Anasayfa > Güncel Yazılar > Spekülatif Bir Giriş: Siyasal Kateksisin İki İmgesi

Spekülatif Bir Giriş: Siyasal Kateksisin İki İmgesi

Kansu Yıldırım

28 Ağustos 2014

AKP döneminde kadına bakış açısını “hanım”, “hanımefendi”, “hanım kolları” şeklinde tarif edebiliriz. Mutaassıp, yerini ve sınırlarını bilen, çalışkan bir kadın imgesi AKP’nin hegemonya projesinde ikili iş görmektedir: Öncelikle Refah Partisi’nin siyasal pratiklerinin devamı niteliğinde örgütlenme çalışması yürüten[1] örgütçü-vefakârkadınlar, Başbakan’ın tarifiyle “Ablalar” ve ev-içinden kamusal alana doğru partinin dünya görüşünün imajı niteliğinde ideal kadınlar. Birbiriyle etkileşimli olan bu iki kadın profili AKP iktidarının en açık ve konuşkan anlarına karşılık gelmektedir. Dindarlığın, muhafazakârlığın, tevekkülün ve siyasal coşkunun ve fanatizmin ifadesi olarak AKP’nin toplumun diğer kesimleri ile arasına çektiği sınır çizgilerinin kalınlaşmasına hizmet etmektedir. Ayrıca, mitinglerde gördüğümüz kadınların en ön saflarda, bariyerlerle erkeklerden ayrılmış bir alanda toplanması AKP’nin din-ideolojisinden türeyen mahrem/haram anlayışına dayalı ayrımcı yönünü ortaya koymaktadır. Bu örnekleri alt alta topladığımızda çıkan sonuç AKP’nin patriyarkal kodlar içinde hareket ettiğidir. Argümanımızı kuvvetlendirmek için kamu mimarisini incelediğimizde kadınları doğrudan ilgilendiren Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın çalışanlarının yüzde 52’sinin erkeklerden oluşması yoruma ihtiyaç bırakmamaktadır.[2]

Yorumun gerekli olduğu kısım, patriyarkanın parti çekirdeğinde ve teşkilat yapısında aldığı formlardır. Çünkü parti-devlet bütünleşmesini gerçekleştirmiş AKP rejiminde siyasetçilerin ve bürokratların söylemlerinin ve kamu kurumlarınca hazırlanan “stratejik planların” eylemsel karşılığı bulunduğu görülebilir. Kadınlara yönelik pronatalist eğilimin üç çocuk söyleminden hareketle kürtajı yasaklama ve üç çocuk doğuran kadınlara erken emeklilik eşliğinde pratikte somutlaşması bu olaylardan sadece ikisidir. Patriyarkanın yoğunlaşma derecesine neden olan faktör, siyasi iktidarın da yoğunlaşmasıdır. Otoriter devlet-biçimiyle mutlak özdeşliği kurmuş olan AKP, güç dengesini muhafaza edebilmek amacıyla çeşitli ideolojileri devlet aygıtlarının kapasitesine oranla kaynaştırır, ayrıştırır veya yoğunlaştırır. “Saf” haldeki ideolojiler, konumuz bağlamında patriyarka, farklı filtreleme mekanizmalarından süzülerek hegemonik projeye uygun hale getirilir. İşte bu noktada patriyarkanın değişkenliğini ideoloji kavramı bağlamında kavramak elzemdir. Patriyarka, sadece kadınları denetleyen bir ideoloji olmayarak, zayıf veya hegemonik erkekliği[3] de şekillendirir. Bu ise zincirleme bir düzende erkeklerin ve erkeklik formlarının başat olduğu siyasal sistemleri ve mekanizmaları etkiler. Bu kısa makalede patriyarkanın değişkenliğini ve öznelerin seferberliğini ideoloji kavramı etrafında tartıştıktan sonra AKP’nin iki önemli ismi Başbakan Erdoğan ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın bazı söylemleri üzerinden patriyarkanın neye nasıl hizmet ettiğini, siyasal düzlemdeki karşılığını irdelemeye ve spekülatif düşünmeye çalışacağız.

