Anasayfa > Güncel Yazılar > Nefes Alamıyorum: Ferguson Protestoları, Polis, Irkçılık

Nefes Alamıyorum: Ferguson Protestoları, Polis, Irkçılık

Görkem Özizmirli

17 Aralık 2014

ABD’de de polis şiddeti ve polisin yetkilerinin genişliği yeni bir şey değil. Murat Yetkin Radikal’deki köşesinde Wikipedia’nın farklı haberlerden derlediği rakamları gösterdi yenice.[1] Her yıl 400 civarında insan polis tarafından öldürülüyor ABD’de sözün özü. Eğer bu haberlerdeki polis açıklamalarına hemen üstün körü bir bakılırsa, iki şey var göze çarpan: Birincisi, polisin yaptığı açıklamalara göre polis her olayda haklı. İkincisi, yapılan açıklamaların birçoğu tamamen saçmalıktan ibaret. Polis, “cebinde bir şey var gibi hissettim”den, “elinde 5 cm’lik bıçak vardı ve polise zarar verebilirdi”ye kadar hiç bir şekilde ikna edici olmayan birçok açıklama yapmış.

Somut bir örnek. Geçen sene New York kentinde, Guyana’dan göçen bir ailenin çocuğu, Baruch Koleji’nde öğrenci olan ve bir yandan da geçimi için taksi şoförlüğü yapan Mohamad Bah’ın annesi Hawa Bah, bir gün oğlunun stres içerisinde olduğunu ve garip davrandığını fark ediyor. Oğlunun kendisini odasına kilitlemesi üzerine kendisine zarar verebileceğini düşünerek 911’i arıyor. Polis eve geliyor, Hawa Bah’ın karşı çıkmasına rağmen onu evden zorla dışarı çıkartıyor ve oğlunu öldürüyor. Polisin iddiasına göre Mohamad Bah polisin kurşun geçirmez yeleklerini bir bıçakla kesmiş. Bunun üzerine de polis onu öldürmek durumunda kalmış. NY Daily News haberi “bıçaklı deli” olarak veriyor. Öldürülen Mohamad Bah’ın annesine göre ise oğlu depresyon ile boğuşmaktaymış ve polisi sadece kapıyı açmasında yardımcı olması için çağırmış.[2] Peki bu kısa ama aslında uzun hikayeyi niye yazıyorum? Birincisi 2 dakikamızı ayırıp, depresyondaki oğlu kendisine zarar vermesin diye kapıyı açmak üzere çağırdığı polisin, birkaç dakika içerisinde oğlunu öldürdüğü bir kadının halini azıcık hayal etmeye çalışalım diye. ABD’de ne oluyor bitiyor anlamak için Hawa Bah’ı anlamak gerek çünkü. İkincisi de, Mohamad Bah’ın katlinden hemen önce, bir polis meslek hayatında ikinci kez bir siyah genci öldürmüş: Amadou Diaolla. Diaolla’nın vücudunda 61 tane polis kurşunu bulunmuş. İşin trajik yanı, Mohamad Bah ve Amadou Diaolla’nın aileleri birbirleri ile Liberya’da yaşadıkları yıllardan beri arkadaş. Kısaca koskoca New York kentinde, polis birbirilerini yıllardır tanıyan iki ailenin çocuklarını aralıklarla öldürmeyi başarıyor ne hikmetse.

Şimdi çerçeveyi çizdim sanıyorum. Aktüel olaya dönersek, Michael Brown ve Eric Garner cinayetleri şu an hala süre giden protestoların sembolü olmuş durumda. Aslında protestoların geçmişine bakıldığında protestoların yazdan beri sürdüğünü hesaba katmak lazım. Bu süreç içerisinde Michael Brown için yapılan anmada, köpeğini bilinçli olarak anma alanına işeten polisten elindeki tüfeği insanlara doğrultup küfredene birçok vaka var. Bunların hepsinin insanları kızdırdığı ise bir gerçek. Fakat esas önemli nokta Eric Garner ve Michael Brown cinayetlerinde jürilerin polislerin yargılanmasına gerek görülmemesine karar vermesi oldu. İnsanlar esas olarak bu noktada sisteme tamamen inançlarını yitirmiş gibi gözüküyorlar.

