Anasayfa > Güncel Yazılar > Metafizik Soy Zincirleri: Devlet, Din, Millet, Bayrak

Metafizik Soy Zincirleri: Devlet, Din, Millet, Bayrak

Özcan Doğan

17 Mayıs 2017

 

Antropolojide soy kavramı kökensel nitelikler üzerinden bireyleri birbirine bağlayan ilişkiyi ifade eder. Aile veya kabile ortamında soy zincirleri somut, görünür ve saptanabilir niteliktedir. Aynı ebeveynlere ve aynı bireysel atalara sahip olan insanlar bu ortaklık üzerinden birleşir. Bu yakın ve doğrudan ilişki bireyler arasında doğrudan ve gönüllü ittifaklar yaratır ve aile veya kabileyi ileriye taşır. 

Aile veya kabile ortamından, farklı kökenlere “ait” ayrışık birey ve grupların toplaşmasıyla oluşan “toplumsal” ortama geçişle birlikte, bu soy zinciri ve onun yarattığı ittifaklar nitelik değiştirir. Despotların, tiranların, kralların yani devletin ortaya çıktığı, soy zincirlerinin metafizikleşmeye başladığı bir dönemdir bu. Bu süreçte ilk olarak, soy zincirlerinden zorunlu ittifak zincirlerine geçilir. Despot, farklı aile ve kabileleri, yani toplulukları kendi hegemonik şapkası altında bir araya getirir ve böylece teritoryal, politik ve ekonomik bir birlik oluşturur. Buradaki zorunlu ittifak zincirleri insanları “despotun tebaası” olarak birbirine ve despota bağlaması itibarıyla biçimsel ve işlevseldir. Fakat devlet bu zincirleri yapısal hale getirmek için ideolojik aygıtlarını devreye sokar. Çeşitli mekanizmalarla farklı kitlelere enjekte edilen ortak kültür, din ve dil gibi ideolojik aygıtlar üzerinden, devlet zorunlu ittifak zincirlerini başkalaşıma uğratarak birer soy zincirine dönüştürür. Bunlar metafizik soy zincirleridir; zira gerçekte aynı kökene ait olmayan insanlar, aynı kültürel, dinsel veya dilsel pratiklere sahip olmaları itibarıyla aynı soya (kökene) ait olma hissine sahip olurlar ya da öyle kabul edilirler. Realite yerini kurgusal olana bırakır ve buradan hareketle, despot/despotik devlet aygıtı bu sürecin taşıyıcısı olduğundan, her birey despotun metafizik soy zincirinin bir halkası haline gelir. Bu ilişki biçimi tarihsel olarak yerleştiğinde, despotun soyu kitlelerin soyu haline gelir. Kitlelerin kültürü, dini, dili vesaire teritoryal olarak hakimiyet kazandığında, bu kez ters bir işlem gerçekleşir; kültür, din, dil, ideoloji vesaire devletin ve despotun soyunu belirleyen şey olur. 

Metafizik soy zincirleri, aile ve kabile ortamındaki somut soy zincirlerinden daha kapsayıcı ve etkilidir. Heterojen oluşumlar sergileyen, birbirinden farklı veya uzak bireyleri ve toplulukları bir araya getirdiği gibi, bu insanları aynı zamanda devletin tarihine eklemler. İnsanlar, hiçbir somut bağıntıları olmasa bile uzak tarihe kendi ortak tarihleri olarak bakar ve vardıkları noktada bütün tarihsel süreci bu duyguyla sahiplenir. Bu güçlü duygu onları kapsayıcı bir ortaklık duygusuna yönlendirir ve çeşitli amaçlar etrafında bir araya getirir. 

