Anasayfa > Birikim Arşiv > 103 - Kasım 1997 > Bütün Mümkünlerin Kıyısında...

Bütün Mümkünlerin Kıyısında...

Sezai Sarıoğlu | (Sayı : 103 - Kasım 1997)

Zaman m? değil zaman.

Akan zaman değil mesafelerdir.

(...)

Biz yeni bir hayatn acemileriyiz/ Bütün bildiklerimiz yeniden

biçimleniyor/ Şiirimiz, aşkmz yeniden/ Son kötü günleri yaşyoruz

belki/ İlk güzel günleri de yaşarz belki/ Kekre bir şey var bu havada/

Geçmişle gelecek arasnda/ Acyla sevinç arasnda/ Öfkeyle bağş arasnda

(...)

Biz krldk daha da krlrz

Kimse dokunamaz bizim suçsuzluğumuza

Cemal Süreya

Amansz güceniklerin, el ele tutuşa tutuşa bir orman yangn gibi sahiden ve yeniden biraraya gelmelerinin, söylemelerinin ve eylemelerinin bir öyküsü/tarihi var(d). Bu öykü, salt politik/pratik bir öykü değil(di). Bu nedenle, ÖDP'nin kuruluşundan bu yana geçen sürede biriktirdiklerimizi “salt politik bir muhasebe” olarak ele almak eksiklik(ti). Her politik organizasyon gibi ÖDP'nin de, henüz tarih olmamş iki yllk zaman, politik bir zeminden de muhasebe etmesi gerekiyor(du). Azken çokluğa, çokken, öteki kalabalklara yürümek, kendilerini “birlik memuru” görenler için skntl politik sorunlarn yaşanacağ işin ve düşün başnda biliniyordu. Çünkü, sevgiden, aşktan caymadan, ne ki politikann kendi iç “tuhaflklarn” da bilerek “bütün renklerin seviştiği yepyeni bir hat”tn oluşturulmas kolay değil(di)... İki yllk kuş hzyla geçen süre, yeni sosyalizm anlayşnn kavramda ve yöntemde içselleştirilmesi, uzun bir durgunluktan ve çürümeden sonra yeniden politika yapabilmenin marifetinin gösterilebilmesi, hayatmza yeni giren kavramlarla, onlarn karşlklaryla (ekoloji, çevre, insan haklar, vicdani retçilik, aznlk, birey, sivil itaatsizlik, politik İslâm vs...) organik ilişkilenme, Kürt sorunu ve barş bahsinde tarihin vicdanna geçecek bir tutumun kotarlmas ve nihayet kapitalizmi aşma iddiasnn, bütün inceliklerini gösterebilmek gibi daha nice başlk altnda değerlendirilebilir(di)...

Öncesini ve son iki yl, içeriden yaşayanlarn, an’lar ve süreç’leri dşardan ikinci bir göz olarak değerlendirebilmeleri, eleştirebilmeleri oldukça zahmetli bir iş(ti)... Müşgülgelsin, demek gerekiyor(du)...

ÖDP’yi değerlendirmek, an’da ve süreçte, eş zamanl olarak “anlardan içeriye girmek”(ti). Bu nedenle, “kaç türlü girilir anlardan içeriye?” diye sorarak başlamak yerinde olabilir(di). Zamann, tarihin, dünyann iç çekişi, admlarn ve hayatn, insann içinin ve dşnn yeniden tanmlanp üretilmesi, gülücüklerin özsuyunun çoğalmas, renklerin ve kokularn yeniden tarifi ve tasnifi gibi çetrefil meseleler arasnda “anlardan içeriye girmek” ve yaşanan süreci “güzellemek” kadar, baz temel itirazlar yapmak gerekiyor(du)...

ÖDP’nin içerdiği moral, insanî ve politik toplam; sradan ve/veya kahramanca yaşanmş aclarn aşlmasnn ilgi toplamas ve anlamlandrlmas değil, öte’sinde bir hal(di)... Aclarn ilgi topladğ, ac/dram kültürünün/kültünün sol hayatlarda içkin olduğu bir tarihten gelenler için bir başka şey yapmak, şaşrmak ve şaşrtmak gerekiyor(du)... Yeni yüzümüze, yeni ayaklarmza, yeni bildirilerimize, yeni pankartlarmza taşnmalydk. Ve en önemlisi de, aşk’a, devrime ve sosyalizme yeni yorumlar getirmeliydik. Ayn masal tersten yaşamaya, esastan ve usûlden itirazmz var(d). Özlemin rengi pas tutmamşt ve aşkn işine karşlmazd. Ezberimizi bozan bir kurgu olarak ÖDP’nin bizi şaşrtmas, yeryüzü dalgnlarnn tekrar “eşyann ve insann kardeşliğine” sğnmas doğal(d). Nereden baksak hayat, bizi bize yaklaştryordu... Nereden baksak, hayat bizi kendine yaklaştryordu...

Alşkanlklarn gücü, bilinçaltnda biriktirdiklerimiz, hatralarn bile hiyerarşik anlatldğ bir resmî tarihten geliyorduk. Geçmişin teorik/pratik tutuculuklarnn aşndğ, aşlmaya yüz tuttuğu her yerde, sosyolojik ve kültürel bir olgu olarak “grup aidiyetleri” (kollektif tutuculuklar) dün de bugün de “solumuzu kesiyor”(du)... Dahas, yeni aşina olduğumuz durum, aşkn ve özgürlüğün “ilk yardm bilgileriyle” aşlacak gibi değil(di)... Sol krlr, yen içinde kalr, idare-i maslahatçlğ “iyi kalpli bir kötülük olarak”, en çok yüz–göz olduğumuz kabahatlerimizden biri olarak sürüyor(du)...

Uzun bir zaman diliminden beri, işlevsiz kalan ve “tekaüt”e çkmas beklenen “biz”lerin, “işaret parmağn yitirdiği için yllar yl parmak kaldr(a)mayan”larn yeniden hayata dahil olmas için Özgürlük ve Dayanşma sözcüklerinin, parola ve işaret olmas önemliydi. Kimine göre bu proje, Eylül’den sonra ilk onbire giremeyen “hayal krklğ karmas”nn, yeniden hayata dönmesiydi ve “ağzlarndan düş tutsalar” yeni bir tarih oluşturamazlard...

Eylül ve “Sonbahar belki de belki de hüznün özgül ağrlğ”yd...

Bütün insanî ve evrensel yenilgiler gibi alaturka muhaliflerin yenilgileri ve yanlglar da klasikti, ama başlangç klasik gibi tnlamyordu. Kimsenin dilinde “ezel ve ebed rehberleri” uçuşmuyordu... Teorinin ve pratiğin altndan çok sular akmşt! Hayat nice hikmetler biriktirmişti! Aşkn sözünden çkmamaya kararlydlar... Herkes kendini bir zarfa koyup diğerine gönderiyordu... Öğrendiklerimizin tekrar öğrenilmesi, unuttuklarmzn anmsanmas önemliydi. Kazandklarmzn tekrar kazanlmas, kaybettiklerimizden ders çkarlmas ve iki binli yllara, “tk” diye solo ve koro aşklar eşliğinde fasllarla girme projesi, boşluğun kuşlarla hafiflemesi gibi bir şeydi...

“İyiliğin üzerine yağmur uğramad” yllarndan sonra, “mahsusçuktan çekip gidenler”, “birkaç yllğna ölenler” sahiden geri dönüyorlard...

Kötü biten gazel, güzel başlamak üzereydi...

Müzik... Korosolo fasl... Yakndan gazel okumak serbest(ti)...

Tarih; “Binlerce çocuk/Siyah–beyaz bir kuşak,/Ötelerden akar sessizce” diyerek lirik bir şiiri dudağmzn taşrasna iliştiriyordu...

Geçmişte, herbiri dargnlar, “düşman” olan kahramanlar barşyor(muy)du. Arkadaş olmak yetmiyordu canciğer arkadaş olmak gerekiyordu. Birlikte hem tarihe ve coğrafyaya geçmenin teorisi ve pratiği oluşturulmal(yd)... “İnadna Aşk”tan en çok söz eden bir parti, yeni bir zaman, mesafe bilgisi ve bilinciyle; koro halde; “Yoksuluz, gecelerimiz çok ksa/Dörtnala sevişmek lazm” dizelerini devralarak süreci an içinde, an’ süreç içinde, toplumsal özgürlükçü pratiğe çevirecekti...

ÖDP, politikann ve ideolojinin, “din yan”nn gitmesi olarak da kurgulandğ işin amentüsüydü... Gelinen noktada, aşnann, aşlann, sönümlenenin yansra, devasa tutuculuk olarak sürüp gidenlerin neler olduğunu açğa çkarmak önemli(ydi)... “Rastgele” değil “Rastgide” sözcüğüyle düşbaş yapmak gerekiyor(du)... Hem konuşuyor, hem yürüyor, hem de özgürlüğün ve aşkn altn ortak tarihlerimizle çiziyorduk...

