Anasayfa > Güncel Yazılar > Rus Bilimkurgu Edebiyatı Üzerine

Rus Bilimkurgu Edebiyatı Üzerine

Emek Yıldırım

11 Ağustos 2017

 

 

 

 

Birtakım iyi insanlar, akıllı insanlar yazdıkları kitaplarda herkesin güzel yaşaması için nelerin yapılması gerektiğini açıkladılar.[1]

 

Rusya ve bilimkurgu denilince ülkemizde çoğunlukla insanların aklına ilk önce Yevgeniy İvanoviç Zamyatin ve ünlü eseri Biz (Мы) ile Andrey Arsenyeviç Tarkovski ve ünlü filmi Solaris (Солярис) gelir. Çoğunlukla da bir başka ismin ve eserinin geldiği de pek nadirdir. Bir taraftan, memlekette on yıllardır hem aydınların ve sanatçıların hem de sol hareketin bir hayli haşır neşir olduğu halde bir hayli az bildiği de bir konudur aynı zamanda: Rus/Sovyet coğrafyası, kültürü, tarihi, siyasal kültürü, edebiyatı, sanatı, sineması, felsefesi, sosyal, temel ve doğa/fen bilimleri, gündelik yaşamı, zihinsel/entelektüel dünyaları, vb. Hemen hemen herkesin “Rus klasiklerini okumuş” olması olarak da adlandırılan bilindik bir klişenin mevcudiyetine rağmen Rus/Sovyet kültürü, sanatı, edebiyatı hakkında bu kadar az bilinmesi de ironiktir elbette. Diğer taraftan da, gelişmiş bir bilim ve sanat geleneği olan coğrafyalar ise hemen hemen iki asırdır bilimin ve sanatın birleştiği uzam olan bilimkurgu ile iştigal etmektedir. Ülkemize bilimkurgunun gelmesi -birkaç nadide örnek dışında- neredeyse 1970’leri bulmuş ve ağırlıklı olarak da çeviri üzerinden Türkiye fikir dünyasına girebilmiştir. Fakat o bile çoğunlukla çocuklara ve gençlere yönelik bir okuma olarak kabul edilmiş ve tabii ki daha “ciddi” uğraşlar içinde olanlar tarafından küçümsenmiştir. Ardından, 1960-1970’lerdeki frankofoninin yerini 1980-1990’lı yıllarda anglofoninin alması ile çevirilerin de ibresinin Anglo-Amerikan dünyaya dönmüştür. Bunun sonucunda da bilimkurgu edebiyatı ağırlıklı olarak Anglo-Amerikan bir tandansa yönelmiş ve memlekette de belli başlı yazarlar ve eserleri hayli popüler olmuştur. Jules Verne’nin yerini Ursula K. Le Guin, George Orwell, Aldous Huxley ve Isaac Asimov gibi isimler alır.

Bu bağlam dahilinde, sadece Rusya’da değil, dünya sathında da oldukça önemli bir yer tutan Rus bilimkurgu edebiyatı ve sineması ise -son dönemlere kadar- memleket sathında yine az bilinen bir alan olarak kalmaya devam eder. Bilinen eserler ise, yine Batı’nın Sovyet aleyhtarı propaganda malzemesi olarak kullanabileceği eserlerdir; mesela Zamyatin’in Biz’i gibi. Oysa, Batı’da Aydınlanma ve sanayi devrimi sonrası ortaya çıkan ütopik ve/veya distopik bir çerçeve içinde yazılan bilimkurgu eserlerden etkilenerek Rus yazarların, aydınların kaleme aldığı proto-bilimkurgu eserler 18. yüzyılda yazılmaya ve okunmaya başlamıştır. Rus proto-bilimkurgusunun iki öncü isimi olarak -aynı zamanda Rus Aydınlanması’nın da iki önemli ismi olan- Prens Mihail Mihailoviç Şçerbatov ve Prens Vladimir Födoroviç Odoyevski’yi takip eden isim ise eseri bütünlüklü bir bilimkurgu olmasa bile bilimkurgu öğeleri taşıyan ve bu hususta mühim bir etkiye sahip olan Nikolay Gavriloviç Çernişevski ve Fourierci bir arka plana sahip olan eseri Ne Yapmalı? (Что делать?)[2] idir. Bu eserde, Vera Pavlovna’nın dördüncü rüyası da ciddi manada ütopik bir bilimkurgu tadı taşımaktadır.

