Anasayfa > Haftalık Yazılar > Venezuela’daki Krizin Sorumlusu Kim?

Venezuela’daki Krizin Sorumlusu Kim?

Ela Bilgen

04 Haziran 2016

Venezuela’da uzun zamandır sürmekte olan ekonomik ve siyasi bunalım, son zamanlarda günlük yaşamda derin biçimde hissedilmeye başladı. Dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip olan ülke, ihracattan elde ettiği gelirin %90’ından fazlasını petrolden kazanıyor. Dolayısıyla petrol fiyatlarındaki düşüşten de en kötü etkilenen devletlerden biri oldu. Bu durum ülkede, ithalata bağlı temel gıda maddeleri ve tıbbi malzeme gibi ürünlere ulaşılamamasına neden oluyor. Bunun sonucunda süper marketlerin önünde kuyruklar oluşuyor ve hastalıkların tedavisinde aksamalar meydana geliyor. Bunların yanı sıra kuraklık nedeniyle bazı bölgelerde yaşanan uzun süreli su kesintileri, içme suyuna erişimi zorlaştırıyor ve hijyen koşullarının yetersizliği sağlık problemlerine yol açıyor. Ayrıca barajlarda su seviyelerinin düşmesi, elektrik üretiminde aksamalara neden olduğu için bazı bölgelerde günde 18 saati bulan elektrik kesintileri oluyor. Geçtiğimiz aylarda, enerji tüketimini azaltmak için kamu kurumları ve okulların cumaları tatil edilmesine karar verilmişti. Daha sonra kamu kurumlarının iş günü sayısı ikiye kadar düşürüldü. Hastanelerde enerji ihtiyacı karşılanamadığı için bazı ameliyathanelerin işlevsiz hale geldiği ifade ediliyor.

Sosyalist devlet başkanı Nicolás Maduro, darbe girişimlerini meşrulaştırmak için ülkedeki durumun uluslararası basında bilinçli olarak olduğundan kötü yansıtıldığını savunuyor. Öte yandan Venezuela halkının market kuyrukları, elektrik kesintileri ve protesto gösterilerine alışkın olmasına rağmen gıdaya erişimin bile bu kadar zorlaşmasının ciddiyetine dikkat çekenler var. Ülkede üretim yapan Coca Cola, P&G, Bridgeston, Ford gibi küresel şirketlerin enerji ve hammadde sıkıntısı dolayısıyla üretimlerini durdurması ya da azaltması ve havayolu şirketlerinin Venezuela uçuşlarını askıya alması da işten çıkarmaların artacağını gösteriyor.

Peki Venezuela’nın sıradan insanlarının yaşadığı bu bunalımın sorumlusu kim? Bu soruya verilen cevaplar öylesine çeşitli ki neredeyse ortada gerçek bir sorumlu olmadığı izlenimi yaratıyor.

Krizin siyasi boyutu üzerinde duranlar genellikle, Chavez’in ardından bir kargaşa dönemine girildiğini vurgulamakta. Nitekim Devlet Başkanı Maduro ve hükümetteki sağ partilerden oluşan koalisyon, ülkedeki durumdan birbirlerini suçluyor. Hugo Chávez’in ölümünün ardından 2013’te devlet başkanı seçilen Nicolás Maduro, seçimlerin adil biçimde gerçekleştirilmediği yönünde eleştirilerle karşılaşmıştı. Geçen yıl boyunca da hükümete karşı darbe girişiminde bulundukları ve halkı şiddete teşvik ettikleri gerekçesiyle muhalefetten önemli isimler tutuklanmıştı. Bununla birlikte Aralık 2015’te gerçekleşen parlamento seçimlerinde sosyalistlerin 17 yıllık iktidarı sona ermiş ve merkez ve sağ partilerden oluşan ittifak, meclis çoğunluğunu elde etmişti. Böylece 2016’ya devlet başkanıyla hükümet arasında başlayan siyasi gerilimle girilmiş oldu. Mayıs ortasında Maduro’nun olağanüstü hâl ilan etmesiyle de iki grup arasındaki çekişme arttı. Muhalefet, başarısız politikaları nedeniyle devlet başkanının ülkeyi kaosa sürüklediği görüşünde. Sosyalist parti yanlıları arasında da Chavez’in ardından yeterince karizmatik bir duruş sergileyememesi nedeniyle Maduro’yu suçlayanlar bulunuyor. Maduro ise 2002’deki darbe girişimini anımsatarak, muhaliflerin yine ABD desteğiyle kendisini devirmeye çalıştığını savunuyor. Temel ihtiyaç maddelerine ulaşımdaki sıkıntılarınsa, yerli burjuvazinin stokçuluk ve üretim yavaşlatmak yoluyla başlattığı “ekonomik savaşın” bir sonucu olduğunu belirtiyor.

