Anasayfa > Güncel Yazılar > Rus Bilimkurgu Sineması Üzerine

Rus Bilimkurgu Sineması Üzerine

Emek Yıldırım

05 Kasım 2017

 

 

“B: Ben koşulsuz bilgiyi savunmuyorum, bilgi ancak ahlâk kurumuna dayandıkça geçerlidir.”

“C: Bilimi ahlâk dışı haline getiren tek etken insandır.”[1]

 

 

Vladimir İlyiç Lenin’in yaşamı boyunca hem gündelik hayatında hem fikir dünyasında hem de politik mücadelesi içinde edebiyatın oldukça etkili bir rol oynadığı söylenebilir. Bu özelliğinin yanı sıra Ekim Devrimi’nin ardından Sovyetler Birliği’nin inşası sürecinin ilk günlerden itibaren edebiyatın yanında sinemaya da önem verilmesinin gerekliliğini sıklıkla vurgulamış bir lider olmuştur. Sinemanın hem kitlelere ulaşma imkânının diğer sanat dallarına göre çok daha mümkün olması nedeniyle hem de ulaştığı kitlelere görsel imgeler üzerinden verilecek mesajların daha rahat alınacağını biliyordu. Kocaman bir coğrafya üzerinde, çok farklı kültürlerden halkların bir araya gelerek oluşturduğu ve yepyeni bir toplum olma ülküsü ile inşa edilmekte olan Sovyetler Birliği’nde, Parti’nin ve tüm yönetim kadrolarının insanlara ulaşmasının bir anlamda en kolay yolu bu idi. Lenin, sosyalist hegemonyanın hayata geçirilmesinin sinema üzerinden propaganda ve ajitasyonun etkin kullanımı ile mümkün olabileceğini ileri sürmüştür. Nüfusun çoğunun kırsalda yaşıyor olması ve belli bir eğitim ya da bilgi birikimine sahip olmaması ise sinemanın önemine önem katan başka bir faktördü. Sinema sayesinde; hem kitlelere politik, toplumsal ve sosyo-kültürel eğitim verilebilecek hem de gerekli propagandanın insanlara ulaşması ile yeni toplumunun çimentosu olacak olan Sovyet ideolojisi tüm ülke sathına yayılabilecek ve ekonomik ya da siyasal alanın hasbelkader bıraktığı boşlukları doldurabilecekti. Bu amaçla, Rus/Sovyet sinemasına ciddi bir alan açılmış, gelişmesi ve kitlelere ulaşması için gerekli olanaklar seferber edilmiştir. Bunun sonucu olarak da, sadece Sovyetler coğrafyasında değil tüm dünya üzerinde oldukça ilgi ile takip edilen Rus sineması paradigması doğmuştur. 1920’lerden günümüze kadar da, birçoğu sinema tarihine geçen, çok çeşitli türlerden onlarca film yapılmıştır. Bunların arasında, alanında oldukça önemli eserlerin çıktığı bir tür ise Rus/Sovyet bilimkurgu[2] sinemasıdır. Rus/Sovyet bilimkurgu edebiyatının bir yansıması da olan Rus/Sovyet bilimkurgu sineması; her ne kadar ağırlıklı olarak bilimkurgu eserlerinden yola çıkarak yapılan filmlerden meydana gelse de, -belki de tam da sinemayı bir sanat alanı yapan kritik nokta olan- yönetmenlerinin öyküleri ele alışları üzerinden her bir filmin kendine özgü bir yorumu, anlamı, tadı, imgelem dünyası, his/duygu ve/veya fikir âlemi vardır.

 

