Konuşamamak

Ömer Faruk | (Sayı : 122 - Haziran 1999)

ÖDP, adından da anlaşılabileceği gibi kişilerin hem özgür hem de dayanışma içerisinde olmalarını amaçlayan bir yapı. Farklılığı sorun değil zenginlik olarak kabul ediyor. Hayatımızı karartan düzen güçlerine karşı muhalefet öğelerinin güçlerini birleştirmesini arzuluyor. Aynı zamanda düzen dışı bir hayat tarzının, alternatif bir kültürün imkânlarını oluşturmayı amaçlıyor; en azından ÖDP ile ilişkimi ben böyle tanımlıyorum.

Ama bütün bunlar henüz başlangıç noktaları... Yeni bir yapı olduğu için belirsizlikler ve sancılar mevcut. Doğal! Arzulanan hedeflerin gerçekleşmesi, sürecin zenginleşmesi ise tek tek kişilere ve bu kişilerin birbirleriyle olan diyaloğunun niteliğine bağlı... Bu yüzden sık sık toplantı yapılıyor. Komisyonlar, gruplar, bağımsızlar, yönetimler... sürekli toplanıyor. Duyduğum kadarıyla 72 saat süren toplantılar bile varmış... Diğer partiler otoriter ve hiyerarşik yapılar oldukları için bu denli çok toplantıya gerek duymuyor olsalar gerek; başkan ya da merkez yürütme kurulu karar veriyor, “diğerleri” uyguluyordur; “diğerleri düşünmez, anlamaz, bilmez” çünkü. Bu anlamda, sosyalistlerin birbirlerini karar süreçlerine katmaları, birbirlerinden öğrenmeleri açısından çok sık toplantı yapmaları normal, hatta zorunlu. Ama artık toplantılarda konuştuğumuz şeyler kadar toplantıların düzenleniş tarzının, kişilerin toplantılara katılış tarzının da birbirimizden öğrenmemiz, birbirimizi çoğaltmamız açısından çok önemli olduğunu düşünmeye başladım.

Yeni bir hayatı istiyorsak, bu istek kendini salt muhalefet etmekle, mücadele stratejileri tasarlamakla, bunlara dair toplantılar düzenlemekle sınırlamamalı; artık sözü aşmalı, hayatın her alanına yayılmalı... bence.

ÖDP, “alternatif bir kültürün imkânlarını oluşturmayı amaçlayan bir yapı” ise bu amaç toplantılarda konuşulacak şeyler kadar toplantıların düzenleniş tarzına, kişilerin toplantılara katılış tarzına da yansımalı artık. Zira, bir tek gündelik hayattaki devrimler kalıcıdır. Darbelerle yıkılmaz. Giderek zenginleşen bir devrim olarak yaşar, yaşadığımız hayatı çoğaltır. Devlet devrimle yıkılabilecek bir şey değil, insanlar arasındaki bir ilişki tarzıdır, bence. Devlet, bu ilişki tarzıyla var olur, beslenir, güçlenir, sömürür ve öldürür. Devlet, otoriter ve hiyerarşik örgütlenmelerle iktidara talip olunarak değil; insanlar arasında devletin kendini yeniden üretemediği yeni ilişkiler, özgürlükçü ve dayanışmacı yeni bir “hayat tarzı” kurularak yıkılabilir. Asıl olan “iktidarı yıkmak” değil “düzen dışına” çıkmaktır. “Düzendışı”, iktidarın yaşayamadığı alandır zira. Eğer “nicelikten” çok “niteliksel” yanı ağır basan alternatif bir kültürü yaratmayı amaçlıyorsak, “başkan” yerine “kolaylaştırıcı” sözcüğünü seçmemiz, “kolaylaştırıcıların” “başkan” gibi davranmamaları insan ilişkileri açısından “düzendışı” alanlardır ve sosyalist kültüre olan katkısı birçok toplantının yaptığı katkıdan daha fazladır.

“Toplantılarda ‘düzen dışına’ çıkalım artık”, diyorum. Üstelik bu bizim herhangi bir dış zora uğramadan kendi başımıza yapabileceğimiz, kendimizi çoğaltabileceğimiz alanlardan biri. Kimsenin ayağımıza basmadığı bir “küçük adım”.


Farklı bir toplantı, konuşma ve tartışmanın öğeleri, bence, kabaca şöyle:

• Toplantılar sık sık biraraya geldiğimiz, ayrı ayrı ama yanyana durduğumuz; hem kendimizi ifade ettiğimiz, birbirimize karşı özgür olduğumuz, hem de birbirimizden öğrendiğimiz, birbirimizle dayanışma dilini inşa ettiğimiz yerlerdir.

• Konuşurken/tartışırken esas olan tek başına sonuca varmak değildir. Sonuç kadar önemli olan, herkesin kendini ifade ettiği, sonucuna düşünerek katıldığı bir süreci yaşamaktır. Böylesi bir sürecin sonunda oluşan eğilim herkese özgürce katılma/reddetme imkânını verir. Kişi ile sonuç arasında, kişinin razı olduğu bir mesafe/onay vardır. Artık sorumluluk kişinindir.

• Toplantı salonunun düzenlenişi hiyerarşi üretmemeli, hiç kimseyi iktidar konumuna itmemelidir. Tercihen herkesin birbirinin yüzünü göreceği yuvarlak bir diziliş seçilmelidir.

• Toplantıyı koordine etmek (yönetmek değil) gönüllü kişiler tarafından yapılmalıdır. Bir toplantıyı koordine eden kişi diğerini etmemelidir.

