Anasayfa > Güncel Yazılar > Brezilya’da İşgal Eylemleri

Brezilya’da İşgal Eylemleri

Esra Akgemci

18 Haziran 2016

Brezilya’da eşit hak ve eşit katılım talebine dayanan işgal eylemleri her geçen gün biraz daha büyümeye devam ediyor. Kasım 2015’ten bu yana süren okul işgallerinin yanı sıra, geçtiğimiz ay Devlet Başkanı Dilma Rousseff’in görevinden uzaklaştırılmasıyla birlikte, işgal eylemlerinin bakanlık binalarına yayıldığı yeni bir mücadele süreci başladı. 12 Mayıs’ta, ekonomik verileri çarpıtmakla suçlanan Dilma’nın yerine, merkez sağ çizgideki Brezilya Demokratik Hareket Partisi’nin (PMDB) lideri Michel Temer geçti. Dilma’nın[1] yargılanacağı 180 gün boyunca devlet başkanlığı koltuğunda oturacak olan Temer’in sadece “beyaz ve yaşlı erkekler”den oluşan muhafazakâr kabinesi başlı başına bir itiraz konusu oldu. Üstelik yeni hükümet, Kültür Bakanlığı’nı kapatıp Eğitim Bakanlığı’na, Kadın, Eşitlik ve İnsan Hakları Bakanlığı’nı ise Adalet Bakanlığı’na bağlıyordu. Bunun üzerine kültür ve sanat emekçileri, çok kısa bir süre içerisinde 12 eyalette Kültür Bakanlığı’na ait binaları işgal ettiler. İşgale katılan sanatçılar arasında Caetano Veloso, Arnaldo Antunes, Lenine, Seu Jorge ve Teresa Cristina gibi ünlü müzisyenlerin de olması büyük bir ilgi uyandırdı. Daha ilk haftasında ciddi bir meşruiyet krizi yaşayan Temer hükümeti böylelikle geri adım attı ve Kültür Bakanlığı’nı kapatmaktan vazgeçti. Ne var ki mesele, sadece Kültür Bakanlığı meselesi değildi.

Kültür Bakanlığı binalarındaki işgaller devam ederken, 30 Mayıs’tan itibaren Sağlık Bakanlığı binalarında da işgaller başladı. Temer’in sağlık sistemini (Sistema Único de Saúde, SUS) özelleştirme planlarına tepki olarak Bahia eyaletinin başkenti Salvador’da başlayan işgaller hızla Minas Gerais ve Rio de Janeiro eyaletlerine de yayıldı. Kültür Bakanlığı binalarındaki işgallerden farklı olarak, Sağlık Bakanlığı işgallerinde CTB, CUT, Intersindical, CSP Conlutas ve Unidade Classista gibi merkezî sendikaların yanı sıra, Sağlığın Özelleştirilmesine Karşı Forum (Fórum Contra a Privatização da Saude) ve Korkusuz Halk Cephesi (Frente POVO SEM MEDO) gibi örgütler de önemli rol oynuyor. “Ocupa SUS” adı altında işgali sürdüren eylemciler, sağlığın Brezilya anayasasına göre herkesin hakkı ve devletin görevi olduğunu, bu yüzden sağlık sisteminde yapılacak kesintilerin anayasal haklarına doğrudan bir saldırı olacağını belirtiyorlar. Gerek Kültür gerek Sağlık Bakanlığı’nda yapılan tartışmalara isteyen herkes katılabiliyor ve çoğu zaman sosyal medya araçlarında eylemcilerin konuşmaları canlı olarak yayınlanıyor.  

 “Temer, defol!” (Fora Temer!) işgal eylemlerinde en çok duyulan sloganlarından biri. Bu slogan, “Temer karşıtı” olmanın ötesinde siyasi elitlerin tümüne yönelik bir tepkiyi içeriyor. Zira Temer’i -geçici bir süreliğine de olsa- iktidara getiren süreç, 2003’ten bu yana iktidarda olan İşçi Partisi’ni (PT) devirmeye yönelik, ana akım medya ve yargı aracılığıyla gelişen darbe niteliğinde bir saldırının ürünü. Ancak hemen belirtmek gerekir ki, işgalcilerin darbe karşıtı tavrı, işgal eylemlerinin “PT yanlısı” bir nitelik taşıdığı anlamına gelmiyor. Eylemlere aktif olan katılanlar, PT’ye yakın sendikalardan bile olsalar, hiçbir siyasi partinin temsilcisi olarak orada bulunmadıklarını her seferinde özellikle belirtiyorlar. Söz gelimi kırmızı renkte giyinmişlerse, bu kırmızının “PT kırmızısı” olmadığını vurgulama ihtiyacı duyuyorlar. Bu vurgu, son dönemde Brezilya’daki siyasi kutuplaşmadan renklerin bile nasibini aldığının bir göstergesi. Temer, demokratik ve etik değerlerden uzak bir siyaset anlayışının temsilcisi olarak hedef alınıyor. Dolayısıyla “Temer, defol!” sloganının, siyasi çekişmelerin dışında ve ötesinde kendilerine özerk bir alan açmak isteyen siyasi öznelerin haykırışını dile getirdiğini ve bu açıdan 2001’de Arjantin’deki halk ayaklanmasında (Argentinazo) öne çıkan “Hepiniz defolun!” (Que se vayan todos!) sloganıyla benzer bir anlam taşıdığını söyleyebiliriz.

