Anasayfa > Güncel Yazılar > Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'na Hitaben

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'na Hitaben

Hugo Chavez , Çeviren : Kenan Erçel

06 Ekim 2006

Hugo Chavez’in 20 Eylül 2006’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na hitaben yaptığı konuşma dünya çapında yankı uyandırdı. Fakat içinde yaşadığımız “gösteri toplumu”nda, sözkonusu 23 dakikalık konuşmadan geriye Chavez’in Bush’u “şeytan” diye adlandırması ve kürsüden Chomsky’nin kitabının “reklam”ını yapması kaldı sadece yadigar. Gerçi diplomatik adab-ı muaşeret gereği her türlü nahoş gerçekliğin sansürlendiği bir platformda böylesi “müstehcenlik”ler bile bir ferahlıktı ama Chavez’in konuşması -aşağıda okuyabileceğiniz üzere- hiç de bunlardan ibaret değildi. Birleşmiş Milletler sisteminin iflasından Ortadoğu’daki rezalete, Latin Amerika’daki ABD güdümlü darbelerden Bağlantısızlar Hareketi’ne birçok konuya değindi Chavez. “Emperyalizm”in demode, arkaik bir tabir olduğunu düşünenlere inat kelimeyi bilumum türeviyle (emperyalizm, imparatorluk, emperyalist) üstüne basa basa defalarca kullandı. Gücünden başka meşruiyeti olmayanlara meşruiyetinden başka gücü olmayanlar adına çattı, hesap sordu, verdi veriştirdi. Ama salt zulmün, haksızlığın, savaşın dününden, bugününden değil, insan onuruna yaraşır bir gelecekten de bahsetti Chavez; yeterince inanırsak o kadar da uzak olmayan, olması gerekmeyen bir gelecekten; Latin Amerika’da şimdiden filizlenmeye başlamış başka bir gelecekten.

Dünya hükümetlerinin sayın temsilcileri, hepinize iyi sabahlar dilerim.

Öncelikle, okumamış olanlarınızı, saygılarımla, bu kitabı okumaya davet ederim. Amerika ve dünyanın en saygın entelektüellerinden Noam Chomsky ve onun en son kitaplarından biri, Hegemoni ya da Beka: Amerika’nın Küresel Tahakküm Macerası. 20. yy boyunca dünyada neler olup bittiğini, günümüzde yaşananları ve gezegenimiz üzerinde dolanan en büyük tehdidi anlamak için mükemmel bir eser.

Amerikan imparatorluğunun hegemonik hevesleri bizzat insan türünün varlığını tehlikeye atmaktadır. Sizi bu tehlikeye karşı uyarmayı görev bilir ve gerek Birleşmiş Devletler gerek tüm dünya halklarını, başımızın üzerinde kılıç gibi sallanan bu tehdide bir dur demeye çağırırız. Bu kitaptan okumak niyetindeydim ama süre kısıtı yüzünden sadece tavsiye etmekle yetiniyorum. Okuması kolay, çok güzel bir eser. Ve eminim, Madam,([1]) yabancısı değilsinizdir. İngilizcesini, Rusçasını, Arapçasını, Almancasını bulmak mümkün. Bu kitabı en başta Birleşik Devletler’deki kardeşlerimizin okuması gerektiğini düşünüyorum, zira söz konusu tehdit bizzat sizin evinizde. Şeytan evin içinde. Şeytanın ta kendisi evin içinde.

Ve şeytan dün buraya geldi. Dün buradaydı şeytan. Tam burada [istavroz çıkarır]. Ve bugün burası halen kükürt kokmakta. Dün, bayanlar ve baylar, şeytan diye hitap ettiğim beyefendi, Birleşik Devler başkanı, adeta dünya kendisininmiş gibi seslendi bu kürsüden. Gerçekten. Dünyanın sahibi olarak. Birleşik Devletler başkanının dünkü konuşmasını analiz etmek üzere bir psikiyatrist çağırmak lazım herhalde. Emperyalizmin sözcüsü olarak deva dağıtmaya, yani dünya halklarının tahakkümü, sömürüsü ve talanı üzerine kurulu gidişatı sürdürmeye geldi.

Tam Alfred Hitchcock filmine yaraşır bir senaryo. Hatta bir başlık bile düşündüm: “Şeytan’ın Reçetesi”.

