Anasayfa > Haftalık Yazılar > Albert Camus’de İntihar, Şiddet ve Saçma Düşüncesi (I)

Albert Camus’de İntihar, Şiddet ve Saçma Düşüncesi (I)

Derviş Aydın Akkoç

10 Eylül 2017

Bazı sanatçıları belli bir koordinatta konumlandırmak zordur zira olası çerçevelerden taşar yahut sızarlar. Buradayken aynı zamanda oradadırlar da. Estetik hareketi takip edebilmek için eleştirel bakışın birden fazla düzleme dikkat kesilmesi, düzlemler arasında mekik dokuması gerekir. Tıpkı Dostoyevski, Melville yahut Kafka gibi Albert Camus de farklı ama iç içe geçmiş düzlemleri olan çapraşık bir sanatçı. 

Metinleri saf türsel sınırlar içine hapsetmeye eğilimli yaklaşımlar, Albert Camus’nün edebi-estetik üretimini ve felsefi düşüncelerini birbirinden ayırma yoluna gitmişlerdir. Matthew Sharpe’ın sadece Albert Camus’yü değil, başka yazarları da dairesine alan huzursuz sorusu: “Niçin eleştirmenler Camus’nün romanlarının ‘felsefi’ olduğu hususunda mutabık kalmışlardır da, akademik filozoflar onun romanlarını fazla edebi bulup göz ardı etmeye eğilimli olmuş ya da –Sartre’ın izinden giderek- ‘felsefi ıvır zıvırlar’ olarak değerlendirmişlerdir?”[1] Soru nüanslıdır ama: Bir yanda “akademik filozoflar”, diğer yanda akademik olmayan bir filozof olarak Sartre vardır. “Akademik filozoflar” Camus’nün yapıtlarını felsefi açıdan önemsememiş, önemser gibi yaptıklarındaysa Sartre’dan el alarak kolayca bir köşeye itmişlerdir. Bu köşeye itme işlemi, Camus’nün Sisifos Söyleni yahut Başkaldıran İnsan gibi düzyazılarında tartışılan saçma (absürd) düşüncesi için geçerlidir en çok.

J. P. Sartre’ın Albert Camus’nün felsefi düşüncelerini küçümsediği, onunla gerek edebi gerekse “aktüel siyasaya” ilişkin meselelerde polemiğe tutuştuğu doğrudur. Ne var ki, Albert Camus’nün ikili niteliğini (filozof ve edebiyatçı taraflarını) spekülatif bir ayrımla problem katına yükselten de yine Sartre’dır:

“Camus saçma mefhumu ve saçma duygusu arasında bir ayrım yapar (...) Sisifos Söyleni’nin bize saçma fikrini, Yabancı’nın ise saçma duygusunu vermeyi amaçladığı söylenebilir. (...) Elbette Yabancı’nın karakterinin saçma [absürd] olduğu hususunda eminizdir, Mersault’nün baskın niteliği gaddarlığa varan açıklığıdır. Bununla birlikte, Mersault her şeyden önce Sisifos Söyleni’nde izah edilen teorilere uygun bir örnek oluşturmak amacıyla inşa edilmiş bir karakterdir.”[2]

Muhatabını Camus’de saçma düşüncesi için Sisifos Söyleni’ne, saçma duygusu içinse Yabancı’ya yönlendiren tereddütsüz bir yorum bu: Saçma esprisi özelinde “düşünce” ve “duygu” birbirinden bağımsızmış gibi görünen iki ayrı odağa havale edilmiştir. Sanat yapıtını esas itibariyle duygunun, düzyazıyı ise akıl ve düşüncenin tezahürü olarak gören bir bakış mı bu? Ya da Bulantı’nın yazarı, Camus’ye edebiyatı felsefeye kurban ettiği için mi çatmaktadır: “teoriye uygun bir örnek oluşturmak amacıyla inşa edilen” bir karakter olarak Mersault. Albert Camus’nün diğer çalışmalarına, sözgelimi Veba romanına göre daha zayıf bir romandır Yabancı; romanda düşünceden yoksun mutlak bir deneyim alanına varmak adına, hissi tepkisizlik zoraki boyutlara taşınır. Fakat Yabancı romanı sahiden de Sisifos Söyleni’ndeki saçma düşüncesinin saçma duygusuyla ilişki kurduğu, demek düşüncenin duyguyla kendi sağlamasını yaptığı bir inşaat alanı, uygulama sahası mıdır? Camus’de düşünce ve duygu apayrı zeminlerde boy atan farklı fenomenler midir?

Bu gibi sorulara cevaplar bulabilmek için çerçevesini Sartre’ın çizdiği işlevsel ayrıma yerleşmekte herhangi bir mahsur yok galiba. Bu durumda Camus’de intihar ve şiddet (özellikle devrimci şiddet) gibi netameli kategorilerin işlenme tarzlarına, edebi üretim sürecine damgasını vuran “felsefi düşüncelere” daha yakından bakmak için (elbette Yabancı’ya yahut adamın diğer edebi metinlerine de temas etmek kaydıyla) evvela Sartre’ın altını çizdiği fikir arazisine, Sisifos Söyleni’ne yönelmeli...

***

Bu provokatif metnin kimi kendi sözünden başı dönen, gözü kara bir şekilde düşüncenin sınırlarına yüklenen, müthiş tutarsızlıklarla yol alan, bir sorun merkezinden diğerine çoğun sıçramalarla ilerleyen, bilime ve akla yan çizen, salt anaakım felsefeye değil, varoluşçu felsefeye de meydan okuyan, yolu “varoluşu düzeltme” teşebbüsü olarak “devrim” düşüncesine varan, her cümlesi bir diğerine yalansız bir tutkuyla bağlanan bir dünya tasarımı vardır. Asla herhangi bir ahlak önermeyen, yargıda bulunmayan, sadece yaşama yordamlarına ilişkin “çizgiler” sunan bu dünya tasarımı “yarını olmayan bir şimdi cehennemi”ni eksen aldığından, dün olduğu gibi bugün de hâlâ tartışmaya açık bir vaziyettedir; hele de hayatı sürdürme hususunda tutamak noktalarının paldır küldür yıkıldığı, bireyin unufak edildiği, sıkışmanın, boğulmanın ifradına vardığı şu dar ve çelimsiz vakitlerde... 
 
[1] Matthew Sharpe, “Meursault (and Caligula) Avec de Sade: On the Relations Between the Literary Absurds and Camus’s Philosophical Discourses”, Journal of Camus Studies, 2014, s. 117-144.
[2] Jean-Paul Sartre, “Camus’ Outsider”, in Literary and Philosophical Essays, İngilizceye Çev: Annette Michelsoni, Great Britain: Hutchinson & Co., 1968, s. 26.