Anasayfa > Güncel Yazılar > Nuray Mert: Saflardaki Çatlak Ses

Nuray Mert: Saflardaki Çatlak Ses

Adnan Ekşigil

15 Ağustos 2017

''Sadece şu bitmez tükenmez ‘evrim’ tartışması ile ilgili bir not düşeyim; İslama uygun veya değil, ben de evrim teorisinin bilim yerine konmasına karşıyım. Adı üzerinde evrim teorisi, ne kadar bilimsel kesinlik kazandırılmaya çalışılırsa çalışılsın veya ne kadar bilimsel olarak çürütülmeye çalışılırsa çalışılsın, nihayetinde insanın oluşumuna ilişkin bir akıl yürütme biçimi''.

Bayağı gürültü koparan ve sonunda Nuray Mert’in Cumhuriyet gazetesinden uzaklaştırılmasına neden olan sözleriydi bunlar sanırım. Kendine has aşırı özgüveniyle çok keskin yargılarda bulunmaktan hiç kaçınmayan bu polemik savaşçısı, hiç değilse Evrim gibi uçsuz bucaksız bir konuda düşüncesini iki satırlık bir “not” içine sığdırmaktan imtina etmeliydi.

Bilindiği gibi, “sadece bir teoridir” argümanı, Evrim kuramıyla baş edemeyen Yaradılış’çıların onu akıllarınca marjinalleştirmek için başvurduğu bir yoldur.  Dokunduğu her noktaya eleştirel bir gözle bakmayı şiar edinmiş biri olarak, Nuray Mert’in bu ucuz argümanı böylesine kolaylıkla benimsemiş olması tuhaf.

“Akıl yürütme biçimi” olsa olsa en fazladan bir felsefi ekolü tanımlamaya yarayabilir, bir bilimi değil. Oysa Evrim kuramıyla anlaşılan muazzam bilgi ve pratik birikimi, pekâlâ bir bilimdir ve bilimin dik alasıdır. Bugün fizik, kimya gibi temel bilimlerin ne kadar geniş bir ampirik tabanı varsa, Evrim kuramının da en az o kadar vardır. Biyoloji, jeoloji, paleontoloji, ekoloji, embriyoloji, zooloji, arkeoloji, botanik, genetik -bütün bunlar, Evrim kuramının bilimsel kurgusunu destekleyen özgül araştırma alanlarıdır; Evrim kuramı olmadan, bu alanların hiçbirinde anlamlı ve etkin iş görülemez.

Kuşkusuz, diğer bütün bilimler gibi, Evrim kuramının da henüz açıklanamayan bölgeleri, bazı “kara delik”leri vardır; dahası, gene diğer bilimler gibi, Evrim kuramı da bazı sorulara yanıt getirirken, bazı yeni sorulara da yol açar. Diğer taraftan, kapalı sistem deneyleri yapma,  öndeyide bulunma, yalnızca geriye, yani geçmişe dönük yürüme gibi konularda Evrim kuramının bazı sınırlamaları ve diğer bilim dallarından ayrıldığı hususlar elbet vardır; fakat bunlar kuramın inceleme nesnesinin -yaşamın- karmaşıklığından kaynaklanan ve (dar bir pozitivist cendereye sokulmadığı sürece) bilimselliğine halel getirmeyen hususlardır.

Sonuç olarak, Evrim kuramı insanlığın bilgi üretim tezgâhında tamamen yerleşik, yerleşik olduğu kadar da hızla ilerleyen bir bilimdir; daha doğrusu, çeşitli özgül bilim dallarının belirleyici ilkesidir. Kuşkusuz, her bilimsel kuram gibi Evrim kuramı da prensipte kapsam ve yön değişikliğine uğrayabilir, hatta en dramatik şekilde çok daha güçlü bir kuram tarafından baştan sona yanlışlanabilir. Ancak henüz öyle bir “mesih kuram” ufukta görünmüyor. Görününceye kadar, Evrim dimdik ayakta duracağa benziyor.

Nuray Mert, kopan fırtınaya karşı koymak için, daha sonraki bir yazısında sanki Evrim kuramına karşı değilmiş de sadece kuramın pozitivistçe yorumlanmasına karşıymış gibi bir gerekçelendirme yoluna gitmiş. Şöyle diyor: “Yok, oturup Darwin, evrim teorisi, yaratılış inancı ve bunlar üzerine uzun uzadıya bir tartışmaya girişecek değilim. Öncelikle bu çok bayat bir tartışma, üzerine söylenmiş çok şey var, sadece konunun sığ pozitivist bir yaklaşımla tartışılmasının devrinin çoktan geçtiğini hatırlatayım.” Mert, bu sözlerle başladığı uzunca paragrafta, belli ki pozitivizm kavramını farklı bir şekilde kullanıyor.  Genellikle, bazı (benim “dar” dediğim) pozitivistler çok sıkı ve indirgemeci ölçütlere tabi tutarak Evrim’in bilimselliğini sorgulamak hatta yadsımak isterler; Mert’in yorumunda ise tersine, Evrim’i bilim mertebesine yükselten pozitivistler oluyor. Burada Mert’in pozitivistten anladığı, yanlışlanabilirlik ilkesinden bihaber, bilim denen şeyin değişmez ve mutlak olduğuna inanan kişiler.  Mert, Türkiye’de çok bol olduğunu düşündüğü böyle kişilerin Evrim’i bir dogma olarak algılamasından ve başta okul müfredatı olmak üzere toplumun geneline dayatmaya kalkışmasından şikâyetçi. Türkiye’de bilim kültürünün durumu malum. Bu nedenle, Evrim kuramını granit taşa kazınmış ebedi bir yazıt gibi görenler olduğu muhakkak. Fakat onların bu yanlış algısı, kuramın bilimsel olmadığı anlamına gelmiyor. Son tahlilde, kuramı dayatan onlar değil, kuramın kendisi.

