî motifler de kullanmıştır.

27 Mayıs darbecilerini “Eskiden ‘Millet Vekili’ adını alan sözde seçilmişler, hem kimseyi dinlemeye tenezzül etmeyecek kadar derebeyi idiler, hem bile bile lâdes oynayan keyif sahibi kumarbazlardı. Ne onların millete, ne milletin onlara bir diyeceği kalmamış idi... Siz onlardan değilsiniz. Siz millet hayatının yüzlerce yılında bir görünen güçlü HAKEMsiniz. Teker kişi olarak – Arabın ‘Halitatülhatâven-nisyan’ (yanlışlıklar ve unutkanlıklar karşılığı) dediği birer insan olabilirsiniz. Ama KOMİTE olarak –halkdilindeki kutlu ‘ÜÇLER’, ‘YEDİLER’, ‘KIRKLAR’ gibi- ‘OTUZSEKİZLER’ adı ile tarihe geçecek işler yapmaya çağrılı evliyalarsınız” diye niteleyen Kıvılcımlı darbeyi “Tarihimizde daima kuvvetle çarpan kalbimizin; yiğit Ordumuzun kötülüğe başeğdirişini huşûla selâmlarım.

İkinci Kuva-yı Milliye kazânız kutlu olsun.

Gerçek demokraside Allah yanıltmasın” diye selamlar.

1965’te, Milli Birlik Komitesi’ne yazdığı Açık Mektubu’nu, yayımladığı kitaba verdiği isim Kıvılcımlı’nın TKP’den kopuşundan sonraki siyasal mücadelesinin adını koyar: İkinci Kuva-yı Milliyeciliğimiz.

12 Mart Darbesi’nin ardından yurt dışına kaçan ve ağır hastalığına rağmen, eski, partili arkadaşları tarafından “sosyalist” ülkelerin kapılarından çevrilen Kıvılcımlı, ölüm döşeğinden Sıkıyönetim Mahkemesi’nde yazdığı mektubunda, memleketine ne denli güçlü bağlarla bağlı olduğunu tek cümleyle ifade eder:

“Ben Varna kıyılarında kedi miyavlamaları arasında memleket hasreti çekecek adam değilim. Bekleyin, geliyorum.”

SÜHA ÜNSAL