Peki polis ve medya ne yapıyor bu süreçte? Amerikan polisi öncelikle medyaya Michael Brown’un bir görüntüsünü servis etti. Öldürülmesinden 5 saat önce bir marketten bir şeyi çalarken görülüyor. İddia polisin bu olay sebebiyle Brown’un peşinde olduğuydu. Sonra Brown’u öldüren polisin bundan haberdar olmadığını itiraf etti. Haberdar olsa, öldürülmesi meşru olacaktı herhalde… Medya ise protestolar esnasındaki bazı görüntüleri verip, çok net yorum yapmadan fakat fotoğraf ve video seçme marifeti ile, insanların kafasında “vandal, yağmacı” imajını yaratmayı bir şekilde başardı sanıyorum. Özellikle kırmalı dökmeli görüntüler revaçta. En azından, zaten buna inanmaya hazır bir kitlenin kendini rahatlatmasına yardımcı oldular. Yazılı medyada ise çok aşina olduğumuz barışçıl protesto-vandal ayrımı çoktan yapılıvermişti bile. Hatta bu vesileyle sosyal medyada beyazların futbol maçları sonrası kırıp dökmesi alay konusu oldu. Hani bu kırıp dökmeyse en azından mantıklı bir gerekçesi var, bu maç ertesi orayı burayı kıran dökenler ne yapıyor arkadaş kabilinden…

Esas kızgınlık ise Obama’ya. Obama “çok yol almamıza rağmen ülkemizde bir takım ufak tefek ırkçılık sorunları var. Ama bu sorunları aşacağız, halkımızı itidale davet ediyorum” minvalinde açıklamalar yaptı. “Görev süresi sona erecek ve bir daha seçilemeyecek bir başkanın” neden bu kadar korkak bir açıklama yaptığını kızgınlıkla sorgulayan insanlar ise bir yandan protesto ederken bir yandan da Amerikan siyasetinin pragmatik ve rasyonel yönünü de sergilemiş oluyorlar herhalde Obama’ya kızarlarken yükselttikleri sebep ile. Eğer seçime hazırlanıyor olsa, anlaşılacaktı söyledikleri…

Şimdi yukarıda New York’ta birbirlerini ta Liberya’dan tanıyan iki ailenin çocuğunu öldürmeyi başarmış polis ne hikmetse demiştim. O hikmete dönmek istiyorum kısaca. Murat Yetkin’in yazısında da işaret ettiği listeye bakarsak polisin en çok cinayeti Texas ya da Louisiana gibi güney ya da güneye yakın eyaletlerde işlediğini görüyoruz. Daha mühimi, siyah ve hispanik nüfusun yüksek olduğu yerler. Bunun yanında Texas gibi bazı eyaletlerde bireysel silahlanma oranının yüksekliğine ve ABD’de yerel polisin her eyalette farklı düzenlemelerle bağlı olduğuna dikkat çekmek gerek belki etraflıca incelemek için; fakat herhalde belli eyaletlerde polisin katlettiği insan sayısının fazla olması ve demografik yapıdaki benzerlik tesadüf değil ilk bakışta göze çarpan.

İkinci olarak, görünen o ki, polisiye bir başka önleme bakmak lazım bu vukuatlar neyin nesidir anlamak için. New York kentinde başlatılan ve diğer başka eyalet ile kentlerde polisin uzunca süre uyguladığı bir politika var: Stop and Frisk. Meali, durdur ve ara. Çok tanıdık bir argümana dayanıyor: reasonable suspicion (makul şüphe). Memlekette bu yasanın geçmesi mevzubahis şu günlerde, şu “durdur ve ara” olayına değinmek gerekiyor kanımca.