Hükümet binalarını önemli bir mücadele alanı haline getiren işgal eylemleri, en temelinde eşitlikçi ve katılımcı bir demokrasi talebine dayanıyor. İşgalciler yeni hükümeti tanımıyor ve tanımadıkları bir hükümetle diyaloğa girmek ya da müzakerede bulunmak istemiyorlar. Dolayısıyla işgal eylemleri için yakın zamanda bir “bitiş tarihi” görünmüyor. Amaçları sadece seslerini duyurmak ve karar alma mekanizmalarına daha fazla katılmak değil, aynı zamanda temel hak ve özgürlüklerini savunmak için aşağıdan ve ulusal ölçekte bir hareket inşa etmek. Dolayısıyla ülke genelindeki tüm işgalciler birbirleriyle dayanışma içerisinde olmaya çalışıyorlar. Bu noktada en kritik olan, Temer hükümetini önceleyen okul işgallerinin durumu. Kültür Bakanlığı işgalleri ilk başladığında, sanatçıların katılımından dolayı eylemlerin görünürlüğü ve etkinliğinin artması bir yandan heyecan uyandırırken, bir yandan okul işgallerinin unutulacağına dair kaygılara yol açtı. Bu yüzden birçok sanatçı, hem kendilerine gelen yardım ve bağışları okullara yönlendirmek için çağrıda bulunuyor hem de işgal okullarına giderek konserler veriyor, etkinlikler düzenliyor ve okulların da aynı şekilde “görünür” olmasına yardımcı oluyor.

Rio de Janeiro’da Bir İşgal Okulundan Öğrencilerin Sesleri

Brezilya genelinde toplam kaç okulun işgal altında olduğuna dair sağlıklı bir veri bulmak kolay değil. Örneğin Rio Grande do Sul eyaletinde Eğitim Bakanlığı’na ait bir birim olan SEDUC’a göre 120, sendikalara göreyse 160’dan fazla okul işgal altında. İşgaller eğitim sistemindeki yeni düzenlemelere tepki olarak geçen yıl 10 Kasım’da São Paulo’daki liselerde başladı ve bir ay içince 200’den fazla liseye yayıldı. Şu an 7 eyalette en az 500 lisenin işgal altında olduğu tahmin ediliyor. Yaşları 15-17 arasında değişen lise öğrencilerinin en temel kaygısı, yeni düzenlemelerle devlet okullarının kapatılacak ve yerine özel okulların açılacak olması. Eğitim sisteminin özelleştirilmesinin önünü açan bu düzenlemeyle birlikte eğitime ayrılan bütçe de kısılacak ve özel okula gitme şansı olmayan öğrencilerin aldığı eğitimin kalitesi düşecek. Dolayısıyla öğrenciler okullarını terk etmeyerek en temelinde eğitim haklarına sahip çıkıyorlar.

Bununla birlikte Rio de Janeiro eyaletinde maaşları ödenmeyen lise öğretmenleri 2 Mart’tan bu yana grevdeler ve şu an eyalet genelinde 500 binden fazla lise öğrencisi eğitim alamıyor. Bu durum öğrenciler açısından işgale başka bir anlam kazandırıyor: Öğretmenlerine destek olmak. 21 Mart’tan bu yana eyalet genelinde 70 okul işgal edildi ve öğretmenlerin yüzde 80’i greve devam ediyor. Gelin, bu işgal okullarından birine daha yakından bakalım ve öğrencilerin sesine kulak verelim.

