Anasayfa > Güncel Yazılar > Gürcistan: Statükoya Dönüş Mümkün Değil...

Gürcistan: Statükoya Dönüş Mümkün Değil...

Yahya Berman

31 Ağustos 2008

Gürcistan'daki gelişmeler, Gücney Osetya savaşının ötesinde ve Rusya ile hem Batının hem de Türkiye'nin uzun vadeli ilişkileriyle dogrudan ilgili. Bakü-Tiflis-Ceyhan hattının çalışmaya başlaması, ardından Kosova'nın bağımsızlığı, bölgede gerilimi tırmandırdı. Ama daha önemlisi, Sovyetler Birliği'nin çöküşünün ardından parçalanan ve güç kaybeden Rusya'nın küresel siyasette eski yerini alma arzusu. Rusya devlet aygıtı ve Rus milliyetçiliği açısından Rus İmparatorluğu'nun etki alanı üzerinde tahakküm, temel önem taşıyor.

SAVAŞI KİM BAŞLATTI

Güney Osetya savaşı, kısmen ABD ve müttefiklerini test etmeyi amaçlayan bir savaş olarak başladı ve sürdü. Sakaşvili rejimi, ABD ile özel ilişkiler içinde. ABD'den daha katı bir neo-liberal ekonomi politikası izliyor ve Gürcü askerler ABD ve Türkiye tarafından eğitiliyor. Gürcistan'a en fazla askeri yardım sağlayan ülkeler ABD, Türkiye ve Ukrayna. Rusya, NATO ve Avrupa Birliği'nin Gürcistan'daki güçlü varlığından da rahatsız.

Bölgedeki Batı varlığı, sadece Rusya'nın petrol piyasasındaki ekonomik ve stratejik gücünü değil, aynı zamanda Kafkasya ve Orta Asya üzerindeki gücünü de tehdit ediyor. Rusya'nın 300 yıldır her 50 yılda bir soykırım uygulamalarıyla tahakküm altında tuttuğu Çeçenistan'a bir kaç saat uzaklıkta rakip bir gücün varlığı, bu açıdan Rusya'nın uzun vadeli politikalarını özellikle ilgilendiriyor.

Bu olguları yan yana koymak şunu gösteriyor: Savaşı Gürcistan'ın başlattığı savı hayli naïf. Hem Abhazya hem de Güney Osetya'da gerilim, Nisan ayından beri tırmanıyor. Hem BM hem de AGIT, ABD ve AB, tırmanmayı kontrol altında tutmak için son iki aydır yoğun bir diplomasi trafiği yürütüyordu. Kosova'nın bağımsızlığının ardından Rusya, misilleme yapacağını açıkça ortaya koymuştu.

Rusya'nın Gürcistan'a karşı tavrının ilginç bir tarafı da var: Rusya Gürcistan'ı saldırgan, soykırımcı vs ilan eder ve kendilerinin kurban olduğunu ileri sürerken sadece propaganda yapmıyor. Rusya'da rejim buna inanıyor ve Rusya'nın medya kontrolü altındaki nüfuslar da buna iman ediyor. Savaştan çok once güçlü ve büyük Rusya'nın halkı, bu küçük komşularının Rusya'nın en büyük düşmanı olduğunu ilan ediyordu. Gürcistan'ın nasıl cezalandırılması gerektiği, Jirinovski'nin gündeminde de önemli bir yer tutuyor ve Jirinovski, Rusya rejim elitinin nabzını tutmak açısından şaşmaz bir gösterge.

RUSYA'NIN KAFKASYA POLİTİKASI

Rusya geleneksel askerî anlayışı açısından Gürcistan, Rusya'nın hem Kafkasya'ya, hem petrol açısından zengin Hazar bölgesi ve Orta Asya'ya hakimiyetinde kilit bir rol oynuyor. Bu rolün geleneksel simgesi, Rus İmparatorluğu'nu Tiflis'e bağlayan ve Kuzey Osetya başkenti Vladikafkas'tan geçen Gürcistan Askeri Koridoru. Kuzey Osetya başkenti Vladikafkas, Kuzey Kafkasyalılara, özellikle Çeçenlere karşı soykırım politikalarını ilk kez geliştiren General Yeremof'un hatırasını ayakta tutuyor.