Rus/Sovyet bilimkurgu sinemasının ilk örneği olmasının yanı sıra Rus/Sovyet sineması için ikonik de bir film olan Aelita: Mars Kraliçesi (Аэлита - королева Марса)[3]; yönetmen Yakov Aleksandroviç Protazanov tarafından 1924 yılında, Aleksey Nikolayeviç Tolstoy’un 1922 tarihli aynı isimli eseri temel alınarak çekilmiştir. Bu film Rus/Sovyet coğrafyasında sonrasında bilimkurgu öğeleri taşıyan tüm sanat dallarında etkisini göstermiş bir eser olacaktır. Ayrıca, bunun yanında, yine kült bir film olan 1927 yapımı Metropolis ile Aelita arasındaki benzerliklerden de çıkarsanabileceği gibi, Aelita Alman yönetmen Fritz Lang’e de esin kaynağı olmuştur.[4] İkinci olarak, sinemaya montaj kelimesini sokan, Dziga Vertov ile Sergey Mihayloviç Eyzenşteyn gibi yönetmenlerin hocası olan ve “Kuleşov Effekti”[5] kurgu deneyi ile de bilinen ünlü yönetmen Lev Vladimiroviç Kuleşov yine Aleksey Tolstoy’un bir eserini temel alarak 1925 yılında Ölüm Işını (Луч смерти)[6] filmini çeker. Bu filmin içinde yeterince propaganda ve Sovyet fikriyatı bulamayan Sovyet yönetimi ile yönetmen Kuleşov’un arası ciddi biçimde bozulur ve bir süre film yapmayı bırakır Kuleşov. Film ve sinema kuramı ile ilgilenmeye verir kendini. Ardından, 1935 yılında üç adet bilimkurgu film çekilir. İlki, yönetmen Aleksandr Andriyevskiy’nin çektiği Sezginin Kaybı (Гибель сенсации)[7] ya da diğer adıyla Robot Jim Ripple (Робот Джима Рипль) idir. Günümüzdeki yapay zekâ tartışmalarıyla yakından alakalı bir eser olan bu filmde, başroldeki mühendis Ripple insanlara yardım edecek robotlar yapmaya başlar. Robotlar hem insanlara yardım edecek hem de üretim maliyetleri düştüğü için fiyatlar da, kâr oranları da düşecek ve böylece kapitalizm yıkılacaktır. Fakat işçiler onu bir hain olarak addederler. Hükümet ise onun bu projesi ile ilgilenir çünkü robotlardan silah üretilebilecektir. Bunun için çok gizli bir fabrika tahsis edilir ona. Mühendis Ripple ise yapay zekâ ile değil de ses frekansları ile çalışan robotlar yapar; kendi saksafonu ile kontrol edilen. Hatta çok fazla sarhoş olduğu vakitlerde robotları da dans etmeye başlar. İkincisi, yönetmen Aleksandr Petroviç Dovjenko tarafından çekilen Uzay Şehri (Аэроград)[8] filmidir. Esasında tam bir bilimkurgu olmasa da, bolca Sovyet propagandası ve düşman Japonlara karşı vatanseverlik duyguları içeren fütüristik bir macera filmidir. Üçüncüsü ise, yine önemli bir bilimkurgu filmi, yönetmen Vasiliy Zhuravlev tarafından çekilen 1935 tarihli Kozmik Yolculuk (Космический рейс) idir. Bu film de Aelita gibi bir sessiz filmdir. Filmin çekilmesi sırasında birçok bilim insanı danışman olarak bulunur. Mesela, roket biliminin ve astronotik kuramın babası olan ünlü Rus bilim insanı Konstantin Eduardoviç Tsiolkovski de bu film için otuz tane teknik roket çizimi yapar. Ayrıca, filmde, ikinci roket ile gönderilen bir kedi birdenbire kaybolur fakat filmin sonunda adı ”Yosif Stalin” olan üçüncü bir roket ile başarılı bir biçimde aya giden bilim insanları uzun bir süredir ölü sandıkları bu kediyi de canlı bulur ve dünyaya hep beraber sağ salim dönerler. Bu enstantane ise, o yıllarda çok tartışılan ve Avusturyalı fizikçi Ervin Schrödinger’in ileri sürdüğü “Schrödinger’in Kedisi” düşünce deneyine yapılan bir atıftır. Fakat bu film de dönemin sansür mekanizmalarına takılır ve 1936’daki gösteriminden sonra 1980’lere kadar bir daha izlenemez. Dönemin ruhu gereği, Rus/Sovyet bilimkurgu sineması da Rus/Sovyet bilimkurgu edebiyatı gibi, bir durgunluk dönemine girer. 1930’ların ortalarından itibaren 1950’lerin sonları, 1960’ların başlarına kadar bilimkurgu sineması adına çok fazla bir eser üretilmez. Bunun belki de tek istisnası Jules Verne’nin 1874 tarihli aynı adlı eserinin yönetmen Eduard Pentslin tarafından 1941 yılında beyazperdeye aktarması ile ortaya çıkan Esrarlı Ada (Таинственный остров)[9] filmidir. Ve aslında proto-bilimkurgu olarak adlandırılabilecek bu film de sansüre takılmayacak tipik bir biçimde eğlenceli, eğlencelik bir macera filmidir.