Chomsky’nin, kitabında açık seçik ve derinlemesine incelediği üzere Amerikan imparatorluğu, tahakküm sistemini sağlamlaştırmak için elinden geleni ardına koymamaktadır. Fakat bizler buna müsaade edemeyiz. Dünya diktatörlüğünün kurulmasına müsaade edemeyiz.

Dünyanın ebeveynliğine soyunanların, her şeyi denetimleri altına almak için söylediği emperyalist riyakârlıklarla dolu sinik, ikiyüzlü laflar. Demokratik bir model dayatmak istediklerini söylüyorlar. Fakat bu onların demokrasisi. Seçkinlerin sahte demokrasisi. Silahlarla, bombalarla dayatılan çok özgün bir demokrasi. Ne tuhaf bir demokrasi. Aristo ya da demokrasinin köklerini atan diğerlerinin tanımakta güçlük çekecekleri bir demokrasi. Donanma ve bombalarla dayatılan bir demokrasi ne menem birşey ola ki?

Birleşik Devletler başkanı dün, tam buradan, bu salondan, aynen şöyle seslendi: “Ne yana dönseniz, şiddet, terör ve şehitlik sayesinde yoksulluktan kurtulup itibarınızı kurtarabileceğinizi öğütleyen köktencileri işitiyorsunuz”. Baktığı her yerde köktencileri görüyor; sana, teninin rengine bakıyor ve aha, işte bir köktenci, diyor. Bolivya’nın değerli başkanı Evo Morales de ona bir köktenci olarak görünüyor. Emperyalistler her yerde köktencileri görüyor. Bizler köktenci olduğumuz için değil. Dünya uyanmakta olduğu için. Dünya uykusundan silkiniyor. İnsanlar ayağa kalkıyor.

Bana kalırsa, sevgili dünya diktatörü, kalan günlerinizi bir kâbus olarak yaşayacaksınız çünkü bizler ayağa kalkıyor, Amerikan emperyalizmine kafa tutuyor, eşitlik için, onur için, ulusların egemenliği için haykırıyoruz. Evet, bize köktenci diyebilirsiniz ama bizler imparatorluğa, tahakküm sistemine karşı dikiliyoruz.

[ABD] Başkan takiben -ayniyle vaki- şunları söyledi: “Doğrudan Ortadoğu halklarına hitap etmeye ve onlara ülkemin barış istediğini söylemeye geldim”. Doğrudur. Bronx’un sokaklarını, New York’u, Washington’u, San Diego’yu, herhangi bir şehri, San Antonio’yu, San Francisco’yu dolaşacak olsak, insanlara, Birleşik Devletleri vatandaşlarına soracak olsak, bu ülke neden yana? barış mı? diye, ‘evet’ diyeceklerdir. Fakat hükümet barıştan yana değildir. Birleşik Devletler hükümeti barış istememektedir; savaş aracılığıyla sömürü, talan ve hegemoni sistemini sürdürmek emelindedir. Barış istiyorlar da Irak’ta olanlar ne peki? Lübnan’da olanlar? Filistin’de? Neler oluyor? Son 100 yılda Latin Amerika ve dünyada neler oldu? Ve şimdi de Venezüella’ya, İran’a yöneltilen tehditler?

Kendileri Lübnan halkına seslendi. Çoğunuz, diye buyurdu, evlerinizin, muhitinizin nasıl çapraz ateş arasında kaldığına şahit oldunuz. Bu ne siniklik böyle, ne aymazlık! Beyrut’a düşen bombaların milimetrik hassasiyeti mi? Ne çapraz ateşi? İnsanların bel hizasından ateş edip de birilerinin arada kaldığı Western filmi sanırsınız. İmparatorluğun ve İsrail’in Filistin ve Lübnan halkı üzerine ateş açması enikonu emperyalizmdir, faşistliktir, cana kasttır, soykırımdır. Olan budur. Ve şimdi de kalkmış diyorlar ki “Evlerin yıkılmasından hicap duyuyoruz”.

Birleşik Devletler başkanı dünya halklarına seslenmeye geldi. Beraberimde kimi belgeler getirdim, zira bu sabah okuduğum beyanatlara bakılırsa Afganistan, Lübnan, İran halklarına konuşmuş kendisi. Onlara doğrudan seslenmiş. İnsan merak etmeden edemiyor, Birleşik Devletler başkanı kendilerine hitap ederken dünya halkları söz hakkı alabilecek olsalar ona ne söylerlerdi? Güney insanlarının, zulmedilen halkların ne diyeceğine dair bir tahminim var aslında: “Emperyalist Yankee, evine dön” derlerdi. Şayet mikrofon uzatılsa ve hepsi tek bir ses olup Amerikan emperyalistlerine seslenebilse böyle derlerdi insanlar. İşte bu nedenledir ki, sayın [Madam] Başkan, meslektaşlarım, dostlarım, bu nedenledir ki son sekiz senedir yapageldiğimiz üzere geçen sene de bu salona gelip artık doğrulanmış -katiyetle doğrulanmış- bir şeyi söyledik.

