Anasayfa > Güncel Yazılar > Post-Sovyet Orta Asya'da Kadın Sorunu: Tacikistan Örneği

Post-Sovyet Orta Asya'da Kadın Sorunu: Tacikistan Örneği

Sanem Vaghefi

04 Eylül 2015

1917 Ekim Devrimi'yle temeli atılan ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nde somutlaşan reel sosyalizm deneyimi, bu coğrafyadaki Müslüman kadınlar için radikal bir değişimi öngörüyordu.

Bolşevikler, tıpkı İran’daki Batı yanlısı Pehlevi rejimi gibi, kadınları “devlet eliyle özgürleştirmek” adına başörtüsünü yasakladılar ve imam nikahı, başlık parası, şer’i tarzda boşanma gibi geleneksel uygulamaların kadını baskı altında tuttuğu gerekçesiyle ortadan kaldırılmasını amaçladılar. Bu anlamda her ne kadar milliyetçi değil, sınıf temelli bir toplum yaratma iddiasıyla hareket etse de, Sovyet devletinin Müslüman toplumlardaki politikalarının pratikte Ortadoğu’daki Batıcı rejimlerin tepeden inme modernleşme hareketleriyle aynı yöntemleri izlediği söylenebilir.

Bu kıyaslamayı yaparken ortaya çıkan kritik bir soru, SSCB’nin yıkılmasının kadınlar açısından yarattığı sonucun, Ortadoğu’daki batıcı rejimlerin (örneğin İran’da Pehlevi rejiminin) yıkılmasıyla ortaya çıkan tabloya ne kadar benzediğidir.

İran’da Pehlevi modernleşmesinin ters teptiği ve kara çarşafı bir devrim sembolüne dönüştürdüğü açıktır. Ancak İran örneğinde Pehlevi rejimi, milliyetçi semboller kullanan yerli bir proje olarak ortaya çıkmıştı. Sovyetler hakimiyetindeki Müslüman coğrafyada, daraltmak gerekirse Orta Asya’daki özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyetlerinde ise devletin cinsiyet politikaları “Rus projeleri” olarak görülüyor ve bu anlamda Bolşeviklere sömürgeci bir kimlik atfediliyordu. Dolayısıyla Sovyet modernleşmesinin bu coğrafyada doğurduğu tepkiler sadece İslamcılık üzerinden değil, aynı zamanda yerel milliyetçilikler üzerinden yükselmiştir.

Sovyetlerin yıkılmasıyla bölgede ortaya çıkan siyasal & ideolojik boşluk ile etnik & mezhepsel çatışmalar, Orta Asya coğrafyasındaki liderlerin “istikrarı sağlama” bahanesiyle gün geçtikçe otoriterleşmelerine ve (Chehabi & Linz’in literatüre kazandırdıkları tabirle) birer “Sultanlık Rejimi” kurmalarına zemin hazırlamıştır.

Bu liderlerin, yani Sovyet sonrası Orta Asya devletlerinin modern sultanlarının, 1990’larda alelacele kurguladıkları ulus-inşası projelerinde “sembol” rolüne mahkum olan yine kadınlardır. Bu makalede Tacikistan toplumunda kadın sorunu kısaca incelenecek olup, Tacikistan rejiminin, ülkedeki köktendinci hareketlere karşı politik hamlelerinde kadın bedenini semboller üzerinden araçsallaştırmasına değinilecektir.

Tacikistan’da Sosyo-Politik Kültür ve Kadın Sorunu

Tarihsel açıdan Özbekistan’ın bir parçası olan Tacikistan, 1924 yılında “Tacik Otonom Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti” adı altında özerk bir statüye kavuşmuş, 1929’da ise Özbekistan’dan bağımsız Tacikistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kurulmuştur.

SSCB’nin yıkılmasının ardından 1991'in Aralık ayında bağımsız Tacikistan Cumhuriyeti kurulmuş, 5 Mayıs 1992’de ise ülkede iç savaş başlamıştır. Bu savaşta ana aktörler şeriat yanlısı İslami Uyanış Partisi (IRP) ve eski Komünist Parti yanlıları olsa da, ülkede bölgecilik (yönetim birimlerine yani bölgelere bağlı kimlik aidiyetleri ve ötekileştirme) politik eğilimleri belirleyen ana etkendir, dolayısıyla “komünist”, “liberal” ve “İslamcı” gibi etiketler yüzeysel kalmaktadır. 1994’te İmamali Rahman’ın Cumhurbaşkanı olmasıyla durulan savaş 1997’de resmen sona ermiştir.