İDEOLOJİ OLARAK PATRİYARKA

Patriyarka, hem sınıfsal hem de ekonomi-dışı kimi öğelerle birlikte toplumsal formasyona içkin haldedir. Her bir davranışta veya sözde patriyarkal ideoloji etkisini gösterir. Patriyarkanın bir sistemden ziyadeyapısal özelliğe sahip olması bunda etkilidir. Söz konusu patriyarkal ideoloji diğer siyasal-ideolojilerin düzlemini boydan boya kesen bir çizgi halinde, farklılıkların eşitsizliklere dönüştürülmesine bağlı olarak ilerlemeye devam eder. Tarihsel-toplumsal ilerleyişinde çizginin tesir derecesi sistemlerin yerleşikliği ile doğru orantılıdır. Ekonomik bir sistemde mevcut mekanizmaların işleyişinde farklı bir konumlandırıcılığa sahipken, siyasal sistemlerde farklı işlemlerin gerçekleşmesine yol açar. Örneğin feodal üretim tarzında, zora dayalı birikimin olduğu bir toplumda patriyarka, birikim sürecinin desenlerine bürünür. Kılıç, mızrak, zırh ve toprağa dayalı üretimin bileşiminde hem askeri hem de ekonomik olarak güç, patriyarkanın dozajını mikro-şiddet sarmalından kurumsal düzeye (makro) taşır. Belli bir toprak ölçeğinde sınırsız iktidara sahiplik düşüncesine paralel patriyarka, gücü elinde bulunduran lord/baron/beyin kişiliğinde çıplak halde görünürdür. “İlk gece hakkı” (droit du seigneur jus primae noctis)[4] olarak bilinen uygulamanın özünde bulunan, toprağa dayalı birikimde toprak üzerindeki her bir canlı cansız varlığının mülkiyetinin tek bir kişiye ait olmasının getirdiği güç imgesinin patriyarkal yansımasıdır. Patriyarkanın bu dolaysız biçimi ile ekonomik-zorun dolaysız biçimi arasında ciddi bir korelasyon vardır. Aynı şekilde kapitalist üretim tarzında da özgür emek yanılgısı ile piyasa zoru arasında bir ilişki bulunmaktadır: Her bir sermayedar ile emek-zaman kapasitesini satıp satmaması belir serbestliğe bırakılmış, hukuki ve kontrata dayalı ekonomik düzende, rıza faktörü öne çıkmaktadır. Liberal demokrasinin temel parametrelerinin -biçimsel de olsa- ağırlığını koymaya başladığı toplumsal atmosferde patriyarka feodalizmdeki gibi çıplak değildir. Bilakis, kapitalist sistemin işbölümünü derinleştirmesi-yaygınlaştırması ve farklı türden toplumsal ilişkileri üretmesi, kısacası kompleks bir formasyonun belirmesi sonucunda farklı filtrelendirmeler patriyarkayı damıtır: Medeni kanunda aile içi ilişkilerin düzenlenmesi, iş kanununda ve çalışma yaşamında cinsiyet farklılıklarının gözetilmesi, siyasal sistemde anayasal yurttaşlığa dayalı katılımda eşitlikçi bir yapının inşa edilmesi, feodalizm ile kapitalizm arasındaki farkı ortaya koyduğu gibi, patriyarkayı yeniden kıvama getirir.

