Anasayfa > Güncel Yazılar > Afganistan'ı Afganlara Bırakın!

Afganistan'ı Afganlara Bırakın!

Patrick Cockburn , Çeviren : Gizem Özmeriç

29 Aralık 2009

Bu günlerde Amerika Birleşik Devletleri Afganistan’a yeniden binlerce asker göndermeye hazırlanıyor. Bu durumda da Afganistan ve ABD arasındaki ilişki yeni bir hal almaya başlıyor. Afgan hükümeti bir yandan Taliban’a karşı mücadele verirken bir yandan da Amerikan ve İngiliz ordularıyla savaşmak zorunda kalıyor. Afgan halkının cephesinden bakıldığında da durum pek de iç açıcı görülmüyor. Gün geçtikçe ülkelerinin Amerikan ve İngiliz işgali altında olduğunu düşünen Afgan sayısı artıyor.

Washington ve Londra’da Afganistan’a gönderilecek yeni birliklere dair süren tartışmalarda Afgan halkının konuşlanmaya karşı olan tutumu göz önünde bulundurulmuyor. BBC, ABC News ve ARD’nin yaptığı kamuoyu yoklamasına göre Batı’nın düşüncelerinin aksine, Afgan halkının yalnızca %18’i ABD ve NATO/ISAF güçlerinin Afganistan’da kalmasını istiyor. Halkın %44’ü ise yabancı birliklerin sayısının azaltılmasını istiyor.

Bu bulgular bize Taliban’ın arkasına aldığı desteğin nereden geldiğini de açıklıyor. Taliban’ın 2001’den önceki zalim yönetimi halkın hafızasında artık yalnızca eski bir hatıradan ibaret. Taliban, halka kendini işgal güçlerine karşı ülkenin tek savunucusu olarak gösteriyor. Afganistan’ın Zabul eyaletinde görevli üst düzey Amerikan yetkilisi Mathew P. Hoh, ABD askerinin Afganistan’daki varlığının gerekliliğine inanmadığından bir süre önce görevinden istifa etti. Mathew P. Hoh ABD’nin Afganistan’da 35 yıldır süregelen Peştun gruplar ve Kuzey ittifakı arasındaki iç savaşta taraf olduğunu belirttiği istifa mektubunda şunları söyledi: “Afganistan’daki ABD askeri birliği Peştun ayaklanmasını meşru kılıyor. Afgan hükümetine olan desteğimiz ise halkı hükümetten gitgide uzaklaştırıyor. Ülkedeki asiler Taliban’a destek olmak için değil; yalnızca yabancı birlikleri ülkeden çıkarmak için ayaklanıyorlar.”

Şu an ABD için Zabul’ün önemi ne ise İngiltere için Helmand’ın önemi odur. Zabul ve Helman’deki komutanlara göre bölgeyi kontrol altında tutmanın yolu bölgeye yeni birliklerin sevkiyatından geçiyor çünkü askerlere göre daha çok asker demek bölgede görevli devriyelerin sayısının artması anlamına geliyor. Bu durum pek de şaşırtıcı sayılamaz çünkü tarih boyunca generaller ne kadar çok askerleri olursa zaferin o kadar kısa sürede geleceğine inanmışlardır. Öte yandan uzun bir savaş geçmişine sahip olan Afgan halkı daha çok askeri birliğin daha çok vahşet, daha çok ölü ve daha çok yaralı getireceğinin farkında. ABD ya da NATO bombardımanlarının olduğu yerlerde halk Taliban’a oldukça destek veriyor. Bu da bir anlamda ABD ve İngiliz ordularının Afganistan’daki varlığının Taliban’ın işine yaradığını gösteriyor.