Fakat Rusya'nın Gürcistan'a yönelik politikası, (her ne kadar bu geleneksel politikalar ve milliyetçi tarih bilinci Rus askeri ve idari şebekeleri arasında güçlü olsa da) psikolojik olmaktan ziyade Batılı anlamda rasyonel. Rusya emperyal konumuna dönecekse, Gürcistan bu amaca engel teşkil ediyor. Eğer ABD, AB ve Türkiye açısından Gürcistan'da istikrar ve Batıya bağlı bir rejimin varlığı gerekiyorsa, Rusya açısından tersi gerekiyor. Güney Osetya hükümeti, çoğunlukla Rus idari görevlilerden oluşuyor. Belki Gürcistan için de benzer bir proje Rusya'yı sakinleştirebilir.

Temel mesele elbette petrol. Fakat Kars-Tiflis-Bakü demiryolu hattının kurulması, Türkiye ile Orta Asya ve Çin arasında nakliyat yollarının kurulması projeleleri de Rusya açısından kaygı uyandırıcı.

Rusya açısından Avrupa'nın petrol konusunda Rusya'ya bağımlı olması, önemli bir stratejik hedef. Ama daha basit bir neden daha var: Rusya büyük ölçüde rantiyer bir petrol devleti; rejimin hem Rus elitini hem de etnik bölgeleri yöneten elit gruplarını hakimiyet altında tutması açısından petrol gelirlerinin ve nimetlerinin paylaştırılması kritik önem taşıyor. Çok basitçe, Avrupa ülkelerinin petrolü kimden satın aldığı önemli; Rusya'nın bu pazarda güçlü olma tutkusu, Rusya'nın uluslararası politikalarının önemli belirleyicilerinden biri.

Fakat bir mesele daha var: NATO. Rusya, Kafkasya'da NATO varlığını kabul edemez. Hele Gürcistan'ın Hazar Denizi ve Çeçenistan'a ne kadar yakın olduğu düşünülürse. Türkiye'yi Azerbaycan ve Orta Asya'ya bağlayan güzergahın kontrolü de önemli bir sorun. Ermenistan'ın Türkiye ve Azerbaycan ile olan ilişkileri, kısacası Karabağ sorunu, Avrupa-Azerbaycan, Avrupa-Orta Asya güzergahının kontrolünü Gürcistan'ın kaderine bağlıyor.

Gürcistan'a verilecek ders, Azerbaycan'ı hizaya getirmenin de ucuz bir yolu.

UZATILMIŞ BİR SAVAŞ

Rusya, Gürcistan işgalini durdurdu. Medvedev'in açıklamasında emperyal bir ton kendini açıkça ele veriyordu: Rus ordusuna direniş olması halinde düşman bertaraf edilecek. Nitekim Gürcü insan hakları grupları, Güney Osetya'ya komşu Gürcü köylerinde kontrol dışı Oset, Çeçen ve Kozak milislerin etnik temizlik yapmasından korkuyor.

Rusya Batı ile doğrudan çatışmaya girmeksizin Gürcistan'ı denetim altında tutmak istiyorsa, bu tür taktiklerin, kontrol dışı şiddetin Gürcistan'ı uzun sure tehdit etmesi beklenebilir.

Savaşın görünür bölümü, Gürcistan'ın sivillerin yaşadığı bir kente ayrım gözetmeksizin bombardıman yapmasıyla başladı ve Rusya'nın aynı yöntemle hem Tsikinval'i hem de çevresindeki Gürcü yerleşimlerini yerle bir etmesine tanık olduk. 1990'dan beri Gürcü, Abhaz ve Oset milliyetçilikleri, sivil halkı terör altında yaşattı ve artık olaylar milliyetçi elitlerin kontrolü altına alınamaz. Tanık olduğumuz, Rus İmparatorluğunun dönüşü ve Kafkasya'da 7 Ağustos öncesi statükoya dönmek mümkün değil. Daha önemlisi, uluslararası politika için de geçerli bu ve Kafkasya'da yaşayan sivil halk, uzun dönem bu hesapların faturasını ödeyecek.

GÜRCİSTAN KRİZİ VE ULUSLARARASI İNSANİ YARDIM TOPLULUĞU

Gürcistan'da Rus işgalinin yarattığı kriz sürüyor. Birleşmiş Milletler'e göre Gürcistan'ın Güney Osetya'ya saldırısı 30,000 Osetin Kuzey Osetya'ya kaçmasına yol açarken Rusya'nın Gürcü yerleşim birimlerine saldırıları yaklaşık 80,000 kişinin yerinden olmasına yol açtı. Ayrıca, Rusya'nın Tiflis'i işgal ve bombalama tehditleri, bilinmeyen sayıda Gürcünün Azerbaycan ve Ermenistan'a kaçmasına neden oldu. Uluslarası insani yardım topluluğunun ve bu alanda önemli rol oynayan ABD'nin krizi yönetme tarzı, Gürcüler arasında gerilime yol açıyor.