1950’lerin sonlarına doğru, Rus/Sovyet bilimkurgu sineması yeniden hareketlenmeye başlar. İlk olarak, 1956 tarihli, yönetmen Konstantine Pipinaşvili’nin çektiği İki Okyanusun Gizemi (Тайна двух океанов)[10] idir ve tam bir bilimkurgu sayılmasa da âdeta yavaş yavaş düşman ülkelerin ajanlarının ve gizli süper silahlardaki rekabetin filmlere konu olmaya başladığı dönemi muştulayan da bir filmdir. İkinci olarak, kayda değer diğer bir film ise, 1957 tarihli Pavel Kluşantsev tarafından çekilen Yıldızlara Giden Yol (Дорога к звёздам)[11] idir. Bu film, Rus/Sovyet bilimkurgu sinemasının yeniden gün yüzüne çıktığının işaretidir aynı zamanda. Bilim eğitim filmleri ile kurgusal sinema dilini birleştiren bir niteliğe sahiptir. Ayrıca, Stanley Kubrick’in 2001: Bir Uzay Destanı (1968) filmini çekerken, Yıldızlara Giden Yol filminde kullanılan birçok efektin ve bazı sahnelerin çok fazla benzerlerini kullanmıştır.[12] Mesela, en basitinden tekerlek şeklindeki uzaygemisi, uzay kıyafetleri, duvarları yastıklı kokpit, uzay istasyonun içi ve dışı, telekomünikasyon araçları, uzayda kaybolma sahnesi, görüntüye sabitlenmiş kamera gibi. Hatta Ay’a inen uzaygemisinin inme sahnesi ve uzaygemisinden aşağıya indirilen merdivenlerden astronotların[13] inme ve Ay’a ilk ayak basma, ilk adımı atma sahneleri ise 1969 yılında Neil Armstong’un Ay üzerindeki adımlarını bayağı bir hatırlatır izleyene. Bunun yanı sıra, George Lucas da Kluşantsev’i Yıldız Savaşları (Star Wars) serisinin manevi babası olarak addeder.[14] Ayrıca, 1957 yılının esas önemi Sovyetler Birliği’nin Amerika ile giriştiği uzay çalışmaları yarışında onu ileriye taşıyacak olan önemli bir hamle yapmasıdır: Sputnik I uydusu uzaya fırlatılmıştır ve insanlık için oldukça mühim bir hamledir bu. Artık uzay çağının anahtarı Sovyetler Birliği’nin elindedir. Bu tarihî hamleden sonra bilimkurgu filmleri de artış göstermeye başlar elbette. 1959 yılında ise üç önemli bilimkurgu filmi çekilmiştir. İlki, Yuri Merkulov’un çektiği Güneşin Bir Uydusuydum (Я был спутником Солнца)[15] içinde animasyon öğelerin de olduğu dramatik bir bilimkurgu yapımdır. İkincisi, Aleksandr Ptuşko’nun çektiği Rus-Fin yapımı olan ve Sovyetler Birliği’nde Sampo (Сампо)[16] ve uluslararası düzeyde Dünyanın Donduğu Gün (The Day the Earth Froze) olarak gösterilmiş filmdir. Fin halk destanı Kalevala’ya dayanmaktadır öyküsü ve aslında bir bilimkurgu değil fakat kült bir fantezi yapımdır. Son olarak da, Valery Fokin’in çektiği Gökyüzü Çağırıyor (Небо зовет)[17] isimli korku-bilimkurgu filmidir. Mars üzerinde SSCB ve ABD’nin rekabetini öngören bir filmdir bu. Henüz ne Yuri Gagarin uzaya çıkmıştı ne de Neil Armstrong aya adım basmıştı. Ayrıca, 1962 yılında Francis Ford Coppola film üzerinde çeşitli değişiklikler (isimleri değiştirmek, NASA’ya ait öğeler kullanmak, Sovyet-Amerikan çekişmesini kaldırmak, Rusça yazıları silmek, canavarlar eklemek, vb. gibi) yaparak Güneşin Ötesindeki Mücadele (Battle Beyond the Sun)[18] adıyla yeniden gösterime sokmuştur.

1961 yılında Yuri Gagarin’in uzaya çıkan ilk insan olması ile SSCB ve ABD arasındaki uzay çalışmaları alanındaki rekabet de alevlenmeye başlar. Sovyetler Birliği’nin bu alanda açık ara önde olması ise elbette Sovyet coğrafyasında gündelik hayattan bilim ve sanat alanına kadar yansır. 1960’lar ve 1970’ler hem bilimkurgu edebiyatta hem de bilimkurgu sinemada üretilen eserlerin hem niteliksel hem de niceliksel olarak bir artış gösterdiği yıllar olur. 1960’ların ilk önemli bilimkurgu filmi Pavel Kluşantsev’in çektiği 1962 tarihli Fırtınalar Gezegeni (Планета Бурь)[19] idir. Kluşantsev’in genel tarzı da olan, bilim eğitiminin ciddiyeti ile Sovyetlerin yüksek değerlerini temsil etmenin verdiği görev bilinci dikkati çekmektedir bu filmde. 1962 tarihli başka bir film, “Sovyetlerin Jules Verne”i olarak da anılan ünlü Sovyet bilimkurgu yazarı Aleksandr Romanoviç Belyayev’in ilk kez 1928 yılında yayımlanan Su Adam romanının Vladimir Çebotaryov ve Gennadiy Kazanskiy tarafından yine Su Adam (Человек-амфибия)[20] adıyla çekilmiş halidir. Hem roman hem de film Sovyet coğrafyasında bir kült halini almıştır. Gagarin’in başarılı bir biçimde uzaya çıkışı sonrası Rus/Sovyet bilimkurgu filmleri de uzay yolculukları üzerine eserleri daha büyük bir özgüven ile vermişlerdir. Bunlardan biri, Mikhail Karyukov tarafından 1963 yılında çekilen Bir Rüyada Buluşma (Мечте навстречу)[21] idir. Büyük paralar yatırılarak çekilen bu filmde, uzayın derinliklerinden Dünya’ya doğru gelen bir geminin arıza yapması üzerine Mars’a zorunlu inişi sonrası Sovyet kozmonotların onların yardımına gitmesini anlatılır. Bunun ardından, yine önemli bir edebî eserden yola çıkılarak çekilen başka bir film ise, 1965 tarihli Mühendis Garin’in Hiperboloidi (Гиперболоид инженера Гарина)[22] idir. Aelita (Аэлита) romanının da yazarı olan Aleksey Nikolayeviç Tolstoy tarafından 1926 yılında kaleme alınan Mühendis Garin’in Hiperboloidi Aleksandr Gintsburg tarafından beyazperdeye aktarılmıştır. 1967 yılında yapılan yine önemli bir edebî eser uyarlamasıdır. İvan Antonoviç Yefremov’un 1957 yılında yazdığı Andromeda Nebulası (Туманность Андромеды)[23] romanı aynı adla Yevgeniy Şerstobitov tarafından filme çekilir. Aslında bir seri halinde çekilmesi planlanırken ve bu film de serinin ilk filmi olacakken, başrol oyuncusu Sergey Stolyarov’un ölümü sonrası bu plan hayata geçirilemez. 1967 tarihli yine ilginç bir bilimkurgu filmi ise İlya Olşvanher’in çektiği Ona Robert Diyorduk (Его звали Роберт)[24] idir. Bu film de, bir bilim insanının kendi kopyası olarak yarattığı Robert isimli cyborg’ün bir süre sonra bir insandan daha insan haline gelmesini anlatıyor. Rus/Sovyet bilimkurgu sinemasında bilimsel belgesel dilini bilimkurgu fanteziyle harmanlayan isim olan Pavel Kluşantsev’in bir diğer çalışması da 1965 tarihli Ay (Луна)[25] ve 1968 tarihli Mars (Марс)[26] isimli filmdir. Bu iki film de iki kısımdan oluşmaktadır: İlk bölüm Ay ve Mars hakkında bilimsel bilgileri içermekteyken; ikinci bölümde gelecekte Ay ve Mars’ın kolonizasyonu ve/veya Mars’taki muhtemel yaşam formaları gibi bilimkurgusal-fantezik öğeler barındırmaktadır.