Bu salonda bulunan kimsenin mevcut düzeni müdafaa edeceğini sanmıyorum. Samimi olalım, teslim edelim artık. İkinci Dünya Savaşı sonrası doğmuş olan BM sistemi iflas etmiştir. Kıymet-i harbiyesi kalmamıştır. Doğrudur, seneden seneye bir araya gelmemize, demeçler verip bilumum belgeler hazırlamamıza ve dün Abel’inki ya da Başkan Mullah’ınki gibi güzel konuşmalar dinlememize vesile olması açısından iyidir, hoştur. Bir sürü konuşma dinledik ve pek çok şeyler duyduk, örneğin, Sri Lanka liderinden, Şili cumhurbaşkanından.

Ve fakat meclis olarak tamamen bir müzakere organına dönüştük. Hiçbir gücümüz, dünyanın içinde bulunduğu feci duruma müdahale etmek için hiç gücümüz yok. İşte bu nedenle Venezüella, bir kez daha, bugün, burada, 20 Eylül tarihinde, Birleşmiş Milletler’i yeniden tesis etmeyi önermektedir. Geçen sene, Madam, hayati önemi haiz olduğunu düşündüğümüz dört mütevazı önergede bulunmuştuk. Devlet başkanları, elçileri, temsilcileri olarak sorumluluğumuzun idrakine varıp bunları istişare etmeliyiz.

Bunlardan ilki genişleme mevzuu ki buna dün burada Mullah değindi. Güvenlik Konseyi hem daimi hem daimi olmayan kategorilerden teşekkül olduğu için gelişmekte olan ve geç gelişen ülkelere de yeni daimi üyeler olarak Konsey’de yer verilmeli. İlk adım budur. İkincisi, dünyadaki ihtilafları çözüme kavuşturmak için etkin yöntemler ve şeffaf kararlar. Üçüncü husus, ki bunda hepimiz mutabıkız, Güvenlik Konseyi kararlarının vetosunun, bu anti-demokratik mekanizmanın, acilen kaldırılması. Yakın geçmişten bir örnek vermek gerekirse, Birleşik Devletler’in hayâsız vetosu sayesindedir ki İsrailliler Lübnan’ı umarsızca yerle bir edebildi. Bizzat gözlerimizin önünde Konsey’in iradesinin engellenişini seyreyledik. Dördüncü olarak, her zaman dediğimiz üzere, BM Genel Sekreteri’nin yetkilerini genişletmeliyiz.

Dün, Genel Sekreter huzurlarınızda fiilen veda konuşmasını yaptı. Kendisi, son 10 senedir işlerin sarpa sardığını; açlık, yoksulluk, şiddet, insan hakları ihlalleri alanlarında işlerin kötüye gittiğini teslim etti. Bunlar hep BM sisteminin çöküşünün ve Amerika’nın hegemonik emellerinin vahim sonuçlarıdır.

Madam, birkaç sene önce BM’yi tanımak suretiyle Venezüella, bu mücadeleyi BM içerisinden vermeye, ona sesi ve fikirleriyle dahil olmaya karar verdi. Bizim sesimiz, uluslararası sistemin barışı ve yeniden yapılandırılmasını yönünde onurlu bir arayışı temsil eden, cihana zulmeden mütecaviz hegemonik güçleri kınayan bağımsız bir sestir. Venezüella kendini böyle takdim etmişti; Bolivar’ın memleketi Güvenlik Konseyi’nde daimi olmayan bir koltuğa talip olmuştu. Gelin görün ki ABD hükümetinin aleni ve arsız baskıları sonucu Venezüella’nın Güvenlik Konseyi’nde bir pozisyona seçilmesi engellenmiştir.