Bilimkurgu (научная фантастика) olarak adlandırabileceğimiz ilk eserler ise; 1784 gibi bir tarihte En Yeni Yolculuk (Новейшее путешествие) isimli eserini yazan Vassily Lyovshin ve önemli Rus bilim insanı Konstantin Eduardoviç Tsiolkovski’nin elinden çıkan metinlerden oluşmaktadır. Özellikle, Tsiolkovski[3], roket biliminin ve astronotik kuramın babası olmasının yanı sıra hem devrime giden süreçte hem de sonrasında Rus bilimkurgu edebiyatı üzerinde çok büyük bir etkisi vardır.[4] 19. yüzyıldaki başka bir isim olan Faddey Venediktoviç Bulgarin ise geniş bir hayalgücü ile ancak on yıllar sonra icat edilecek birçok teknolojik aleti, edevatı, öğeyi kullanarak bilimkurgu hikâyeler kaleme almış ve yaşadığı dönemde oldukça popüler bir yazar olmuştur. Diğer taraftan, 19. yüzyıl Rusya’sında Batı’daki fikir dünyası ile yakından ilişkili olan Rus entelijansiyası üzerinden başta H. G. Wells, Edward Bellamy ve Karl Ballod gibi isimlerin yazdığı ve bilim, teknoloji, modernite, kent, sanayileşme gibi öğelerin genel atmosferi oluşturduğu toplumcu birçok eserlerin Rusçaya tercüme edildiğini ve okuryazar halk arasında da bir hayli popüler olduklarını belirtmek gerekir. 20. yüzyılda ise Rusya’da kendi bilimkurgu yazarlarının nicelik ve nitelik olarak artış gösterdiği bir dönem olur. Ekim Devrimi öncesi bir dönemde, Aleksandr Aleksandroviç Bogdanov[5] tarafından yazılan 1908 tarihli Kızıl Yıldız (Красная звезда) ve onun devamı olan 1913 tarihli Mühendis Menni (Инженер Мэнни) eserleri ise gelecekte kurulması öngörülen komünist bir hayat tarzını ayrıntılı bir biçimde anlatmakta ve bunun üzerinden aslında gelmekte olan devrimin de ayak seslerinin duyulabileceği önemli bir seridir. Çağın ruhunu oluşturan bilim ve teknolojiye dair duyulan güven ve umut üstünden doğan Rus fütürizminin ve Rus avangard akımının Ekim Devrimi öncesi ve sonrası süreçte Rus fikir dünyasında bir hayli etkili olması da Rus bilimkurgu edebiyatının beslenmesi, büyümesi ve filizlenip meyve vermesi için uygun koşulları sağlayan başka bir faktördür.