1970’li yıllarla birlikte artık bilimkurgu sineması da belgesel tadında bilimsel eğitimin ya da idealize edilen homo-Sovieticus yurttaşların kahramanlıklarını, vatanperverliklerini, ülkelerine ve bilime duydukları yıkılmaz inancı anlatmanın ötesine geçen yapımlara doğru meyletmeye başlar. Bunun en bariz örneklerini ise Andrey Arsenyeviç Tarkovskiy verecektir. İki tane bilimkurgu film çeker. Biri 1972 tarihli Solaris (Солярис)[27] ve diğeri de 1979 tarihli Stalker (Сталкер)[28] idir. Stanislaw Lem’in 1961 tarihli aynı adlı eserinden çekilen Solaris filmi ilk önce 1968 yılında Boris Nirenburg tarafından iki bölümlük bir televizyon filmi olarak çekilmiştir.[29] Fakat Tarkovskiy’nin çektiği versiyon dünya çapında ün kazanıp gelmiş geçmiş en önemli bilimkurgu filmlerinden biri haline gelmiştir. Bu da, Tarkovskiy’nin sinema tarihindeki en önemli yönetmenlerden biri olmasının kanıtıdır belki de. Diğer filmi olan Stalker ise, Tarkovskiy’nin, yine en önemli Rus/Sovyet bilimkurgu yazarlardan olan Strugatskiy Kardeşlerin 1971 tarihli Uzayda Piknik (Пикник на обочине) romanlarını temel alarak çektiği ve hâlâ da dünya çapında bilinen, izlenen, esin kaynağı olan, atıflar verilen, âdeta bir sinema şaheseridir. Çekildiği günden beri bu iki film de sadece bilimkurgu alanında değil hemen hemen sanatın ve elbette hayatın her alanında etkiler bırakmış, dünya üzerinde binlerce insan tarafından hayranlıkla izlenmiştir. Yine bir bilimkurgu edebî eser uyarlaması ise Aleksey Tolstoy’un Mühendis Garin’in Hiperboloidi eserinden esinlenilerek dört bölümlük bir televizyon filmi olarak Leonid Kvinikhidze tarafından çekilen 1973 tarihli Mühendis Garin’in Hatası (Крах инженера Гарина)[30] idir. 1973 tarihli başka bir film ise, Budimir Metalnikov tarafından çekilen Dr. İvens’in Sessizliği (Молчание доктора Ивенса)[31] filmidir. Bir kaza sonucu uzaylılar ile karşılaşan ve onlarla iletişime geçen bir bilim insanını anlatan bir filmdir. 1973 tarihli bir diğer bilimkurgu filmi ise günümüzde hâlâ eski Sovyet coğrafyasında oldukça sevilen, izlenilen bir komedi-bilimkurgu filmi olan ve Leonid Gayday tarafından çekilen İvan Vasilyeviç İşini Değiştiriyor (Иван Васильевич меняет профессию)[32] idir. Mihail Afanasyeviç Bulgakov’un 1935 yılında yazdığı ama 1965 yılında basılabilen oyunu İvan Vasilyeviç temel alınarak çekilen filmde; zaman makinesi yapmaya çalışan Mühendis Şurik’in kazara apartman yöneticisi İvan Vasilyeviç ile IV. İvan, yani Korkunç İvan ile yer değiştirmesinin neticesinde ortaya çıkan komik olayları anlatan bir filmdir. Başka bir komedi-bilimkurgu filmi de, Richard Viktorov tarafından çekilen 1973 tarihli Moskova-Kassiopeya (Москва — Кассиопея)[33] ve bu filmin devamı olan 1974 tarihli Uzaydaki Gençler (Отроки во вселенной)[34] idir. Esasında çocuklar ve gençler için çekilen bu iki film de komedi ile bilimkurguyu başarılı bir biçimde bir arada kullanmıştır. 1975 yılında çekilen iki filmden biri yönetmenliğini Mihail Şveytser’in yaptığı Mr. McKinley’in Kaçışı (Бегство мистера Мак-кинли)[35] ve diğeri yönetmenliğini Valentin Selivanov’un yaptığı Büyük Uzay Yolculuğu (Большое космическое путешествие)[36] idir. İlki bireyin kendine ve çevresine yabancılaşması üzerinden bir kapitalizm eleştirisi iken, ikincisi üç çocuğun uzay yolculuklarını ele alan ve çocuklara yönelik çekilmiş bir bilimkurgu filmdir. Ayrıca Büyük Uzay Yolculuğu filminin ünlü film müziklerini besteci Aleksey Rıbnikov yapmış ve filmin parçalarından biri olan “Tabii ki İnanıyorum Sana” (Я тебе конечно верю)[37] şarkısı uzun süre Sovyet coğrafyasında popülerliğini sürdürmüştür. 1978 yılında ise yine iki bilimkurgu filmi göze çarpar. Bunlar; yönetmenliğini Vladimir Tarasov’un yaptığı, oldukça keyifli de olan çizgi/animasyon-bilimkurgu Kontakt (Контакт)[38] ile yönetmenliğini Marek Piestrak’ın yaptığı bir Sovyet-Polonya ortak yapımı olan ve Stanislaw Lem’in Pilot Pirx’in Hikâyeleri eserindeki “Soruşturma” adlı kısa hikâyesi temel alınarak çekilen Pilot Pirx Soruşturması (Дознание пилота Пиркса)[39] idir. 1979 yılında da yine iki bilimkurgu filmi vardır beyazperdede. Bunlar; İgor Voznesenskiy’nin yönetmenliğini yaptığı Sualtı Araştırmacıları (Акванавты)[40] ve Strugatskiy Kardeşlerin aynı isimli eseri temel alınarak Grigori Kromanov tarafından çekilen Ölü Dağcının Oteli (У погибшего альпиниста)[41] idir. 1970’ler Rus/Sovyet bilimkurgu sineması için belgesel ya da bilimsel eğitim filmleri tadından çıkıp sinema sanatının edebiyat, felsefe, müzik ve bilim ile daha fazla harmanlandığı bir dönem olmuştur. Bir taraftan daha profesyonel çekimlerin, derinlikli sahnelerin, filmin popülerliğini aşan müziklerin olduğu diğer taraftan yediden yetmişe herkese hitap eden çok çeşitli yapımların üretildiği bir dönemdir de aynı zamanda.