Fakat asıl fırtınayı koparan, Nuray Mert’in Evrim’le ilgili sözlerinden çok, müftülük nikâhı hakkında yazdıkları oldu galiba. Bu, Mert’in daha hakim olduğu bir alan; hatta doğrudan uzmanlık alanına girdiği söylenebilir. Şöyle yazmış:

“Müftülüklere nikâh yetkisine gelince, kusura bakmayın ama bu değişikliğin dini düşünce ve yaşam tarzını dayatma ile alakası yok. Tam da bu nedenle, ateşli itirazların çoğu havada kalmaya mahkûm. Müftülüklerde kıyılan nikâh, şeri çerçevede değil, mevcut medeni kanunun nikâha ilişkin mevzuatına uygun olacak, yani nikâhını müftülükte kıyan dört eş ile evlenmeye kalkışamayacak, ‘eşini talakı selase’ ile boşayamayacak, vs. Öyle bir düzenleme olsaydı, çok ciddi bir gelişme olurdu, olmadığına göre müftünün nikâh kıyma yetkisi olması neden sorun yaratsın? Tam tersine, ‘imam nikâhı’ adı altında, hiçbir yasal güvencesi olmayan akitlerin ve bunların yaratacağı suiistimalleri önlemek açısından faydalı bir sonucu olabilir. İçinde müftü lafı geçti diye muhalefet etmek, tam da iktidar partisinin fazlasıyla işine yarayacak bir tutum. Dahası hakkaniyetli değil, evliliğe dair hukuki çerçeve değişmediği durumda nikâh kıyan memurun din görevlisi olması neden sorun olur? Bırakın isteyen istediği makamda nikâhını kıydırsın.”

Mert’in bu sözleri, Evrim hakkında söylediklerinin yanında daha anlaşılır ve makul sayılır. Karşı çıkılabilir, en azından zamanlaması eleştirilebilir, ama hiç değilse artısıyla eksisiyle tartışılabilir. Fakat ne yazık ki, demokratik haklar adına başörtüsü yasaklarına karşı verilen mücadele günleri çok geride kaldı. Şimdi sıra, laik düzen ve yaşam tarzına getirilen kayıt ve yasaklara karşı verilecek mücadelede. Bu mücadelenin giderek kızıştığı bir ortamda, yüzde yüz isabetli bile olsalar sinir uçlarına kolayca dokunabilecek tespit ve müdahalelerde bulunmak daha bir dikkat ve özen ister. AKP iktidarının attığı her adım artık açık bir İslâmcı dayatma olarak yaşanırken, Mert’in kalkıp “positivistler”in Evrim dayatmasından bahsetmesi, üstüne bir de müftülük nikâhıyla ilgili ince ayarlara girişmesi, geniş bir kesimin “istiap haddi”ni aştı anlaşılan. Belli ki, toplumun tartışmaları kaldırma kapasitesi gitgide azalmakta; kimsenin kendi saflarında çatlak ses duymaya tahammülü yok.

Ne var ki, Cumhuriyet gazetesi yönetimi bu tahammülü göstermeliydi. Nuray Mert’in alenen kovulması, bugün muhalefetin en önemli seslerinden biri haline gelen bu gazete için bir kayıptır. Kuşkusuz, her gazetenin belirli bir yayın çizgisi vardır ve bunu korumakla sorumludur. Cumhuriyet’in çizgisi de, laikliğin, “çağdaş kültür”ün ve bilimsel değerlerin muhafazası yönündedir; ama daha güncel ve acil olarak da, bu çizgi halihazırdaki iktidara karşı en geniş perspektifli ve akıllı muhalefeti seslendirmek üzerine kuruludur dersek, yanlış olmaz sanırım. Mert, bazen şeytanın avukatlığını yapar gibi görünse de, böyle bir muhalefete katkı getiren bir yazardır. Nitekim dikkat edilirse, yukarıda alıntıladığım müftülük nikâhına dair tahlilinin de, özünde iktidarın eline koz vermeyecek bir strateji arayışının parçası olduğunu görmek zor değil. Mert’in bazı tespit veya ifadeleri yanlış olabilir, fakat geçmişindeki yakın ilişki ve aşinalığı dolayısıyla, onun İslâmcılarla ve İslâmcı iktidarla ilgili söylediklerinin ayrı bir önemi vardır; hele hiç de seyrek olmayan şekilde onları doğrudan eleştirdiği durumlarda bu önemi daha da artar.

Şu bir gerçek ki Mert’in sivri diliyle baş etmek herkesin harcı değildir. Buna rağmen, hatalı olduğu noktalarda eksiklik ve çelişkilerini ortaya dökmek o kadar zor olmasa gerek. Nitekim bizzat kendi gazetesinde bazı köşe komşularının bunu rahatça yaptığını gördük. Mert gönderilmeden de, bunu yapmaya devam edebilirlerdi; üstelik aralarındaki tartışmadan gazete de, okuyucuları da bir şey kaybetmez, tersine kazanırdı.

Nuray Mert, mücadeleci azmiyle bundan sonra da durmayacak, bulduğu her mecrada yazmaya ve konuşmaya devam edecektir. Yolu açık olsun. Yalnız olur da bir ara durursa, “bayat” mayat demeden, Darwin ve Evrim tartışmalarına daha yakından bir göz atmasını dilerim.