Alla Kuvatova iç savaşın sonucunda binlerce kadının, geleneksel yapıya göre “evlerinin direği” olan erkek akrabalarını yitirmesinin ülkedeki toplumsal yapıyı son derece olumsuz etkilediğini belirtir. Savaş nedeniyle yoksulluk artarken, toplumdaki şiddet eğilimi de buna bağlı olarak çoğalmış, kadına karşı şiddet, çokeşlilik ve fuhuş gibi durumlarda büyük artış yaşanmıştır. Toplumsal şiddet çerçevesinde suç oranları ve uyuşturucu bağımlılığı artmakla kalmamış, kadınların bu faaliyetlerde katılımı da yaygınlaşmıştır (Kuvatova, 2001, s.130).

Bugün de Orta Asya’nın en yoksul ülkesi olan Tacikistan’ın Gayrı Safi Milli Hasılası'nın yarısı Rusya’da çalışan göçmen işçilerin gönderdiği dövizlere bağımlıdır. Uluslararası Göç Örgütü’nün 2009 yazında yaptığı bir araştırmaya göre Rusya’ya giden Tacik işçilerin üçte biri, orada kendine yeni bir hayat kurarak bir daha Tacikistan’a dönmemekte, dolayısıyla ülkesindeki eşini terketmektedir (IOM, 2009, s. 30).

Terkedilen eşlerin büyük çoğunluğu, Rusya’ya giden işçilerden döviz yardımı beklerken bir daha haber alamayan kadınlardan oluşmaktadır. Bu kadınlar son derece zor koşullarda, kimi zaman kendi evlerinin yakınındaki arazilerde sebze meyve ekip besin olarak onlarla yetinerek, kimi zaman çocuklarını okul yerine işe gönderek, kimi zaman ise fuhuş yaparak yaşamlarını sürdürmektedirler. Araştırmada görüşme yapılan kadınlardan bazıları imam nikahlı oldukları için çocuklarının nüfus kaydını yaptırmak vb. durumlarda zorluk yaşamaktadırlar. Devlet yardımı ya da psiko-sosyal destek alamayan ve eşlerini aramalarına yardımcı olacak hukuki bilgi birikimine sahip olmayan Tacik kadınlarının çoğu depresyon ve intihar eğilimi gibi risklerle yüzyüzedir.

Ülkede bağımsız ve güçlü bir sivil toplumun, ve kadın hareketi aktivistlerinin yokluğu bu gibi sorunların çözülmesini zorlaştırıyor. Tacikistan’da kadın hareketi 1980’lerde, yani Sovyetlerdeki Glasnost (açıklık) ve Perestroyka (yeniden yapılanma) politikaları döneminde ülkede şekillenen milliyetçi, İslamcı, ve önceden de varolan komünist hareketin alt kolları şeklinde oluşmuştur. Ancak “kadın özgürlüğü” kavramı Sovyet otoriteleri tarafından ortaya atıldığı için bu fikir, yabancı ve sömürgecilikle eşdeğer olarak algılanmıştır. 1990’lara gelindiğinde cinsiyet kimliği hem devlet, hem muhalif hareketler tarafından zaten siyasallaştırıldığı için Tacik kadınlarının kendi bağımsız hak hareketlerini oluşturmaları imkansızlaşmıştır (Tadjbakhsh, 1998, s. 182).

Bağımsız kadın hareketinin yokluğu, kadınların iç savaş, yoksulluk ve emek göçü nedeniyle yaşadığı sorunları çözümsüz bırakmanın yanısıra 2005’ten itibaren ülkede güçlenen İslamcı akımlar ve devlet arasındaki ideolojik çatışmanın, kadınları araçlaştırmasını olanaklı kıldı. 2013’te ortaya çıkan IŞİD’in Tacikistan’da da etkinlik göstermesi, Tacik kadınları üzerinden yeni bir milliyetçilik, modernleşme ve İslam tartışmasının doğmasına yol açtı.

Giysilerin Milliyeti: Sembollerin Savaş Alanı olarak Kadın Bedeni

Her ne kadar Türkiye’ye yansımasa da son birkaç aydır, özellikle IŞİD’in Orta Asyalı gençler arasında etkinliğinin çoğalmasının sonucu olarak, Tacikistan’da semboller üzerinden süregelen bir ideolojik kriz hali mevcut. Tacikçe yayın yapan Radio Ozodi’nin haberine göre bu kriz, 8 Mart 2015’te, Başkan İmamali Rahman’ın ülkede uluslararası Kadınlar Günü yerine kutlanan “Anneler Günü” konuşmasındaki çağrısıyla başladı.

Rahman, öncelikle Tacik kadınlarını “Anneler Günü” nedeniyle tebrik edip daha sonra kendilerine ne giyip ne giymemeleri konusunda öğütler verdi: “Eski çağlardan beri halkımızda kadınlar renkli, güzel elbiseler giyerler, kızlarımız hiç bir zaman simsiyah giyinmemiştir. Geleneklerimizde kapkara giysilerin yeri yoktur. Yabancılar bu giysileri rahatsız edici fikirleri yaymak ve ülkemizde yeni bir aşırıcı hareket oluşturmak için kullanmaktadırlar”.

