Anasayfa > Birikim Arşiv > 113 - Eylül 1998 > Bergama ve Çevrecilerin Haklı Zaferi

Bergama ve Çevrecilerin Haklı Zaferi

Birol Ertan | (Sayı : 113 - Eylül 1998)

Ülkemizin 572 bölgesinde -işletmecileri yabancı şirketler olacak- altın madeni arama ve işletme ruhsatı için başvurulmuş olduğu düşünüldüğünde, siyanürlü altın madenciliği, yalnızca ülkemizin birkaç yöresini değil, bütünüyle ülkemizin bugünü ve geleceğini ilgilendiren bir sorun durumuna gelmiştir. 1997/2312 Karar numaralı; 13.05.97 Karar tarihli ve 1996/5477 Esas numaralı Danıştay 6. Dairesi Kararı ile bu soruna bir nokta konulmuş görünmektedir. Bu makale ile ülkemizin bugünkü ve gelecek kuşakların sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına yönelik çok olumlu bir mahkeme kararı olarak Danıştay’ın ilgili kararının haklı nedenlerini ortaya koymaya çalışacağız.

Davanın Konusu: Bergama-Ovacık yöresinde siyanürlü altın madenciliği yapmak için Eurogold Madencilik Şirketi’nce çalışma başlatılmış, yöredeki 9 gr/ton altın ve 11 gr/ton gümüş tenörü içeren 2.980.000 ton rezervi kullanmak için Enerji Bakanlığı ve Çevre Bakanlığı’ndan gerekli izinler alınmış, siyanür liçi yöntemiyle altın çıkarılması çalışmalarına başlanmıştır. Madencilik çalışmasının durdurulması için İzmir 1. İdare Mahkemesi’nde dava açılmış ve mahkeme, madencilik etkinliğine gerekli önlemleri almak şartıyla izin vermiştir. Bergama’nın Ovacık bölgesinde siyanürlü liç yöntemiyle altın madeni işletilmesine izin veren İzmir 1. İdare Mahkemesi’nin 2 Temmuz 1996 tarihindeki 1996/538 Karar ve 1994/643 Esas sayılı kararının usûl ve kanuna aykırı olduğu öne sürülerek (Danıştay tarafından) bozulma istemine ilişkindir.

Davanın İçeriği: İzmir ilinin Bergama ilçesi ile Dikili, Ovacık ve Çamköy çevresinde Eurogold Madencilik A.Ş. tarafından yapılacak altın işletmeciliğine taahhütname koşullarının yerine getirilmesi, işletme öncesinde, sırasında ve kapandıktan sonra firmanın sorumluluğunun sona ermesine kadar geçecek sürede İzmir Valiliği’nin başkanlığında ve koordinatörlüğünde oluşturulacak İzleme Denetleme Komisyonu’nca faaliyetin taahhütname çerçevesinde izlenmesi ve denetlenmesi, çevre yasalarına uyulması ile ilgili kurum ve kuruluşlar tarafından yürürlükteki mevzuat uyarınca diğer önlemlerin alınması kaydıyla izin verilmesine ilişkin Çevre Bakanlığı işleminin iptali isteğiyle dava açılan İdare Mahkemesi, davalı Bakanlığın yasaların kendisine verdiği yetki ve sorumluluklar çerçevesinde konuyu ayrıntılı biçimde incelediği, çevre değerlerinin korunması, halkın sağlığı ve güvenliği açısından alınması gereken önlemleri en ince ayrıntılarına kadar saptayarak aldığı dava konusu izin işleminin toplum sağlığı, doğal, tarihî ve kültürel değerler üzerine kamu yararı ve yasal düzenlemeler açısından sakınca yaratmayacağını ileri sürerek dava konusu işlemde mevzuatta aykırı bir durum bulunmadığı sonucuna varıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiş ve bu karar temyiz edilmiştir.

Danıştay, ilgili yasa hükümleri ve diğer mevzuatı hatırlatarak dava konusundaki kararına dayanak oluşturmuştur. Danıştay, ilgili mevzuattan aşağıdaki gibi yararlanmıştır:

“Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 17. maddesi ile herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı; 56. maddesinde, herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı güvence altına alınmış ve çevreyi geliştirme, çevre sağlığını koruma ve çevre kirlenmesini önlemenin devletin ve vatandaşların ödevi olduğu öngörülmüştür. Ayrıca, 2872 sayılı Çevre Yasası’nın Amaç maddesi (madde 1) ile çevrenin korunması, iyileştirilmesi; kırsal ve kentsel alanda arazi ve doğal kaynakların en uygun biçimde kullanılması ve korunması; su, toprak ve hava kirliliğinin önlenmesi; ülkenin bitki ve hayvan varlığı ile doğal tarihsel zenginliklerinin korunarak bugünkü ve gelecek kuşakların sağlık, uygarlık ve yaşam düzeyinin geliştirilmesi ve güvence altına alınması için yapılacak düzenlemeleri ve alınacak önlemleri ekonomik ve toplumsal gelişme erekleriyle uyumlu olarak belirlemek ve hukuksal ve teknik esaslara göre düzenlemek olduğu belirlenmiştir.”