Çkmazn güzelliği olarak kurulan ÖDP, ilk elden bir “ezber bozma” olayyd. Bir çiçek yolumu(zu), solumuzu kesmiş ve bütün ezberimizi bozmuştu! Solun yerel ve evrensel resmi tarihlerinden edindiğimiz ezberlerin hayat uzun zamandr karşlamadğ bir tarihsel evrede ÖDP, ezberimizi bozan bir güzellik olarak tarihen ve siyaseten zuhur etmişti... Sözcüğün politik, felsefi ve bütün anlamlaryla efsunlandğmz söylenebilirdi... Ne ki, dşmza vurmasak da, içimizde “illegal bir kuşku” vard. “İkinci yeni” yerine “ikinci eski”yi mi kuruyorduk? Taze bir parti ile yeni bir parti arasnda gidip gelen kayglarmzn hayatta karşlğ vard.. Yeni denen her şeyin eski, eski denen baz şeylerin yeni olduğu zaman diliminde, yeni “bakma ve görme biçimi” ile, dünyay yorumlama ve değiştirme ilişkisini estetik bir temelde kuracaktk. Ama nasl?

“Sordular. Sorular benim insanlarmdr?” demeye getiriyorduk...

Anonim bir mükemmeliyet içinde, anonim bir yanlgy m örgütlüyorduk?

Bir şairin, “Dostoyevski’yi okudum o gün bu gün huzurum yok” dediği gibi, partiyi henüz iki yl önce kurmuştuk... O gün bugün huzurumuz yoktu!.

Ama bir tatl huzur almaya da gelmiştik ÖDP’ye... Mazi içimizde bir yarayd ve Kalamş’tan değil, her yerden, hep beraber, yan yana geliyorduk... Tutuşa tutuşa, bir orman yangn gibi geliyorduk...

“Sevmek ne uzun kelime”ydi... Birbirimizden hoşlandğmz ve hoşlanmadğmz yanlar vard. Geçmiş zaman içinde, “Küçüktüm ufacktm, düş oynadm acktm” dönemlerinde Hissesiz Harikalar Kumpanyas’ndan paymza hisseli düşler/düşüşler düşmüştü. Hissesiz Harikalar Kumpanyas’nda, kişi başna düşen gayrisafi özgürlükten pay alamayan eski tarz bir “biz”mi olacaktk? Birbirimize ve topluma yabanclaşmadan, hem arkadaş, hem yoldaş hayatlar ihya ederek partileşmek, sevmek gibi ne uzun kelime’ydi...

Muhtelif muhalifler kendilerine “romantik tnlayan”, kimliği aşk olan bir çkş noktas bulmuşlard: ÖDP.Sol hendese, büyük ylk” döneminden sonra, sola bağmszlğn, yeni bir tarz kazandracak, kendi küllerinden yeniden oluşacak bir çkş noktas önemsenmeliydi. Sadece ayağa kalkmak değil, solu, kitlesel bir siyasetle tekrar “insan içine çkarmak” için, hem modern hem muhalif, hem muhalif hem devrimci–sosyalist yeni araçlar yaratmak kolay olmasa gerekti...

“Ki şekli bozulmasn diye Akdeniz’in” msralarnn tersine, özde ve biçimde solun geleneksel yaplarnn şeklinin bozulmas, yepyeni “Ben” ve “biz”lerin, yürürlükte olmas gerekiyordu... İnadna gerekiyordu... Aşk ile gerekiyordu... Parola, inat, srar ve aşk olarak tnlyordu...

ÖDP’yi “mecburi iskan”, olarak imgeleştirmek de mümkündü! “Sğnacak bir yer kalmad/Chagall’daki eşeğin gözünden başka”, dizesinde olduğu gibi, işsiz, düşsüz ve mekânsz kalp, kapağ Özgürlük ve Dayanşma imgelerine mi atmştk? Aşkmzn ikinci yarsnda kurduğumuz parti, “beklemeli öğrencilerin”, Eylül 12’de hayat bilgisi ve hayal bilgisi dersinden zorunlu ayrlanlarn, “snfa ceplerinde kuş getirdikleri için”, uzun bir zaman maddi, manevi, fiziki cezalandrlanlarn “mecburi ve meccani” iskan myd?... Yoksa gönüllü bir iskann, özgürce srar ve inad myd?...

Pek çok iltifata mazhar olmasnn yansra, pek çok, “siyasal bedduaya”da marûz kalnmşt. “İki din var: siyah ve beyaz” diyenler, onu, gül ile bülbülün serenad yaptğ Aşiyan, “süslü bir sol günah” olarak görüyorlard...

Çkştaki esbab– mucibe’lere bakarak, işimizin kyamet kadar zor olacağ belliydi: emeğin, özgürlüğün, barşn, kardeşliğin, adaletin, dürüstlüğün, içtenliğin, katlmclğn, savaş karştlğnn, doğruluğun, dayanşmann, inadn, eşitliğin, kadnlarn, hoşgörünün, paylaşmann, çeşitliliğin, farkllğn, üretkenliğin, sözünde durmann, akln, çok sesliliğin, beraberliğin, düşünenlerin, direnmenin, dostluğun, mücadelenin, sivil itaatsizliğin, yaratclğn, tartşmann, yeşilin, kendini iyi hissetmenin, çok kültürlülüğün, bireyleşmenin, beraber olmann, hayal gücünün, umudun, özgüvenin, şeffaflğn, ferahlğn, vefann, alçak gönüllülüğün, çözüm üretmenin, ezilen halklarn, eylemliliğin, diyalogun, söz ve karar hakknn, renklerin, şiirin, bağmszlğn, laikliğin, cinsiyetçi olmayanlarn, arkadaşna dokundurtmayanlarn, çocuklarn, fabrikalarn, demokrasinin, yarnn, vicdan özgürlüğünün, evrenselliğin, erkeklerin, basn özgürlüğünün, yaşama hakknn, vicdani red isteyenlerin, mor kurdele takanlarn, insanlarn, hayvan dostlarnn, anti şovenizmin, bilimin, sözü kesilmiş olanlarn, sokağn, dşlanmşlarn, cesaretin, muhalif olmann, sevincin, bilginin, pas etmemenin, çoğulculuğun, şiddet karştlarnn, sosyalistlerin, yaknlar kaybedilenlerin, sanatn, tembellik hakknn, mizahn, mazlumlarn, iş ve ekmeğin, paraszlarn, aşkn ve devrimin partisi: Özgürlük ve Dayanşma...

Olacaktk...

Olacaktk...

Olacaktk...

MEVSİM SOLBAHAR, KONUMUZ AŞK VE ÖDP...

Kehanet 1985

“Lokman şair senin hayatn/Yedi krlangcn hayat kadar Altsn ard ardna yaşadn/Bir krlangcn daha var”

Cemal Süreya

“Üç yl önce çok karamsardm. Kendime bir ömür uzunluğu biçmiştim. O şiir o’dur. Bunun için Lokman Hekim söylencesinden çkş yaptm. Lokman Hekim’e uzun ömür verilmiş. Ve bunu kendisinin saptamas istenmişti. O da çok yaşayan bir kuşun, kartaln yaşama süresini temel almş. Kartaln seksen yl yaşadğ varsaylyormuş o çağda. Lokman Hekim yedi kartaln hayatn ard ardna yaşamş. 7 x 80 = 560. Beş yüz altmş yl yaşamş. Ben de kendime krlangc seçmiştim. Yedi krlangcn hayatn ard ardna yaşamalydm. Biliyorsun krlangç dokuz yl yaşar... Gerisini hesapla işte.”

Cemal Süreya, Enver Ercan’la,

9 Mays 1988 tarihli söyleşi

Bir kuruluşa tarih düşmek ve/veya ömür biçmek bir gelenekti(r)...

ÖDP kuruluş şenliğinden sonra Demokrasi gazetesine yazdğm yazda sosyalistlerin, muhaliflerin “birlik yapacağna dair ilk kehanetin” 1996 Şubat’nda gerçekleştiğini, kalc bir partileşme için “yarm krlangç ömrü” gerektiğini yazmştm. ÖDP’de yan yana gelen “ben” ve “biz”ler, 2000 ylna kadar, kendi özgül ağrlklarndan daha büyük ve organik bir üst oluşum gerçekleştirmeliydi...

“Nasipsiz terzi”ler olmay aşmak gerekiyordu...

Aradan henüz iki insan yl geçti. İnsan ömrüne, tarihsel süreçlere göre küçük bir zaman dilimi(ydi)... Bir krlangca göre ise uzun bir ömür(dü)...

