Anasayfa > Haftalık Yazılar > Karanlığa Bakmak: Turgut Uyar’da “Çağ” Problemi (I)

Karanlığa Bakmak: Turgut Uyar’da “Çağ” Problemi (I)

Derviş Aydın Akkoç

08 Ekim 2017

Çağın en karmaşık yerinde durduk
Biri bizi yazsın, kendimiz değilse
Kim yazacak
Sustukça köreldi
Kaba günü yonttuğumuz ince bıçak

(Gülten Akın, “Leke”)

Turgut Uyar ilk kitabı Arzı Hal’in yayımlandığı 1949 yılında, Kaynak dergisine verdiği bir mülakatta, şiir yazdığı sıra duyduğu “ruh hali” hakkında ilginç bir laf eder: “Her şiirimi yazarken duyduğum ruh hali hemen hemen aynıdır. Sadece içeriden garip bir tazyik.”[1] Bahsi geçen içsel tazyikin kökeni hususunda Turgut Uyar da pek emin değildir ama, zira aynı mülakatta şiir yazmaya ne zaman başladığını “hatırlayamadığını” belirtir ve hemen ekler: “Öyle sanıyorum ki, o doğduğumdan beri bende mevcut.” En az bir önceki kadar ilginç bir laf bu da: Doğanın bahşettiği, doğumla gelen verili bir yetenek olarak şiir yazma süreci midir burada kast edilen? Uyar “garip içsel tazyik” lafıyla şunu söylemek ister gibidir: Şiiri açığa çıkarma, dünyaya getirme sürecini –ebeliğini– bir şair olarak kendim üstlendim, şiirimi kendim doğurdum, doğuruyorum ve doğuracağım da; şiirsel döllenme faslını öncelikle “içeride” gören, şairin “dışı”nı nispeten talileştiren bir yorum bu.

Ama her yorum gibi şairin yorumu da tartışmaya açıktır elbette. Nitekim bu yazıda ve sonrakilerde, Uyar’ın şairliğinin henüz başlangıç dönemlerindeyken yaptığı bu yorumunun zamanla yine kendisinin yaptığı kimi yorumlara ve şiir üretimine bağlı olarak kademe kademe değiştiğini, yeni katmanlar edindiğini; “sadece içeriden garip bir tazyik” yargısında çatlaklar oluştuğunu ve “sadece” sözünün sessizce aradan çekildiğini; şiirsel gerilimin ağırlık merkezinin Turgut Uyar’ın poetikasında “çağ” mefhumu olarak kodlanan takıntılı bir “dışa” ve zamansallığa doğru kaydığını göstermeye çalışacağım. Fakat önce, icabında “oltaya yakalanmak” pahasına, şairin işaret ettiği “iç” alana bakmakta fayda var.

***

“Sadece içeriden garip bir tazyik” sözü irdelenebilir cinsten bir ifade. Özellikle de şairi şiir yazmaya sevk eden içsel zorla(n)ma, baskı uygulama olarak “tazyik” kelimesi: Uyar’ın poetikasını olduğu kadar şiirini anlamak açısından da anahtar kelimelerden biri olabilir. Tazyik, zorlama yahut baskı uygulama gibi anlamlarının yanı sıra, sıkıştırma ve darlaştırma gibi anlamlara da sahip: İçeriden gelen darlaştırılma, sıkıştırılma halinin dışa vurumu olarak şiir. Şayet şair doğru söylüyorsa, yani her şiirini yazarken “aynı ruh halini” yaşıyorsa, şiir önce şairinin içsel darlaşma ve sıkışma aşamalarından geçerek doğmaktadır. Garip tazyikin basıncıyla doğurulan bir şiirin sancılı bir doğumla dünyaya geldiği de açıktır.

Doğumun sancılı niteliğinin biraz da gönüllü bir tarafı var sanki, 1952’de söylediği şu sözler mesela: “Mektepten [askeri okuldan] kalma bir alışkanlık olsa gerek. Şiir yazacağım zaman, bir kabahat yapıyormuşum gibi gizli, hemen daracık vakitte, suçüstü yakalanacakmışçasına çabuk davranmamı gerektirecek şartlar ararım (KU, s. 426).” İçsel şartlardır bunların hepsi. Şair “tazyik” kuvvetlerini de, onu bir şiirden diğerine sıçratacak “ruh halinin” kimi veçhelerini de (gizlilik, dar vakitler, utanç, suç-kabahat işleme hissi vb.) kendisi yarattığı iddiasındadır: “şartlar ararım.” Şiir üretimi aranan ve bulunan şartlara, bu ön-koşullara sıkı sıkıya bağlıdır.

Şair yakalanmamak, görünmemek için “çabuk davranmak” zorundadır. Çabuk davranma şartı, Uyar’ın doğumdan beri kendinde mevcut olduğunu öne sürdüğü, kendi ruhsal varoluşuyla, o tuhaf “içsel tazyik” formülüyle açıkladığı, ama bilerek ya da bilmeyerek perdelediği “dışarıyı”, “diğerleri”ni de ihbar eder. Kime yakalanmamak yahut kimden kaçmak: onu tam da şiir yazdığı esnada görecek, suçüstü yakalayacak başkalarının bakışlarından mı firar etmeye çalışıyordur? Şair daha ilk harfi düşürmeden önce, o ilk harfin düşüşüne, harflerin sıralanarak kelime halini alışına, sıralanmış kelimelerin dizeye dönüşmesine, dizeler arasındaki boşluklara musallat olan, onu aniden faka bastıracak, gören gölgelerle de boğuşuyordur. Zira sonuna kadar farkındadır: Şiirin çatışmalı ruhsal arenasında yalnızca kendisi sahne almıyordur, ondan önce arenaya ayak basılmıştır, başkaları da vardır.[2]

Aranan “zorlu şartlar”a uygun düşecek biçimde, adeta yangından mal kaçırırcasına, “hemen daracık vakit”te gerçekleşen şiir yazma etkinliğine, şaire has bir adrenalin salgısı eşlik eder: Her an yakalanma endişesi, yakalanmamak için sarf edilen kaçış enerjisi, artıp azalan hız, her başlama anındaki titreme-ürperme-kasılma hallerine paralel olarak her bitirme anında beliren geçici genişleme ve ferahlama halleri... “İçsel tazyik” sözünün yörüngesinde dolanan sancılı ama zevkli hareketlenmeler, karıncalanmalar... Şimdilik...

[1] Turgut Uyar, Korkulu Ustalık: Şiir Üzerine Yazılar, Söyleşiler, Soruşturmalar, (hazırlayan: Alaattin Karaca), İstanbul: YKY, 2009, s. 419. 

[2] Turgut Uyar'ın gölgelerle, diğer şairle olan netameli ilişkisinin tartışıldığı bir çalışma için bkz. Orhan Koçak, Bahisleri Yükseltmek, İstanbul: Metis Yayınları, 2016.