İngiltere Başbakanı Gordon Brown’un iddiasının aksine Afganistan’daki 9000 İngiliz birliğinin varlığının sebebi daha iyi bir Afganistan yaratmak ve İngiltere’de sokaklarda dolaşan çocukları korumak değildir. Brown yaptığı bir açıklamada şunları söylemiştir: “çocuklarımız, ülkemizi ve dünyamızı terörden korumak için Afganistan’da görevlerini yapan askerlerimizden kahramanlığın ne demek olduğunu öğreneceklerdir. Eğer şu an Londra, New York, Bali, Bağdat, Madrid, Mumbai ve Rawalpindi’deki insanlar güvendeyse ve el-Kaide’nin yürüttüğü vahşetten korunuyorsa, Afganistan’daki askerlerimiz sayesindedir.”

Brown’un bu iddiasındaki en büyük sorun el-Kaide’nin şu anda Afganistan’da değil; Pakistan’da yerleşik olmasıdır. El-Kaide liderlerinin Afganistan’a dönmesi için hiçbir sebep yoktur çünkü Pakistan istihbarat servislerinden ve Pakistan’daki köktendinci örgütlerden yeterince destek almaktadırlar. Şayet İngiltere söz konusu 9000 askeri el-Kaide’yle savaşmak için gönderiyorsa birlikler yanlış yerdeler. Brown bu gerçeği örtbas etmek için ortaya yeni bir iddia attı. Bu iddiaya göre Pakistan-Afganistan sınırında teröristlere ait üç adet kışla bulunuyor. Brown’un bu üç kışlanın coğrafi konumuna ilişkin gerçeklikten uzak açıklamayı yapmasının asıl amacı Pakistan’daki terörist varlığının üstünü kapatmaktır. ABD ordusunun yaptığı bir açıklamaya göre ise Afganistan’da yalnızca 100 adet el-Kaide militanı bulunmaktadır.

Aslında İngiliz askeri gücünün Afganistan’daki varlığı amaçlandığı gibi İngiltere halkının güvenli bir şekilde yaşamasını sağlamıyor. Eylemlerini gerçekleştiremeden yakalanan canlı bombalar sorgularında verdikleri ifadelerde teröristlerin asıl amacının 11 Eylül ardından Irak ve Afganistan’da başlayan savaşı kınamak olduğunu belirtmişlerdir. ABD’nin Texas eyaletindeki askeri üssü Fort Hood’da görevli Psikiyatrist Binbaşı Nidal Malik Hasan’ın kışladaki 13 kişiyi öldürmesinin altında yatan tek gerçek de budur. El-Kaide’yle savaşta olduğunu ilan eden Brown da Tony Blair ve George Bush gibi el-Kaide’nin 11 Eylül’den sonra kurduğu tuzağa düşmektedir. El-Kaide’nin amacı yalnızca ABD’yi her an silahlı bir saldırıya maruz kalabilecek bir yer haline getirmek değil; aynı zamanda batının Müslüman ülkelere misilleme yapmasını sağlamaktır. El-Kaide’nin üst düzey strateji uzmanı Ayman al-Zawahiri 11 Eylül’den hemen sonra saldırının amacının ABD’yi misilleme yapmaya teşvik edip “kâfirlere karşı cihat” ilan etmek olduğunu belirtmiştir.

Afganistan’da da Irak’ta da ABD ve İngiltere benzer çıkmazlara düşmüşlerdir. Bu savaşları Tony Blair ve George Bush ucuza mal olacağı ve kısa süreceğini düşünerek başlattılar. İlk askeri taarruzlar başarılıydı fakat ABD ve İngiliz birlikleri aynı başarıyı gerilla savaşlarında gösteremedi. Bu savaştan geri çekilmeleri için de gereğinden fazla kan dökmüşlerdi. Bu durum da hem ABD’nin hem de İngiltere’nin saygınlığını oldukça zedeledi. Irak ve Afganistan’daki direnişin zayıflığı olası bir geri çekilmede duyulacak utancın derecesini arttırmaktadır.