1980’ler ise bilimkurgu alanında 1960 ve 1970’lerden daha fazla film çekildiği bir dönem olmuştur. Bir yandan dünya Petrol Krizi ile uğraşırken dünya çapında petrol ihraç eden ülkelerin başında gelen Sovyetler Birliği’nin bu kriz sonrası artan petrol fiyatlarının getirisi olan -nakit ya da kredi bazlı- gelirin bir yansıması olarak addedilebilecek bir durum iken; diğer yandan artık yavaşça gevşemeye başlayan devlet hegemonyasının ve Sovyet ideolojisinin bir yansıması olarak da bu tür yapımların ortaya çıkmasını sağlayacak bir ortam oluşmuştur. Ayrıca, 1960’ların ortalarından itibaren özellikle Sovyet entelijansiyasının kendilerini, seslerini, eserlerini ve muhalefetlerini daha görünür kılmaya başlaması da 1970 ve 1980’lerde bilhassa bilimkurgu gibi en başta insanların özgür/özerk tahayyül gücüne ihtiyaç duyan bir alanın ortaya çıkmasını sağlayacak koşulları da sağlamıştır. Bu dönemin ilk filmi yönetmenliğini Konstantin Bromberg’in yaptığı ve 1980 yılında gösterime giren çocuklara yönelik olarak çekilen bilimkurgu televizyon dizisi olan Elektronik’in Maceraları (Приключения Электроника)[42] idir. O dönemde Sovyet toprakları üstündeki tüm çocukların merakla ve keyifle izlediği bir dizi olmuştur. 1980 yılına ait bir diğer ilginç bilimkurgu filmi ise Mark Kovalyov ve Vladimir Polin tarafından çekilen Yıldız Komiseri (Звездный инспектор)[43] idir ve kapitalist uzay korsanları peşindeki Sovyet uzay polislerini anlatır. 1980 tarihli bir üçüncü film ise, Vasiliy Levin’in yönetmenliğini yaptığı Orion Döngüsü (Петля Ориона)[44] idir. Orion ve döngü denildiğinde akla ilk gelen de Orion Nebulası’nda bulunan ünlü Barnard Loop’dur ve büyük olasılıkla filmin isminin esin kaynağı burasıdır. Bunun ardından, yine Sovyet coğrafyası için kült olmuş başka bir film de; Dikenlerin Arasından Yıldızlara (Через тернии к звездам)[45] filmidir. 1981 tarihli bu film Richard Viktorov tarafından çekilmiş, sonrasında oğlu Nikolay Viktorov tarafından da 2001 yılında, filmin yirminci yıldönümünde yeniden beyazperdeye aktarılmıştır. Filmin ismi ise Latince ünlü bir deyiş olan “Per aspera ad astra” cümlesinden alır. Aynı zamanda, bu, 1967 yılında uçuş öncesi geçirdikleri bir kaza sonucu hayatlarını kaybeden Apollo 1 mürettebatının mezarlarında da yazılı olan bir cümledir. 1981 tarihli başka bir film ise Roman Kaçarov tarafından çekilmiş ve bir çizgi/animasyon-bilimkurgu filmi olan Üçüncü Gezegenin Gizemi (Тайна третьей планеты)[46] idir. Bu film de Sovyet coğrafyası için, özellikle de dönemin çocukları için bir kült halini almıştır; hem bilimkurgu niteliği hem de animasyon niteliği açısından. 1982 tarihli, yine Strugatskiy Kardeşlerin Pazartesi Cumartesiden Başlar kitabı temel alınarak, Konstantin Bromberg tarafından çekilen Çarodei (Чародеи)[47] filmi vardır. Filmin çekilmesi sırasında kitaptan hayli uzaklaşılmasına ve bilimkurgudan fanteziye doğru bir meyil göstermesine rağmen kitabın hatırına bir bilimkurgu eseri sayılabilir. 1984 tarihli filmler ise; Pavel Arsenov’un yönetmenliğini yaptığı, çocuklara yönelik olarak çekilen bilimkurgu televizyon dizisi Gelecekten Gelen Misafir (Гостья из будущего),[48] Aleksandr Belyayev’in Profesör Dowell’in Başı (Голова профессора Доуэля) isimli romanı temel alınarak Leonid Menaker’in yönetmenliğinde çekilen Profesör Dowell’in Vasiyeti (Завещание профессора Доуэля)[49] ve Tarkovskiy’nin Stalker filmi ile aynı tarzda olan ve nadir bir astrolojik olay olan gezegenlerin sıra halinde geçişlerini konu edinen Vadim Abdrashitov’un çektiği Gezegenler Geçidi (Парад планет)[50] filmidir. 1985 yılında ise yine bir çizgi/animasyon-bilimkurgu filmi olan ve Vladimir Tarasov’un yönetmenliğini yaptığı Kontrat (Контракт)[51] idir. 1986 tarihli filmlerden biri ise yine Sovyet topraklarında oldukça bilinen, popüler bir film olan Kin-Dza-Dza! (Кин-дза-дза!)[52] idir. Georgiy Daneliya’nın yönetmenliğini yaptığı bu film, diğer bilimkurgu filmlerinden farklı olarak distopik-kara komedidir ve hâlâ büyük bir keyifle izlenecek bir filmdir. Ayrıca 2013 yılında, yine Georgiy Daneliya’nın yönetmenliğinde KuKin-dza-dza  (Ку! Кин-дза-дза)[53] adıyla çizgi/animasyon hali de yapılmıştır. Bir diğer 1986 tarihli film ise, Ölü Bir Adamdan Mektuplar (Письма мёртвого человека)[54] idir. Yönetmenliğini Konstantin Lopuşanskiy’nin yaptığı bu film, yapıldığı dönemin ruhuna uygun bir biçimde nükleer bir savaş sonrası hayatta kalan bir bilim insanının geçmişte bizlere olanları anlatmasını üzerine kurulu bir öyküye sahiptir. 1987 tarihli filmler ise: İsaac Asimov’un aynı isimli eserinden Andrey Yermaş tarafından çekilen Sonsuzluğun Sonu (Конец Вечности)[55]; esasında bir çocuk bilimkurgu filmi olan ve Pavel Arsyenov tarafından çekilen Eflatun Top (Лиловый шар)[56] ve Ray Bradbury’nin aynı isimli eserinden Nazim Tulyakhodzayev tarafından çekilen Veldt (Вельд)[57] idir. 1988 yılı ise Rus/Sovyet bilimkurgu sineması için oldukça hareketli bir yıl olmuştur. Özellikle şu altı film göze çarpmaktadır: Karen Shakhnazarov’ın yönetmenliğini yaptığı Zero Kenti (Город Зеро)[58]; Aleksandr Sokurov’un yönetmenliğini yaptığı Tutulma Günleri (Дни затмения)[59]; Vladimir Tarasov’un yönetmenliğini yaptığı ve bir çizgi/animasyon bilimkurgu olan Geçit (Перевал)[60]; Vladimir Khotinenko’nun yönetmenliğini yaptığı ve mucizelerle geldikleri vakitler üzerine oldukça ilginç ve felsefi bir film olan Kahraman İçin Ayna (Зеркало для героя)[61] ve Vladimir Bortko’nun yönetmenliğini yaptığı ve Mihail Bulgakov’un aynı adlı keyifli eseri temel alınarak çekilen Köpek Kalbi (Собачье сердце)[62] idir. 1989 yılı ise Rus/Sovyet bilimkurgu sineması eski hareketli günleri yavaş yavaş arkada bıraktığı bir dönemin gelmekte olduğu haberini vermektedir. O seneki filmler şöyledir: Konstantin Lopuşanskiy tarafından çekilen ve distopik/post-apokaliptik bir film olan Müze Ziyaretçisi (Посетитель музея )[63] ve Yuriy Moroz tarafından çekilen ve bilimkurgu ile fantezi öğelerini bir araya getiren bir film olan Zindan Cadısı (Подземелье ведьм)[64] idir. Bu yıl çekilen çok önemli bir eser de, Strugatskiy Kardeşlerin başlıca eserlerinden birinin aynı isimle filmleştirilmiş hali olan Tanrı Olmak Zor İş (Трудно быть богом)[65] filmidir. Aslında 1968 yılında Aleksey German tarafından çekilmeye başlanmış fakat Kızıl Ordu Çekoslovakya’ya girince politik ortamın kırılganlığı nedeniyle yönetmen German filmi tamamlamaz. 1989 yılında Almanya-İsviçre-SSCB ortak yapımı olarak Peter Fleischmann tarafından Es ist nicht leicht, ein Gott zu sein[66] adı ile çekilir. Sonrasında Aleksey German’ın oğlu Aleksey German Jr. babasının yarım bıraktığı filmi tamamlar ve film 2013 yılında gösterime girer. Bundan sonra da uzunca bir süre ne Rusya topraklarında ne de eski-Sovyet coğrafyasında bilimkurgu film yapılmaz. 1989 yılında Varşova Paktı’nın ardından 1991 yılında SSCB’nin yıkılması ile Rusya’da kapitalizmin inşa süreci başlar. Fakat kapitalizm, Rus toplumuna, arzu ettiği maddi refahı da, manevi huzuru da getireme. Tam tersine ellerindekilerden de olan Rus halkı 1990’larda her açıdan katastrofik bir dönem geçirir.

