Anasayfa > Güncel Yazılar > Pasif Direniş olarak Sanat

Pasif Direniş olarak Sanat

Mahsum Çiçek

01 Şubat 2015

Varoluş, direnişle özdeşleşen bir oluşumdur. Varlığı değişime zorlayan bu oluş hali, aynı zamanda var olanın niteliğini de belirler. Günümüz dünyasında sanat varoluşun belirleyici rolünü üstlenir. Bununla birlikte sanat iktidarı yerinden etme çabası içindedir. Sanatın iktidarla olan ilişkisini “direniş sanatı,” “direniş karşıtı sanat” ve “pasif direniş olarak sanat” olarak ayırabiliriz. İktidarın hakim olduğu ya da üst bir söylemin insan yaşamını belirlediği toplumlarda sanat, bir direniş biçimi olmaktan çok “direniş karşıtı” bir edim ya da “pasif direniş biçimleri” olarak karşımıza çıkar. İktidar yapılanması içinde konumlanan “direniş karşıtı sanat,” iktidarın devamlılığını sağlamaya yönelir. “Pasif direniş olarak sanat” ise iktidar yapılanması içinde ortaya çıkan sorunsalları görünür kılmaya çalışır. Bu anlamda “pasif direniş olarak sanat,” iktidar karşıtı değil fakat onun imgesiyle verilen mücadele olarak tanımlanabilir. İktidar ve sanat arasında kurulan bu münasebet sanat üretimleri üzerinde belirleyici olmaktadır.

Güncel sanat üretimlerini iktidar ve iktidarın yansımaları üzerinden üreten Erkan Özgen, bir mücadele biçimi olarak sanatın iktidar karşındaki işlevini “Robben” videosu üzerinden görünür kılmaya çalışmaktadır. (link) “Robben” üç farklı videonun aynı karede gösterilmesinden oluşuyor. Bu videolar insanların iktidar karşısında zamanla değişen konumunu göstermektedir. İlk video hapishane önünde bir taşın üzerinde oturan bir gencin ağıda dönüşen hikayesi ile başlamaktadır. Bu genç, umutsuzca annesine seslenmekte ve ondan ne tür şartlarda yaşadığını görmesi için en kısa sürede ziyaretine gelmesini istemektedir. İktidar bir dil yapılanmasıdır. Söz konusu gencin bu pasif anlatımı bize iktidarın diliyle olan ayrışmayı gösterir. Genç aslında iktidara direnmemektedir ve hatta bir yönüyle iktidara hizmet etmektedir çünkü iktidara değil de, dışarıda bulunan insanlara seslenmektedir. Gencin kaybını telafi edebilecek bir şey yoktur ama farklı birilerinin hapse düşmesini engelleyebilmek için kendisini bir rol-model olarak sunabilir.

Gencin türküsü sona erdiğinde Foucault’nun bir konferansından alınan bir ses kaydı devreye girmekte ve farklı bir ekrana geçilmektedir. Bu ekranda yine bir genç, Foucault’nun bir portresini hapishane duvarına asmaktadır. Foucault iktidar üzerine fikirlerini dile getirir. Bu esnada gençte bir sessizlik peyda olur: Eylem olarak susma. Ardından Foucault’a ait görseli taşlamaya başlar. Bu genç içinde yaşadığı koşullardan ötürü sindirilmiştir. Doğrudan iktidara değil de, temsili olarak atadığı veya özdeşleştirdiği uzak bir bağa saldırmaktadır. Hapishaneye terk edilmiştir aslında. İktidar yokluğundan yararlanarak bir öç alma olayına girişmektedir. İnsanlar iktidara karşı sözel bir yakınma aşamasından eylemsel bir saldırı aşamasına geçmeye başlamıştır ama hedef iktidar değil, iktidara ait yanılsamalardır. Pasif direnişin hedef belirleme çabası ön plana çıkmaktadır. Arka fondan işitilen Foucault’nun sesi, iktidarın ulaşılamayan gerçekliğini vurgular. Bu hedef bir yanılgının ürünüdür.

Foucault neredeyse tüm yaşamını iktidar ve iktidar araçlarını tanımlayabilmek için sarf etmiştir. Bunu yaparken belki de en çok iktidar için yol gösterici olmuştur. Hapishanelerin artık bir teorisi vardır. İktidar insanları “daha iyi” kontrol altında tutabilmek için farklı hapishane modellerini yaratmıştır. Söz gelimi ev tipi hapishaneler yıkılarak yerine tek hücreli hapishaneler inşa edilmiştir. İnsanlar hücrelere kapatılmış ve diğer insanlardan yalıtılmıştır. Bunda Foucault’nun bir düşünür ve eleştirmen olarak elbette bir katkısı yok ama Foucault’nun söylemleri nerdeyse iktidar makinesinin kullanma kılavuzuna dönüşmüştür. Nitekim videodaki taşlama eylemi, Foucault’nun posterinin duvardan düşmesiyle sonuçlanıyor. Bu düşüş yanılgılı bir zaferle sona ermektedir.

Ekranın en alt kısmında oynatılan videoda ise bir başka genç, içi boş hapishane duvarına saldırılmaktadır. Bunu yaparken hapishane duvarından çok kendine zarar vermektedir. Lacan’ın “içerisi artık dışarısıdır” tanımlamasının karşılık bulduğu bir sahnedir bu. İnsanlar doğrudan iktidarın temsiline saldırmaktadırlar. Fakat hala iktidarın sunduğu tavizlerle yetinmek zorundadırlar. Bir başka ifadeyle iktidarla doğrudan yüz yüze gelmekten çekinmektedirler. 

Videolar ismini pasif direnişle özdeşleşen Nelson Mandela’nın tutuklu bulunduğu adadan almaktadır. Mandela iktidarın baskı eşiğini aşan tarihteki tek kahraman alarak karşımıza çıkmaktadır. Bunu en ağır insanlık dışı uygulamalardan geçmesiyle elde edebilmiştir Mandela.

Kısacası Erkan Özgen bizi Robben üzerinden farklı “pasif direniş” biçimleriyle tanıştırmaktadır. Videolardaki cezaevi ise, dünyanın en kötü on cezaevi içinde yer alan Diyarbakır Cezaevi ya da Diyarbakır Askeri Cezaevi'dir.