Anasayfa > Haftalık Yazılar > Portekiz’de Sol Koalisyonun Birinci Yılı

Portekiz’de Sol Koalisyonun Birinci Yılı

Ahmet İnsel

29 Kasım 2016

Bir yıl önce, 24 Kasım 2015’te, Portekiz’de sol koalisyonun iktidara gelmesi Batı’da sessizlikle karşılanmıştı. Halbuki yaşanan Portekiz yakın tarihi açısından son derece önemli bir değişiklikti. Değişiklik Sosyalist Parti’nin iktidara gelmesi değildi. 1974’te Salazar diktatörlüğünün devrilmesinden beri Portekiz Sosyalist Partisi tek başına veya koalisyon ortağı olarak birçok kez iktidara gelmişti. 2005-2011 arasında da iktidarda Sosyalist Parti’nin kurduğu hükümet vardı. Büyük yenilik sosyalistlerin Portekiz Komünist Partisi’yle (PKP) bir masa etrafında oturup, anlaşmasıydı. 1974’ten beri gerçekleşmemiş olan, gerçekleşmişti. O güne kadar sosyalistler ve komünistler birbirlerinden, belki de sağ partiden nefret ettiklerinden daha fazla nefret edegelmişlerdi. 2015 sonbaharında genel seçim sonuçları açıklandığında bu sefer beklenmedik bir şey oldu. 2011’den beri iktidarda olan ve AB Komisyonunun dayattığı son derece ağır kemer sıkma politikasını uygulayan, muhafazakâr parti lideri Pedro Passos Coelho, oyların %37’sini alarak seçimlerden gene birinci çıktı. Ama bu sonuçla elde ettiği 107 milletvekili ona parlamentoda çoğunluk için gerekli 116 oya erişmesine yetmiyordu. Herkes, buna rağmen, sağ partinin azınlık veya koalisyon hükümeti kurmasını beklerken, Sosyalist Parti’nin lideri Antonio Costa yeniden bir sağ hükümet kurulmasına izin vermeme konusunda üç partinin anlaştığını ilan etti. Nitekim Coelho hükümeti 123 hayır oyuyla güvenoyu alamadı. Bu sefer beklenti hükümet kurulamaması ve İspanya’da olduğu gibi erken seçimlere gidilmesi yönündeydi. İşte bu aşamada esas beklenmedik gelişme gerçekleşti. Antonio Costa partisinin PKP, Sol Blok ve çevreci partiyle anlaşacağını ve hükümet kuracaklarını ilan etti. Sosyalist Parti’nin seçimde elde ettiği %32 oy oranının yanında, çevreci partiyle ortak liste altında seçime giren komünistler oyların %8’ini almış, Sol Blok da ilk kez PKP’yi geçip oyların %10’unu almıştı. Üç parti toplamda %50’ye varmış ve mecliste yedi sandalyelik bir çoğunluk elde etmişlerdi.

Avrupa’nın, Yunanistan Komünist Partisi’nden sonra, en ortodoks komünist partisi olan PKP’nin ve kürtajın serbest bırakılması ve benzer kültürel-sosyal haklar için yürütülen eylemlerde yan yana gelen eski Troçkist, Maocu ve özgürlükçü sol partilerin 1999’da birleşmesiyle kurulan Sol Blok’un, yıllardır çok eleştirdikleri sosyalistleri şimdi destekleme kararı almalarında iki neden vardı. Birinci ve en önemli neden, dört yıldan beri son derece ağır bir kemer sıkma politikası yürüten sağın yeniden iktidara gelmesini engellemekti. İkinci neden, Portekiz sosyalistlerinin 2014’te lideri olan, eski Lizbon belediye başkanı Antonio Costa’ya diğer örgütlerin güven duyması ve Costa’nın son derece güçlü diyalog kapasitesiydi. Sağ eğilimli cumhurbaşkanı hükümet kurma görevini Costa’ya verince, Sol Blok ve Komünist Parti’nin 138 maddelik bir hükümet programında anlaştıkları ama hükümete katılmayıp, dışardan destek verdikleri sosyalist hükümet 24 Kasım’da meclisten güvenoyu alıp, göreve başladı.

Solun ortak programında, 2008 krizinden en çok etkilenen ülkelerden biri olan Portekiz’de, AB’den ve IMF’den alınan 78 milyar euroluk kredi karşılığında Coelho hükümetinin dört yıldan beri uyguladığı ağır kemer sıkma ve özelleştirme programına son vermek vardı. Ayda 505 euroya indirilen asgari ücretin, 2019’a kadar 600 euroya çıkması, özelleştirilen kamu taşımacılığının yeniden kamu işletmelerine devredilmesi, sağlıkta bazı parasız hizmetler başlatılması, aile yardımlarının arttırılması gibi önlemlerin yanında, koalisyon bütçe açığını 2019’da %1,5’a düşürmeyi öngörüyordu. Coelho hükümeti 2011’den 2015’e kadar bütçe açığını GSYİH’nın %11’ine ulaşmış bir büyüklükten %3’e düşürmeyi başarmıştı. Ama bunun bedeli Portekiz halkının büyük bölümünün çok ciddi bir yoksulluk şoku yaşaması olmuştu. Sol hükümet iş başına geldiğinde Portekiz’de ortalama gelir, 28 üyeli AB ortalama gelirinin %23 altındaydı. Ayda kişi başına 319 euro olarak tespit edilen yoksulluk sınırının altında 11 milyon kişi yaşıyordu. Bu da Portekiz nüfusunun üçte biri demekti. Bu kemer sıkma politikası yarım milyon Portekizlinin, Birleşik Krallık ve eski Portekiz sömürgesi Angola başta olmak üzere, ülke dışına gitmesine yol açmıştı. Zaten yaşlanma sorunu olan Portekiz’de demografik açıdan ciddi bir şok yaşanıyordu. 