1990’ların travmasını hâlâ atlatamayan Rus toplumunun biraz olsun kendine gelmesi için ise 2000’li yılların üzerinden birkaç sene geçmesi gerekiyordu. 2004 yılı itibarıyla da Rus bilimkurgu sineması yeniden filmler vermeye başlar. Yıllar sonraki ilk film, Timur Bekmambetov’un 2004 yılında yönetmenliğini yaptığı, aslında bilimkurgu olmayan ama mitolojik-fantezi öğeler taşıyan ve fazlaca Hollywood etkisinde kalan bir aksiyon filmi olan Gece Nöbeti (Ночной дозор)[67] idir. Tipik Rus sinemasından hiçbir iz taşımayan, daha çok piyasaya ve tüketime yönelik olarak yapılmış bir filmdir. Sıradaki, 2005 tarihli film ise artık hakiki bir bilimkurgu filmidir. Belgesel ile kurgu dilini harmanlayan bu film, Aleksey Fedorçenko’nun yönetmenliğini yaptığı Aya İlk Gelen (Первые на Луне)[68] idir. Ardından gelen film de bir çocuk-bilimkurgu filmidir. Yönetmenliğini Oleg Kompasov’un yaptığı 2006 tarihli Asiris Nuna (Азирис Нуна)[69] idir. Filmin adı olan “Asiris Nuna” Antik Mısırcada “İyi Geceler” demektir. 2006 tarihli bir başka film de, yine Strugatskiy Kardeşlerin aynı adlı eserinden çekilen Çirkin Kuğular (Гадкие лебеди)[70] filmidir. Konstantin Lopuşanskiy’nin yönetmenliğinde çekilen bu film gösterildiği dönemde oldukça ilgi çekmiş ve Tarkovskiy’nin Stalker filmi ile kıyaslanmıştır. 2007 yılında çekilen ve gösterime giren bir diğer film ise iki parçadan oluşan Paragraph 78 (Параграф 78)[71] filmidir. Yönetmen Mikhail Khleborodov tarafından 1. Film ve 2. Film olarak iki seri halinde çekilmiştir. Biraz Hollywoodvari aksiyon filmlerinden esinlenilmiş bir film olmasına rağmen hâlâ çağdaş Rus bilimkurgu sinemasının önemli örneklerinden birini oluşturmaktadır. Bir diğer 2007 tarihli film, Aleksey Fedorçenko’nun yönettiği Demiryolu (Железная дорога)[72] idir. Film, bir yanda eski ve yeni Rusya’nın çatışmasını konu alırken diğer yanda gerçek ile hayalin ve fantazyanın iç içe geçmesini konu alır. 2008 yapımı bir başka film ise yine Strugatskiy Kardeşlerin İktidar Mahkûmları isimli eserinden Fyodor Bondarçuk’un yönetmenliğinde çekilen Yaban Ada (Обитаемый остров)[73] filmidir. Gösterildiği dönemde oldukça popüler olmuş, yakışıklı jön Vasiliy Stepanov ve son moda aksiyon sahnelerine rağmen 2000 sonrasında çekilen bilimkurgu filmleri arasında eski Sovyet bilimkurgu filmlerine en çok yaklaşabilen filmdir de. Ayrıca Rusya’nın ünlü rock gruplarından biri olan Tokio’nun (Токио) yaptığı “Sana İnanıyorum” (Верю я)[74] isimli şarkısı da film ile paralel bir biçimde popülerliğini artırmıştır. 2009 tarihli film de Sergey Seryogin’in yönetmenliğini yaptığı Alis’in Doğumgünü (День рождения Алисы)[75] isimli çocuklara yönelik -nazaran eski Sovyet ruhuyla- hazırlanan bir çizgi/animasyon-bilimkurgu filmdir. 2011 tarihli olarak da iki film vardır: Bunlar, Chris Gorak’ın yönettiği ve Rus-Amerikan ortak yapımı olan Karanlık Saat (Самый тёмный час / The Darkest Hour)[76] ve Aleksandr Zeldoviç’in yönettiği Hedef (Мишень)[77] filmleridir. Her ikisi de bilimkurguyu sadece bir sahne dekoru gibi kullanıyorken; ilki tipik bir Hollywood filmi iken, ikincisi daha çok zengin ama görgüsüz “Yeni Ruslar” (Новые Русские) ile dalga geçen bir filmdir. Bir sonraki, yine Rus-Amerikan ortak yapımı 2015 tarihli Ilya Naişuller’in yönettiği Hardcore (Хардкор)[78] adlı filmdir. Bolca cinselliğin, kadın bedeninin, erkekliğin, uyuşturucunun, argonun/küfrün, şiddetin, -elbette- silahların ve kanın olduğu bir film ve yine bilimkurgu sadece bir enstantane olsun diye iliştirilmiştir filme. En yeni Rus bilimkurgu filmi de 2017 tarihli Fyodor Bondarçuk’un yönetmenliğini yaptığı Cazibe (Притяжение)[79] idir. Yönetmen Bondarçuk’a göre, bu aslında bir toplumsal alegori anlatısıdır ve 2013 yılında vuku bulan göçmen-karşıtı Biryulyovo Ayaklanması’nın (Беспорядки в Западном Бирюлёво)[80] başka bir dille anlatılmasıdır.

