Anasayfa > Güncel Yazılar > Mithat Sancar ile Söyleşi: Anayasayı Toplumsal Katılım Sivilleştirir

Mithat Sancar ile Söyleşi: Anayasayı Toplumsal Katılım Sivilleştirir

Söyleşen : Gündem , Söyleşilen : Mithat Sancar

04 Eylül 2007

Prof. Dr. Ergun Özbudun başkanlığında 6 Anayasa hukukçusu tarafından hazırlanan AKP`nin yeni anayasa taslağını, bu anayasanın gerçekten sivil olup olmayacağını, Kürt sorununa dair bir açılım getirip getirmeyeceğini Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mithat Sancar`la değerlendirdik. Sancar, yeni anayasada Kürt sorununun tartışılması ve olası çözüm ihtimallerinin gündeme gelmesini mümkün kılacak bir çerçeve oluşturulması gerektiğine dikkat çekti.

Prof. Dr. Ergun Özbudun başkanlığında 6 Anayasa hukukçusu tarafından hazırlanan AKP`nin yeni anayasa taslağını, bu anayasanın gerçekten sivil olup olmayacağını, Kürt sorununa dair bir açılım getirip getirmeyeceğini Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof.

Dr. Mithat Sancar`la değerlendirdik. Sancar, yeni anayasada Kürt sorununun tartışılması ve olası çözüm ihtimallerinin gündeme gelmesini mümkün kılacak bir çerçeve oluşturulması gerektiğine dikkat çekti. Sancar, anayasal yurttaşlık ve anadilin yeni anayasada formüle edilebileceğinin altını çizerken İspanya ve Macaristan anayasalarının incelenmesi gerektiğine söyledi. Sancar yeni anayasanın ancak toplumsal katılımla sivil bir karakter kazanacağını vurguladı.

AKP yeni anayasa çalışmasını hızlı bir biçimde sürdürüyor. Sivil anayasa ihtiyacı noktasında tam bir mutabakat var mı?

Sivil bir anayasa ihtiyacı olduğu açıktır. Bunu bütün siyasi aktörler dile getirdiler zaten. 1982 Anayasası yürürlüğe girmeden başlayan bir tartışmadır bu. CHP`den MHP`ye hepsinin anayasa değişikliği konusunda geçmişte raporları var. Yani yeni bir anayasa konusunda tereddüt yok. Esasen pek çok değişiklik de oldu. 12 kez 70`ten fazla maddesi değiştirildi. En kapsamlı değişiklik çalışması Hüsamettin Cindoruk`un Meclis Başkanı olduğu, SHP-DYP hükümeti döneminde oldu. Bugün anayasa değişikliğine cesaretle karşı çıkacak bir siyasi aktör var görünmüyor. Çıkarsa CHP çıkacak. CHP karşı çıkarsa inandırıcı olmayacak. Çünkü böyle bir girişimi reddetmek aynı zamanda da kendi geçmişteki bütün iddialarını reddetmek demektir. Bir başka boyutu da demokratikleşmeye açık tavır almak anlamına gelir.

Siyaset dışı güçlerin müdahalesi beklenebilir mi?

Siyaset dışı güçlerin tavrı elbette bazı kritik konularda gündeme gelecektir. Özellikle Kürt sorunuyla bağlantılı gözüken maddelerin tartışılması sırasında bu tür bir müdahale söz konusu olabilir. Bana göre en kritik tartışmalar vatandaşlık tanımı, anadile ilişkin doğrudan ve dolaylı düzenlemeler ve MGK`yle Genelkurmay`ın statüsüne dair değişikliklerde gündeme gelebilir.

Yeni anayasada ilk dört maddeye dokunulmamış olması ordudan gelebilecek direnci frenleyebilir mi?

Anayasa tartışmalarına başlayabilmek için asgari ilkelerin ortak kabul görmüş olması gerekir zaten. Yani bugünün toplumlarında sıfırdan bir anayasa tartışması başlatmak mümkün değil. Tercihiniz belli; liberal demokratik anayasa geleneği içindesiniz. Bu gelenek için bir anayasa yapma iddiasındasınız. Bu iddiaya uygun bir anayasanın da bazı temel ilkeleri vardır. O temel ilkeleri de bugünkü toplumda ortadan kaldırmak mümkün değil.