CAp – UERJ (Colégio de Aplicação da UERJ) Rio de Janeiro’nun en iyi kolejlerinden biri. Brezilya’nın en önemli devlet üniversitelerinden birinin, Rio de Janeiro Devlet Üniversitesi’nin (UERJ) uygulamalı koleji. Onların durumu biraz daha karışık çünkü UERJ’de de aylardır grev var ve kolej hocaları üniversite hocalarıyla birlikte hareket ediyor. Öğrenciler ilk başta işgal konusunda kararsız kalmış ancak grevin belirsizliğinin yanı sıra Temer hükümetinin özelleştirme yanlısı söylemleri karşısında “son seçenek olarak” işgali seçmişler. Üç haftadır süren işgale aktif olarak katılan 80 öğrenci var. Bunlardan beşi sürekli okulda bulunup esas işi yaparken, 15’i onlara devamlı yardım ediyor. 30 kişi dönüşümlü olarak okulda geceliyor, geri kalanlar da gün içinde orada bulanarak yemek ve temizliğe yardım ediyorlar. Ailelerinden, öğretmenlerinden, sendikalardan ve sivil toplum örgütlerinden maddi destek alıyorlar ancak öğrenciler her şeyi bizzat kendileri organize etmeye özen gösteriyorlar. Her gün sabah 8’de temizlik başlıyor. Su, doğalgaz ve elektriği tasarruflu kullanmak konusunda çok titizler. İki kişi kapıda bekleyerek okula gelen ziyaretçilerin kaydını tutuyor, iki kişi eldeki malzemeye göre günün menüsünü belirliyor, üç kişi sosyal medya hesaplarını güncelliyor ve diğer okulların etkinliklerini takip ediyor. Okulun çok sıkı kuralları var. Örneğin okulda gecelemek isteyen öğrencilerin mutlaka ailelerinden “izin kâğıdı” getirmesi gerekiyor. Bu kadar kısa sürede nasıl böyle organize olabildiklerini sorduğumuzda, kendilerine en çok yardımcı olanın, diğer işgal okullarındaki öğrencilerin hazırladığı videolar olduğunu söylüyorlar. Onlar da kendi deneyimlerini videoya çekip sosyal medya hesaplarında paylaşıyorlar. 16-17 yaşlarındaki bu gençlerle konuşurken üniversite öğrencileriyle konuştuğunuz hissine kapılıyorsunuz. UERJ’de işten çıkarılan taşeron işçilerin durumundan olimpiyatlara harcanan paranın tutarına kadar her konuda fikir sahibiler. Ülkelerinin içinde bulunduğu durum, onları karamsarlığa sürüklemek yerine geleceklerine sahip çıkmak için sorumluluk almaya yöneltmiş. “Neden buradasınız?” diye sorduğumuzda, aldığımız cevaplar “Çünkü burası benim okulum,” ve “Başka nerede olabilirim ki,” şeklinde. Hiçbir günü boş geçirmiyorlar. Ne kadar enerjik görünseler de aslında bir o kadar da yorgunlar. Özellikle olası bir polis müdahalesi, üzerlerinde büyük bir stres yaratıyor. Zira polis bugüne kadar işgal okullarına çok sert müdahalelerde bulundu. Tüm gün süren kültür sanat aktivitelerinin amacı olabildiğince çok kişiyi okullara çekmek ve böylelikle hem polis müdahalesine karşı bir çeşit önlem almak hem de işgal deneyimini insanlarla paylaşmak.

“İşgal et ve diren” (Ocupa e resiste), işgal edilen alanların mücadele alanları olarak örgütlendiğini gösteren önemli bir slogan. İşgal eylemleri, “işgal” kelimesine “bir yeri ele geçirmenin” ötesinde yeni bir anlam kazandırıyor. Bir direniş pratiği olarak işgalin anlamı, ele geçirilen alanı dönüştürmek ve bir “direniş mekânı” olarak yeniden düzenlemek. Öyle ki bakanlık binalarının bizzat kendisi, hükümetin meşruiyetine yönelik bir dev bir soru işaretine dönüşüyor. Okullar sadece “eğitimin yapıldığı yerler” değil, aynı zamanda eğitimin kimin için ve ne için yapıldığının sorgulandığı yerler haline geliyor. İşgal okulları aynı zamanda “başka bir eğitimin” mümkün olduğunu da gösteriyor. İşgalci öğrenciler derslerine çalışmaya devam ediyorlar. İngilizce ve İspanyolca öğrenerek dertlerini dünyanın geri kalanına anlatmak, önceliklerinden biri. Bununla birlikte ders programlarında müfredatta yer almayan konular da bulunuyor. Örneğin geleneksel bir Afrika-Brezilya müziği olan Maracatu eşliğinde dans dersleri alıyor, aynı zamanda bu müziğin doğduğu tarihsel bağlamı da öğreniyorlar. Feminist aktivistler okullarda cinsiyetçiliğe karşı mücadele yollarını anlatıyor, şairler öğrencilere şiirlerini okuyor, sinemacılar okullarda film gösterimleri düzenliyorlar. Ana akım medyanın bu sürece çok fazla ilgi gösterdiği söylenemez. Benzer şekilde geleceğin tarih kitaplarında Brezilya’nın bugünleri, muhtemelen sadece Dilma’nın yargılandığı günler olarak yer alacak. Ancak işgal alanlarında büyüyen direniş, geçmişte kalmayacak “başka bir tarihin” sayfalarına yazılacak ve Chris Marker’in dediği gibi, “Biri için hafıza olan şey, diğeri için tarih olacak.”

(Maracatu dersinin ardından CAp – UERJ öğrencileri)


[1] “Dilma” kısaltmasını kullanmak kişisel bir tercih değildir. Lula da Silva’nın “Lula” olarak anılması gibi, Dilma Rousseff de “Dilma” olarak anılmaktadır.


Brezilya