Soyutlama düzeyi açısından pek çok değişkeni sabit tutarak yaptığımız bu kurguda patriyarkanın da sabit olduğunu varsaydık. Ancak patriyarkanın siyasal-ideolojileri ve ekonomik modelleri kesen bir yapı olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda, sabit kalamayacağı ortadadır. Toplumsal formasyonları değiştiren ve dönüştüren süreç/süreçlerin ideolojileri etkilememesi düşünülemez. Louis Althusser’in ideoloji konusunu ele alırken belirttiği üzere “sürecin yapıya önceliği” bulunmaktadır;  toplumsal maddi yaşamı etkileyen koşullar ideolojileri de etkiler. Çünkü ideolojiler yaşanmış (lived) pratiklerden oluştuğu gibi, “imgesel boyutunun sunduğu maddilikle bütünsel bir yapı” arz eder.[5] Alman İdeolojisi’nden hareketle semptomatik bir okuma eşliğinde ideolojinin tarihinin bulunmadığını - genel ideolojinin olduğu sonucuna ulaşabiliriz.[6]Patriyarkayı bu bağlamda yorumlamaya başladığımızda öznelerin davranışlarını ve muhakeme biçimlerini etkilediğini; Öznenin gerçeklikle olan ilişkisine paralel “öznemerkezli” olduğunu, “çağırma” işlemini yürürlüğe koyduğunu anlamlandırabiliriz. Althusserci okumaya göre çağırmaların çağrılacak kişi konusunda yanılma payı düşüktür; çağırılan kişi “ister seslenilerek ister ıslıkla çağrılmış olsun” çağrılanın kendisi olduğunu bilir.[7] Bu kısa şematik anlatımda, kritik olan patriyarkanın “diyakronik” ve “senkronik” tersyüz oluşu ya da kendi ekseninde dönmesidir. Farklı sınıfsal-toplumsal konumlarla kesişen patriyarkaya bu özelliğini katan, ideolojik formudur.[8]

Ne var ki, patriyarka ezelden bu yana değişmeden kalmadığı gibi teori-pratik işlemleri belli tür istikrar formlarına kapalıdır. Talcott Parsons’ın rol düşüncesini paylaşanlarca dile getirilen erkeklik rolünü yani kazanma arzusu güden, rasyonel, atak erkekleri ele alalım: Bu role adapte olan erkeklerin her daim kadınlar üzerindeki baskıyı ve hiyerarşik ilişkiyi fiziksel güç ile kurması beklenemez. Yahut erkeklerin rolleriyle mutlak uyuşması söz konusu değildir. Lynne Segal’in belirttiği üzere ‘50li yıllarda (İkinci Dünya Savaşı sonrası dönem, küresel sosyo-ekonomik durum, vd.) babanın yokluğu erkeklerde cinsiyet rolü endişesi yaratmasından ötürü “aşırı erkeklik” hali belirmiştir. Bu da kazanmayı amaçlayan rekabetçi erkekler yerine zayıflıktan korkan ihmalkâr eğitim hayatında başarısız erkeklere neden olmuştur.[9] Kendi içinde çelişkili ve ‘70li yıllarla birlikte Robert Stoller, Ann Oakley gibi düşünürlerce gündeme getirilen toplumsal cinsiyet (gender) kavramı ile rafa kaldırılan rol düşüncesi konumuz değildir. Değişken patriyarka bağlamında erkeklerin çıplak şiddet dışında kadınlar üzerinde kurduğu sistematik ve/veya dalgalı baskı bizi ilgilendirmektedir. Çünkü kompleks kapitalist yaşam pek çok ilişkiyi kalıcılaştırdığı veya parçaladığı gibi patriyarkal ilişki şebekelerini de dönüştürmekte, yeniden şekillendirmektedir.

Siyasal kurumların kapitalist demokrasilerde zor ve rıza dengelerini nispeten gözeten yapısı, patriyarkanın yoğunluğunu göstereceği ve azaltacağı zamanları etkilemektedir. Seçme ve seçilme hakkı, eğitim hakkı, sağlık hakkı, sosyal güvenlik mekanizmalarında yer alma hakkı tanınan/kazanmış bir kadın veya patriyarkal sisteme entegrasyonu istenilen düzeyde gerçekleşmemiş bir erkek, kapitalizm öncesi dönemlerdeki gibi çıplak güç ile karşı karşıya gelme oranı düşmüştür. Şüphesiz sınıfsal, bölgesel ve kültürel özellikler bu tabloya pedofili, homofobi, kadın düşmanlığı faktörlerini serpiştirmektedir ancak feodal dönemlerden farklı olarak biçimsel burjuva hukuk sistemi yurttaşlık statüsü bağlamında “güvenceler” ve “roller” de sunmaktadır. Bunu göz önünde bulundurarak hareket ettiğimizde kapitalist demokrasilerde kadınların sadece ezilen olmadığını, ulusların inşa dönemindeki kurucu mitosların (coğrafik-beden) modern uzantıları haline getirilmek istendiğini görebiliriz. “Toprak=kadın bedeni” şeklinde etno-seküler inşa dönemleri daha sonraları yerini “rejimlerin konsolidasyonu=kadın” olarak değiştirmiştir. Bu değişimin merkezinde siyasi iktidarın köklerini derinlere salarken kadınları çit olarak fonksiyonelleştirme amacı yatmaktadır. Kadınlar hem davranışları hem faaliyetleri hem de dış görünüşleri ile siyasi iktidarın sembollerine dönüşürler; bu da Deniz Kandiyoti’nin bahsettiği “ataerkil pazarlığın” siyasal düzlemdeki devamı gibi düşünülebilir.[10]Böylelikle rejimin konsolidasyonu için görevlendirilen kadınlar nispi bir hürmet ve şükrana kavuşurlar. Ancak bunlar belirttiğimiz üzere sınırlar içinde kalmaya özen gösteren ve ideal ve imaj ikiliğine sadık kadınlar için geçerlidir.