Bununla birlikte konuyu ekonomik boyutuyla ele alarak Venezuela’nın en büyük sorunun petrolün ucuzlaması olduğunu ifade edenler var. ABD, ülkesindeki geleneksel yöntemlerle çıkarılması oldukça maliyetli olan kaya petrolünü yeni teknolojiler sayesinde daha ucuza çıkarabildiği için üretimini ciddi biçimde arttırmış durumda. Bu durumun oluşturduğu arz fazlası karşısında OPEC üyeleriyse geri adım atmıyor ve üretimde azaltmaya gitmiyor. Bununla birlikte Çin’deki ekonomik yavaşlama, AB ülkelerinde teknoloji verimliliğinin artması ve küresel ısınma nedeniyle fosil yakıtlardan uzaklaşma eğilimi nedeniyle de petrole talep azalıyor. Petrol fiyatlarının keskin biçimde düşmesine yol açan bu durumsa, diğer bütün petrol ihraç eden ülkeler gibi Venezuela’yı da olumsuz etkiliyor. İhracatın büyük oranda petrole dayalı olduğu gerçeği de bu etkiyi katlıyor.

Krizi bir de coğrafi boyutuyla değerlendirenler ve Venezuela’nın, iklim değişikliğinin ilk kurbanlarından olduğunu ifade edenler var. Venezuela, Ekvator çizgisine yakınlığı nedeniyle küresel ısınmadan en önce ve en fazla etkilenen ülkelerden biri. Zira elektrik üretimindeki aksamalar ve birçok kasabaya su verilememesi de kuraklığın sonuçları.

Krizi anlayabilmek adına ortaya atılan bu gerekçelerin her biri son derece mantıklı ve hatta bilimsel duruyor. Ancak Venezuela’nın sıradan insanlarını vuran bu bunalımın nedenlerini siyasi, ekonomik, coğrafi vb kategorilere ayırmak, en temel ve oldukça basit sebebin gözlerden uzak tutulmasına yarıyor.  

ABD hegemonyasında beliren “yeni emperyalizmin” getirdiği eşitsizlik ve adaletsizlik karşısında öfke duymak ve tepki vermek için Brent petrolün niteliğini ve bir varil petrolün kaç litre ettiğini bilmek gerekmiyor. Zira eşitsizlik ve adaletsizliğin bahanesi sayılan ekonomik gerekçeler, her ne kadar özel bir terminolojiyle uzmanlık sınırlarına hapsedilmeye çalışılsa da son derece siyasal bir alanda duruyor. Kuraklık gerekçesiyse konuyu, duvarları uzmanlıktan bile yüksek bir alana, doğaya hapsederek tartışma dışına çıkarıyor ve eyleme kapalı hale getiriyor. Oysa BM güvencesi altında gerçekleştirilen iklim zirvelerinin tek somut sonucunun, “temiz enerji” adı altında ortaya çıkan yeni bir yatırım alanı olduğu gerçeği bile mevzunun doğal değil, son derece siyasal olduğunu kanıtlıyor. Yaratılan siyasi kategorinin kendisiyse, siyasetin sınırını iki parti arasındaki çekişme veya dışarıdan gelebilecek tehditler gibi popülist ve ayrıştırıcı kalıplarla çizerek konuşulması ve konuşulmaması gereken konuları belirliyor. Böyle bir tabloda hem Venezuela’nın sıradan insanlarına, hem de Venezuela’yı uzaktan takip eden sıradan insanlara bu sınırları aşmak, kilitleri kırmak ve basit hakikati olabildiğince yüksek sesle haykırmak düşüyor.