Ekim Devrimi sonrasında ise, Sovyetler Birliği’nin kendisinin ve yeni Sovyet kültürünün inşası sırasında bilimkurgu edebiyatın Sovyet ruhu ile harmanlandığı görülmektedir; kimi zaman olumlu kimi zaman olumsuz bir nosyon içinde elbette. Negatif bir tasarım ile yazılanların ilk ve en bariz örneği ise; her ne kadar esasında Sovyetler Birliği’ni anlatmadığı gibi argümanlarla savunulmaya çalışılan, Zamyatin’in 1920 yılında yazdığı Biz idir. Fakat nasıl ki Bogdanov daha ne devrim ne de sosyalist sistem gelmeden Kızıl Gezegen eseri ile sosyalist/komünist bir sistemi öngörebildi ise, Zamyatin de Sovyetler Birliği’nin gelecek günlerde alacağı hali öngörmektedir. Ayrıca, bu eser üzerinden yapılan diğer bir tartışma ise özellikle Orwell’in 1947 tarihli 1984 eseri ile Huxley’in 1932 tarihli Cesur Yeni Dünya eserinin fazlasıyla Zamyatin’den ve Biz’den esinlenilmiş olup olmadığıdır. İkinci olarak, pozitif bir tasarım ile yazılanların ilk örneği de Aleksey Nikolayeviç Tolstoy tarafından 1922 yılında kaleme alınan Aelita (Аэлита) ve 1926 tarihindeki Mühendis Garin’in Hiperboloidi (Гиперболоид инженера Гарина) idir. Aynı zamanda bu iki eser sinemaya uyarlanmıştır ve 1924 yılında çekilen Aelita filmi[6] Rus bilimkurgu sinemasının en önde gelen filmlerinden birini oluşturur. Ayrıca, günümüzde Rusya’da bilimkurgu edebiyatı alanında verilmekte olan on dörtten fazla ödülden birinin adı Aelita Ödülü’dür[7] ve ödül töreni öncesi içinde birçok organizasyonu içeren bir bilimkurgu festivalinin de vesilesidir. 1920-1930’larda önemli bilimkurgu eserler veren diğer bir kişi ise “Sovyetlerin Jules Verne”i olarak da anılan Aleksandr Romanoviç Belyayev’dir. 1928 yılında ilk kez basılan Su Adam (Человек-амфибия) ve 1925 yılında tefrika edilen Profesör Dowell’in Başı (Голова профессора Доуэля) başta olmak üzere Rus/Sovyet toplumunda yediden yetmişe bilinen, okunan onlarca bilimkurgu yazmıştır. Genel olarak bilim ve teknolojinin ilerlemesinin insanlara sağlayacağı faydayı ya da zararı irdeleyen metinler kaleme almıştır. Belyayev’in kaleme aldığı benzer konuları yazıya döken başka bir isim ise Mihail Afanasyeviç Bulgakov’dur. Belyayev’in Profesör Dowell’in Başı romanının konusu olan organ plantasyonunu konu edinen Bulgakov’un Köpek Kalbi (Собачье сердце) eseri de 1925 yılında yazılmasına rağmen yasaklanmış ve ancak 1987 yılında yayımlanabilmiştir. Aslında bir bilim ve teknoloji eleştirisi içeren, Bulgakov’un diğer bir bilimkurgu eseri olan Ölümcül Yumurtalar’ı (Роковые яйца) 1924 yılında yazmış ve 1925 yılında da yayımlatmıştır. 1920’lerde kolektivizm, sosyalizm ve Sovyet idealini bilimkurgusal bir atmosfer içinde yazıya döken ise Aleksandr Vasilyeviç Çayanov olmuştur: Biraderim Aleksey’in Köylü Ütopyası Ülkesine Seyahati (Путешествие моего брата Алексея в страну крестьянской утопии). Bu eserin ilginç tarafı ise başkahraman Aleksey’in 1921 yılında uykuya dalıp da 1984 yılında uyanması ve o günleri anlatmasıdır. Çayanov’un bir ütopya öngördüğü tarih için Orwell bir distopya öngörmektedir.