İngiltere’nin Afganistan’daki askeri varlığının asıl amacı ABD’nin asıl müttefiki olduğunu tüm dünyanın gözünde pekiştirmekti. 2006’dayken İngiltere’nin bu stratejisi akla uygun geliyordu. Fakat bölgenin tarihine bakılacak olursa nihai bir askeri başarının pek de mümkün olmadığı görülüyor. 2001’de Taliban henüz askeri anlamda çökertilmemişken Taliban militanları çoktan köylerine çekilmiş ya da Pakistan’a sığınmışlardı. Pakistan hükümetinin mültecileri kabul etmenin iyi bir fikir olup olmadığına karar vermesi oldukça vakit aldı çünkü ABD Irak’ta da büyük bir çıkmaza girmişti.

Bu arada Hamid Karzai’nin hükümeti de kamunun gözünden fazlasıyla düştü. Hükümet ülkeyi idare etmekten çok dolandırıcılık yapmakla meşgul. Yetkililerin afyon ve eroinden kazandığı para muhtemelen Taliban’ın kazandığından daha fazla. Afganistan’da yolsuzluk hayatın her alanını etkiliyor. Resmi ve gayriresmi vergilerden ötürü Kabil’de ekmeğin fiyatı bile Pakistan’dakinden pahalı. Afgan hükümeti ve BM’nin sunduğu verilere göre Afganistan’da nüfusun %42’si günde 45 sentle geçinmeye çalışıp fakirlik sınırının altında yaşıyor. 12 milyon Afgan yetersiz beslenmeden ötürü açlıktan ölmek üzere. Bu yüzden de halkın lüks içinde yaşayan hükümet yetkililerine güven duymaması oldukça anlaşılır.

Brown yaptığı bir açıklamada şunları söylüyordu: “Afganistan’ın adı artık maalesef yolsuzluktan başka bir şeyle anılamaz oldu. Ben İngiltere halkını yolsuzluğa karşı gelemeyen bir hükümet uğruna tehlikeye atamam.” Bu açıklamadan yapılacak çıkarım şudur: İngiltere birliklerini geri çekecek çünkü Afganistan’da gerçek olan tek şey yolsuzluğa bulaşmış bir hükümetin varlığı. Brown açıklamasına şöyle devam ediyordu: “diktatörlerin Afganistan’ın geleceğinde yeri olmamalıdır.” Bu açıklamanın aksine Karzai seçimlerde en eli kanlı savaş lordlarıyla işbirliği yaparak başarıya ulaştı. Yani Brown’un vaatleri lafta kaldı.

ABD ve İngiltere Afganistan’da kendilerini ummadıkları bir biçimde ikinci bir savaşın içinde buldular. Afganistan’daki savaşın gerekli olduğunu çünkü Afganistan’ın uluslararası terörizmin merkez üssü olduğunu iddia eden Amerikalı ve İngiliz yetkililer böylelikle kendi yanlış değerlendirmelerini meşru kılmaya çalışıyorlar. Aksi takdirde Taliban ve el-Kaide’nin en kısa sürede Afganistan’a geri döneceğini, Pakistan’daysa nükleer silahların Taliban’ın kontrolü altına gireceğini iddia ediyorlar. Bunlar fazlasıyla abartılı iddialar. Taliban, Afganistan’da nüfusun %42’sini oluşturan Peştun halkından geliyor ve Afganistan’da nüfusun çoğunluğu Peştunlar’la ihtilaf içinde. Elbette Afgan ve Pakistan liderleri kendilerini yabancı destekçilerine Taliban’ın tek alternatifi olarak lanse ediyorlar çünkü çıkarları bu yönde.

Hoh’un yaptığı açıklamaya göre: “Peştun ayaklanmasının sebebi Paştun halkına göre yüzyıllardır Peştun topraklarına, kültürüne, geleneklerine ve dinine iç ve dış düşmanlar tarafından yapılan saldırılar.” İngiltere’nin, devletin Peştun ayaklanmasına karşı yürüttüğü saldırıda taraf olmaması gerekiyor. Zaten devletin ayaklanmayı bastırması pek de ihtimal dahilinde değil. Durum böyle kabul edilirse Afganistan’ın güneyine büyük bir birlik gönderme ihtiyacı da ortadan kalkar. Afganistan’ın kaderini Afgan halkı tayin etmelidir.

9 Kasım 2009

http://www.counterpunch.org/patrick11092009.html