Politika basitçe şu. Makul şüphe varsa, polis durduruyor ve kimlik soruyor. Daha da “makul” bulursa şüpheyi, durdurduğu kişinin üzerini arıyor. New York kentinde, geçen yılın verisine göre 532,911 “durdur ve ara” gerçekleştirmiş polis. Farklı kaynaklarda daha güncel bilgilerle 700.000’e yakın olduğu söylenebilir birkaç ay öncesine kadar.[3] Buna maruz kalan insanların yüzde 87’si ise siyah ve hispanik. Aramaların onda dokuzunda suç unsuruna rastlanılmamış. Siyahlar beyazlardan çok daha fazla buna maruz kalırken –neredeyse dokuz kat fazla-, siyahların yüzde 2’sinde beyazların ise yüzde 4’ünde silaha rastlanmış.[4]

Son birkaç senedir buna karşı ABD’de siyahların başı çektiği eylemler var.[5] Michael Brown eylemi kadar ses getirmemiş gözüküyorlar dış medyada. Birkaç sene evvel bu eylemler sürerken o dönem New York kenti başkanlığını yürüten Michael Bloomberg bir açıklama ile “Stop and Frisk” politikasının devam edeceğini, zira hayatları kurtardığını; amaçlarının “suçu gerçekleşmeden önlemek” olduğunu belirtmiş.[6] Mevzu mahkemeye de taşınıyor akabinde ve Bölge Mahkemesi uygulamayı anayasal haklara aykırı buluyor. Dahası ırksal ayrımcılığa yol açtığını da söylüyor uygulamanın. Tartışma devam ederken uygulama azalmakla beraber devam ediyor. Örneğin polis örgütleri kararın karşısında duruyor. En son New York’un şu anki kent başkanı Bill De Blasio Federal Mahkeme’nin kararıyla Stop and Frisk uygulamalarında köklü reformlar yapılacağını söylüyor.[7] Artık o reformların ne olacağını bilemiyoruz henüz. Herhalde yüzde 87 siyah-hispanik oranını “yüzde daha az” a çekmekle sonuçlanacak bir büyük reform olsa gerek.

İlginç olan ilk nokta, şimdilerde “Stop and Frisk”’e maruz kalan insan sayısı düşüyor. Örneğin, Eric Garner’ın katlinden sonra onun da öldürüldüğü bölge olan Tompkinsville’de yüzde 70 oranında düşmüş. (627’den 119’a). “Ne yani, polis sizi korumak için makul şüpheye göre arama yapmasın mı” sorusuna siyah bir vatandaş “polisten uzak olduğum sürece başıma bir şey gelmez” diye cevap veriyor. [8] Bu düşüş belli ki protestolar –sadece son protestolar değil, evveliyatı da olan protestolar ve hukuki süreç- sayesinde polis ve devletin üzerinde yaratılan baskının bir sonucu. Kısaca açık bir kazanım.

İkinci ilginç nokta, çok yeni, 8 Aralık tarihli bir haberden. Yeni NYC polis emniyet müdürü, Stop and Frisk politikaları sonucu siyahların polisten korkmaya başladığını söylüyor ve selefini suçluyor. Sıradan siyahların polisten korkacak hiçbir şeyleri olmadığını söylüyor ve zaten geçen sene 700.000 olan rakamı bu sene 50.000’e çektiklerini söylüyor –ki unutmamak lazım, hukuki süreç boyunca ağız tadıyla durdur ve ara yapamadıkları zamanlarda olmuş-.[9] Akabinde de ekliyor: “Stop and Frisk üzerinden süren anlaşmazlıklar bu programın suç oranlarını düşürmekteki başarısını gölgede bırakıyor.”[10] Hangi anlaşmazlıklar acaba diye sorası geliyor insanın. Durdurulan ve arananların yüzde 90 oranında siyah ve hispanik olduğunu protesto etmek mi? Uygulamanın bölge mahkemesi tarafından anayasal haklara aykırı bulunduğu ve ırkçılığa yol açtığı mı? Aynı haberde Eric Garner’ın katledildiği korkunç videoyu değerlendirirken de, polisin uyguladığı ve Eric Garner’ı öldürdüğü chokehold denen tutuş biçimi için “yasal değil denemeyeceğini ama New York Polis Birimi tarafından 1993’ten beri yasaklandığını” söylüyor ve ekliyor: “Fakat yakın tehlike ve yaşamı tehdit eden durumlar haricinde.” Kısaca selefini suçlarken, programı bir yandan överek çelişkinden çelişkiye koşuyor; öte yandan da Eric Garner’ın ölümüne teknik bir açıklama getiriyor.