Sonuçta, Rus/Sovyet bilimkurgu sineması yapılan ilk filmden günümüzde çekilen son filme kadar sürekli değişim içinde bir süreç izlemiştir. Sanatın tüm dalları gibi gündelik hayattan, toplumsal olaylardan, politik meselelerden, ekonomik koşullardan ve kültürel dönüşümlerden payını alarak geçirmiştir bu dönüşümü. Fakat Rus/Sovyet sinemasının ana yapısı, Rus toplumunun da ironik ve çelişik ahvalini vücuda getiren iki temel mekanizmanın karşılıklı diyalektik ilişkiselliği üzerine kuruludur. Bunlardan ilki, bugün Rus kültürünün iskeletini oluşturan edebiyat, müzik, tiyatro, sinema gibi sanat dallarındaki zengin birikimdir. İkincisi ise, yaklaşık iki asırdır süregiden ve Rus coğrafyasında bir döngü gibi ilerleyen politizasyon-depolitizasyon-repolitizasyon sürecinin yarattığı atmosfer içinde geleneksel patriyarkal/otoriteryen iktidar anlayışı ile karşısında yer alan entelijansiya ve esas olarak onun yarattığı hibernatör siyasal, toplumsal muhalefetin varlığı hayatın tüm alanları gibi sanatı, edebiyatı ve sinemayı da etkilemiştir. İlkine, Strugatskiy Kardeşler gibi yazarların yazdıkları ve/veya Tarkovskiy gibi yönetmenlerin çektiği filmler, ikincisine Pavel Kluşantsev’in çektiği 1962 tarihli Fırtınalar Gezegeni, Mikhail Karyukov tarafından 1963 yılında çekilen Bir Rüyada Buluşma veya Timur Bekmambetov’un yönetmenliğini yaptığı Gece Nöbeti gibi filmler örnek verilebilir. Amma velakin, Rus sineması için esas üzücü olan bir asırlık Sovyet sinema geçmişindeki onlarca biricik, harikulade ve Sovyet topraklarına özgü filme rağmen bugün -birkaç bağımsız yönetmen dışında ve kayda değer filmleri dışında- Hollywoodvari, içi boş/eğlencelik, sadece anlık zevke ve tüketime yönelik filmlerin yapılmasıdır. Ve elbette acı olan da, o güzelim kitapları okuyan, filmleri izleyen nesillerin çocuklarının, torunlarının bir tür imge taarruzu olan bu fast-food kültür ile şişmiş obez egolarıyla ortalarda dolaşmaları. Aslında, bu, sadece Rus toplumunun değil tüm dünya halklarının genel hali. Lakin, o da ayrı bir yazının konusu olsun.  