Bu durumu, iki türlü yorumlamaya çalışalım. Öncelikle AKP içindeki otorite ve nüfuz sahibi kişilerce ideal-imaj ikiliği dışına çıkan kadınlara verilen reaksiyonu, arkasından sınırlar içinde kalan tekil bir kadına rejimin en üstündeki isim tarafından gösterilen davranışı açalım.

ARINÇ İMGESİ: ELEŞTİREN...

Naif kişiliği ve yumuşak tartışma üslubu ile medyaya yansıyan Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç, son yıllarda yaptığı bazı açıklamalarla feministlerin ve sosyalistlerin tepkisini toplamıştı. Anayasada tanımlı özel yaşamın dokunulmazlığı ve gizliliği ilkesinin rafa kaldırıldığı açıklamalarında Arınç, içki yasağından seks ve kadınlara uzanan geniş bir yelpazede olması gerekenleri ve olmaması gerekenleri sıralamıştı. Arınç’ın tepki toplayan açıklamalarını kronolojik olarak aktarırsak:

2011 yılında içki düzenlemesi sonrasında İzmir’de yaptığı bir konuşmada şu sözleri söylemişti: “'Hayat içkiden ibaret değil, hayat seksten ibaret değil. Bir kısım çağdaş düşünceye sahip olduğunu söyleyenler, sadece içki ve seksle olaya bakıyorlar. Evet onlar da bir insan için çok büyük ihtiyaç, onlara da ihtiyacımız var, onlar da bir şekilde tatmin edilecek ama Türkiye bir hukuk devleti. Bu hukuk devleti içinde her şeyin ölçüsünün olması, özgürlüğün sınırsız olmadığı fikri gereklidir. Çağdaşlığı içki kadehlerinde aramak ve bulmak isteyenlere ithaf olunur.” (22 Ocak 2011)[11]

2012 yılında CHP Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın kürtaj düzenlemesi ile ilgili meclisteki konuşmasında vajina kelimesi geçmesi üzerine Arınç şu açıklamada bulunmuştu: “Kürtaj meselesi konuşulurken siz öyle bir söz sarfettiniz ki benim yüzüm kıpkırmızı oldu. Bir evli, bir bayan, çocuğu olan milletvekili kendisi ile ilgili bir organını nasıl böyle açıkça konuşabilir”. (12 Aralık 2012)[12]

2014 yılında son olarak Bursa’da katıldığı bayramlaşma töreninde konuşma yapan Arınç, bir kaç özel televizyonun gençlik dizileri hazırladığını ve bu dizilerin 13- 20 yaşları arasındaki gençleri sadece sekse bağımlı olarak yetişmesine neden olduğunu ifade ettikten sonra şunları söyledi: “Bizler inanmış birer Müslümanlar olarak Kuran'ı içindeki hükümleriyle, Peygamber Efendimiz’in Hadis-i Şerif’leriyle mutlaka okumalıyız. Haya meselesi çok önemlidir. Kadın da olsa daha da güzeldir. Erkekler içinde haya geçerlidir. İffet çok önemli. Sadece bir isim değil Kadın için de bir süstür, iffet. Erkek için de bir süstür. İffetli olacak. Erkek de olacak. Zampara olmayacak. Eşine bağlı olacak. Kadın ise o da iffetli olacak. Mahrem- namahrem bilecek. Herkesin içerisinde kahkaha atmayacak. Bütün hareketlerinde cazibedar olmayacak, iffetini koruyacaksın.” (29 Temmuz 2014)[13]