İNSANİ AKIN

Gürcistan, bir yandan Güney Osetya ve Abhazya'dan korku içinde Tiflis ve diğer yerleşim merkezlerine akın eden zorunlu göçmenlere çare ararken bir yandan da ülkeye akın eden insani yardım kuruluşlarıyla uğraşmak zorunda. Ülkeye sürekli ekipler gönderen yardım kuruluşlarının, ne yapabileceklerini, nerede çalışabileceklerini ülkeye geldikten sonra sormaları şaşırtıcı değil.

İnsani yardım konusunda durum daha kaygı uyandırıcı. Krizin ilk günlerinde Gürcü yetkililer ve sivil toplum kuruluşları, sürekli ülkeye getirilen malzemenin depolanması konusunda sorunlar yaşanacağına dikkat çekiyordu. Bu tartışmanın başlamasının ardından ABD kuruluşu USAID her gün bir askeri uçak dolusu malzeme getirmeye başladı. Gürcistan taze yiyecek bakımından zengin bir ülke olmasına rağmen USAID, hazır yiyecekler getiriyor. Bakalım Gürcüler bu yiyeceklere alışabilecek mi...

Yardım kuruluşları uluslararası bürokrat ve teknokratlara iş ve kariyer olanağı sağlarken, depolarındaki malzemeleri de kullanma şansı buluyorlar. Aynı zamanda gerekliliklerini gösteriyorlar.

YOKSUNLARI PİYASAYA TERK ETMEK

Hükümetin neo-liberal yapısını zorunlu göçmenlerin temel haklarını korumaya ve temel ihtiyaçlarını karşılamanın gereklerine uyarlamak kolay değil.

1991-94 döneminde Abhazya ve Güney Osetya'daki etnik temizlik uygulamalarından kaçan (bundan kimin sorumlu olduğu meselesine burada girmeyeceğim) toplam nüfusları 250,000 olarak tahmin edilen Gürcü, Gürcü-Abhaz, Gürcü-Oset aileler, 15 yıldır normal bir yaşam sürdürme olanağına kavuşamadılar. Bundan Gürcü hükümetlerinin milliyetçi politikaları kadar, 2003 sonrasındaki neoliberal politikalar da sorumlu. Saakaşvili hükümeti ve öncesindeki Şevardnadze rejiminin temel farkı, hangi çıkar çevrelerinin iktidar ve kaynakları paylaştığı kadar, bölüşüm politikarını hangi ideolojik çerçevede meşrulaştırdıklarıyla da ilgili. Her iki rejim açısından da milliyetçilik ve ulusal hıncın beslenmesi, yoksunların seslerini bastırmak açısından etkinliğini kanıtladı.

Gürcistan hükümetinin genç kadroları, IMF ve Avrupa Birliğini rahatsız edecek ölçüde neo-liberal bir köktencilik sergiliyor. AB'yi tatmin etmek için zorunlu göçmenlerin, yoksul yaşlıların, engellenenlerin temel ihtiyaç karşılamaya ve temel haklarını korumaya yönelik politika belgeleri üreten hükümet yetkilileri, aslında bu sorunların piyasa tarafından çözüleceğini söylemekten çekinmiyor.

İNSANİ YARDIM TARTIŞMASI

Hükümet adına yapılan açıklamalarda, insani yardım konusunda koordinasyon ihtiyacını belirtmenin yanı sıra dikkat çekici bir mesaj vardı: İnsani yardım, ulusal piyasayı çarpıtma ve 'vergi kaçakçılığı' boyutuna varabilir. Hükümetin henüz 30lu yaşlarının başlarındaki uzmanları, her konuşmalarında vurguluyor bu meseleyi.

Her ne kadar ideolojik bir tonda söyleniyorsa da, burada bir doğruluk payı var: İnsani kuruluşların ülkeye yığdığı malların Gürcü ekonomisine bir etkisi olacak. İnsani krizin ekonomiyi vurması normal olmakla birlikte, ülke içinden sağlanması daha kolay ve ucuz olan malzemenin dışarıdan getirilmesinde elbette ekonomik bir hesap var: Örneğin ABD'nin insani yardım sevkiyatı, askeri malzeme üreten şirketlere yarıyor. Gürcistan'da her alanda uzman bulmak mümkünken uluslararası uzmanların ülkeye gönderilmesi de soru işaretleri uyandırmalı.