Elde var’lara ve elde yok’lara bakldğnda, – “vesayet” sözcüğüyle özetleyebileceğimiz baz tuhaflklarmzn ve baz ‘srlarmzn’ baki kalmas koşuluyla– hal ve gidiş’in hiç de fena olmadğ belirtik olarak söylenebilir...

Aşkta havalar iyi, bile denebilir...

İş bu iki yl, aşk doğudan batya taşmakla geçti denebilir...

İş bu iki yl, aşk taşraya taşmakla geçti denebilir...

Aşkta havalar fena değil, denebilir...

İş bu iki yl, siyaseti tenhalktan çkarmakla geçti denebilir...

İş bu iki aşk yl; pankartlarn, sözcüklerin ve birbirimizin tozunu almakla, saha içinde ve saha kenarnda “snmakla” geçti denebilir...

KUŞLAR İYİ ÇOCUKLAR PEKİYİ, BAŞLAMAK YILDIZLI PEKİYİ

“Ne demiş uçurumda açan çiçek/Yurdumsun ey uçurum”

Cemal Süreya

Başlamak ne kadar güçtür, ne kadar incelikli’dir... Kimler yoktu ki... O zamanlar çok tenhaydk. Çok eski kalabalklarmzla övünüyorduk... “İçimizde birbiriyle konuşan yaprak bolluğu/Yalnzlk bir başna kalmştr” demeye (mi) getiriyorduk! Güzelliğin, aşkn, inadn ve srarn içini doldurmak için, “geçmiş kalabalklarmz, şimdiki tenhalklarmz” kuşanarak bir araya gelmiştik... Çok sonraki bir gülüşün, çok önceki bir hüznün başlangc olmak önemliydi...

Uzun zaman olmad. İki su yl, iki aşk ve inat yl, iki srar yl geldi geçti... Ne ki; “her şeyi bir açklama vakti” var(d)... Her tutarllk ve her tutarszlk için tarih düşmenin vakti var(d)... Saylarn, görünenlerin, üstümüze başmza sinmiş “parltlarn” üstünde durmuyorum... İki aşk yl boyunca, koştum, “bulank baktm”, kendimi ve ötekini yeniden tanmlamaya çalştm denilebir(di)...

Bir hülasa yapmak gerekirse; ne varsa kendiliğindendi...

Bir hülasa yapmak gerekirse; aklmz ayaklarmza koyduk, aşk ile içimizden dşmza yürüdük...

Daha dün gibiydi... Tad damağmzda bir hatrayd... Kuruluş şenliğinin coşkusunu, denize srtmz dönmeyip “birbirimize kaçtğmz” tarihe iz düştüğümüz günü anmsatmak istiyorum... Aradan yaklaşk iki yl geçti... Elde varlar olduğu kadar, elde yoklar toplamak gerekiyor...

Bir hülasa yapmak gerekirse; “Ksaca söyleyeyim anlamak yordu beni”...

Henüz tarih olmamş ksa bir zaman diliminden söz ediyoruz. Şimdiki zamanda varlğn sürdüren özel bir süreçten dem vuruyoruz. Hatra olan ama tarih olmayan, hareket halindeki her şeyi değerlendirmek, yaşanmş ama yaşlanmamş olgulara bakarak soyutlamalar, çkarsamalar yapmak öyle zor, öyle zor ki...

Bir hülasa yapmak gerekirse: Tarih değil, göz değil, eskimiş krmznn bahaneleri, zamane taassubu “yordu” beni...

Biriktirilenlerin değerlendirilmesi, geleceğe ilişkin baz ipuçlarnn çkarlmas önemli(ydi)... Bunun için içeriden bir göz olmak, hem avantaj hem de dezavantajd... Olup bitenlere ve/veya bitmeyenlere ikinci, üçüncü göz olarak bakmak için içerikte, yöntemde, görme biçiminde hata yapmamay başarmak gerekiyor(du)...

Bir hülasa yapmak gerekirse; iki düş yl, yeniden yorumladğmz içimizdeki krmzya “çok yaşa” demekle geçti...

ÖDP, “bilmemizin bir başlangc”yd...

PARTİ KÜÇÜK BOYLU BİR DEVLET MİDİR?

İçinden bir şey tut dendiğinde en çok aşk tutardk/İçimizin srrn dşmz, dşmzn srrn içimiz hiç bilmezdi/Unutup giderdi kötü aşklar ve kötü aşklar gibi/Afişlemelerde, yazlamalarda ve hatta kuşlamalarda/Gözgöze gelince o ismi lazm değil, bir pankartn imlãs kz ile/Göze geldiğimizi, çatkap ve doğaçlama aşk olduğumuzu zannederdik/Lãkin mevcutlu götürülüp, iki gözüm önüme aksn ki aşk değiliz, diye ifadeler verirdik.../Yine de biz, içinden bir şey tut dendiğinde en çok aşk tutardk”...

Geleneksel olandan yola çkarak söylemek gerekirse, her partinin bir ucu devlet bir ucu yabanclaşma(yd)! Ya da her partinin, içi devlet dş muhalif bir süs(tü)!.. Sosyalizm ve toplumsal mücadeleler tarihi, değişik snflarn, ezen ve ezilenlerin, araç/amaç ilişkilerinin tarihi olarak temize çekilebilir, özetlenebilirdi. “Yeni” kavram etrafndaki her şeyin teoriden, politikaya kadar oluşturulmas yerel/evrensel bir süreçti, ama “hemen şimdi” diyerek muhalif bir “besmeleyle” işe başlamak gerekiyor(du). Aracn ve amacn, ben ve biz’in devlete göre kurgulandğ bir sosyalizm anlayş, devleti günü gelince trnak içine alarak kapitalizmi aşma şansn gösteremiyordu... Partinin devletle özdeşleşmesinin, onu taklit etmesinin, “örgüt teorilerimiz” olduğu, geçmişi belirlediği savlanabilir(di). Özel mülkiyetin neden ve sonuçlarn aşmak üzere, alternatif olarak şekillenen eski örgüt biçimlerinin, araçlarn aşlmas gerekiyordu. Amacn araca dönüştürüldüğü bir tarihten geliyorduk... Özgürlük ve Dayanşma adl oluşum, ilk tahlilde ve son tahlilde “devlet” olmak yazgsndan nasl kurtulacakt! Partidevlet geleneği yerine, teorinin tarihindeki “biçimde benzeyen, özde benzemeyen”, gerekçeli zararlar aşarak, nasl bir araç, nasl bir ilişkiler bütünü oluşturulacakt?

ÖDP, büyük bir iddiayla ortaya çkmşt...

Bu iddiay gdğndan öpmek ve sözün bütün anlamlarnn hayatta karşlğn bulmak için “seferberlik ilân etmek” gerekiyordu...

Solcu solunda gerekti...

ÖDP’nin büyük metinlerindeki sözlerle, “devrimin güncelliği” içinde yenilenmenin önünü açan kazanmlarla, bileşenlerin “kollektif bilinci” zaman zaman ve/veya çoğu zaman çelişiyor(du)...

Hülasa yapmak gerekirse; bazen teorinin bazen pratiğin akl karşyordu...

“Ne gelir elimizden insan olmaktan başka”, “İnsani olan hiçbir şey bize yabanc değildir” cümlelerinin cümlemizin elifbas olduğu bir tarihten geliyorduk. Eski zamanlarda, “snf, ezen, ezilen, öteki, birey, insan” gibi kategorileri iyice indirgemiştik. Bu nedenle, Özgürlük ve Dayanşma sözcükleri hem gerçeklik hem de imge olarak, “ben” ve “biz”, “snf” ve “insan”, “ezen ve ezilen”, “insan ve insan”, “insan ve doğa” arasndaki incelikleri yeni bir temelde kurmaya adayd. Toplumun ve bireyin üstünde yer alan, ona yabanclaşan aygtn tersi nasl bir şeydi?.. Tersinden konuşmak kolayd, resmi tarihlerin, “mevcut durum ve vazifelerimiz” şeklindeki özetlenebilecek perspektifleri yerine terspektifler sunmak da kolayd!.. Parti ya da araç, “ben ve biz” arasndaki ilişki ve çelişkilerin özeti olarak da tarif edilebilirdi. Mutlak, felsefenin, teorinin, politikann ve pratiğin “bilirkişisi” biz’lerin, ben’leri (birey) tarih dşna atarak içinden yaraladğ, eskittiği, solo’su olmayan “koro” bir tarihin hem nedeni, hem de sonuçlarydk... Evet, “insan olmak”, “birey olmak” sözcüğün sadece dar/yaln hümanist anlamyla değil, bütün anlamlaryla özgürlük düşünü içeren bir deyim(di)... Aşk sözcüğü, eskiden de bize yabanc değildi. En eskiden de, zaman zaman kaçamak sözcükler olarak hayatmza girerdi. (“Rivayet olunur ki kaçamak bir aşkmş devrim, rivayet olunur ki aşk kaçamak bir devrimmiş!” diye sitemkâr şiirler bile okurduk...) Ne ki, “resmî teoriye göre âşk olmak” geleneğini aşamadğmz da ayan beyan ortadayd... İnsann hallerini, ismin halleri gibi beşe indirgemeyen, tek boyutlu insan reddeden, insan/bireyi sonsuz karmaşas içinde kavrayan bir partiyi, yan yana, içiçe harmanlanarak inşâ etmek, sivil, nesir, özgür hayatlar kurmak ve sonunda Nazm’n “Çok şükür, çok şükür bu günleri de gördüm, ölsem de gam yemem gayrnn resmini çizebilir misin” dizelerindeki mutluluğu yakalayabilmek zahmetli bir iş/düştü... Parti aygt değil insan olmalyd: İnsan Parti... İnsann “partileşmesi”, partinin “insanileşmesi” gibi bir imge her düş için gerekliydi. İnsann nesneleştiği (şeyleştiği), giderek araçsallaştğ bir parti örneğinde, insan kovuluyor ve geriye sadece aygt kalyordu. Bu aygt en iyi ihtimalle bile cehennet’ti... Evrensel ve yerel sosyalizm tarihleri insann aygtlaştğ, aygtn insanileşemediği saysz örneklerle doluydu...