Bu konuşmada “başörtüsü” ve “tesettür” gibi kelimeler geçmese de Rahman’ın, son yıllarda ülkede yaygınlaşan tesettürden bahsettiği açıktı. Aslında Eğitim Bakanı’nın konuyla ilgili bir açıklama yaptığı 2005 yılından itibaren Tacikistan’daki eğitim kurumlarında başörtüsü pratikte yasaktır. Ancak henüz sanayileşmemiş olan, okuma-yazma oranları düşük ve kırsal ağırlıklı Tacik toplumunda bu yasak tesettürün yaygınlaşmasını engellemekte yeterli olmamıştır.

Rahman’ın konuşmasından birkaç gün sonra başkent Duşanbe’de kadınlar için İslami tesettür tarzında elbiseler satan mağazalar resmi bir açıklama yapılmadan kapatılmıştır. Ayrıca Duşanbe valisi tarafından, devlet memurlarını Tacik kadınları arasında “hurafeleri ve aşırıcılığı engellemek için bilinçlendirme çalışmaları yapmak”la görevlendiren bir karar çıkarılmıştır. Bu kararla öngörülen uygulama ironik bir biçimde İran’daki ahlak polisliğini andırmaktadır. Zira İran’da da özellikle yaz aylarında “toplumu irşat etmek” adı altında çalışmalar düzenlenmekte ve özellikle kadınların giydiklerine ulusal & bölgesel kimlikler biçilmektedir.

Son olarak 27 Mart’ta ülkenin kuzeyinde bulunan ve ekonomik açıdan en gelişmiş bölgesi olan Soghd eyaletinin Khojand şehrinin valisi, Nevruz Bayramı nedeniyle düzenlenen bir konuşmada “Kadınlar Afgan ve İran giysilerini değil, Tacik ulusal giysilerini giysinler” demiştir. Bu söylemde tesettürün, örneğin Arap giyimi olarak değil de “Afgan ve İran giysileri” olarak tanımlanmasının sebebi, Tacikleri aslında aynı dili yani Farsça’yı konuştukları Afganlar ve İranlılardan ayrı tutmanın, ulus tahayyülünü pekiştirmek açısından daha kritik olmasıdır.

Khojand valisinin, tıpkı İmamali Rahman gibi, savunduğu “Tacik ulusal giysisi”nden fersah fersah uzak olan Batı tarzı kravat ve takım elbiseyle boy göstermesi, haberin yayınlandığı Radio Ozodi’de yorumlar yapan Tacik internet kullanıcıları arasında eleştiri ve alay konusu oldu. Ancak asıl sorgulanması gerekene, yani Ortadoğu’da son yüz yıldır örneklerini defalarca gördüğümüz üzere, erkeklerin “ulusal çıkar” adına kadınlara nasıl giyinmeleri gerektiğini birer siyasi proje olarak dayatmalarının ne gibi toplumsal sorunlar yarattığına değinen -şimdilik- yok.

Sonuç Yerine

Başkan İmamali Rahman’ın şahsıyla özdeşleşen Tacikistan rejimi, ülkedeki köktendinci hareketlere karşı politik mücadelesinde kadın bedeni üzerinden milliyetçi-sekülarist bir ideoloji üretmeye çabalamaktadır. Ülkede bağımsız bir kadın hareketinin yokluğu ve sivil toplumun zayıflığı, kadınların İslamcılık-modernleşme-milliyetçilik eksenindeki tartışmada araçlaşarak, kendi toplumsal haklarını dile getirememelerine yol açmaktadır.

Öte yandan, sosyalizm deneyimini yaşayan ve Kuzey Kafkasya ya da Arap Yarımadası gibi bir İslamcı siyasal geleneğe sahip olmayan bir ülkede Selefi hareketin, rejim tarafından birincil tehdit olarak algılanacak kadar güçlenmesi de irdelenmeye değer bir durumdur. Bu anlamda Tacikistan örneği, giriş bölümünde de değinildiği gibi Sovyetlerin “kadın özgürlüğü” projesinin Orta Asya’daki Müslüman toplumlarda tepkisel bir gelenekselleşmeye yol açtığını düşündürmekte.

Kaynakça

Glenn, R. (2009). Abandoned Wives of Tajik Labor Migrants. International Organization for Migrations.

Kuvatova, A. (2001). Gender issues in Tajikistan: Consequences and impact of the civil war. IUED. Geneva, 127-135.

Khojand Valisi: Kadınlar Tacik Elbiseleri Giysin, İran ve Afgan giysileri değil. (2015): http://www.ozodi.org/content/mayor-of-khujand-city-about-tajik-women-dress/26924034.html

Tadjbakhsh, S. (1998). Between Lenin and Allah: women and ideology in Tajikistan.