Danıştay kararı’nda siyanürlü yöntemle işletilecek altın madeniyle ilgili yaptırılan Çevresel Etki Değerlendirmesi ve bilirkişi raporlarına da atıfta bulunulmaktadır:

“Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) ve bilirkişi raporlarında; siyanür işlemlerinin atmosfer, yeraltı suyu, flora-fauna, gürültü ve titreşim, arazi kullanımı üzerindeki etkileri incelenmiş; bölge topraklarının sudan (yüzey taşkını ile) ve rüzgârdan oluşan erozyon potansiyelinin yüksek ve orman topraklarının erozyon derecelerinin 2. ve 3. sınıf, diğer yerlerde ise 1. sınıf olduğu, ormanın erozyon ve toplum sağlığı yönünden katkısının bulunduğu, zeminin geçirimli özelliğe sahip olduğu, yörenin 1. derece deprem kuşağında bulunduğu, yeraltı suyunun beslenmesinin yağıştan ve yüzeysel akıştan süzülme ile oluştuğu, proje sahasındaki yağışların taşkınlara neden olacağı, kış mevsiminde ve ilkbaharda yağış miktarı ve şiddetinin oldukça yüksek olması nedeniyle toplama havzasında bu mevsimlerde taşkınlar olduğu, yöre halkının büyük ölçüde yeraltı sularını kullandığı, bir sızıntı durumunda yeraltı suyuna zehirli artıkların karışabileceği, siyanür açısında pH değerlerinin önemli olduğu ve bu değerin yağışlardan etkilendiği, pH değerinin düşmesi durumunda siyanürün en tehlikeli olan HCN (Hidrojensiyanür) gazına dönüşeceği, düşük kaynama noktasına (25.7°C) sahip olduğu için HCN’nin atmosfere karışma riskinin yüksek olduğu, siyanürün büyük toprak katmanları tarafından çok miktarda uzaklaştırılsa da zaman içerisinde hidroliz gibi nedenlerle yeniden su ortamına salıverildiği, işletme sonucunda ortaya çıkacak ağır metallerin izlenmesi gerektiği, artık barajında bulunan maddelerin yeraltı suyu üzerine olası etkisinin 20-25 yıl sürebileceği, işletme sonrasında işletmecinin 5 yıllık bir izleme süresi taahhüdünde bulunduğu, bölgede ayrıntılı bir hidrojeolojik etüt yaptırılmasının gerekli olduğu, atık barajında astarın kendi geçirgenliğinden ve astardaki delik ve kusurlardan dolayı sızıntılar olabileceği, bu nedenle atık barajı ve astarlama işleminin önemli olduğu, atmosfere ya da toprağa bir sızıntı durumunda çevrenin ve flora-faunanın olumsuz etkilere maruz kalabileceği, firmanın iyi niyeti, taahhütnamede öngörülen koşullara titizlikle uyacağı, izleme ve denetleme sorumluluklarının merkezi ve yerel otoritelerce harfiyen yerine getirileceğine olan güvene bağlı kalınarak dava konusu işlemde kamu yararı ve mevcut yasal düzenlemeler açısından sakınca bulunmadığı belirtilmiştir. ÇED raporundan, altın madenciliğinde, liç işleminde kullanılan siyanür ve ortaya çıkacak diğer ağır metallerin çevre ve insan sağlığı için olumsuz etkiler yaratacak olası bir risk ve tehdit unsuru oluşturduğu, özellikle çok kuvvetli bir zehir olan siyanürün toprağa, suya ve havaya karıştığı zaman her türlü canlı açısından zararlı olduğu, dolayısıyla proses gereği atık barajlarına pompalanan siyanürlü atıkların, geçirimsiz olarak planlanan bu atık barajlarından oluşabilecek sızıntılar nedeniyle su kaynaklarına ve diğer kullanım alanlarına ulaşma olasılığı bulunduğu ve siyanürle altın madeni işletilmesindeki risk unsurunun ön plana çıktığı, ayrıca aynı risk sebebiyle bu bölgelerdeki flora ve faunanın da bozulma tehdidi altında kaldığı anlaşıldığından, siyanürün insan sağlığı ve çevre açısından çok büyük bir risk oluşturması karşısında daha da duyarlı olunması zorunludur.”