Ve; “Bu bizim en düzenli hareketimiz: Olmak”t... Âşk olmak, özgür olmak, insan olmak, birey olmak, biz olmak... Ama nasl?

“Olmak” sözcüğü, sadece kendi biz’imizi çkş noktas yaparak, kendi geleneğimizin siyasal genlerinden çoğalmay imlemiyordu., imlememeli(ydi)!.. ÖDP’nin düşü, toplumu devletleştirip, devlettoplum kurmay, bireydevlet oluşturmay ve eskiyi yeniden üretmeyi içermiyor(du).

Devrimci bir parti olarak ÖDP’nin kendini kurduğu an ve süreç, sözcüğün geleneksel anlamyla eski tarz sosyalizmin kavram ve kategorilerinden, makro ve mikro iktidar söyleminden/eyleminden oluşmamal(yd). İşbölümü ve düşbölümü elbette gerekliydi. İşbölümü’nü, iktidar anlamnda yürürlüğe soktuğumuzda, özgürlük ve aşk partinin bordasndan denize atlyor, aşk, ahşk’a dönüşüyordu. Parti; hem içine hem de dşna doğru çoğalmasnda, devlet gibi yasama, yürütme ve yarg erki gibi davranmamal(yd). Belki de “iktidar” ile “özgürlüğün” yerini değiştirmek, iktidar özgürlüğün bağlam olarak trnak içine şimdiden almak gerekiyor(du). (Özellikle iç ilişkilerde... İç dünyas sahici olmayanlarn dş dünyas da sahici olamyordu...) Partinin üyeleriyle ve toplumla kurduğu bütün ilişkiler, hiyerarşik bir iktidar ilişkisi değil işbölümünü ve düşbölümünü içeren solo ve koro kollektif ilişkiydi. Makro iktidarn yansra, (devlet, siyasal iktidar vs), toplumun en küçük gözeneklerinde kendini yeniden üreten mikro iktidarlara karş, (bilginin iktidar, erkeğin iktidar, kentlerin iktidar, teknolojinin iktidar,) mücadele etmek gerekiyordu. Bunun anlam, toplumla, kendimizle dikey değil yatay ve işlevli ilişki kurmakt; belki de bu nedenle, “yönetmek ve yönetilmek ayptr, beraber düş görmek serbesttir” dememiz gerekiyordu...

Muhaliflik, ya da devrimcilik, alşkanlklarn gücüne karş mücadele etme sanatyd, alşkanlklarmza karş “ihtilaller yapp”, başka noktadan bakma becerisi kazanmalydk. Belki de parti, aşağdan yukarya, yukardan aşağya değil, yatay, enine bir işbölümüydü. Dünyay enine yürümenin dikbaşllğ...

“İnsan: Mavinin içindeki düşünce!”ydi. Anlamak, anlamlandrmak ve insan açklamak gerekiyordu...

“RENKLERİ TEK BAŞINA ALIRSAN HEPSİ BİRER TARİKAT”...

Yaşanan/yaşanacak en temel sorunlarn başnda, partinin büyük metinlerinde yer alan “çoğulculuk” ilkesinin hayatta nasl karşlk bulduğu geliyor(du). Çoğulculuk, ÖDP’nin kendini tarif ettiği temel özelliklerden biri(ydi). ÖDP, bu sözcüğün siyasal/toplumsal anlamyla özlü bir biçimde tarif edilebilir(di). Ne ki, iki ylda kazanlan bütün mevzilere rağmen, parti hayatnda en aksayan yönlerden birinin bu olduğu söylenebilir(di). Partinin yazl hukuku ile, eski referanslara göre varlğn sürdüren gruplarn yazl olmayan hukuku arasndaki gerilim partinin ayakbağ olarak varlğn sürdürüyor(du).

Hülasa etmek gerekirse; çok eski bir yanlşn, çok eski tek yanl bir şarknn “kabahat” olmaya devam ettiği söylenebilir...

ÖDP içindeki kümelerin varlk nedenleriyle, çoğulculuk ilkesi arasnda doğrudan bir ilişki olduğu çoğu kez es geçiliyor. Unutulan şey, “çoğulculuk” kavramnn siyasal/toplumsal proje oluşudur. Bu temel kavram siyasal hayatmza yeni girmiştir ve henüz sadece “teorik bir gerçeklik” olarak kavranmaktadr. Yani, “elmann teorik olarak yenmesi, aşkn teorik olarak yaşanmas” gibi bir şeydir bu... Bu kavramn içeriğinin özümlenme süreciyle, ÖDP’nin çoğulcu temelde bir oluşmas arasnda eş zamanl, olmazsa olmaz niteliksel ilişki söz konusudur. Zahmetli bir sürece girildiği çok belliydi; salyangozun kabuğunun yllarla değil, saniyelerle kvrlmas, şekillenmesi gibi bir “profesyonel (d)evrimci bir durumla” karş karşyaydk... Çoğulculuğun, partili bireylerde ve biz’lerde içselleşmesi, bir durumdan bir duruma niteliksel sçramayd. Sosyalistler, muhalifler, gecikmiş de olsa bir “vakitbilirlik bilgisiyle” bu ilkeyi hayatlarna sokmuşlar ve iyi de etmişlerdi... Ne ki, bu bilginin bilince, yaşam tarzna dönüşmesinin önünde, eski alşkanlklar, eski grup aidiyetlerinin tutuculuklar sürüyor(du)...

Hülasa etmek gerekirse; eski tarihlerden krpp krpp yeni düş ve aşk yapmaya kalkan arkadaşlarmz olduğu söylenebilir. Bu negatif aşkn, özgürlüğün ve aşkn gücüne gittiği doğrudur...

“Çoğulculuk” kavram, işleyiş ilkesi olmann ötesinde bir toplum projesi(ydi). Çoğulculuk kavramn, “demokratik merkeziyetçilik” dediğimiz işleyiş ilkesine indirgemek yanlgs, ilkenin dşna bakmak ve içini hiç anlamamakla eş anlaml(yd). Bu kavram etrafnda kurulmaya çalşlan yeni ilişki biçimi, her birimizin kendi özgül tarihlerimiz içinde yaşadğmz eski ilişki biçiminden özde ve biçimde farkl(yd). Çoğulculuk kavramnn özü, felsefeden teoriye, teoriden pratiğe kadar, dünyaya ait bilgi, bilinç ve pratiklerin tek bir kümenin tekelinde olmadğ, olamayacağ(yd). Geleneksel bir dille açklarsak, çoğulculuktan anlaşlmas gereken, dünyay yorumlama ve değiştirme fiilinin tek bir muhalif kümenin tekelinde olmadğ, olamayacağ(yd). Bu nedenle, çoğulculuk kavramnn bütün inceliklerini öğrenmek, sonucu başa alma işi(ydi).

Hülasa etmek gerekirse; ÖDP’nin bileşenlerinin herbirinden ve toplamndan daha büyük bir aşk olduğu bilgisinin, bizleri “kârdan zarara soktuğu söylenebilir(di)...

Eski tarihlerin, eski yaşanmşlklarn bugüne, ÖDP’de temsil edilen ilişkilere taşnmas, siyasal, kültürel bir zenginlik(ti). Ne ki, ÖDP içinde biriktirilenlerin tutuculuğa dönüştürülmemesi için, “ÖDP’nin geçiciliği”, “Esas ‘biz’ olmadğ” gibi varsaymlarn aşlmas gerekiyor(du). Böyle alglanmadğnda, bir kümenin ÖDP ile ilişkilerinin organik olamayacağ açk(t). Yeni referanslarla oluşturulmas gereken her küme, ÖDP’yi esas kimlik olarak ele alanlarn oluşturduklar bir toplam, pozitif ilişki biçimi olmal(yd). Bu nedenle kümelerin kendilerini ifade ettikleri teorik ve pratik zemin, özü itibaryla öteki kümelerin varlğn dştalayan, “öteki”ni nicelik olarak ele alan bir şekilde olamaz(d). Birbirimize ve tarihe böyle söz vermiştik...