Devlet için din ve dil iki büyük metafizik soy zinciridir. Din aynı inançsal kökene dayanmayı ifade etmesi bakımından büyük bir metafizik soy zinciri oluşturur. Kitlelere empoze edilen ya da zorunlu/gönüllü olarak benimsenen bir din devletin ideolojik aygıtına dönüşür. Kuşaklar üzerinden kendini yeniden üretirken, bir yandan da yayılmacı karakteri nedeniyle giderek nüfuz alanını genişletir. Böylece uzak veya ayrışık nitelikte insanları aynı zincirin halkaları haline getirir. Bu zincir aynı yöne uzanması itibarıyla güçlü ittifakların aracı olur. İnsanlar bu metafizik zincir aracılığıyla despotun hedefleriyle özdeşleşir ve onun bir enstrümanı olur veya onun adına hareket ederler. Böylece metafizik soy zincirleri birer ittifak zincirine dönüşür. Aile ve kabile ortamında olduğu gibi bir kez daha gönüllü ittifaklar söz konusudur; zira aile ve kabile ortamındaki gibi, metafizik de olsa bir “soy” ilişkisi oluşturulmuştur.  

Dil, özellikle modern dönemde, devlet için metafizik bir soy zinciri olarak işlev görür. Ulus devletler dilsel (etnik) veya dinsel bir kökeni temsil “iddiası” taşıdığından, devlet aygıtının bizzat kendisi kitlelerin gözünde bir soy zincirine dönüşür ve devlete eklemlenmek soya eklemlenmekle eşdeğer olur. Farklı kökensel nitelikler taşıyan insanlar zor aygıtıyla veya somut yaşamsal koşulların dayatmasıyla aynı dili konuşmaya yöneldiğinde, dilsel hegemonyayla birlikte aynı metafizik soya ait olmaya başlar. Böylelikle dil kitlelerin etnik kimliğini belirleyen gösterge olur; aynı dili konuşan herkes o etnisiteye ait kabul edilir. Ortaya çıkan şey tümüyle işlevsel bir etnisitedir (örneğin farklı etnik grupların Türkçe konuşması itibarıyla “Türk” olarak görülmesi). Bu süreçlere direnmenin karşılığı asimilasyon veya soykırımdır; devlet herkese aynı metafizik soy ilişkisini dayatır. 

Modern dönemle birlikte, devlet kitleleri kendi bedenine eklemlemek için yeni bir büyük metafizik soy zinciri üretir: vatandaşlık kavramı. Devlet kendi teritoryal sınırları dahilinde barınan insanlara dayattığı bu metafizik zincirle onları kendi mülkiyeti kılar. Vatandaşlık kimliğiyle kendisine bağladığı insanların “kullanım hakkına” sahip olur; onları politik ve ekonomik çıkarları doğrultusunda dilediği gibi eğip büker, mobilize eder, sömürür. Diğer yandan bu zincirle devlete bağlanan insanlar kendilerini devletin paydaşı ve uzantısı olarak görür ve bu duyguyla hareket eder.  Devlet, yani egemen sınıf bu duyguyu kendi çıkarları doğrultusunda kullanılır. “Ortak bir tarih”, “milli/manevi değerler”, “bayraklar” vesaire kitleleri harekete geçiren araçlar olur. Metafizik soy zincirlerini benimseyen insanlar bu mobilizasyona bir adanmışlık duygusuyla katılır ve hatta bunun için kendilerini “feda” ederler. 

Ancak bu metafizik büyü bozulduğunda, devletin ideolojik aygıtları olarak onun teritoryal, politik ve ekonomik çıkarlarına hizmet eden metafizik soy zincirleri kırıldığında (ki bu ancak kitleden/kütleden kopmayla ve bireyleşmeyle mümkündür), devletin kitleleri mobilize etmesi zorlaşır. Zira bu metafizik zincirler koptuğunda, devletin kendi hedefleri için kitlelerle kurduğu ittifaklar dağılır. Böylece devlet, her zora düştüğünde sarıldığı bu önemli silahlardan mahrum kalır. Ulus devlet, milli çıkar, dinî hassasiyet, bayraklar ve semboller kullanılamaz hale gelir. Bu durumda karşımızda kalan şey çıplak kapitalist makinenin bizzat kendisi olur.