Yeni anayasa hazırlığı demokratikleşme adına başlatıldı. Demokratikleşmenin önündeki en önemli nedenlerden biri olan Kürt sorununun çözümüne dair anayasal bir açılım beklenebilir mi?

Havada o kadar iyimser olmayı mümkün kılacak fazla bir işaret yok. Bunu da bir eksiklik olarak görüyorum. Türkiye`nin bütün kritik sorunlarının tartışılması gerekiyor. Bu bir fırsattır, heba edilmesi yazık olacaktır. Kürt sorunu yokmuş gibi davranarak sadece rötuş sayılabilecek düzeltmeler veya başka konularda biraz daha derin reform anlamına gelecek düzeltmelerle oluşturulacak bir yeni anayasa, beklenen sonuçları doğurmayacaktır. Bir süre sonra başka tartışmalar olacaktır. Kürt sorununun çözümüne ilişkin doğrudan anayasal hükümlerle müdahaleye de çok fazla gerek yoktur. Kürt sorununun tartışılması ve olası çözüm ihtimallerinin gündeme gelmesini mümkün kılacak bir çerçeve oluşturulması gerekiyor. Yani bu anayasanın tartışmalara ve arayışlara meşru demokratik zemin sunan bir yapıda olması gerekiyor. Bu anayasa `Kürt sorununda şu çözümü benimsiyoruz` gibi bir şekilde çıkmayacaktır. Zaten şu anda hiç kimsenin elinde somut bir çözüm reçetesi yoktur.

Sizin bu anayasadan beklentiniz nedir?

Benim bu anayasadan beklentim; demokratik bir çerçeve oluşturması, Kürt sorununda çeşitli ihtimaller göz önünde bulundurularak çözümü konusunda belli engelleri kaldırması, belli imkanları yaratmasıdır. Bu mümkündür. Şu havada daha ayrıntıda somut düzenlemeler düzeyinde bir tartışma çok daha zor olacaktır. Ama ilkesel düzeyde sorunun çözümü için gerekli demokratik mekanizmaların güçlendirilmesi ve bazı temel ilkeler konusunda bir baz oluşturulması anlamında mümkündür.

Kürtlerin yeni anayasadan beklentileri, kimlik, dil ve kültürlerinin güvence altına alınması yönünde. Ancak izlenimler bu taleplerin gerçekleşme ihtimalinin zayıf olduğunu gösteriyor. Bu noktada nasıl bir formül bulunabilir?

Sadece Kürt sorunu ve Kürtleri dikkate alan bir tartışma eksik olacaktır. Eğer Kürt sorunuyla ilgili bu söylediğiniz noktaları içeren bir açılım gerekiyorsa bunların, örneğin; iki dillilik şeklinde değil, çok dillilik imkanları çerçevesinde tartışılması gerekiyor. Yani Türkiye`de çoğulcu, çok kültürlü bir yapıya imkan tanıyacak bir düzenlemeyi talep etmek gerekiyor. Sadece Kürtlerle ilgili bir talep değildir bu kuşkusuz. Burada elbette resmi dil ve diğer diller ayrımı, diğer dillerin kamusal hayatta kullanımına ilişkin imkanlara belli ilkeler çerçevesinde bu anayasanın teşvik edici bir tavırla yaklaştığını gösterecek düzenlemeler gerekiyor.

Yeni anayasaya göre, Türkçe dışındaki farklı dillerdeki eğitim kanunlara bırakılıyor. Bunu nasıl okumak gerekiyor?

Bu bir engeli ortadan kaldırmak anlamına gelir. Çünkü 42`nci madde açıkça Türkçe dışındaki başka dillerin Türk yurttaşlarına anadilleri olarak öğretilemeyeceğini hükme bağlıyor. Şimdi bunun kaldırılması ve böyle bir yolun açılması ilerde yapılacak düzenlemelerin anayasaya aykırılığı iddialarının meşruluğunu zayıflatacaktır. İlerde çok dillilikle ilgili herhangi bir program, bir yasama tasarrufu gündeme geldiğinde bunların anayasaya aykırılığı iddialarını zayıflatacak düzenlemelere ihtiyaç var. Anayasanın bunlara doğrudan açık bir hükümle onay vermesinden çok, bunlara yönelebilecek anayasal itirazları ortadan kaldıran hükümler içermesi demektir.

