Anasayfa > Güncel Yazılar > Suriye'deki Zulüm ve Türkiye'deki Suriyelilerin Statüsü

Suriye'deki Zulüm ve Türkiye'deki Suriyelilerin Statüsü

İhsan Çetin

19 Mart 2014

Suriye’de dünyanın şahitliğinde kuşku götürmez bir vahşet yaşanıyor. Bir İngiliz hukuk şirketi tarafından Ocak ayında yayınlanan fotoğraflarda belgelenen cezaevindeki mahkûmların sistematik işkenceyle öldürülmesinin yanı sıra, harabeye dönmüş şehirlerde mahsur kalmış Suriyelilerin üzerine varil bombaları yağmakta, öte yandan El Kaide bağlantılı veya bağlantısız çeşitli gruplar tarafından insanlar kaçırılmakta veya sokakta infaz edilmekteler. Suriye’de insanlar hem silah ve bombalar, hem hastalıklar, hem de yetersiz beslenme sebebiyle ölmeye devam ediyor. Şam yakınlarında bulunan ve yaklaşık 20.000 Filistinli mülteci ile savaştan kaçan Suriyelilerin sığındığı Yermük Kampı’nda insanlar açlıktan ölüyor. Medyada kampta açlık sebebiyle sokak kedilerini kesip yiyen insanların görüntüleri yer alıyor. Uluslararası Af Örgütü’nün hazırladığı Suriye raporunda, hükümet güçleri tarafından kuşatma altında tutulan bu kampta, temel gıda ve sağlık malzemelerinin ulaşmaması sebebiyle, açlık ve hastalıktan ölen yüzlerce insanın olduğundan bahsediliyor. Örgüte göre Suriye’de açlık bir savaş silahı olarak kullanılıyor. Yaşanan bu gibi zorluklar elbette yalnızca Yermük Kampı’nda kalanlarla sınırlı değil. Çatışmaların halen yoğun şekilde devam ettiği, Humus, İdlip ve Halep gibi diğer şehirlerde de benzer trajediler yaşanıyor.

Ülkedeki iç savaş nedeniyle bugün milyonlarca Suriyeli yerinden edilmiş durumda. Yersiz-yurtsuz konuma düşmüş bu insanların bir kısmı ülke içinde, diğer kısmı ise ülke dışında bulunuyor. Ülke içinde yer değiştirmiş insan sayısının altı buçuk milyon civarında olduğundan söz ediliyor. Birleşmiş Milletlerin 2014 Mart ayı rakamlarına göre komşu ve diğer ülkelerde mülteci olarak bulunan Suriyeli sayısı ise 2.558.068. En büyük kitle 957.773’le Lübnan’da yer alıyor. Türkiye’de 634.344, Ürdün’de 584.406, Irak’ta 226.934, Mısır’da 134.914 Suriyeli mülteci bulunuyor[1].

/
Foto: Hüseyin Türk

Suriyeli mülteciler üzerine yazılan birçok raporda Türkiye’deki mülteci kamplarının iyi koşulları ve sunulan hizmetlerden övgüyle bahsediliyor. Türkiye iç savaşın başladığı 2011 yılından bu yana “açık kapı” uygulaması doğrultusunda, pasaportları olmayanlar da dahil, tüm Suriyeli göçmenlerin ülkeye girişine izin veren bir politika izledi. Ancak, medyada yer alan son haberlere göre, alınan karar neticesinde bu uygulamanın bugünlerde askıya alındığı ve çok acil durumlar haricinde, gelen göçmenlerin sınırın karşı yakasında bulunan kamplara kabul edildiği belirtiliyor.

Türkiye’ye giriş yapmış Suriyeli mültecilere yönelik devletin sağladığı ücretsiz sağlık hizmetleri ve eğitim gibi birçok imkândan, ayrıca il sosyal hizmetler müdürlükleri tarafından dağıtılan yardımlardan bahsedilebilir. Aynı şekilde Türkiye toplumunun şehirlere dağılmış Suriyelilere yardım ettiğinin, henüz yeni gelmiş ailelere evlerindeki fazla eşyalarını verdiğini, hayırsever insanların gıda yardımlarında bulunduğunun, dolayısıyla da misafirperver Türkiyeli insanların hakkının teslim edilmesi şart. Bu dayanışmacı tutumun Türkiye toplumunun halen sahip olduğu cemaatçi sosyal yapıdan kaynaklandığı ileri sürülebilir. Toplumda düşmüş insana, mağdur olmuş birine karşı duyulan merhamet ve ona yardım etme geleneğinin halen canlı olduğundan söz edilebilir.

Ancak mesele; Suriyelilere karşı geliştirilen bu iyi niyetli tutumun ve yapılan yardımların ne zamana değin süreceği. Maalesef yapılan yardımlar tüm yoksul Suriyelilere ulaşmıyor. Nihayetinde şehirlerde yaşayan 500.000 civarında Suriyeliden bahsediliyor. Antakya, Mersin, İstanbul, Gaziantep gibi şehirlere dağılmış ve diğer Suriyeli ailelerin aksine yanında getirdikleri tasarrufları olmayan, kayıtdışı olmaları sebebiyle sosyal yardımlaşma tarafından dağıtılan yardımlara ulaşamayan, perişan halde bulunan çok sayıda yoksul Suriyeli aile bulunuyor. En son geçtiğimiz günlerde İstanbul Fatih’te harabe bir binaya sığınmış Suriyeli bir ailenin üzerine çöken bina haberiyle gündeme geldiler. Yoksul olan kesimde kiralanan evi genelde akraba olan birkaç aile birlikte kullanıyor. Bu gibi evlerde hane nüfusu 20’yi bulabiliyor.