İffetli olma konusunda gelen tepkiler üzerine Arınç, eleştirileri eleştiri ile karşılayarak “O konuşmamdan bir kısım alınmış. Sadece kadınlar kahkaha atmasın dediysem akıl dışı bir iş yapmışımdır. Ama orada ahlak kurallarıyla ilgili bir konuşma yaptım. Kocasını bırakıp tatile çıkanlar, direği gördüğünde dayanamayıp direğe çıkanlar... Böyle bir hayatın içinde siz olabilirsiniz, size kızmanın ötesinde acıyabilirim” demişti. (30 Temmuz 2017)[14]

Gerçekçi olmak gerekirse Arınç tutarlı bir çizgide ilerlemektedir; hem AKP öncesinde siyasal yaşama katılma biçimi, hem de AKP sonrasında yaptığı açıklamalarda istikrarını korumaktadır. “Bizim kimliğimiz muhafazakâr ve demokrat kimliktir”[15] dediği zaman sadece içe dönük bir seslenmeyle değil bunu deklarasyon olarak tüm toplumsal kesimlere duyurmuştur. Arınç’ın ve mensubu olduğu siyasi partinin yarattığı negatif etki, yine aynı konuşmasındaki şu sözlerdir: “Milletin ortak paydası muhafazakâr değerler olunca AK Parti’ye her kesimden oy gelebiliyor.” Mussolini’nin “total devlet” söylemine[16] eşdeğer Türkiye toplumsal formasyonunu tek-tip tarif etme, tek-tipe uymayanları eleştirme özel bir uğraştır. Patriyarka bu noktada tek-tipin sınırlarını ve tek-tipin içeriğini kadınlar üzerinde tayin eder. Arınç’ın bilhassa AKP’nin muktedirliğini pekiştirdiği 2008’den bu yana toplumsal ve siyasal gücün parti formunda billurlaşması patriyarkal yoğunluğu da arttırmaktadır.

ERDOĞAN İMGESİ: EL UZATAN…

Başbakan Erdoğan’ın da siyasal ve toplumsal sınırları belirlerken kullandığı temel araçlardan ikisi kadın bedeni ve cinselliğe dayalı olgulardır. Esasında Başbakan’ın görüşleri sabittir: kadın ve erkeğin fıtrat ve yaratılış gereği ayrı olduğunu düşünmektedir. 2010 yılında Dolmabahçe Sarayı’nda kadın örgütü temsilcileriyle demokratik açılımla ilgili olarak yapılan toplantıda konuşan Başbakan’ın “Kadın erkek eşitliğine inanmıyorum, kadın ve erkek farklıdır, birbirinin mütemmimidir” cümlesini kurması şok etkisi yaratmıştı.[17] Başbakan bu tarihten önce ve sonra da benzer açıklamalarda bulunmuştu. Ne var ki “demokratikleşen Tükiye”de patriyarkal söylemlerinin yoğunlaşması yine otoriterleşme eğilimlerinin uç verdiği 2008 sonrasında gerçekleşmişti.

Otoritaryen kişilik teorilerine göre bu kişiliklerin tipik özelliklerinden birisi, benliğe yabancılaşmış (ego-alien) cinselliktir: Diğer kişilerin cinsel ahlaklarına ipotek koyma süreci başlar ve cinsellikle ilgili olaylara karşı önlenemez bir istek yaratılır. Cinsel olaylara karşı aşırı ilgi, otoritaryen davranışın herkesi ve her gelişmeyi iktidar ilişkileri içerisinde sınırlandırma zaruriyetinden kaynaklanır.[18] Bir bakıma bu siyasal partiyi ve ülkenin iç siyasetini kendi hükümranlığında gören Öznenin bedeniyle kurduğu ilişkiye benzer. Söz konusu özne kendi bedenine ve bedenini oluşturan parçalara ilgisiz kalamaz. Çünkü burada libidinal harcama/yatırım yapılmıştır. Libidinal harcama/yatırım fiziksel veya spritüel sevgi ve nefreti birlikte besler, yeniden üretir; Elizabeth Grosz’un belirttiği üzere bu da bedeni işlevsellikten/araçsallıktan çıkararak libidinal harcamadan yani “kateksis”ten (cathexis) ötürü değerlendirir: “Vücut (…) sadece bir nesne haline gelemez. Asla bir ilgisizlik ya da önemsizlik haline gelemez”.[19]