Fakat anayasadaki bazı haklar bile gerektiğinde kanunlarla sınırlandırılabiliyor. Farklı dillere ilişkin anayasadaki bu dolaylı gönderme ne denli güvence oluşturacak?

Elbette anayasadaki böyle bir düzenleme kendi başına kanunların bu yönde çıkarılmasının güvencesi olmaz. Sadece siyasi iradeye bir imkan sunmuş olur. `İsterseniz yaparsınız, yaparsanız anayasaya aykırı olmaz` şeklinde bir imkan sunmuş oluyor. Oysa bu günkü anayasada böyle bir engel var. Bir anayasanın tek başına siyasal ve toplumsal dönüşümü gerçekleştirmesini beklemek zaten çok yanlış bir yaklaşım olur. Yani anayasanın ve hukukun gerçekliği dönüştürme gücü bellidir ve sınırlıdır. Bunun dışında anayasa bir engel olarak daha büyük rol oynayabilir. Yani imkan sunma açısından rolü daha sınırlı, engel olma açısından daha güçlüdür. Şimdi bu engelleri kaldırdığımız ölçüde siyasal alanın önünü açma şansını yakalarsınız. Bu yüzden `önemlidir` diyorum. Kuşkusuz bunlarla sınırlı bir düzenlemenin yeterli olacağını düşünmüyorum. O nedenle anayasa tartışma sürecinin daha uzun tutulması, çeşitli toplum kesimlerinin siyasal, toplumsal, sosyal taleplerini dile getirebilecekleri özgürlük ortamının sağlanması gerektiğini düşünüyorum. Bütün bu tartışmalardan ortaya çıkacak ortak noktaların bugünkü Meclis tarafından bir kurucu irade gibi değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Anayasa hazırlık süreci aceleye getirilmemeli. Tabular konularak bir tartışma yapmak asla doğru olmayacaktır. Türkiye`nin gerçek sorunlarını yine erteleyecektir. Oysa şimdiki moment elverişli bir momenttir. Açıkça tartışıp, mutabakatla, demokratik bir işleyişi, demokratik çözüm arayışlarını güvence altına alacak çerçeve ilkeler gerekiyor. En azı budur. Eğer bu da yapılmazsa zaten yeni bir anayasa yapmanın bir anlamı yoktur.

Anayasa taslağında vatandaşlık tanımına yönelik `Türk denir` ifadesi yer alıyor. Kimliklerin güvenceye alınması açısından bu yeterli mi sizce?

Türkiye şartlarında küçümsenmeyecek bir adım elbette. Ama objektif olarak baktığımızda büyük bir adım değil. Bunun başka adımlarla desteklenmesi gerekir. O zaman da bu hüküm anayasal vatandaşlık tanımına dönüşebilir kolayca. Zihinlerde ve yasama pratiğinde anayasal vatandaşlık anlamını kazanabilir. Eğer çok kültürlülüğü ve çok dilliliği güvence altına alacak bir düzenlemeyle desteklenirse bu tanım anayasal vatandaşlık tanımına çok daha kolay dönüşebilir.

Hem anayasal vatandaşlık hem de anadil tanımı yeni anayasada formüle edilemez mi?