Ekonomik zorlukların dışında Suriyeliler açısından diğer sıkıntılı mesele de eğitim. Suriyeli çocuklar için düzenli eğitim daha çok geçici barınma merkezlerinde veriliyor. Şehirlerde yaşayan Suriyeli çocukların yalnızca 10’a yakını okula devam ediyor. Bunların büyük kısmı Suriyeliler tarafından kurulan ve yine Suriyeli öğretmenlerin ders verdiği Arapça müfredata dayalı okullara gidiyor. İkamet belgesi olan çok az sayıdaki Suriyeli çocuk, devlet okullarına kabul ediliyor. İlk ve ortaöğretimde eğitim için gerekli olanaklar henüz tesis edilmemiş olmasına karşın, yüksek öğretimde ise Suriyeli gençler için bir hayli kolaylık sağlanmış durumda. Bugün, lise kademesini bitirmiş veya üniversite eğitimini yarıda kesmiş Suriyeli gençler, özel öğrenci statüsünde, üniversitelerin kendi yaptığı sınavlarda aldıkları puana bağlı olarak Türkiye’deki üniversitelerde okuma şansına sahipler.

Suriyeliler açısından sorun teşkil eden diğer bir sorun, ikamet belgesi. Suriyeli göçmenler için kilit önem taşıyan ikamet belgesi alamayanların çoğunluğunun pasaportu yok. Olanların dahi önemli bir kısmında bu belge bulunmuyor. Her yetişkin için 198 TL olan ikamet belgesi harcı tercümana verilen 50 liralık ücretle 250 TL’yi buluyor. Bu yüzden pasaportu olmasına rağmen ikamet belgesi için başvurmayan binlerce mülteci bulunuyor. Savaştan kaçmış ve çoğu, evini, mülkünü kaybetmiş bu insanlardan harç parası neden istenir? Ülkeye sığınmalarına müsaade edilmiş bu insanların gönüllü kayıt olmaları neden zorlaştırılır? Anlamak güç.

Yerinden edilmiş Suriyeliler çevre ülkeler ve Birleşmiş Milletler nezdinde “mülteci” olarak tanımlanmaktalar. Türkiye’de ise bu insanlar başta “misafir” olarak isimlendirilmiş, daha sonra artan sayılarıyla birlikte 2001 tarihli Avrupa Birliği geçici koruma direktifi çerçevesinde Ekim 2011 tarihinden itibaren, yasal düzeyde, “geçici koruma” kapsamına alınmışlardır. Bu statünün, özellikle barınma merkezlerinde kalan ve AFAD’ın yaptığı açıklamaya göre sayıları 218.000 civarında olan sığınmacılar için işlevsel olduğu söylenebilir. Çünkü bu gibi merkezlerde yaşayanlara düzenli ayni ve nakdi yardımlar yapılıyor, her türden ihtiyaçları AFAD tarafından karşılanıyor. Oysa kamplar dışında kalan ve sayıları 500.000’in üzerinde olan Suriyeliler için bu statü, devletin sunduğu sağlık hizmetlerinden ve sınırlı eğitim olanakları dışında, geçinmelerini sağlamak için yeterli olanak sağlamıyor.

/
Foto: Hüseyin Türk

Bugün Suriyeli göçmenlerin yasal düzeyde ücretli bir işte çalışma hakkı bulunmuyor. Bir kısmı ülkelerinden ayrılırken yanlarında getirdikleri tasarruflarıyla geçiniyor. Yerine ikame edilecek başka gelir olmadığı sürece, bu tasarrufların bir süre sonra eriyeceğini tahmin etmek zor değil. İster bu gibi bir miktar tasarrufları olsun, ister olmasın, şehirlere dağılmış Suriyelilerin geçinmek için çalışmak dışında bir seçenekleri yok. Dil ve önyargılar gibi engeller dışında, kayıt dışı çalıştırılacak olmaları, bu insanların iş bulmalarını fazlasıyla güçleştiriyor. İş bulmuş olanlar ise sıradan bir işçiye yapılan ödemenin çok daha altında ücret alıyor. Bazılarının ise ücretleri işverenleri tarafından, haksız şekilde, gasp ediliyor. Kayıt-dışı olmaları sebebiyle de haklarını aramak için başvurabilecekleri herhangi bir merci söz konusu değil.

Nisan 2013’te çıkarılan ve önümüzdeki Nisan ayında yürürlüğe girecek olan, Türkiye’deki yabancı göçmenlere birçok iyileştirme getiren “Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu” mülteci veya ikincil koruma statüsünde değerlendirilen kişilere çalışma hakkı tanıyor. Suriye’de devam etmekte olan iç savaşın yakın zamanda sona ereceğine ilişkin hiçbir emarenin bulunmadığı bir ortamda, Suriyeli göçmenlerin Türkiye’de daha uzun süre bulunacakları söylenebilir. Geriye apaçık bir gerçek kalıyor; Türkiye’de barınma merkezleri dışında yaşayan ve sayıları yüz binleri bulan Suriyeli göçmenlerin çalışıp para kazanma dışında bir seçenekleri bulunmuyor. Suriyelilerin yasal statülerinin “mülteci”liğe taşınması veya kendilerine geçici çalışma hakkının tanınması, Türkiye’de kaldıkları sürede bu insanların, özellikle genç kuşakların, suça bulaşmadan, onur ve hakları çiğnenmeden geçimlerini sağlamalarının zeminini oluşturacaktır.


[1] http://data.unhcr.org/syrianrefugees/regional.php, Bağlantı Tarihi: 10 Mart 2014.