 



[1] Andrey Tarkovskiy, Solaris, 1972.

[2] Bilimkurgu olarak kullandığımız sözcüğün Rusçadaki karşılığı “bilimsel fantezi” (научная фантастика) idir. İlk kullanıldığı tarih 1894’tür ve popüler bilim dergisi Doğa ve İnsanlar (Природа и люди) dergisinin beşinci sayısının editör notunda geçer. Tüm dünya üzerinde kullanılan yaygın hali ve Türkçedeki kullanımın da kaynağı olan “science fiction” sözcüğü ise ilk olarak -Ruslardan yıllar sonra- 1926 yılında Amerikan editör Hugo Gernsback tarafından kullanılır.

[3] Bkz. Peter G. Christensen, 2000, “Women as Princesses or Comrades: Ambivalence in Yakov Protazanov's “Aelita” (1924)”, New Zealand Slavonic Journal, s. 107-122. Ayrıca film için bkz. “Aelita: Queen of Mars”, https://sovietmoviesonline.com/fantastic/233-aelita.html.

[13] “Astronot” ve “kozmonot” kelimeleri aynı işe karşılık gelse de esasında SSCB ve ABD arasındaki uzay çalışmaları rekabetinden dolayı kullanılan sözcüklerdir. Her ikisi de Yunanca kökenlidir: “Cosmos” Yunancada “evren”, “astro” “yıldız”; “naut” ise “gezgin” demektir. Ve 1935 tarihli Kozmik Yolculuk filminde de iki başkarakter kendilerini “astronot” olarak adlandırmaktadırlar. Sovyetler Birliği’nde “kozmonot” sözcüğünün kullanımıyla 1961 yılından sonra kararlaştırılmıştır. Bkz. Cathleen S. Lewis, 2008, “From the Cradle To the Grave: Cosmonaut Nostalgia in Soviet and Post-Soviet Film”, Remembering The Space Age, S. J. Dick (ed.), NASA, s. 262.