Tüm bunlardan iki sonuç çıkartıyorum kısaca. Birincisi, bu ırkçılık belası öyle köklü ki üzerindeki politik-toplumsal-hukuki baskılar neticesi selefini eleştirmek zorunda kalan yeni emniyet müdürü, farkında olmadan tüm kodlarını döküveriyor ortaya. Suç oranlarını düşürmekte başarılı durdur ve ara politikası, çünkü yüzde 90 oranında siyah ve hispaniklere uygulandığı için herhalde fikriyatına göre. Doğru düzgün sahte de olsa “ben ırkçı değilim özümde” bile diyememiş. İkinci sonuç daha da beter. Dünya üzerindeki tüm polisler ve dahası devlet yetkilileri bir cinayet işlendiğinde ve bu göz göre göre yapıldığında her zaman teknik açıklamalar yapar. Hiçbir zaman ilkesel ve genel prensiplerden/ideallerden söz edemezler. Her olayın teknik ve özel bir açıklaması vardır. Tıpkı bu emniyet müdürünün “amalı, yasal değil ama yasaklı” açıklama gibi. Bu emniyet müdürü, şu emniyet müdür, o emniyet müdürü. Hepsi kadar tanıdık ki.

Polisin resmi mottosu “hizmet etmek ve korumak için”. İnsanlar bu sebeple “Who do you serve? Who do you protect?” (Kime hizmet ediyorsunuz? Kimi koruyorsunuz?) sloganı ile yürüyorlar. Zira Ferguson’da enteresan olan, kentin yüzde 80’i siyahken polis biriminin yüzde 80’den fazla beyaz olması. Daha da ilginç olan, polisin yargılanmasına gerek görmeyen jürinin çoğunluğu beyazdı. Amerikan siyaseti, siyasetle kastım sadece devlet değil elbette büyük gazete köşe yazarı gibi, esasen bu noktada kilitleniyor gibi gözüküyor. Aşılmaya çalışılan ırkçılık, aslında siyasetin ve toplumun her alanında. Kısaca şu kısa yazıda sunduğum tüm gündelik veriler, insanların rengi üzerinden kodlanan bilgiler. Kısaca ülke sathında herkes, eğer jüride daha fazla siyah olsaydı o zaman polis hakkında yargılanma kararı çıkacağından emin. İşin trajedisi, muhtemelen de öyle olacaktı. O zaman hangi adalet ve eşitlikten bahsediyoruz. Karşımızda çoktandır renk ve ırk kategorizasyonlarına göre siyaset üreten bir toplum ve devlet var. Yani dallı budaklı bir sorun bu yukarıda da söylediğim. Bu son olayda da polis-siyahlar-durdur ve ara-katliamlar-protestolar arasındaki ilişkiselliği göstermeye çabalıyorum.