Hülasa etmek gerekirse; aşkta taktik olmaz, aşk, özgürlük ve dayanşma sözcüklerinin bütün anlamlar “kaçamak bir ilişkiyi” imlemezler(di)... Sözüm meclisten içeri; yanlş aşklarmzn ve yanlş âşklarmzn, miktar kâfi mevcudiyeti doğrudur...

Her kümenin kendini bir diğerine göre tarif etmemesi, “öteki” bilgisi ve bilinciyle ilişkili(ydi). ÖDP’nin ve onun oluşturucusu kümelerin kendilerini tarif ettikleri büyük metin, tüzük ve programd. Bu iki metin, özel mülkiyet üzerinde şekillenen kapitalizmi aşmay hedeflemekte, kendini “tarifin tarifiyle” tanmlamakta(yd). Kümelerin kendi varlklarn, parti içindeki öteki kümelere göre şekillendirmeleri, yanlş dil ve araçlarla “mücadeleyi” sürdürmeleri sadece enerji kaybna yol açmyor, partinin moral küçülmesine de yol açyor(du). “Kendi kümemizin esas küme, diğerlerinin tali küme olduğu” şeklindeki hatann aşlmas, iç hayatmzda iktidara göre şekillenmeye büyük harflerle itiraz etmekten, hayat başka bir mecradan kurmaktan, ast–üst olmay reddetmekten geçiyor(du).

Hülasa yapmak gerekirse; “Hep sen kazanrsn ey çözümsüzlük!”ü yeniden alşkanlk edinmemek için, “suya nöbetleşe kanat vurarak donmama” görgüsünün epey eksik olduğu söylenebilir(di)...

Tarihen zamann doldurmuş, siyaseten ise, –henüz yeni oluşmadğ için– varlğn bir şekilde sürdüren eski kümelerin (ÖDP lehine) aşnmas, aşlmas ve sönümlenmesi süreci, sadece tüzük ve programla kotarlamaz(d). Hayatta işleyen ve karşlğ olan bir ilişkiler bütününün yaratlmas gerekiyor(du). Değişme ve dönüşmenin sadece teorik bir süreç olmadğn bilenler için, “arkadaşlklar ödünç” klmak kabul edilebilir bir etik değildi. Aslolan, ilişkilerde bir yenileşmenin, değişmenin ve dönüşmenin yaşanmas(yd). Hayatta gerçek karşlğ olan, yeni oluşumlar oluşturarak, eski aidiyetleri aşan, büyük bir “biz” nasl yaratlabilir(di) Parti içinde, fikirlere göre şekillenmiş hareketli ve daima trnak içinde olmalar gereken kümelerin, bireylerin ilişkileri, tartşmalar, kullandklar dil ve araçlar, herkesi yeniden üretecek tarzda olmal(yd). Hem ötekini hem de kendini yorup tüketen, birbirlerine teorik, politik, insanî temelde bir şey katmayan, sadece seçimlere göre, öteki’ne karş bir reflekse göre kurgulanmş ilişkiler, yeni kümelerin varlk koşullarn oluşturamaz(d).

Hülasa etmek gerekirse; “Gerçek neydi biliyor musunuz? Her şey”, dizelerindeki anlamn, baz arkadaşlarmzca, “gerçeği kendileriyle özdeşleş” olarak algladklar üzüntüyle söylenebilir...

Hayat/özgürlüğü, politika teorisi/pratiğine indirgeyen, tek boyutlu kadrolar oluşturmaya muktedir bir küme tarifinin ortaya çkaracağ sonuç, eskinin yeniden üretimi(ydi). Her kümenin hem kendi içinde, hem diğeriyle ilişkisi, salt örgütsel–siyasal ilişki değil(di).

Siyasallaşmann, partili olmann sosyalleşmeyi, toplumsallaşmay, bütünlüklü birey, (Dünya tarihsel birey) olmay engellediği doğruydu, bu tarzn mutlaka aşlmas gerekiyor(du). Bu, hemen şimdi, diyerek, tek boyutlu toplum, tek boyutlu parti, tek boyutlu küme, tek boyutlu birey mantğnn/pratiğinin terk edilmesiyle mümkün(dü)... Sürecin nesnel mantğ ve ilerleyişinin yansra kümelerin ÖDP lehine öznel irade beyanlar eskimiş ve tarih olmuş kümelerin uykuya dalmasn gerçekleştirebilir(di). Böylece, yeni özgürlük referanslar üzerinde oluşturacağmz daha büyük bir “bizin içinde, o referanslarn oluşturucusu olan küçük, hareketli zeminlerde, kendi içinde ve diğerleriyle çoğulcu bir zeminde özgürce ilişkilenen değişik kümelerin varlğ mümkün olabilecek(ti)...

Hülasa edecek olursak; “Çocukluktan kalma/Ve artk değişmezlik kazanmş/Yanlş bilgi;lerin, yolun, yolculuğun, aşkn, devrimin ve özgürlüğün bilgisini ve bilincini azck/epeyce kararttğ söylenebilir...

BAZI ANILAR YANLIŞTIR...

“Gümüşane’de anlatlan bir öykü vardr. Kent adn, eski zamanlardaki gümüş yataklarndan alyor. Halkn büyük bir çoğunluğu Anadolu Rumlar’ndan. Helen demek lazm. Ocaklarn birinde bir gün göçük olmuş. Kadnlar dövünüp duruyorlar ‘ah Pavlim’ diye. Kadnlarn göçüğün altnda kaldğ için gözyaş döktükleri gençlerin çoğunun ad Pavli. Fakat her bir kadn, diğerinin kendi Pavlisi için ağladğn sanyor. Oysa herkes kendi Pavlisi’ne ağlyor.”

Akif Kurtuluş, Sombahar, say 4, 1991

ÖDP’nin bir özeleştiri olduğu meselesi, “Örneğin/bir alaşmdr Don nehriyle Şolohov. dizelerinin çağrşm gibidir. Özeleştiri soyut bir şey değil(di). Geleneklerin kendi tarihlerinden, biz’lerin hayatlarndan yaltlanmş bir özeleştiri olamaz(d). “İnsansz an olamayacağ gibi, maddi bir karşlğ olmayan bir özeleştiri de yoktu. Bunun anlam yenilgi ve yanlg sonrasnda kendimizi yenileme sorunu değildi. Bütün olup bitenlerden sonra, “ Hayr, hiç yenilmedik, çekildik yalnz/ve şimdi olduğumuz yerde/ve ayaktayz demek, doğruyu neresinden bulacağn/bileceğini bilememekle eş anlaml(yd).

Teorinin ve pratiğin tarihindeki yanlglar saptamak çoğu kez mümkün olabiliyor(du). Neki bu kez, anlar yoluyla geçmişi doğrulatmaya çalşmak, anlar resmî tarihin sözcüsü haline getirmek ackl(yd)...

Hülasa edecek olursak; herkesin “kendi Pavlisi’ne ağladğ” bir tarih ve hatra bilincinin, öteki’nin penceresinden bakmay epeyce engellediği söylenebilir(di)...

ÖDP’nin bir özeleştiri olduğu kavranmadğnda her küme, eski referanslar üzerine kendini inşa etmekle kalmayacak, ÖDP içinde varlk nedenini, ötekini ve ÖDP’yi “düzeltme, “hizaya sokma, olarak tarif edecek(ti). Bu mantaliteye göre öteki, artakalan’d, nicelikti ve sadece saysal bir ağrlk(t). Oysa, kendimizi ve ötekini artakalan olmaktan çkarmadan parti olmak olanaksz(d)... Öteki krmzya, diğer muhalif renklere, her hapşrdğnda kalben ve lisanen “çok yaşa denmediğinde, tarihe değil de coğrafyaya geçeceğimiz doğru(ydu)...

ÖDP, yaşanan evrensel sosyalizm pratiklerinin, geleneklerimiz içinde yaşadğmz sosyalizm anlayşlarnn olduğu kadar, bireysel tarihlerimizin de özeleştirisi(ydi). Özeleştiri ya da dibe vurma kavramlarndan anlaşlmas gereken, genel/özel bir yenilginin/yanlgnn altnn çizilmesi de değildi. Bunun anlam; eski teorik, politik, örgütsel referanslarmzn tarihen, siyaseten bugünün dünyasnn, yaşadğmz coğrafyann gerçeklerini açklamaya yetmediği(ydi). ÖDP’nin esasta (özde) ve usulde (biçimde) özeleştiri oluşu, sosyalizme ait bütün teorik ve politik, pratik açlmlarn tarihen ve siyaseten eskidiği anlamna gelmez, gelemezdi. “Dünyay değiştirme çabalarnn yenik düştüğü ve onu bir kez daha yorumlamak gerektiği doğruydu... Bunun anlam, sosyalizmin teorik ve politik birikimlerinin nihilist bir yöntemle bütünüyle yok saylmas, sosyalizm tarihinin reddedilmesi değil(di)...