Başbakan, Arınç ve AKP özelinde otoriterleşmeye paralel libinal kateksis siyasal kateksis biçiminde AKP ile Türkiye arasındaki dolaysız özdeşliği beslemektedir. Parti hem kurucu kadroların hem de yurttaşların bir parçası, siyasal bedenin tamamlayıcısı, kimisine göre baş kısmı olarak görülmesinden ötürü yatırımların/harcamaların boşa akıtılamayacağı biricik mertebesine yükseltilmektedir. Bu aşamada çoğu zaman sınırlar aşılmaktadır. Başbakan özelinde popülist ve karizmatik imaj oluşturma, kanaatleri etkileme ile metafizik unsurların birbirine geçmesi iç içe ilerlemektedir. Burası kritiktir çünkü Başbakan’a ilahi/doğaüstü bir imaj tesis edilmesine neden olmaktadır. Bu operasyon sırasında sınırları tayin etmede yine patriyarkal ideoloji baskınlığı göstermektedir. Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde ve sonrasında görülen ki olay bunun ispatıdır:

Trakya turu kapsamında gerçekleştirilen Tekirdağ mitingi sırasında ön sıralarda Erdoğan’ı izleyen bir kadın bir ara fenalaşarak yere yığıldı. Başbakan baygınlık geçiren kadına “Kızım ne oldu? Bayılmadın. Gösterin bana kızımı” dediğinde fenalaşan kadın Erdoğan’a el sallayarak birden ayıldı. (20 Mart 2014)[20]

Diğer bir olay, Cumhurbaşkanlığı seçimleri için Maltepe’de düzenlenen mitingde yaşandı. Başbakan’ın konuşması bir kadın baygınlık geçirdi. Sahneye yakın bir yerde baygınlık geçiren kadın sedyeye konuldu ve kürsünün önüne taşındı. Başbakan konuşmasını kesip baygınlık geçiren kadının ellerinden tutarak bir şeyler söyledi. Başbakan’ın elini tuttuğu kadın ayılarak konuşmaya çalıştı. (04 Ağustos 2014)[21]

Başbakan’ın mitinglerinde yaşanan kurgusal (veya gerçek) bu olayların gerek AKP’ye yakın basın organlarınca veriliş tarzı gerekse mitinglerin hipnotik etkisinde olayı tartışılamaz gerçeklik olarak kavrayanlar için İslam’a uzanan bir meşruiyet ağı örülmektedir. Din tarihinde en bilinen olaylardan birisi, “İmam-ı Ali ağır bir şekilde hastalandığında kendi kendine dua ederken Allah Resulü’ü yanına geldi” ve “Allah’ım ona şifa ver.” diye dua etti. Ve ayağıyla Hazret-i Ali’ye dokundu, “Kalk” dedi. Birden şifa buldu. İmam-ı Ali der ki: “Ondan sonra o hastalığı hiç görmedim.”[22] Bu tip bir dokunarak iyi etme, Başbakan’ın karizmatik liderliğini güçlendirmekle kalmamakta, siyasal kateksisin uzun vadeli olması için bir algı yaratmaktadır. El uzatan, şefkatle konuşan, taraftarını düşünen ve dahası iyileştirici özelliğe sahip bir siyasetçi, toplumun ve bireyin devamlılığı için vazgeçilemez düşünülecektir. Mitinglerdeki olaylarda hastalananların kadın, iyileştirenin bir erkek oluşu siyasal kateksisin patriyarkal nüvelerini açığa çıkarmaktadır.