Danıştay Kararı, çevrenin bütüncül yapısına dikkat çekerek çevre sorunlarının ortaya çıkması ve zincirleme etkilerinin anlaşılması bakımından “ekolojik denge”nin korunmasının önemi konusundaki bilinci ve duyarlılığını göstermiş ve kamu yararını, insan yaşamının korunmasını kapsayacak biçimde geniş anlamda algılayarak çevreyi “yaşam çevresi” olarak değerlendirdiğini ortaya koymuştur.

“Çevre, doğal ve yapay unsurları içinde barındıran ve her tür insan faaliyetinin yer aldığı belirli dengelerle varlığını sürdürmektedir. Sistemi oluşturan denge unsurlarının yitirilmesi halinde çevrede meydana gelecek bozulmaların canlılar üzerinde yıkıcı etkilere yol açacağı ve çevre kirliliğini oluşturacağı açıktır. Canlı yaşamın en önemlisi olan insan yaşamının sağlıklı, dengeli, bozulmamış bir çevrede sürdürülmesi esastır. İnsan yaşamının korunması bir öncelik olduğuna göre, insanın doğal yaşam temelinin korunması ve geliştirilmesi gerekmekte ve çevrenin korunması insan yaşamının vazgeçilmez bir unsuru olmaktadır. Bu durumda yukarıdaki saptamalardan hareketle, dava konusu altın madeni işletme yönteminin yarattığı sakıncaların doğrudan ve dolaylı olarak insan yaşamı ile ilgili olması karşısında, belirtilen Anayasa ve yasa hükümleri de dikkate alınarak dava konusu idari işlemin yargısal denetiminde öncelikle kamu yararı ve bu kavramdaki önceliklerin irdelenmesi gerekmektedir.

İşletmecinin iyi niyeti, önlemlerin titizce denetlenmesi gibi kavramlara bağlı kalınarak faaliyet sonucunda elde edilecek ekonomik değerin, doğada doğrudan veya dolaylı olarak insan yaşamı üzerindeki risk faktörünün gerçekleşmesi halinde meydana getireceği tahribatın karşılaştırılması halinde, kamu yararının öncelikle insan yaşamı lehine değerlendirilmesi doğaldır. Siyanür liçi yöntemi ile altın madeni işletilmesinde, işletmeciyle ve yapılacak olan denetime duyulan güvene bağlı olarak risk olasılığının azalacağından söz etmek mümkün değildir.”

Bütün bu dayanakları ve değerlendirmeleri sonunda Yüksek Mahkeme, Bergama-Ovacık’ta siyanürlü yöntemle altın madeni işletmeciliğinin yasaklanması konusundaki son kararını vermiştir.

Karar: “Yukarıdaki teknik ve hukuki belirlemeler karşısında, insanın yaşama hakkını ve devletin de çevre sağlığını koruma, çevre kirlenmesini önleme, herkesin yaşamını beden ve ruh sağlığı içerisinde sürdürmesini sağlama ödevlerini dikkate aldığımızda, Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) ve bilirkişi raporlarında da öngörülen olası risk faktörleriyle çalışan ve bu riskin gerçekleşmesi durumunda doğrudan ya da dolaylı olarak insan yaşamını etkileyeceği kesin olan siyanür liçi yöntemi ile altın madeni işletilmesine izin verilmesi yolundaki dava konusu işlemde kamu yararına uygunluk bulunmayarak İzmir 1. İdare Mahkemesi’nin 2 Temmuz 1996 günlü E: 1994/643, K: 1996/538 sayılı kararının bozulmasına oybirliği ile karar verilmiştir.”

DANIŞTAY KARARI İLE BERGAMA-OVACIK YÖRESİ KURTARILMIŞTIR

Ovacık altın madeninin işletileceği bölge, yılda 1 milyona yakın turistin ziyaret ettiği, 3000 yıl eskiye dayanan tarihî kalıntıları ve doğal güzellikleriyle turistik bir merkez durumunda bulunan Bergama’ya 7 km., ülkemizin önemli turistik sahil kasabaları olan Dikili ve Çandırlı’ya 5 km. uzaklıktadır. İşletilmesi istenen maddenin 50 metre yakınından ise yoğun trafiği bulunan Çanakkale-İzmir Karayolu geçmektedir.