Bu dalların budakların yanında, bir de her şer gibi tarihselliği de olan bir sorun. Irk dediğimiz şey en nihayetinde bir inşadan ibaret de, pek de öyle kâğıttan falan değil bu inşa edilmiş şey. Eylemlerde birkaç tane Kara Panter bayrağı göze çarpıyor çarpmasına, ama pek öyle Kara Panterler geliyor, siyahlar ayaklanıyor gibi bir iyimserliğe lüzum yok. Eylemlere katılan insanlar “nefes alamıyor” ve sistemin iflas ettiğini ilan ediyor; zira sosyal katmanlaşma ve sınıflar arası farklılıklar neredeyse tamamen renk farklılıkları ile örtüşüyor. Bir dükkâna girerken orada kimin çalıştığını tahmin etmek son derece kolay. Kısaca renkler üzerinden yürüyor her şey, her pratik, her düşünce ve her somut gerçeklik. Bunun yanında, Ferguson eyleminde “yahu burada yürüyoruz ama şimdi biz de ırkçılık yapıyor olmuyor muyuz” diyen siyah da var; özünde “stop and frisk” politikasına karşı olmayan beyaz da. Zira toplumda büyük bir güvenlik paranoyası var. Bir yazıda şöyle bir yoruma yer verilmiş: “Kamu güvenliği üzerinden siyaset yapmayı bırakın. Boston’da ne olduğuna bakın. 11 Eylül’de ne olduğunu hatırlayın. Silahlı şiddet sonucu öldürülen bu insanları ve arkalarında bıraktıkları aileleri hatırlayın.” Bu yorumla dalgasını geçmiş yazar, herhalde bir dahaki sefere polisler birisini öldürdüklerinde cebindeki Boeing 767’ye ulaşmaya çalıştığını düşündük diyecekler diye.[11] Hakikaten öldürülen insanlara dair polisin açıklamalarına bakılırsa –ki genelde hep ceplerinde bir şeye ulaşmaya çalışırken öldürülüyorlar-, insanların güvendikleri ve inandıkları şeyler konusunda Boeing 767’ye ramak var!

Toparlamak gerekirse, daha evvelki polisiye politikalar bu cinayetlere zemin hazırladı. O polisiye politikalara da zemini ırkçılık hazırlamıştı zaten. Daha önce pek de bu Stop and Frisk karşıtı ya da Stop and Frisk olmasa bile polisin siyah ve hispanik karşıtı tutumuna karşı düzenlenen eylemlere bulaşmayan beyaz Amerikalı –ki hala Stop and Frisk’e dair bir sözü yok esasen-, gözüken o ki Michael Brown ve Eric Garner cinayetlerine dair kararların açıkça “adaletsizlik” ile sonuçlanması sonucu sokağa inmeye karar verdi. Ne var ki bir diğer gözüken, polisin müdahalesi kentten kente, bölgeden bölgeye değişiyor. Beyaz yoğunluklu, “barışçıl” eylemlerde ve kentlerde polis “batı medeniyetleri” standartlarında iken, siyah yoğunluklu, “barışçıl olmayan” eylemlerde polis polisliğini gösteriyor. Kısaca kimi eylemler polise çiçek vermese de, polise çiçek verecek kadar nazikken; polisin insanları “yüzde 90 civarında” durdurup durdurup aradığı bölgelerdeki eylemler polise çiçek vermeyi teklif etmiyor doğal olarak.

“Makul şüphenin” yakında Türkiye toplumunun “marjinal” kesimlerinin yüzde 90’ının başına bela olacak gibi gözüken memlekette mevzu nasıl algılandı peki? Yemeyip içmeyip, büyük bir muzaffer komutan iştahıyla Gezi nasıl bastırıldı diye ABD Türkiye’den yardım istedi diyen bir taraf var. Yemeyip içmeyip, bunu yalanlatan bir diğer taraf. Oysa insanın aklına evvela Gezi’de insanlar nasıl katledildi sorusu gelir azıcık vicdan varsa. Meşrebine göre sonrasında belki Gezi nasıl bastırıldı diye düşünür. Bir diğer kanat yemeyip içmeyip, ABD’de polisin Türk polisinden çok daha şiddetli olduğunu ve Türk polisinin ne kadar yumuşak olduğunu anlatırken; bir diğer kanat da bakın eylemlerde ne kadar medeni Amerikan polisi, tabii ki “it kopuk” ile uğraşırken zor kullanacak diyor. Ne denir bilinmez. Eric Garner’ın katledildiği videoyu, “I can’t breathe” çığlığını büyük bir rahatlıkla izleyebilen insanlar bunlar belli. Türkiye’de televizyona bakıp bakıp “marjinal, terörist, vandal” diyenler de onlar. Arsız kalpsiz insana bir şey anlatılmaz…