İmparatorluk gerçeklerden, bağımsız seslerden korkmaktadır. Bizleri köktenci diye yaftalıyor ama asıl köktenci kendisidir. Gerçi gizli bir oylamaydı, isim zikretmeye gerek yok ama Venezüella’dan desteklerini esirgemeyen tüm ülkelere buradan teşekkür etmek isterim. Zaten imparatorluğun zorbalıkları sonrasında onların da kanaatleri iyice pekişti; verdikleri destek gücümüze güç kattı. Mercosur bir blok olarak omuz verdi. Brezilya, Arjantin, Paraguay ve Uruguay ile birlikte Venezüella Mercosur’un tam üyesidir. Başka birçok Latin Amerika ülkesi, CARICOM,([2]) Bolivya dayanışma gösterdi. Arap Ligi yekvücut destek verdi. Arap dünyasına, Karayibli kardeşlerimize, Afrika Birliği’ne gönülden müteşekkiriz. Afrika’nın hemen hepsinin yanı sıra Rusya, Çin ve diğer birçokları Venezüella’ya destek verdi. Venezüella adına, halkım ve gerçeklik adına sizlere içtenlikle teşekkürlerimi sunarım çünkü Güvenlik Konseyi’nde yer alan bir Venezüella, yalnızca kendi fikirlerinin değil, tüm dünya halklarının sesi olacak, gerçeğe ve doğruya sahip çıkacaktır.

Fakat her şeyden önemlisi, Sayın Başkan, iyimser olmak için nedenlerimiz var. Bir şair olsa “müzmin iyimserlik” derdi herhalde; zira tüm bu savaş ve bombaların, saldırgan ve tedbiri (preemptive) savaşların üzerinde ve ötesinde yeni bir çağın doğuşunu seyrediyoruz. Sylvia Rodriguez’in dediği gibi, çağ bir yürek doğuruyor. Muhtelif düşünme biçimleri vardır. Farklı düşünen genç insanların varlığına sırf son onyıl zarfında yeterince tanık olduk zaten. ‘Tarihin sonu’nun tamamen yanlış bir varsayım olduğu ortaya çıktı, keza Pax-Americana ve kapitalist neo-liberal dünyanın tesisinin de. Bu sistemin yoksulluktan başka bir şey üretmediği ortadadır. Artık kim inanır ki ona? Şimdi yapmamız gereken dünyanın geleceğini tayin etmektir. Şafak söküyor her yerde, Afrika’da, Avrupa’da, Latin Amerika’da, Okyanusya’da. Bu iyimser tasavvurun altını çizmek isterim.

Kendimizi, mücadelemizi, bilincimizi güçlendirmeliyiz. Yeni ve daha iyi bir dünya inşa etmeliyiz. Venezüella bu mücadeleye katılmıştır ve bu yüzden de tehdit altındadır. Birleşik Devletler halihazır Venezüella’da bir darbe planlayıp, finanse edip oyuna koymuştur bile ve Venezüella dâhil birçok yerde darbe girişimlerine destek vermeyi sürdürmektedir. Cumhurbaşkanı Michelle Bachelet henüz biraz evvel eski Dışişleri Bakanı Orlando Letelier’in hunharca katlini yâd etmişti. Buna ekleyecek tek bir şeyim var: Bu suçu işleyenler özgürdürler. Bir Amerikalı’nın ölümü hadisesi de bizzat Amerika’larının işiydi; CIA’in katillerinin, teröristlerin işi.([3])

Anımsayalım ki birkaç gün içerisinde bir başka yıldönümünü daha idrak edeceğiz. 73 masum insanın öldüğü o Küba Havayolları’na ait yolcu uçağına düzenlenen cani terörist saldırının üzerinden 30 yıl geçmiş olacak. Peki, uçağın infilakının sorumluluğunu üstlenen bu kıtanın en azılı teröristi nerede şimdi? Venezüella’daki bir hapishanede birkaç sene yattı, sonra da CIA ve hükümet yetkilileri sağolsun, kaçmasına göz yumuldu; şimdi burada, bu ülkede, hükümetin koruması altında yaşamakta. Tutuklanmıştı halbuki, suçunu itiraf etmişti. Ama ABD hükümetinin çifte standartları var. İşine gelince terörizmi himaye ediyor.

Demem o ki Venezüella terörizm ve şiddete karşı mücadeleye kendini tamamen adamıştır; barış için çabalayan halklardan biridir.