Ovacık Köyü, 200.000 kişinin geçimini sağladığı, dünyanın en ince lifli pamuğunu üreten ve ülkemizin en verimli ovalarından birisi olan Bakırçay Ovası’nın da ortasında bulunmaktadır. Altın madeni bölgesindeki toplam 10 köyde yaşayan insan sayısı 15.000’in üzerindedir. Bu açıdan Ovacık altın madeni, dünyadaki örneklerin tersine, yoğun yerleşme alanlarının ortasında bulunmaktadır. Oysa ki, ABD, Kanada ve Güney Afrika gibi diğer ülkelerdeki altın madenlerinin çok büyük bir kısmı yerleşimlerin olmadığı dağlarda ya da çöl özelliği gösteren bölgelerde faaliyet göstermektedir.

Bergama yöresi, meteorolojik açıdan yarı nemli, ikinci dereceden mezotermal, yaz mevsiminde çok kuvvetli su noksanı bulunan ve denizel şartlara yakın iklim tipine girmektedir. Su sıkıntısı nedeniyle de tarımsal sulamada sıkıntılar yaşanmakta, birçok alanda sulu tarım yapılamamaktadır. Ovacık’ın tek su kaynağı köylülerin bahçelerindeki su kuyuları olup 30 kuyudan 7-16 metre derinlikten içme ve kullanma suyu sağlanmaktadır. Altın madeni için araştırmaların sürdüğü tepeden gelen ve cami bahçesine kadar iletilen bir kaynak suyu bulunmaktadır. Bu durumda, yörenin su gereksinimini yeraltı suları karşılamaktadır.

Meteorolojik açıdan çok kuvvetli su noktasında bulunan bir bölge olmasına karşın, Ovacık madeninde günde 1000 metreküp su kullanılacaktır. 60.000 nüfuslu Bergama şehri günde 10.000 metreküp su kullanırken, bu madende şehrin kullandığı suyun % 10’unun kullanılması söz konusudur. Bakırçay Ovası ve bölgedeki yerleşimlerin su gereksiniminin yeraltı sularından karşılandığı düşünüldüğünde, madende kullanılacak su, yöredeki su sıkıntısını artıracaktır.

Bergama yöresinin doğal, tarihî ve kültürel yapısına ilişkin değerlendirmeden sonra, bu güzellikleri ciddi biçimde tehdit edecek olan siyanürlü yöntemle altın madeni işletmeciliği konusundaki gerçekleri incelemeye geçebiliriz.

Eurogold Madencilik, Ovacık’ta, siyanürlü yığın yıkama tekniğiyle, 3 yıl açık kazı ve 5 yıl yeraltı kazı çalışması olmak üzere 8 yıl altın madeni işletecektir. Ovacık altın madeninde iki milyon tondan fazla toprak 4000 ton siyanürle karıştırılarak altın elde edilecektir. Bu işlem sonucu topraktaki 3000 ton arsenik ve her biri 200-2500 ton dolayında civa ve kurşun gibi zehirli maddeler tuz halinden kurtularak tehlikeli biçimde serbest element haline geçecektir. Altını alınan ve içinde siyanür, arsenik, civa ve kurşun gibi öldürücü ve kanser yapıcı ağır metaller bulunan çamurun siyanürünün bir kısmı arıtıldıktan sonra bir deponi alanında tutulacaktır. Bu atık havuzunun altına kil ve jeomembran içeren sızdırmaz tabaka oluşturulacağından tehlikeli maddelerin yeraltı sularına sızmayacağı kabul edilmektedir. 1. derece deprem bölgesi olan bu deponi alanının bütünlüğü deprem, sel gibi beklenmeyen olaylarla bozulursa ya da sızdırma gibi nedenlerle siyanür, arsenik, civa, kurşun gibi maddeler yeraltı sularına karışırsa bunların içme suları ve zehirli sularla sulanan sebzeler yoluyla insan sağlığını doğrudan etkilemesi söz konusudur. Ayrıca, insan vücudunda uzun yıllar biriken ağır metallerin çeşitli hastalıklara yol açması mümkündür. Bu gerçekler de Danıştay Kararı’nın haklı dayanakları arasında görülmelidir.