Hülasa edecek olursak; özeleştiriyi yanlş adyla çağrdğmz, artk hayatta olmayan masallar her akşam “bir varmş bir yokmuş diye kendi sempatizanlarmzn kulaklarna fsldadğmz söylenebilir(di)...

ÖDP, bileşenlerinin her birinden, bileşenlerinin tarihî ve siyasal toplamndan daha büyüktü(r). Ne ki; hayat ve özgürlük de ÖDP’den daha büyük bir toplam(d). Bu nedenle her küme, ÖDP’nin nitelik ve nicelik olarak kendinden daha büyük bir toplam olduğunun bilinciyle hareket etmekle kalmamal, ÖDP’nin kendisi de, temsil ettiği hayatn dşnda, özgürlükçü, eşitlikçi başka muhalif kümelerin varlğn çoğulculuk ilkesinin bir gereği olarak kabul etmeli(ydi)... “Abi devrimcilik zararl faaliyetlerdendi...

Hülasa edecek olursak, “bu havalar da başka döğüşenler de vard ve muhaliflerin, sonlu ve sonsuz birbirlerinden çoğalmalarnn, “bir başka bahara kaldğ söylenebilir(di)...

ÖDP, resmi tarihlerin kesintiye uğrattklar muhasebenin açk, örtük, içten içe sürdüğü bir mekând(r)... Teorinin ve pratiğin tarihinin tarihi eleştirisi ile ÖDP arasnda ilişki önemli(ydi)... Resmi tarihlerimizin “görülen lüzum üzerine kesintiye uğrattklar “muhasebe, ÖDP’de devam etmektey(di). Her küme, her birey kendini yeniden tarif etmekte, teorik ve pratik muhasebeyi kesintisiz sürdürmekte(ydi). Geleneklerin ve/veya örgütlerin kendi iç hayatlarnda uygun araç, yöntem ve dille sürdüremedikleri muhasebenin ÖDP’de zamana yaylarak sürmesi önemliydi...

Hülasa etmek gerekirse; teori bahsinde dağarcğmzdan tükettiğimiz, zaman zaman, 1976 model tartşmalarla, teorik argümanlarla, kendimizi ve öteki’ni tarif ettiğimiz, konferans, kongrelerimizin, toplantlarmzn özel ve genel muhasebeden çok, “sol münazara havasnda geçtiği, teorinin gönlünü krdğmz, gücendirdiğimiz söylenebilir(di).

SAYILARIN HAYATIMIZDAKİ KÖTÜLÜKLERİ

“Bundan birkaç yl önce öğlumla birlikte Doğu Anadolu’da annemin yaknlarnn yaşadğ bir köye gitmiştik. Kahvede yaşl bir adamla konuşuyorduk. Adam çocuğa annesini sordu; ben lafa karşp ayrldğmz söyledim. Çok şaşrd. Nedenini sordu. “Anlaşamadk dedim. Karşlğn hiç unutmam; “insan nasl anlaşamaz?”

Cemal Süreya

Şair Haydar Ergülen’in bir şiirinde, “Rivayet imgeden hzl yaylr” demesi önemli(ydi). ÖDP ile ilgili rivayetler muhtelif(ti)... ÖDP’nin kuruluşu ksa bir hikâyeydi, aslna bakarsanz “uzun ince bir soldayz”n tarihiydi... Çok eskilere dayanyor(du). Varlğn sürdüren yanlglar, bu nedenle uzun boylu ve dirençli(ydi)... ÖDP, “suçlamann ev sahipliği”ni her dönem üstlenenler tarafndan daha işin başnda “kabahatli doğmuş bir oluşumdu.

Hülasa etmek gerekirse, onlara “solcakaln” diyerek yola/sola devam etmek gerektiğini, kollektif bilince çkardğmz söylenebilir(di)...

ÖDP’ye ilişkin en önemli başar, iki a(h)şk yl sonucunda “personel azaltmadan bugüne varmas(yd). Solcularn, sosyalistlerin biraraya gelişlerinin efkar umumiyede ve dogmatik solda “yalan rüzgar” olarak değerlendirildiği düşünüldüğünde, iki yllk yan yanalğn, olmas gereken karşsnda eleştirilmesi gerekir(di)... Kazançlarmzn, kayplarmzdan fazla olduğu, gerçek anlamda “mek parmak da olsa ilerlediğimiz doğru(ydu)... Barş içinde yarş yapmak mühimdi... Sosyalizm denizine “inadna aşk, inadna devrim, inadna sosyalizm mayas çalanlarn, “mek parmak başarsnn altn çizmek ve kutlamak gerekiyor(du).

Ne ki, durumun böyle olmas, ÖDP’nin geleneksel sosyalizmin yapsal problemlerini aştğ, “tez, anti tez, sentez bağlamnda, “inkârn inkârn” gerçekleştirdiği yanlgsna yol açmamal(yd). Bilinçli bir abartmayla söylemek gerekirse, ÖDP için, efsanedeki Sisyphus gibi doruğa çkp tekrar dağn eteğine inmek riski söz konusu(ydu).

Geleneksel sosyalizmden amaç–araç, ben–biz, politika yapma tarz ve bunun toplumsal bir nitelik olarak partide içerilmesi gibi temel meselelerde niteliksel, bir sçramann yaplamadğ, “uçmakla, kopmak arasndaki” farkn kavranp, yeni bir diyalektiğin kurulamadğ açk(t). Bu aşamada, henüz daha çok nicelik daha az nitelik, (daha çok eski, daha az yeni) olduğumuzun farkna varmak ve “şmarmamak gerekiyor(du). Var olan nicelik ve nitelik üzerinden gerçekleşebilecek bir “nicelik ve nitelik şmarmas bütün kazanmlarn bir çrpda parti içinde ve dşnda yok olmasn beraberinde getirebilir(di)...

Hülasa etmek gerekirse; “Oysa kuşlarn/Diyorum bir kuşlar düşüncesiyle ilintisi var da, onlar/Sanki uçmuyorlar, durmadan kopuyorlar/Bir gizlilik biçiminden, dünyann böyle ne olduğu biçiminden/Kopuyorlar bir bir/Kopsunlar, ben bunu anlyorum” (Edip Cansever) dizeleriyle hayatmz arasnda, bir “mevsim normalleri” kurduğumuz söylenebilir(di)...

Son alt aydr devasa bir içe kapanma, kvrlma yaşayan ÖDP’nin bu durumunu, konjonktürel bir durum olarak kavramamak, tersine aşlamamş “yapsal tuhaflklar olarak ele almak gerekiyor(du). Bastrlanlarn, değiştirilip dönüştürülmeyen eski referanslarn ve “bizlerin koşar/çoşar adm geriye dönüşüne tank olundu. Aralarnda, hiyerarşik, bir örgütsel ilişki olmamasna karşn, kümelerin sosyolojik, kültürel bir gerçeklik olarak varlklar, zor ve kritik anlarda/süreçlerde eskiyi hemen yeniden üretmeleri oldukça endişe verici(ydi)...

Seçimler, ya da konferans ve kongreler süreçleri, “saylarn hayatmzdaki kötülükleri olarak imgeleştirilebilir(di)...

(Saylardan söz edildiğinde Zamyatin’in Biz roman geliyor aklma... İnsanlarn numaralardan ibaret olduğu, kişiliklerinin, kimliklerinin olmadğ ve “velinimet devlet” tarafndan şeyleştirildiği o ünlü roman... İrkiliyorum...)

Saylarla tarihlerimiz arasndaki ilişkiye göz atmak bugünü alglamak için ipucu olabilir(di)... Kendimizi say gibi hissetmemenin, gün günden saylarn şeklini almamann mantğn, mekanizmasn ve kültürünü kurmal(ydk)... Saylar, yabanclaşmay sağlayan birer gösterge(ydi). Yatay gibi görünseler de, dikey birer hiyerarşiyi, iktidar imliyorlar(d)... Kimbilir, belki de kendi içlerinde, “asal saylar ve “saylar olarak da bölünmüşlerdi... Öyle bir tarihten geliyorduk ki, aşağdakiler, “bereketi kaçmasn diye yukardakileri sayamyor(du)... Yukardan aşağya saylmak, kitabn önsözünde ve sonsözünde yazl özgür birey olmak yerine, “bize eklemlenmek tarihin ve talihin yazgs gibi(ydi)...