Bu mümkündür. Bunun örnekleri de var. İspanya Anayasası var, Macaristan Anayasası var. Bunu çok uygun hukuksal formüllerle ifade etmişlerdir. Çok somut bir şekilde `şu grubun dilleri, şu grubun kimliği korunacaktır` gibi değil, daha genel, daha ilkesel düzeyde dünya anayasalarında örnekler bulunabilir ve bunları da açıkça tartışmak gerekir. O nedenle aceleye getirmemek gerekiyor. Bunlar ortaya yatırılır, çok kültürlülük ve çok dillilik nasıl bir anayasal formülle, anayasada yer alabilir konusu tartışıldıkça çeşitli ihtimaller, başka ülke örnekleri gündeme gelecektir. Olgun, demokratik ve özgür bir tartışma ortamı yaratılırsa buradan bir noktaya varmak daha kolay olur. Bugün eğer sivil bir anayasa istiyorsak, toplumun anayasa yapım sürecine katılmasını da istiyoruz demektir. Sivil anayasanın birinci anlamı budur. Bu da bu süreçte toplumun kendini ifade edebilmesini gerektirir. Açıkça bunu engelleyecek hukuksal düzenlemeler varsa, yargı pratiği bu yöndeyse, toplumsal baskı çeşitli mekanizmalarla harekete geçiriliyorsa özgür bir tartışma yapılamaz. Özgür bir tartışma yapılamazsa bu anayasanın sivilliği sakat olur. O nedenle düşünce özgürlüğünün önündeki engelleri kaldırmak gerekiyor. Sonra tek tek hükümlerle ilgili daha detaylı ve olgun tartışmalar yapılabilir.

AKP sivil bir anayasa için sistemin sınırlarını ne kadar zorlayabilir?

AKP`nin bu konuda yeterince imkanı var, potansiyel de var, destek de alır. Öncelikle düşünce ve ifade özgürlüğünün önündeki engelleri kaldıracak bir girişimle başlaması gerekiyor. AKP bunu isterse yapabilir. İster mi? Bunu belirleyecek olan da daha çok AKP`yle işte, fiili iktidar odakları arasındaki ilişki, etkileşim veya pazarlıklardır. Uzlaşma ve farklı hesaplar gündeme gelebilir.

O halde yeni anayasanın sivilleşme yönündeki seyrini toplumsal alandan gelecek baskı belirleyecek...

Kesinlikle. Bu iş AKP`nin meselesi değildir. Bunu AKP`nin meselesi olmaktan çıkarmak gerekiyor. Anayasayla ilgili talepleri olan bütün toplumsal güçlerin burada yoğun bir enerji harcaması gerekiyor. Bu noktada görüş üretmeliler ve ciddi bir toplumsal basınç yaratmak için uğraşmalılar. Şu an anayasanın daha demokratik ve sivil hale gelmesinin bana göre en önemli güvencesi bu toplumsal basınç olacaktır. Aksi taktirde eğer daha büyük siyaset merkezlerine bırakılır ve onlarla sınırlı tutularsa orda pazarlıklarla ve başka hesaplarla pekala bu süreç güdük işleyebilir.

AKP bu işi alel acele kotarmak istiyor sanki. Bunun nedeni ne olabilir?

Bu aceleciliğin nedenini ben de anlamıyorum. Bu acelecilik aslında iki yönden sıkıntı yaratıyor. Birincisi AKP`nin gizli gündemi olduğunu iddia eden çevrelerin şüphelerini dolaylı olarak güçlendiriyor. İkincisi; hızla yapılmış bir anayasanın AKP anayasası olarak anılması ihtimali yüksektir ve meşruiyet tartışması da bitmez. Dolayısıyla bu iki noktada AKP`nin daha dikkatli olması gerekiyor. Çünkü sivil anayasa bütün toplumun anayasasıdır. Herkesin bu sürece katılması gerekir. Aceleye getirilirse tartışma ve gerilimler daha kısır noktalara sıkışabilir.

Meclis`e girmeleri önemli bir aşama olarak görülen DTP sivil anayasa sürecinde nasıl bir rol oynayabilir?

`DTP`nin Meclis`e girmesi önemli bir aşama olmuştur` dediğimizde kastettiğimiz de budur. DTP`nin gerçek bir siyasi özne haline gelmesi için Türkiye`nin bütün sorunlarına kendince müdahale, kendi noktasından öneriyle katılma çabası içinde olmalıdır. Bu yönde üretim yapmalıdır. İkincisi özgün olarak DTP`den beklenen Kürt sorununun çözümü konusunda önerilerinin ne olduğunu ortaya koyması gerekir. Bu bir fırsattır. İşte bütün enerjisini ve imkanlarını seferber ederek, anayasa tartışmalarına hem genel olarak hem de kendisinden beklenen Kürt sorunu noktasından öneri sunmalıdır. Ancak o zaman gerçek siyasi özne haline gelmek mümkündür. Sadece varlık göstermek bir siyaset değildir.

Gündem, 26.8.2007