• Her toplantının başlangıcında toplantı konusunun koordinatlarını çizen; ilk akla gelen temaları özetleyen bir sunuş yapılmalıdır. Bu sunuş amaca ulaşmayı engelleyen tartışmaları, tekrarları önler. Sunuşu, kendini konu ile ilgili olarak uygun yeterlilikte gören gönüllü kişiler yapmalıdır.

• Toplantı konuları toplantılarda saptanmalı, tartışmayı düzenleyenler yalnızca öneri sahibi olma ve toplantıyı koordine etme ile kendilerini sınırlamalıdır.

• Toplantılar belli bir zaman içerisinde bitmek zorundaysa bu baştan belirtilmeli ve konuşmacıların bu durumu kendilerinin dikkate alması beklenmelidir.

• Konuşmalarda zaman sınırlaması olmamalıdır. Herkesin kişilikleri, algılama düzeyleri, aldıkları eğitim, insanlar karşısında konuşma becerisi aynı değildir. Herkesin aynı sürede kendini ifade etmesi beklenmemelidir. Herkes net ve özlü konuşamaz.

• Öncelikle kadınların ve Kürtlerin konuşma hakkı vardır. İlk söz Kürt kadınlarındır.

• Konuşurken “siz” diye hitap edilmemesinin iyi olacağını düşünüyorum. “Siz” mesafe koyma dilidir. “Sen” arkadaşlığa çağrıdır. Hitap, “karşılıklılık” esasına göre konumlanmalıdır. Hiyerarşi üretmemelidir.

• Karşılıklı tartışanlar birbirinin yüzüne bakmalıdır. Yüz hakiki ve zengin bir şeydir zira. İnsanı sorumluluğa, dikkatli olmaya çağırır. Tartışmacılar birbirleriyle konuşurken birbirlerinin yüzünden jestler ve mimikler aracılığı ile birçok tepki alabilir. Söz tek ilişki biçimi değildir. Yüzü görmeden yapılan konuşmalarda geri dönülmesi zor olan, diğer insanı yaralayan “katı” sözcükler seçilebilmektedir. Yüzyüze konuşma bunu önler. Yüz hakikattir.

• Bağırmak haklı olmanın ya da ikna etmenin aracı değildir. Bağırmak bir tür şiddettir. Konuşmacılar ses tonlarına dikkat etmelidir.

• Konuşmacılar dikkatle dinlenmelidir. Aynı şeyleri tekrar etmek daha önce aynı şeyleri söyleyen konuşmacıya hakaret etmektir. Aynı şeyleri tekrar etmek dinleyicilere saygısızlık etmek, zamanlarını çalmak, bıkkınlık yaratmak anlamına gelir. Toplantının amacına varmasını önler. Dikkatlerin dağılmasına neden olur.

• Herkes sırasını bekleyerek konuşmak durumunda olmamalıdır. Bazen yerinde müdahalelerden konuşmacı ve dinleyicilerin yararlanacağı çok özgün fikirler çıkabilir. Ama bu noktada inisiyatif konuşmacınındır. İsteyen konuşmacı, konuşmasına başlamadan önce “sözümü kesebilirsiniz” diyerek onay vermelidir. İzin vermeyene müdahale edilmemelidir.

• Asık suratlılık ve ciddiyet farklı şeylerdir. İktidar asık suratlıdır; halkı korkutarak sindirmek ister. Asık suratlılık, iktidarın halkla arasına koyduğu mesafe biçimlerinden biridir. Düzenin bütün kolluk kuvvetleri asık suratlıdır. Mizah ise, tıpkı dedikodu, argo gibi halka aittir. Halk, iktidara önce gülmeye başlayarak onay vermekten vazgeçer. (M. Bakhtin) Bu anlamda konuşmacılar, kendilerini asık suratlı olmak zorunda hissetmemeli, mizahın zenginliğinden, yaratıcılığından, hayata dokunma imkânlarından yararlanmalıdır.

• Toplantı sırasında sigara içilmemeli, ama sigara molası verilerek sigara içenlerin toplantıyı devamlı izlemesi sağlanmalıdır.

• “Yapılmalı, edilmeli” türü emir kipi ile yapılan konuşmalar, ne kadar iyi niyetli olunursa olunsun, özünde, dayatmacı bir üslubu çoğaltan konuşmalardır. Emir, iktidarın dilidir.


Şu an çuvalladığım ve sizden yardım istediğim noktadır. “Yapılmalı, edilmeli” türü emir kipi içeren konuşmalara karşı çıkarken elinizdeki metni bu dille kaleme almak zorunda kaldım. Zira muhalefetin dili henüz yoktur. İktidar, eğitim kurumları, medya vb. araçları elinde tutarak kendi dilini üretmektedir. Mevcut dil özgürlük ve dayanışma isteyenlerin dili değildir. İşlerimizden biri de yeni bir dil inşa etmektir.

Yukarıda belirtilenlerin mutlak doğru olduğu iddiasında değilim. Ama tartışmaya, sizle birlikte kendimi, görüşlerimi dönüştürmeye hazırım.*

(*) Özgürlük için kimi değişiklikler yaptığım bu metin ÖDP’nin kurulduğu aylarda bir ÖDP ilçesinde tarafımdan kaleme alındı. Kültür komisyonunda etraflıca tartışılarak bir toplantı öncesinde katılımcılara dağıtıldı. Katılımcılar metni okudular, bana baktılar sonra hiçbir şey söylemeden metni katlayıp ceplerine koyarak toplantıya bildikleri gibi devam ettiler.

(*) Özgürlük bu yazıyı yayımlamadı.