Saylara mektup atmak, saylardan mektup almak, saylara göre mutlu ya da mutsuz olmak, saylara göre yenmek ya da yenilmek, siyasî ve hatta teorik bir problemi bile “saylar yoluyla çözmek gibi iyi kalpli “kötü alşkanlklarmz var(d)... Bu, her kümenin (biz’in) içinde yer alan ben’lerin (birey’lerin) ne kadar özgür birey olduklar, eski ben/biz düzleminin ne denli aşlp aşlmadğnn göstergesiy(di)... Bir kümenin diğer küme ile kurduğu ilişkinin, saysal bir ilişki olduğu ve “benim saym senin sayn döver” muhabbetinin geçmiş ve geçecek zamanlarda yaygnlğ sözcüğün felsefi ve politik anlamyla “zorunlu kötülükler kaleminden saylan hallerimizden(di).. Bir gelişme olarak yaşanan, “ihtilaf hukukunun, “uzlaşma kültürünün, eski biz’lerin huysuzlandğ aşamalarda unutulmas, herkesin “kendine efsane olduğunun göstergesi(ydi)...

Çoğulcu bir partide, ağr aksak da olsa yürüyen nispi temsil işleyişi içinde, “kazanmak ve “kaybetmek söz konusu olduğunda, “Aldm verdim ben seni yendim/Alamazsn veremezsin sen beni yenemezsin” tekerlemesinin gündeme gelmesi, “iki yl geçti, birbirimizden yorulduk mu?” tümcesindeki, “huysuz imlây gündeme getiriyor(du)...

Öncelikle, kendi kümemizi “nitelik, diğerini “nicelik olarak alglayan anlayş, eksi politik kültürümüzün yapsal bir sorunu olarak partimizde varlğn sürdürüyor(du). Yazarla okur, sanatçyla almlayc arasndaki ilişkinin, özgürlük ilişkisinden çkarlp, sanat yapt dolaymyla “müşteriye dönüştürüldüğü bir dünyada yaşanyor(du)... İnsanlarn birbirini “müşteri gibi görmesi özgürleştirici değil(di)... İnsandan insana ilişkilerde, herkesin içini actan, herkesin bir diğerini zamandan önce eskittiği bir “kötü hal var(d)...

Hülasa etmek gerekirse; abartarak ve altn çizerek, “Anmsyorum da bir bir/Neler konuşmamştk son buluşmamzda diye söylenebilir(di).

Kendimize değil de birbirimize yeterli bir ilişki biçimini yaratmak gerekiyor(du)... Vakitlerden bir dokunma vaktiydi, hep birlikte, her yerden çakagelmiştik... Dokunmaktan kast, sesin sese, duygunun duyguya, şarknn şarkya, tarihin tarihe, öteki’nin ötekine dokunmasyd. Dokunmak, hissetmek, kendimizi yeniden keşfederken öteki’nin tarihini ve duruşunu da yeniden keşfetmek, çoğalmann, arkadaş olmann, özgürleşmenin göstergelerinden biri(ydi)..

Aşk’tan bu denli inadna söz eden bir partinin mensuplarna günün birinde, “Aşklar da bakm istiyor öğrenemedin gitti denmemesi için aşk ve devrim bahsinde sendelememek gerekiyor(du).

İÇLERİN VE DIŞLARIN TOPLAMI

ÖDP’nin iç hayatnn toplam ile dş hayatnn toplamn karşlaştracak bir göstergemiz henüz yok(tu). Ama, ÖDP’nin iç hayatnn toplam, dş hayatndan daha küçük, denebilir(di). Enerjinin büyük bir bölümünün iç hayatn tanzimine harcandğ doğru(ydu). Solun önemli bir kesimini toparlamann müşgül bir mesele olduğu düşünüldüğünde bu ilk başlarda “doğal gibi duruyor(du). Partinin, kitlelerle mikro düzeyde fiziki ve moral ilişkiyi kurduğu, çevresinde ilk “gökkuşağn oluşturduğu önemli(ydi). Tam da bu nokta bir paradoksun ifadesi(ydi). Çünkü ÖDP’nin iç hayatnn tanzimindeki enerji israf ile daha büyük bir dş hayatn tanzimi arasnda “yaman çelişkiler var(d)... ÖDP, pek çok ilk eşikleri atladğ ayan–beyan ortada(yd)... “Biliyorsun ben hangi şehirdeysem/Yalnzlğn başkenti orasndan çok ötelere geçtiğimiz nesnel bir hakikat(ti)... Yeni bir iç ve dş harmanlanmann eşiğinde olunduğu üzerine, “kitaplarn baş üzerine yemin bile edilebilir(di)...

Hülasa etmek gerekirse; içimizdeki “huysuz su’larn, dşmzdaki denizlere akmasnn arefesinde olduğumuz söylenebilir(di)...

POLİTİK DİL, İMGE DİLİ VE REKLAM DİLİ ARASINDA PARTİMİZ

1. Bir ‘uzun yol şoförü’ hiç durmakszn İskenderun’dan İstanbul’a geliyor, varr ve getirdiği şeftalileri hale boşaltr. Kamyondan indikten sonra Karagümrük’teki evine yaya gidiyor ve sokakta rastgeldiği arkadaşlaryla hep uzaktan konuşur. Kendisini hâlâ kamyonunda sanmaktadr çünkü!

Sarşn Cumhuriyet, Ece Ayhan

Politika da bilgelik dilin kullanm ile de ilişkili(ydi)... Politika, –benzetmek gibi olmasn ama– şiir gibi dil içinde özel bir dildi, ama kuşdili değil(di). Dilin ister imgesel ister kavramsal kullanm olsun mutlak bir karşlğ, işaret ettiği bir somutluk olmal(yd)... Hayat ve özgürlük, somut şartlarn somut tahlili ile, soyut şartlarn soyut tahlili arasnda, “Sonu yoktur güzel şarklarn/Kimse bir şarky sonuna kadar söyleyemez bahsinde iddial olmakt... Söz oyunu yerine başka bir şey seçmek, özgürleştirici politikann icaplarndan biri(ydi). Sözlerin olanaklarn abartarak, yeni tümceler kurmak, anlam azaltma, yanlsama yaratma riski taşyabilir(di). Eskimiş ajitasyon–propaganda dilinden kopmak, yeni bir dil kurmak önemliydi, ne ki, propaganday ve ajitasyonu, zaman zaman “kelime ve imge panayrna dönüştürmek de bir o kadar yanltc(yd)...

Kelimeler sonluydu... Kelimeler gittikten, tüketildikten sonra geriye ne kaldğ önemli(ydi)... Kümelerin kendilerini “eski dille de yaşattklar söylenebilir(di). Kümelerin “iç dil”leri ile ÖDP’nin dili arasnda bir çelişki söz konusu(ydu)... Bu durum sadece diyaloğu engellemekle kalmyor, öteki’nin tarihini, varlğn anlamamak noktasnda “politik bir sorun”a dönüşüyor(du).

Sözcükler ya da dil, politikann kulu–kölesi, ast’–üst’ü değildi. Bir özgürleşme sorunsal içinde dil politikay, politika dili yeniden üretir(di). Gündelik dil, kavramsal, politik dil ve imge dili arasnda düzeyli, organik biri ilişki kurmak gerekiyor(du)... Dilin, salt “reklam diline göre kurgulanmas riskliydi ve ideolojik bir dolaymla bir başka hayata eklemlenme “kabahatini” doğurabilir(di)... Sözcükler ve/veya onlardan oluşan dil, politika da bir kaba bir alet/araç da değildi. Dilin politik olarak içimizde kurgulanş, göstergelere dönüştürülmesi ile topluma sunuluşu arasndaki mesafenin aşlmas da zahmetli bir uğraşt. Partinin dili buyruktan arndğ kadar, uçuşan anlamszlklardan da arnmak zorunda(yd)...

Dilin buluşma noktasna erken ya da geç gelmesi huyundand.

Hülasa etmek gerekirse; “ssz bir telgrafhane gibi olmak, durmadan ses alp, ses vermek, dili doğru zamanlamak, dili sürekli bir şimdiki zaman içinde kurmak konusunda, bazen süslü ve majiskül, bazen süslü ve minüskül bir dil kullandğmz söylenebilir(di)...