Burada koruma altında tutulan sözkonusu teröristin adı Luis Posada Carriles’tir. Venezüella’dan kaçmış başka bir takım son derece namussuz ve üçkâğıtçı insan da burada koruma altında yaşamaktadır; darbe sırasında elçilikleri bombalayıp insanları katleden ekibi kastediyorum. Beni kaçırdılar, öldüreceklerdi de; ama Tanrı yardım elini uzattı, halk da ordu da sokaklara döküldü ve işte karşınızdayım. Fakat bu darbenin başını çekenler Amerikan hükümetinin koruması altında bugün burada bu ülkedeler. Ve bendeniz Amerikan hükümetini teröristleri himaye etmek ve tepeden tırnağa yalan dolan bir söylem tutturmakla itham ediyorum.

Küba demiştik. Birkaç gün evvel oradaydık. Mutlu, mesut döndük daha yeni. Başka bir çağın doğuşunu işte orada görmek mümkün. 15’ler Zirvesi, Bağlantısızlar Zirvesi, tarihi bir karara imza attı. Neticede bu belge ortaya çıktı. Merak buyurmayın, okumayacağım. Ama belirtmek isterim ki burada, 50’den fazla ülke lideri tarafından şeffaf bir biçimde açık bir müzakere sonucu alınmış bir takım kararlardan bahsediyoruz. Havana birkaç haftalığına Güney’in başkenti oluverdi ve bizler yeni bir atılımla bir kez daha Bağlantısızlar grubunu kurmuş bulunuyoruz.([4])

Sizlerden tek bir istirhamım olabilir, dostlarım, kardeşlerim, yeni bir çağın doğuşu adına, emperyalizmin hegemonik ilerlemesinin önünü kesmek için Bağlantısızlar Hareketi’yle güç birliği yapmanız. Malumunuz, üç yıldır Bağlantısızlar’ın başkanı Fidel Castro’dur -ki üzerine düşeni fazlasıyla yapacağı konusunda kendisine güvenebiliriz. Ne yazık, diye düşündüler, “Fidel ölecekti halbuki”. Ama hayalkırıklığına uğradılar, ölmedi Fidel. Ve sadece sağ değil, yeşil üniformayı çekmiş Bağlantısızlar’a başkanlık ediyor.

Sevgili meslektaşlarım, [Madam] Başkan, yeni, güçlü bir hareket doğmakta, Güney’den gelen bir hareket. Bizler Güney’in erkekleri ve kadınlarıyız. Bu belgeler, fikirler ve tenkitler eşliğinde dosyamı kapatıyorum. Kitabı beraberimde götürüyorum. Ve unutmayınız, sizlere naçizane tavsiye ediyorum.

Gezegenimizi kurtarmak, emperyalist tehditten gezegenimizi kurtarmak için fikirlere ihtiyacımız var. Umarım, bu yüzyıl içerisinde, çok geçmeden bu yeni çağ gelecek, tanıklık edeceğiz, çocuklarımız ve torunlarımızın Birleşmiş Milletler’in, ama yenilenmiş bir Birleşmiş

Milletler’in, temel ilkelerini esas alan bir dünya barışı gelecek yakında.

Ve belki tebdil-i mekan yapmak lazım. Birleşmiş Milletler’i başka bir yere, belki bir Güney şehrine koymak lazım. Venezüella’yı önermiştik.

Biliyorsunuz özel doktorum uçakta kaldı. Güvenlik Sekreteri uçakta mahzur kaldı. Bu beyefendilerin her ikisi de BM toplantısına katılmaktan alıkonuldu. Bu şeytanın kudretini istismar edişinin bir başka delilidir. Kükürt kokuyor burası ama Tanrı bizimle ve hepinizi kucaklıyorum.

Tanrı bizleri korusun. Sizlere iyi günler dilerim.

[1] 61. B.M. Genel Kurulu oturumuna başkanlığı Bahreyn Krallığı’ndan [Bayan/Madame] H.E. Sheikha Haya Rashed Al Khalifa yapıyor.

[2] CARICOM, Karayip Topluluğu’nun (Caribbean Community) kısaltılması olup 15 Karayip ada ülkesinden teşekkül bölgesel bir serbest ticaret ve ekonomik yardımlaşma örgütüdür.

[3] Chavez burada “Amerikalı”dan Orlando Letelier’in asistanı Ronni Moffitt’i kastediyor. Allende’nin devrildiği askeri darbe sonrası tutuklanıp işkence gören Letelier, serbest bırakıldıktan sonra yerleştiği Washigton DC’de 21 Eylül 1976 tarihinde arabasının bombalanması sonucu Amerikan vatandaşı Moffitt ile birlikte hayatını kaybetti.

[4] “Küba ve Venezüella: Umut Ekseni Kuruluyor” Stuart Munckton

<http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=7647>