Arsızın arsızlığı da evrensel, ezilenin ezilmesi de. Polisin polisliği en az ezilenin ezilmesi kadar evrensel bir şey. Çiçek verilecek bir polis olmadı, olmayacak dünyanın hiçbir yerinde. Şaşılacak bir şey yok. Eric Garner’ın kafamıza kafamıza çaktığı o feryattan önce, “nefes alamıyorum” demeden önce dediklerine kulak kesilelim. “Her gün gelip beni rahatsız ediyorsunuz. Beni rahat bırakın…”

Özetin özeti, ABD’de bazı beyazlar ırkçı. Siyahları-hispanikleri öldürüyorlar ya da bu cinayet politikalarını destekliyorlar. Bazı beyazlar ırkçı değil ve bu zulme karşı eylemlere katılıyorlar. Bazı beyazlar da ırkçı değil. Ama arkasından siyah birisinin yürüdüğünü fark edince adımlarını hızlandırıyorlar…

 

[1] Murat Yetkin, “Obama Demokrasiye Değil, Polis Devletine Örnek Oluyor”, http://www.radikal.com.tr/yazarlar/murat_yetkin/obama_demokrasiye_degil_polis_devletine_ornek_oluyor-1246654. http://en.wikipedia.org/wiki/List_of_killings_by_law_enforcement_officers_in_the_United_States Burada polisin yıl yıl öldürdüğü insanlara dair haber derlemeleri var. Yıllardan da o yılların aylarına gidilebiliyor.

[2] Lichi D’Amelio, “ ‘Who Do You Protect, Who Do You Serve?’: The Struggle Against Police Brutality in New York”, http://newpol.org/content/who-do-you-protect-who-do-you-serve-struggle-against-police-brutality-new-york.

[3] Örneğin bkz: http://racismstillexists.tumblr.com/post/38793769999/racial-disparities-in-nypd-stop-and-frisk

[5] https://stopstopandfriskfreedomfighter7.wordpress.com/ Mesela şu siteden bu tip oluşumlara göz atılabilir.

[6] Kate Taykor, “Stop-and-Frisk Policy ‘Saves Lives,’ Mayor Tells Black Congregation”,

 http://www.nytimes.com/2012/06/11/nyregion/at-black-church-in-brooklyn-bloomberg-defends-stop-and-frisk-policy.html?_r=0

[7] Bölge mahkemesi iptal kararı için bkz: http://www.nytimes.com/2013/08/13/nyregion/stop-and-frisk-practice-violated-rights-judge-rules.html?pagewanted=all&_r=0 ve http://www.wsj.com/articles/SB10001424127887324085304579008510786797006. En son 1 Kasım tarihli Federal Mahkeme kararı haberi için bkz: http://www.pbs.org/newshour/rundown/federal-court-ruling-allows-nyc-implement-stop-frisk-reforms/

[9] Haberin başlığına göre azınlığın, ama emniyet müdürünün ifadesine göre sıradan siyah yurttaşın… Ayrım önemli, o sebeple emniyet müdürünün dediğini esas alıyorum.

[10] http://nypost.com/2014/12/08/bratton-kellys-stop-and-frisk-caused-minorities-to-fear-cops/ Bir başka suç oranları düştü makalesi polise danışmanlık yapan bir profesörden. Epey eski ama zihniyet dünyalarını anlamak için mühim: http://www.nytimes.com/roomfordebate/2012/07/17/does-stop-and-frisk-reduce-crime/stop-and-frisk-has-lowered-crime-in-other-cities

[11] Danny Katch, “They do protect and serve, just not you” http://socialistworker.org/2013/05/16/they-protect-and-serve-just-not-you