1920-1930’ların sonrasında hem Sovyetler Birliği’nin yapılanmaya gitmesi hem Yazarlar Birliği üzerinden yazılan tüm metinlerin kontrole tabi tutulması hem de İkinci Dünya Savaşı’nın yıkıcı etkisi nedeniyle uzun bir süre bilimkurgu edebiyatında ciddi bir boşluk ortaya çıkmıştır. Savaş öncesi belki de son eser 1931 yılında Yan Leopoldoviç Larri’nin yazdığı Mutlular Ülkesi (Страна счастливых) idir ve Stalin’in ölümüne kadar da başka bir bilimkurgu eser ortaya çıkamaz. Çünkü bu eserlerin, yeni Sovyet sanat anlayışı olan sosyalist gerçekçiliğe ve/veya Proletkult’e uygun olmadığı düşünülüyor ve bu çerçeveye uygun olmayan tüm sanat ürünleri de katı bir baskıya maruz kalıyordu. Bundan dolayı, Rus/Sovyet bilimkurgusunun yeniden ortaya çıkabilmesi ancak 1960’lı yılları bulur. Bu dönemde yeniden canlanmaya başlayan Rus/Sovyet bilimkurgu edebiyatında da bilimin yanı sıra başka tartışmaların da yer almaya başladığı görülmektedir. Psikanalizden ekolojiye ve antropolojiye, kadın-erkek ilişkilerine, aşka/sevgiye, mistizme/metafiziğe, etiğe ve ontolojik/varoluşsal tartışmalara kadar çok çeşitli öğeler bilimkurgu eserlerin içine dahil edilir olmuştur artık. Bir yandan uzay çalışmalarının hız kazanmış olması ile kozmoloji ve astronominin Sovyet kültürünün önemli bir öğesi haline gelmesi, diğer yandan destalinizasyon politikaları ile fikir dünyasında ortaya çıkan özgürlükler alanın da etkisi ile bilimkurgu yeniden ayağa kalkar. Resmi ve gayri resmî/yeraltı edebiyatın en çok okunan eserleri ya mizah ve hiciv ya da bilimkurgu alanından çıkar. Bilimkurgu eserler, popüler bilim dergilerinin sayfalarında önemli bir yer tutar ve yazarları da dahil edilir bu dergi kadrolarına: Gençlik için Teknoloji (Техника-молодежи), Değişim (Смена), Bilim ve Yaşam (Наука и жизнь), Arayan (Искатель), Dünyanın Çevresinde (Вокруг света), Genç Muhafız (Молодая гвардия) ile Bilgi Güçtür (Знание-сила) gibi. Bu rahatlama dönemi için, belki de ilk önemli eser Ivan Antonoviç Yefremov’un 1957 yılında yazdığı Andromeda Galaksisi (Туманность Андромеды) idir. 1958 yılında da Gençlik için Teknoloji dergisinde yayımlanır. Bu artık bilimkurgunun yeniden sahnelere döndüğünün de bir işaretidir. 1961 yılında Stanislaw Lem’in ünlü eseri Solaris’in bir kısmı Bilgi Güçtür dergisinde yayımlanır ve oldukça da ilgi görür. Böylece bilimkurgu eski popüleritesine yeniden kavuşur. 1960-1970’li yıllarla birlikte, hem edebiyat alanında hem de sinema alanında bilimkurgu etkin olmaya başlar. Rus/Sovyet bilimkurgu edebiyatın en önemli isimlerinden olan Strugatski Kardeşler ise günümüzde dahi sadece Rusya’da değil, tüm dünyada çok okunan bilimkurgu yazarlarıdır. Arkadiy ve Boris Strugatski’nin kendi bireysel eserleri de olmasına rağmen ünlerini asıl olarak birlikte yazdıkları eserlere borçlulardır. Bunların başında ise 1979 yılında Tarkovski’nin ünlü filmi Stalker’ın (Сталкер) uyarlandığı eser olan 1971 tarihli Uzayda Piknik (Пикник на обочине) başta olmak üzere, Öğle Vakti: 22. Asır (Полдень. XXII век), Yokuştaki Salyangoz (Улитка на склоне), Kaderine Terk Edilmiş Şehir (Град обреченный), Tanrı Olmak Zor İş (Трудно быть богом),  Kıyamete Bir Milyar Yıl  (За миллиард лет до конца света) ve Pazartesi Cumartesiden Başlar (Понедельник начинается в субботу) gelir. 1980-1990’lı yıllara kadar da bu şekilde devam eder, Rus/Sovyet bilimkurgu edebiyatının hikâyesi. Sovyetler Birliği’nin yıkılışı sonrası ise ortaya çıkan yine çeşitli türlerde bilimkurgu eserleri verilmiştir. Bu dönemden iki önemli isim ise Viktor Pelevin ve 1992 tarihli Omon Ra (Омон Ра),[8] Sergey Vasilyeviç Lukyanenko ve Gece Nöbeti (Ночной дозор) serisi, Dimitriy Alekseyeviç Gluhovski ve Metro 2033 (Метро 2033) serisi, Vladimir Sorokin ve Opriçnikin Bir Günü (День опричника)[9] ile Andrey Viktoroviç Rubanov ve Klorofil (Хлорофилия ). Ayrıca, bunların yanında, belirtmekte fayda var ki bilimkurgu edebiyatın dünya çapında önemli iki ismi de Sovyet coğrafyasında doğup sonradan başka yerlerde yaşamlarını sürdürmüşlerdir: Stanislaw Lem ve İsaac Asimov. Bu isimler Rus/Sovyet kültürünün içinden gelen kişilerdir de aynı zamanda. Lem, ünlü eseri Solaris’in Tarkovski tarafından 1972 filme uyarlanmasıyla Rus fikir dünyasında önemli bir yer edinmiştir. Asimov ise, Rusçaya çevrilen eserleri hem Sovyetler Birliği döneminde hem de sonrasında çok okunmasının yanı sıra Rus bilimkurgu edebiyatı üzerinde de bir hayli etkili olmuş yazarlardan biridir. Genel olarak, Rus/Sovyet bilimkurgusunu, onu diğer ülkelerinkilerden ayıran temel fark olan kolektif ruhun yarattığı şevk ile geleceğe duyulan umut şekillendirmiştir en temelde. Yefremov’un da belirttiği gibi:

Benim, bilimkurgunun vazifeleri olarak gördüklerim; bu yolların üzerindeki giz perdesini kaldırmaya, henüz gerçekler gibi gelen bilimsel kazanımlar hakkında konuşmaya ve bu yolda okuyucuyu bilimin en gelişmiş mevzi hattına doğru öncülük etmeye çalışmaktır. Fakat, bunlar Sovyet bilimkurgusunun hedeflerini yok etmiyor. Onun felsefesi; toplumsal hayatın tetkiki içindeki değerli bir nitelik gibi, halkımızın hayalgücünün ve yaratıcı gücünün gelişimine hizmet etmektir. Başlıca amacı da, yeniyi aramak ve bu arayışın aracılığıyla geleceğe dair bir öngörü edinebilmektir.[10]

Neticede dünya çapında bilimkurgu edebiyatın en önemli esin kaynaklarından biri olan Sovyetler Birliği’ne ev sahipliği yapmış Rus coğrafyasının bu ilgiye karşılıksız kalması düşünülemez. Bilimkurgu bir yandan kendi içinde belli bir değer sistemi üzerinden hiç denenmemiş bir düzeni yeniden yapılandırılmaya çalışılan bir topluma ait yeni bir kültürün inşası sürecindeki bir coğrafyada mühim bir sosyo-kültürel öğe iken, diğer yandan da tarihsel ve kültürel yeri açısından oldukça önemli birer yer tutan bilim ve edebiyatın bir sentezine varma imkânını yaratmıştır. Ondan dolayı, bahsi geçen belli başlı isimler dışında onlarca ismin daha olduğu hayli zengin bir içeriğe sahip bir külliyat çıkmıştır bu topraklardan. Hatta bilimkurguyu, sadece edebiyat alanında değil, başta sinema olmak üzere müzik, modern dans/bale, resim, heykel gibi sanatın her alanında görmek de mümkün olmuştur. Bu hususta önemli bir yer tutan Rus/Sovyet bilimkurgu sineması ise bilahare başka bir yazının konusu. Son olarak da, şahsım adına; son yıllarda hem önemli hem keyifli birçok bilimkurgu eserini orijinal Rusçasından emek emek çeviren çevirmenlere ve basan yayınevlerine de teşekkürü bir borç bilirim. Ayrıca, Strugatskiy Kardeşler’in dediği gibi, belki de hakikaten “sorun [bizde] değil, kâinatta”dır:

Veçerovski, homeostatik bir kâinat anlayışı öne sürüyordu (ve tam olarak bu arkaik ve şiirsel kelimeyi kullanmıştı). “Kâinat kendi yapısını korur”. […] Eğer sadece azalmayan entropi yasası mevcut olsaydı, kâinatın yapısı kaybolur ve kaos egemen olurdu. Ama öte yandan, eğer sadece aralıksız gerçekleşen ve her şeye muktedir olan akıl mevcut ya da baskın olsaydı, kâinatın verili homeostatik yapısı gene parçalanırdı. Bu kuşkusuz, kâinatın daha iyi ya da daha kötü olması anlamına gelmezdi, sadece farklı olurdu. […] Bu nedenle, homeostatik bir kâinatın özü, entropinin artışıyla aklın gelişimi arasında bir dengeyi sürekli kılmaktadır. Ve bu nedenle yüksek uygarlık mevcut olmaz, zira yüksek bir uygarlık derken kastettiğimiz, öyle bir dereceye kadar gelişmiş olan akıldır ki, bu şimdiden, kâinat ölçeğinde, azalmayan entropi yasasına hâkim olmuştur. Ve şimdi başımıza gelen ise, homeostatik kâinatın, insanlığın yüksek bir uygarlığa evrilmesi tehdidine karşı gösterdiği ilk tepkiden başka bir şey değildir. Kâinat kendini savunuyor.[11]

 



[1] N. G. Çernişevskiy (2003), Ne Yapmalı?-I, İstanbul: Evrensel Basım Yayın, s. 216.

[2] Vladimir İlyiç Lenin Ne Yapmalı? eserinin ismini Çernişevski’nin bu ünlü eserinden esinlenmiştir. Türkçeye çevrilirken Lenin’inki aynen çevrilmiş fakat Çernişevski’ninki hatalı bir biçimde Nasıl Yapmalı? olarak çevrilmiştir. Doğrusu, Ne Yapmalı? olmalıdır.

[3] Tsiolkovski’nin yine başını çektiği, geliştirdiği başka bir akım da “Kozmizm” (Космизм) idir. Kozmizm; fiziksel emek, teknik/teknolojik ilerleme ve insanlığın kolektif gücünden oluşan bir evrensel proletarya imgesi yaratmayı amaçlar. Kozmizmin de, başta bilimkurgu olmak üzere genel olarak Rus edebiyatının ve düşün hayatının çok çeşitli alanlarında etkili olduğunu söylemek mümkündür. Bunlar arasında en önemlilerinden ikisi filozof Nikolay Aleksandroviç Berdyayev ve Andrey Platonov’dur.

[4] Belyayev’in 1940 yılında yazdığı KET Yıldızı (Звезда КЭЦ) isimli romanı Tsiolkovski anısına yazılmıştır. KETs: Konstantin Eduardoviç Tsiolkovski; КЭЦ: Константин Эдуардович Циолковский. 

[5] Hem Rus/Sovyet devrimci hareketi için hem de Ekim Devrimi öncesi ve sonrası için oldukça önemli bir isim olan Bogdanov’un bu iki eserinden Kızıl Gezegen Türkçeye ilk olarak ancak 2009 yılında, Mühendis Menni ise 2012 yılında çevrilebilmiş ve basılabilmiştir.

[6] Bkz. Аэлита / Aelita: Queen of Mars (1924), https://www.youtube.com/watch?v=VSDv9HlzqL0.

[8] Ayrıca OMON (ОМОН) Rusya’da Özel Polis Kuvvetine verilen isimdir: Отряд милиции особого назначения / Özel Amaçlı Polis Birimi. Muhtemelen Pelevin, polis ile başı çok sık belaya giren biri olarak aynı zamanda burada ironik bir adlandırmada bulunuyor.

[9] Opriçnik, IV. İvan ya da diğer namıyla Korkunç İvan’ın korumalarına verilen isimdir. Korkunç İvan’ın acımasız yönetiminin simgeleri olmuşlardır bu askerler.

[10] Yefremov’un Sovyet bilimkurgusu üzerine yazdığı manifestodan. Bkz. B. Landon (2002), Science Fiction After 1900: From the Steam Man to the Stars, New York: Routledge, s. 72.

[11] Arkadi ve Boris Strugatski (2015), Kıyamete Bir Milyar Yıl, İstanbul: İthaki Yayınları, s. 106-107.