[1] “Ebru Asiltürk:' Başarının sırrı: 'Hakk-Batıl bilinci'”: “Hocamız da kadın çalışmalarının çok önemli olduğuna her zaman vurgu yapıp, hanımları parti çalışmalarına teşvik etmiştir.”, http://www.saadet.org.tr/haber/ebru-asilturk-basarinin-sirri-hakk-batil-bilinci

[2] “Kadın ve aile bakanlığında egemenlik yine erkeklerde”, Star, http://haber.stargazete.com/guncel/kadin-ve-aile-bakanliginda-egemenlik-yine-erkeklerde/haber-921001

[3] Raewyn W. Connell, Toplumsal Cinsiyet ve İktidar, çev. Cem Soydemir, Ayrıntı Yayınları, İstanbul: 1998, sf. 86, vd.

[4] Jörg Wettlaufer, The jus primae noctis as a male power display: A review of historic sources with evolutionary interpretation, http://www.fibri.de/jus/arthbes.htm

[5] Louis Althusser, “Lenin and Philosophy” and Other Essays, çev. Ben Brewster, Monthly Review Press, New York, 1971.

[6] Louis Althusser, İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları, çev. Alp Tümertekin, İthaki Yayınları, İstanbul, 2003.

[7] Louis Althusser, “Lenin and Philosophy” and Other Essays, sf. 173–175

[8] İdeoloji olarak patriyarka tartışması için bkz. Veronica Beechey, “On Patriarchy”, Feminist Review(1979) 3, 66–82; sf. 72- 74.

[9] Lynne Segal, Ağır Çekim Değişen Erkeklikler, çev. Volkan Ersoy, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 1992, sf. 97–98

[10] Deniz Kandiyoti, “Bargaining with Patriarchy”, Gender and Society, Vol. 2, No. 3, Special Issue to Honor Jessie Bernard. (Sep., 1988), 274-290.

[11] “Arınç: Hayat içki ve seksten ibaret değil”, http://www.ntvmsnbc.com/id/25174307/

[12] Bülent Arınç 'vajina' kelimesinden utanmış, http://www.radikal.com.tr/politika/bulent_arinc_vajina_kelimesinden_utanmis-1111692

[13] “Arınç: Kadınlar herkesin içerisinde kahkaha atmayacak”, http://www.hurriyet.com.tr/gundem/26903012.asp

[14] “Arınç'tan kahkaha yanıtı: Kocasını bırakıp tatile çıkanlar...”, http://www.radikal.com.tr/turkiye/arinc_kadinlari_yine_kizdiracak-1204419

[15] http://bulentarinc.com.tr/haber/bizim-kimligimiz-muhafazakar-ve-demokrat-kimliktir/1513

[16] Benito Mussolini, Doctrine of Fascism,1932, http://www.historyguide.org/europe/duce.html

[17] “Kadınla erkek eşit olamaz!”, http://www.gazetevatan.com/-kadinla-erkek-esit-olamaz---318006-siyaset/

[18] Nevitt Sanford, Stanley Milgram, Muzaffer Şerif, Solomon Asch, Otoriteryen Kişilik ve Uyma, der. Veysel Batmaz, Salyangoz Yayınları, İstanbul, sf. 75.

[19] Analoji kurduğumuz kavram için: Elizabeth Grosz, “Psikanaliz ve İmgesel Beden”, KAOS GL, No. 136, sf. 50-58

[20] “Bayılan kadını Başbakan Erdoğan ayılttı”, http://www.haber7.com/partiler/haber/1138836-bayilan-kadini-basbakan-erdogan-ayiltti

[21] “Erdoğan Mitingde Bayılan Kadını Ayılttı”, http://haberciniz.biz/erdogan-mitingde-bayilan-kadini-ayiltti-3071205h.htm

[22] Tirmizî, Daavât: 112; Müsned, 1:83, 107, 128; Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:323; Ali el-Kari, Şerhu’ş-Şifâ, 1:656; İbni Hibban, Sahih, 9:47; el-Mubârekforî, Tuhfetü’l-Ahvezî, 3635; http://www.resulullah.org/hastalarin-ve-yaralilarin-sifa-bulmasi-mucizeleri