Anasayfa > Haftalık Yazılar > Apple’a Vergi Kaçırma Muafiyeti

Apple’a Vergi Kaçırma Muafiyeti

Ela Bilgen

10 Eylül 2016

Panama Belgeleri küresel şirketler söz konusu olduğunda vergi kaçırmanın sıradanlaşarak adeta hukuk ya da etik dışı bir davranış olmaktan çıktığını göstermişti. Geçtiğimiz günlerde de dünyanın en büyük şirketleri arasında sayılan ABD menşeli Apple’ın, İrlanda’daki şirketleri üzerinden yüklü miktarda vergi kaçırdığı ortaya çıktı. Avrupa Birliği Komisyonu 2013’ten bu yana, Apple’ın İrlanda’da bulunan ve Avrupa, Orta Doğu, Afrika ve Hindistan‘daki satış faaliyetlerini yürüten iki şirketi (Apple Sales International ve Apple Operations Europe) hakkında soruşturma yürütmekteydi. 30 Ağustos’ta, bu soruşturmanın sonuçları kamuoyuna açıklandı. Komisyon’a göre İrlanda, 1991 ve 2007’de yapılan iki ayrı düzenlemeyle Apple için özel bir vergilendirme yöntemi oluşturdu. Yöntem, Apple Sales International ve Apple Operations Europe tarafından kaydedilen satış kârlarının neredeyse tamamının bir “genel merkez”e aktarılması sayesinde işliyordu. Zira bu “genel merkez”lerin varlığı sadece kâğıt üstündeydi. Hiç çalışanı olmayan ve herhangi bir yerde kendine ait binası bulunmayan, dolayısıyla hiçbir ülkenin vergi sistemine tabi olmayan yerler… Kârların İrlanda’daki iki şirkete kalan küçük kısmı için vergi ödemekse sorun teşkil etmiyordu. Öyle ki Komisyon raporuna göre 2003’te Apple İrlanda’ya, toplam Avrupa kârları üzerinden sadece % 1 oranında kurumlar vergisi ödedi. Üstelik şirket kârları hızla artarken vergi avantajı sürdüğü için 2014’e gelindiğinde bu oran % 0,005’e kadar düştü. 1991’den, Apple tarafından bu iki şirketin yapısının değiştirildiği 2015’e dek bu hukuk dışı uygulama sürdü. Komisyon, incelemeye başladığı tarihten en fazla on yıl öncesiyle ilgili işlem yapabiliyor. Bu nedenle Apple’ın 2003-2014 arasındaki faaliyetleri göz önünde bulundurularak, İrlanda’ya 13 milyar euro eksik vergi ödediğine karar verdi. İrlanda hükümetinin bu borca ilaveten faizini de Apple’dan tahsil etmesi gerekiyor.

Ancak ideal hukuk düzeninde bir şirketin itibarını derinden sarsması beklenen bu olay, başta Apple’ın Ceo’su Tim Cook olmak üzere şirket yetkilileri tarafından soğukkanlılıkla karşılandı. Üstelik en temel yetki ve yükümlülüklerinden biri vergilerin adil ve dengeli biçimde toplanması olan hükümetler de adeta Apple’dan vergi almama yarışına girdi. İrlanda başbakanı ve maliye bakanı AB Komisyonu’nun kararına Apple’dan bile önce karşı çıkarken, Türkiye’nin başbakan yardımcısı da fırsattan istifade Apple’ı ülkemize davet etti. Üstelik kendilerini AB bürokrasisi gibi şeylerle “uğraştırmayacakları” vaadiyle…

Tim Cook Komisyon kararının siyasi olduğunu ve hukuki dayanağı bulunmadığını iddia ediyor. Yaptığı açıklamada genel olarak Apple grubunun %26,1 oranında vergi ödediğini belirtti. Ancak Komisyon’un incelemesinin gruba değil, Avrupa’daki iki şirkete yönelik olduğu çok açık. Bunun yanı sıra Cook, Apple’ın vergi ödemelerinin dünya çapında halka açık olduğunu savunuyor. Hâlbuki Komisyon, söz konusu rakamların çok küçük bir kısmının halka açık olduğunu ve soruşturma sırasında ABD’de görülen bazı davalardan ve özel olarak talep ederek Apple’ın kendisinden aldıkları verileri kullandıklarını ifade etti. Dolayısıyla CEO’nun, durumu kurtarmak için laf kalabalığına başvurduğunu görülüyor.

İrlanda Başbakanı ile Maliye Bakanı ise Komisyon kararını İrlanda’nın egemenliğine müdahale olarak yorumladı. İrlanda’nın %12,5’luk kurumlar vergisi oranı, AB içindeki en düşük oranlardan biri. Bu nedenle ülke vergi cennetleri arasında sayılıyor. Eğitimli ve İngilizce konuşan nüfusu sayesinde de uluslararası yatırımcıları kendine çekiyor. İrlanda hükümeti ise bu cazibeyi yitirmemek adına, yıllık sağlık harcamalarının tamamına denk gelen böyle bir vergi ödemesini reddetmek istiyor. Bunun için Komisyon kararını temyize taşıdı. 

Anketler, İrlandalıların %60’tan fazlasının mevcut vergi düzenlemesinden yana olduğunu ve hükümetin temyiz kararını desteklediğini göstermekte. Ancak bunun en önemli sebeplerinden birinin yatırımlar için cazibe merkezi olmakla vergi kaçakçılığını meşrulaştırmak arasında kurulan çarpık ilişki olduğunu gözden kaçırmamak gerek. Bir yandan küresel şirketler, bir yandan hükümetler “bazı ticari kolaylıklar” deyip geçtikleri hukuk dışı uygulamalara göz yumulmadığı takdirde, uluslararası yatırımlarla sağlanan istihdam olanaklarının ve büyümenin engelleneceği yönünde bilinçli olarak yanlış mesajlar veriyor. Belki de en sıkı vergi denetimine tâbi kesimleri oluşturan sıradan insanlara iş bulabilmek için, sosyal yardımların önemli kısmını karşılayabilecek büyüklükte vergi kolaylığına/kaçakçılığına itiraz etmemeleri telkin ediliyor. Oysa finansal krizlere yol açan demokrasi ve şeffaflık eksikliğinin önlenmesi ve küresel ekonominin hukuki bir çerçevede sürdürülmesi için vergilerin hükümetler tarafından uygun biçimde toplanması büyük önem arz ediyor.

Bunun yanı sıra hükümetler üstünde büyük yük oluşturan kamu borçlarını karşılamanın bir yolu kemer sıkma politikalarıysa, başka bir yolu da dengeli vergilendirmeden geçiyor. Ancak çok uluslu şirketlerle işbirliği halindeki hükümetler, yurttaşları kemerde sıkacak delik kalmayana dek zorlamaya kararlı görünüyor. Kâğıt üstündeki büyüme ve istihdam artışının, gelirin adil dağılımıyla ilgisi yok ama hükümet yetkilileri açısından başarı hanelerine işlenecek istatistiksel verilerin, yoksulluğun önlenmesinden daha fazla önemsendiği ortada. Eski maliye bakanımızın, hukuku hiçe sayan uygulamalarını hiç umursamadan, AB’nin etkileri tartışmalı olan denetim mekanizmalarının bile Türkiye’de esamesinin okunmadığını gururla belirterek Apple’ı Türkiye’ye davet etmekten çekinmemesi de bunu doğruluyor.