Siyanürlü yöntemle altın üretimi konusundaki ortaya çıkacak tehlikenin yalnızca siyanürden kaynaklanacak bir tehlikesi olmadığı anlaşılmaktadır. Kanser yapıcı ağır metaller olan arsenik, civa, kurşun gibi zehirli maddelerin açığa çıkarılarak topluma uzun yıllar boyunca yeraltı sularıyla ulaştırılması sonucu insanlar ve diğer canlılar üzerinde bırakacağı etkiler ile 10-15 yıl sonra ortaya çıkacak kanser olayları dikkate alınmalıdır. Ayrıca, madenin işletilmesi süresince patlama nedeniyle gürültü kirliliği ve ağır metallerin havaya karışması sonucu hava kirliliği ortaya çıkacaktır. ABD, Kanada, Meksika, Güney Afrika gibi ülkelerde siyanürlü yöntemle altın madenciliği insanların yaşamadığı dağ başlarında ya da çöl ortasında yapıldığı ve oldukça tehlikeli sonuçlar doğurduğu halde, ülkemizde tarihî-turistik bir yerleşim bölgesinin ortasında arsenik, kurşun, civa ve siyanür gibi zehirlerin depolandığı atık havuzu bulunan bir altın madeninin oluşturulmaya çalışılmasını anlamak oldukça güçtür. Danıştay Kararı ile insan yaşamının ekonomik çıkarlardan daha önemli olduğu belgelenmiş ve her konuda olumsuz örneklerin yaşandığı bir ülkede, yargının tarafsız, adil ve örnek kararları ile ülke geleceğine yönelik umutlarımız filizlenmektedir.

Eurogold Madencilik’in yaptırmış olduğu Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) raporunda; siyanür ve arsenik, civa, kurşun gibi ağır metallerin yeraltı sularına sızma riskinden söz edilmektedir. Yörenin yeraltı su potansiyelinin azlığı ve sızmanın birikerek yeraltı sularında yoğunlaşması sonucu halk sağlığını tehdit edecek kirlenmelerin oluşması kaçınılmazdır. ÇED raporunda, atık havuzunda bulunan siyanür ve diğer zehirli maddelerin yeraltı suyuna potansiyel etkisinin 50 yıl gibi uzun bir zaman sürecinde oluşabileceği belirtilmektedir. Maden işletmesi 8 yıl süreceği halde, siyanür havuzundaki sızıntıların izleme sisteminin 50 yıl çalışması ve yeraltı sularının da 20 yıl için izlenmesi gerekmektedir. Bergama-Ovacık altın madeninde böyle bir izleme stratejisi belirlenmediği için yöre için büyük bir risk ortaya çıkmıştı. Danıştay Kararı ile bu risk ortadan kaldırılmıştır.

Ülkemizin de imzalamış olduğu Bergen Sözleşmesi’ne göre, bir yörede yapılacak olan ve bölge halkını doğrudan etkileme riski bulunan etkinliklerde yöre halkının tercihleri dikkate alınmalıydı. Bu sözleşmeyi imzalayan ülkemizin duyarsız yöneticileri, Ovacık altın madeni konusunda yöre halkının duyarlılığına kulak vermeliydi. Bu tavır, halk-devlet ilişkilerinin gelişmesine de katkı sağlayacaktı. Ne yazık ki, hükümetimiz böylesine önemli bir fırsatı kaçırmış ve “halkın sağlığına ve yaşamına karşı (bireysel ya da grupsal) ekonomik çıkarlara öncelik veren” uygarca olmayan bir yaklaşım sergilemiştir.

SON SÖZLER

Ovacık bölgesinde siyanürlü yöntemle altın üretimi, Danıştay Kararı ile belgelendiği üzere yörenin ekolojik dengesini bozucu etkiler doğuracak olduğu için kamu yararına ve dolayısıyla ulusal çıkarlarımıza aykırıdır. Halk sağlığını ciddi biçimde tehdit edecek olan bu sorumsuz girişime Danıştay’ın haklı gerekçelerle izin vermemesi, ülkemizdeki çevre duyarlılığına yönelik umut verici bir gelişme olmuş ve Danıştay Kararı, ülkenin bugünü ve geleceğine sahip çıkan örnek bir mahkeme kararı olarak tarihimize geçmiştir.

Bergama-Ovacık Altın Madeni Çevresi Etki Değerlendirmesi Raporu.

Birol Ertan, “Siyanürlü Yöntemle Altın Üretimi ve Ovacık Altın Madeni”, Mülkiyeliler Birliği, c.21, Mayıs 1997, s.75-79.

Cumhuriyet, 1992/1998.

Kıvılcım, A. Ertan, “Danıştay Kararları”, Amme İdaresi Dergisi, 31/1, Mart 1998, s.199-203.

Science & Technology, 1991.

Senih Özay, Bergama’da Bir Yurttaş Hareketi, Bergama Bel. Kültür Yay., No: 32, Ağustos 1997.

Senih Özay, Yeşil Kararlar, Bergama Bel. Kültür Yay., No: 39, Kasım 1997.

US News, Ekim 1991.

Washington Post, 2 Kasım 1993.

World Report, Ekim1991.