Bu ortamda sosyalistler muhafazakârlarla bir ulusal birlik hükümeti kurmanın kendileri için intihar olduğunu bilerek, soldaki diğer partilere işbirliği önerisinde bulundular. Komünistler için de, yaşanan iktisadi daralma şoku, sağın yeniden iktidara gelmesine bir biçimde neden olma yükünü altından kaldırılamayacak kadar ağırlaştırıyordu. Hedef sağ partinin yeniden iktidar olmaması ve kemer sıkma politikalarına son verilmesi olunca, Portekiz’de 1974’ten beri kurulamayan sol ittifak gerçekleşti.

İlk başta bu koalisyonun ilk görüş ayrılığında dağılacağı, AB ve NATO karşıtı komünistlerle AB ve NATO yanlısı sosyalistlerin kısa zamanda birbirlerine düşeceklerine neredeyse kesin gözüyle bakılıyordu. Ama Costa hükümeti bir yıldır iktidarda ve sol içinde bazı konularda görüş ayrılıkları çıkmış olsa da, programda yer alan konularda ittifak devam ediyor ve artık bu sol hükümetin 2019 seçimlerine kadar iktidarda kalması ihtimali epey yüksek gibi görünüyor. İttifakın ayakta kalması, onun üç ana hedefe dayanmasına bağlı oldu: - sağın muhalefette kalmasını sağlamak; - kemer sıkma politikalarını yavaş yavaş yürürlükten kaldırmak; - “yeni sosyal haklar” kazanmak. 

Bir yılın sonunda, sol koalisyon emeklilerin ve memurların maaşlarının dondurulmasına son verdi. Hastane acil servislerinin parasız olmasını yeniden sağladı. 70.000 geçici sözleşmeli statüsündeki kamu çalışanını kadroya aldı. Düşük gelirli ailelere verilen aile yardımı ve asgari gelir güvencesini arttırdı. Gelecek ocak ayında asgari ücret de ayda 535 eurodan 557 euroya yükselecek. İşsizliğin %10 civarında olduğu Portekiz’de, bu yıl büyüme %1’in biraz üstünde olacak. Düşük ama AB ortalamasının üstünde bir büyüme hızı bu. Kamu taşımacılığı, özellikle Lizbon ve Porto metroları yeniden kamu denetimine geçti. TAP havayollarında devlet yeniden hâkim ortak oldu ve yüzde yüzü yabancı sermaye eline geçen bütün banka sistemi içinde bankalardan birinin bütünüyle devlet kontrolü altında kalması sağlandı. AB Komisyonu’nun önce çatık kaşla karşıladığı ve AB’nin yapısal fonlarını askıya almakla tehdit ettiği bu politikalar, şimdi AB Komisyonu tarafından yarım ağızla da olsa destekleniyor. Hükümet, önümüzdeki yıl, GSYİH’nın %130’una ulaşan dış borcun yeniden yapılandırılması için müzakere etmeyi umut ediyor.   

Portekiz’de sol koalisyonun yavaş da olsa vaatlerini yerine getirmesini sağlayan etmenlerden birinin, bir önceki hükümetin AB ve IMF denetiminden 2014’te çıkmayı başarmış olması olduğunu unutmamak gerekiyor. Bir diğeri, ekonominin patlayan turizm gelirleriyle kamçılanması. Bir üçüncüsü, Portekiz’de yüksek katma değerli bazı sektörlerin giderek güçlenmesi. Yenilenebilir enerji konusunda çok ciddi hamleler yapan ve bu sektörü geliştiren Portekiz ekonomisi, sağlık alanında da hizmet ihracatına yönelmiş durumda. Yabancıların ülkeye gelip yerleşmesini teşvik eden nadir günümüz AB ülkelerinden biri Portekiz. Ülkede mülk alanlara veya iş kuranlara verilen “sıradışı ikamet izni”, gayrimenkul piyasasını canlandırmış. Ayrıca AB içinde mülteci ağırlama konusunda hevesli ender ülkelerden biri Portekiz. Önerdiği on bin mülteci kotasına şimdilik sadece 700 civarında mülteci gelmiş. Bu açık kapı politikası, hem azalma eğilimi gösteren nüfusu dengelemek, hem de siyaset sahnesinde neredeyse görünmeyen bir aşırı sağ hareketin baskısı olmadığı için uygulanabiliyor.

Portekiz’de, İspanya’dan farklı olarak, Salazar rejimi devrildiğinde çok kapsamlı bir eski rejim temizliği yapılmıştı. Bu nedenle bugün siyasal yelpazenin sağında yer alan Coelho’nun partisi Sosyal-Demokrat Parti de Salazar döneminin izlerini taşımıyor. Diğer taraftan, bölgeci taleplerin olmadığı, tek dilin bütün ülkede konuşulduğu, göçmenlerin az olduğu göreli homojen bir toplum Portekiz. Aşırı sağın da neredeyse hiç görünmediği ender Avrupa toplumlarından biri. 

Euro-2016’da Portekiz’in Fransa’yı yenerek şampiyon olmasının önemli bir moral kamçı etkisi yarattığı bu küçük ve kendi halinde ülkede, solun birliği sessiz ve küçük ama kararlı adımlarla ülkenin makus talihini değiştirecek önemli bir iktidar deneyimi yaşıyor. Avrupa’da her yerde aşırı sağın, ırkçıların, yabancı düşmanlarının yükselmediğini ve Troyka’nın dayattığı iktisat politikalarını yürürlükten kaldırarak da başarılı olunabileceğini gösteriyor.