“BARIŞ DEMİŞTİR, GÜVERCİN

TIKMIŞLARDIR BOĞAZINA”

“Frat suyu bütün bir bölgeyi/

Takma adlarla dolanmak/Zorundadr”

Cemal Süreya

En kritik şeylerden birinin “Kürt sorununun teorik, politik ve pratik bağlamlar olduğu açkt(r)... Meselenin, belki de kendisi olan olan Barş sürecine ilişkin mülâhazalar toplumu neredeyse en genelde ikiye bölmüştü. Biz ile öteki arasndaki ilişkinin, her düzeyde “üniter kavranş ile özgürlükçü, eşitlikçi, çoğulcu kavranş arasnda kavramsal ve pratik bir çatşmann ÖDP içinde de sürdüğü. süreceği açkt. Ne ki, bu konuda da, henüz, tartşmann dili, araçlar yaratlamamşt. Bu nedenle, parti içinde bir ksm gerçeğe denk düşen, “sanal kutuplarn varlğ biliniyor(du). Metinlerin ötesine geçtiğimizde ve gerçek hayatla yüz yüze geldiğimizde, “bilirkişiler ve “bilmezkişiler olarak zorlanan “sanal kutuplaşmann, hayatta ayn denklikte var olmadğ da başka bir gerçeklik(ti). Öteki’ne “karş, öteki’nden “yana olmak şeklinde özetlenebilecek sanal bir tartşma, sanal bir ayrm, ancak önümüzdeki aylarda/yllarda gerçek bir zemine oturabilecek, oturtulabilecek(ti)...

Sorun, ittifak meselesini de içeren, ne ki eşitlik ve özgürlüklerin kendimiz ve öteki için tarihsel/siyasal ve pratik anlam ile ilişkiliydi. Tarihen ve siyaseten eskimiş–çürümüş bir ulus-devlet pratiğinin aşlmas, özgürlükçü ve eşitlikçi bir projenin tasarlanmasnn bedelleri ödenmedikçe, bilinçaltmzn bize skça “ihanet etmesi, sistem içi gizli öğrenmelerimizin bizleri öteki karşsnda, “abi ulusun fertleri/kollektifleri durumuna düşürmesi kolaylkla mümkün(dü). Öteki’ni kendi özgürlük ve eşitlik tahayyüllerimiz içinde ele almak, kendi bulunduğumuz “en doğru yerden tarif etmek, nesnel ya da öznel olarak onun tarihsel, siyasal işlevini/rolünü belirlemeye kalkmak, ezen ezilen ilişkilerinin cins ve ulus dolaymlarn hiç anlayamamak(t). Ezilen’i eleştirmek başka bir şey, onu bir bütün olarak belirlemek, tarif etmek ve kendi projemize eklemlemeye çalşmak bir başka şey(di)... (Elbette tersinden, ezilenin bütün boyutlaryla bizi belirlemeye çalşmas da...)

Solun yerel/evrensel resmi tarihi, öteki’ni, ezileni belirlemek şeklindeki siyasal, örgütsel örneklerle dolu(ydu). Desteğin nerede, eleştirinin nerede başlamas gerektiği, özgürlük ve eşitlik talep eden öteki ile kendimiz arasndaki ilişkilerin, ulus-devletin ötesinde eşitlik temelinde düzenlenmesiyle ilişkili(ydi). Son konferansta, karar tasarlar üzerine yaplan görüşmelerde, “meşrû ve demokratik sözcükleri temelinde sürdürülen tartşma aslnda bir prensip tartşmas(yd)... Hayattaki karşlğ ne olursa olsun, metnin kendisi, kürsüden dillendirilen gerekçeleri, teorik, tarihsel ve politik olarak zorlamayd, partinin “metin düzeyinde yaralandğ söylenebilir(di)...

Partinin siyasal, pratik duruşu bir yana, bazlarmzn “şoven”, bazlarmzn gerçek birer “enternasyonalist olduğu saptamas, verili konakta sanald. Sorun bunun çok ötesindeydi ve çok daha büyük siyasî, pratik mesailer gerekiyordu... Hem siyasî hem de psikolojik baz engelleri de süratle aşmamz için, “öteki” kavram etrafnda dersimize çok çalşmamz, birbirimizle düzeyli tartşmalar yapmamz, aşk ve özgürlüğü incitmememiz gerekiyor(du)...

Yllardr özgüvenimizi yitirmemiz, kendimizi beceriksiz ve suçlu görmek psikolojisi ayakbağmzd. Bu nokta, Kürtlerle kurulan ilişkide, “açk destek ve açk eleştiri sürecini işletemeyen, ezilen’e, öteki’ne desteğin, kendi özgürlüğümüzle, varoluşumuzla ilişkisini kuramayan “pragmatik” bir tarzd. Bunun anlam, geçmişin tersine, bugün artk, “bizi de onlarn kurtaracağ” yanlsamasy(d)... Ayağa kalkan bir halkn içerdiği dinamikleri unutmadan, bunun tarihsel ve siyasî öneminin altn çizerek söylemek gerekirse bu tutum, geçmişin tersine bu kez Kürtleri “abi ulus gören” paradigmann, “yeni” bir “kurtuluş teorisinin” ürünüydü. Eşitsiz ve bileşik gelişmenin, yanlş eksende kavranmasyla da ilgiliydi... Öte yandan, Kürtlere ilişkilenmenin kitleselleşmeyi engellediği, devlet riskini arttrdğ şeklinde özetlenebilecek, “Kürde kuşa yem oluruz”un sol siyasalar içinde bir şekilde varlğn sürdürmesi de “hallerimizden biri(ydi)...

ÖDP’nin kendini eksen edindiği kavramlardan bir tanesi “Barş”t. Sadece barş kavramnn siyasal, toplumsal ve insanî diyetini ödeyerek enternasyonalist olmak oldukça zordu. Çünkü barş, ulus-devletin aşlmas ve coğulcu ve demokratik bir yeni ilişki biçiminin, eşitlik denklemine ait bir sözcük/kavram veya imgeydi. Bizim eşitlikten öteye, özgürlük diye bir sorunumuz vard, olmalyd. Özgürlük sözcüğünün içerdiği dünya tarihsel anlam, doğann ve insann, tarihsel ve siyasal bütün ayak bağlarndan, ezme ve ezilme ilişkilerinden kopmas ve yeni bir düzeye sçramasyd...

Egemenlerin resmi tarihinin, ideolojik, siyasî duruş biçimlerinin çürüdüğü, eşitlik ve özgürlük tasavvurlar, yöntemleri biz’e benzemeyen –bir ksmn esastan ve usûlden eleştirmemiz gereken– bir halkn kimlik mücadelesindeki inadn ve srarn anlamak, el uzatmak enternasyonalizmin güncel kavranşyd. Sorun, tarihin vicdannda yer almak kadar, bunun ezilenlerle ilişkilenmek suretiyle gerçekleşebileceğini kollektif hafzaya çkarmak ve gereklerini “hemen şimdi yerine getirmekti...

Hülasa etmek gerekirse; krmz yapraklardan yaplmş bir zamandşlğn imgesi olan Che’nin; “Dayanşma halklarn zerafetidir/inceliğidir cümlesi üzerinde, parti içindeki ve dşndaki cümle alemin düşünmesi gerektiği söylenebilir(di)...

SOLSÖZ

ÖDP, bir anlamda uçurumda açan bir çiçek(ti)...

Uçurumda açmann bütün iç ve dş risklerini taşyor(du)...

ÖDP, Turgut Uyar’n o güzel dizesiyle, “bütün mümkünlerin kysnda bir özgürlük, dayanşma ve aşk imgesi/tasarm(yd)...

İki yllk bir pratikten sonra, ÖDP’yi en çarpc ifade eden, kollektif hafzann en çok onay verdiği slogana bakarak gelecek günler için yeni bir kehanette bulunabiliriz:

İnadna aşk, inadna devrim ve sosyalizm...

Solun ve muhaliflerin birleşmesine ilişkin, “İlk kehanet”in tuttuğu 1996 Şubat ayndaki Kuruluş Şenliği’nden bu yana yaklaşk iki su yl, “personel azaltmadan” geçti... Ekim aynn sonunda gerçekleştirilen 1. Kuruluş Kongre’si ve Konferans’nda da, “personel azaltmama” geleneği sürdü. Kuruluşundan bu yana, dörtte bir krlangç ömrü tamamlayan ÖDP’nin, kamuoyuna ve kendine verdiği bütün sözleri srarla ve inatla tutarak, “kalc, yerleşik bir parti olmak muradn gerçekleştirmesi, “ikinci kehanetin tutmasyla eş anlaml... Bunun için, ihtimal hesaplarnn geçekleşmesi için ÖDP'nin “kuş hesaplar”na göre, “yarm krlangç ömrüne” ihtiyac var...

Hülasa edecek olursak, “Bütün mümkünlerin kysnda” mecazna karşn ÖDP'nin yüzde ellibir iyi yolda olduğu, uzun ince bir solda, verdiği bütün sözlerde srar ve inat etmesi gerektiği belirtik olarak söylenebilir...

Ne denir, krkbir kere maşallah, özgürlüğe, aşka ve sosyalizme iyi gelir inşallah...

Amin yerine; Özgürlük ve Dayanşma...

Amin yerine, inadna aşk, inadna devrim ve sosyalizm...