Anasayfa > Güncel Yazılar > Adım Adım İç Savaşa

Adım Adım İç Savaşa

Elçin Arabacı

07 Ekim 2015

Hafta sonundan beri Türkiye'deki radikalleşmeyi ve kutuplaşmayı had safhaya taşıma niyeti besbelli çok acayip şeyler oluyor. Komplo teorileriyle hiç işim olmaz, meseleyi anlamaya çalışıyorum. Akıl akıldan üstündür, birlikte düşünelim.

Bölgede ilçe ilçe yürütülen operasyonlar; verilen korkunç kayıplar, ölen yaşlı, çoluk çocuk; uzun süreli sokağa çıkma yasakları, o sırada yapılan rencide edici, kışkırtıcı anonslar zaten var olan gerilimi zirveye çıkartmış durumda. Bunu resmî ağızlardan kaymakamlar bile itiraf ediyor artık.

Derken Cumartesi günü, yengesi ve HDP Şırnak milletvekili Leyla Birlik'in ifade ettiği gibi, özellikle seçilmiş olduğu besbelli genç bir adam öldürülüyor. Hem Leyla Birlik’in ifadesiyle, hem öldürüldüğünün duyulduğu andan itibaren sosyal medyaya akan mesajlardan anlaşılabileceği üzere sosyal yönü kuvvetli, Şırnak'ta herkesçe bilinen, sevilen, yardımseverliğiyle tanınan, bir genç Hacı Lokman Birlik. Geride tek bir eğreti fotoğraf karesi bırakan çocuklardan, gençlerden de değil. Kısa film yönetmeni diyorlar ama değil. Ömer Çakar’ın çektiği ve senaryosunu yazdığı, muhtemelen Hacı Birlik’in yaşadığı yerde birçok insanın hayatından bir kesiti yansıtan güzel bir kısa filmde, Bark’ta oynamış (İki filmi var diyorlar, ben ikincisini görmedim). Birlik böylelikle hareketleri, jestleri mimikleriyle; insanın zihnine işleyebilecek yüzüyle akıllarda çoktan yer etti. Kanlı canlıyken nasıl göründüğünü, nefes aldığını, radyodan bir türküyü nasıl dinlediğini, içtiği sigaranın dumanını nasıl savurduğunu, Cudi’nin karlı tepelerine nasıl baktığını, velhasıl bir canavara falan benzemediğini herkes görmüş oldu.

Bunu ispatlayacak bir şey sunulmuş değil, Hacı Birlik'in vurulduğu yerde, önünde ardında hendek, barikat, yok... Ama varsayalım ki elinde roketatar ateş eder, ya da etmeye hazırlanırken vuruldu. Yaralı ele geçirilebilirlerdi... ki o halde yere düşmüş. Öyle yapmıyorlar, ölümcül nitelikte yaralarla, sayısız kurşunla katlediyorlar, sonra görüntülerini servis ediyorlar. Bunu yaparken de kim olduğunu çok iyi biliyorlar, çünkü o sırada Leyla Birlik'i arayıp: "gel kaynını al!" diyorlar!

Görüntüleri servis eden adres, @J_I_T_E_M diye bir Twitter hesabı...

Daha evvel de Ekin Wan'ın cenazesi de benzer korkunçlukta bir muameleye maruz kalmış olmasına rağmen, Hacı Birlik'in görüntüleri ondan katbekat fazla infial yarattı... Nedenleri çok... Burada ayrıntısına gerek yok, ama dediğim gibi "halk içinden" bir insan olmasının ve beğenin beğenmeyin binlerce çocuğun, gencin nazarında "kahraman tipine" uygun olmasının bunda bir etkisi var. Mesela Deniz Gezmiş kadar ikonlaşacağından ve nice gence ilham olacağından emin olabilirsiniz. Kamuoyuna teşhir edilen korkunç ölümünün ardından ailesinin dik duruşu da bu imgeyi kuvvetlendiriyor.

Fakat neticede Hacı Birlik seçilmiş bir hedef. Seçilme nedeni de, ölüsünün ve dirisinin maruz kaldığı şiddet de bir tercih. Bu tercihin amacı da tahrik etmek.

İnfial hali zirve yapmış; barış kelamları etmek bölgede abesle iştigal olmuşken, dün gece başka bir olay oldu. Medyanın Kürt cephesine yakın kaynakları DİHA'ya dayandırdıkları haberde yine geçtiğimiz hafta sonu, bu kez Silvan'da polis tarafından öldürülen 16 yaşındaki Vedat Akcanım'ın da bir komşunun görgü tanıklığına istinaden, benzer şekilde akrep ardında sürüklendiğini bildirdiler.

Bunu öğrenmemle derin bir üzüntüye kapıldım, Vedat yakın bir arkadaşımın yeğeni. Kendisini arayıp doğru olup olmadığını sordum... Öğrendiğim, bu bilginin doğru olmadığı. "O komşunun gördüğü belki başka bir çocuktu, ama o Vedat değil. Ablamla konuştum, Vedat'ın iki kurşun yarası var, başka bir izi yok", dedi. Üstelik DİHA'yı aradığını, ama haberde bir düzeltme yapmadıklarını da bildirdi.

Vedat yeni öldürülmüş değil, 2 Ekim Cuma öldürüldü. Çocuk sokağa çıkma yasağı yüzünden günlerdir defnedilemiyor, morgda bekletiliyordu; ancak dün, 6 Ekim'de toprağa verilebildi. Zaten iddia edildiği gibi bir şey olmuş olsa, cesedindeki tahribattan bunun bugüne kadar anlaşılmaması söz konusu olabilir mi?


Olay başlı başına üzücü ve korkunçken, yalnız infial yaratmaya yönelik böyle bir haber neden yapılıyor, ya da iyice araştırılmadan yapılıyor? Başka kaynaklar çocuğun ailesiyle bile görüşmeden neden haberi derhal kopyalayıp paylaşıyorlar? Bu haberlerin aslı astarı araştırılınca ve yanlışlığı anlaşılınca, daha evvel defalarca yaşandığı gibi, haklı konumda olan insanların inandırıcılıklarının zedelendiği bilinmiyor mu?

Benim yorumum bu risk göze alınıyor, çünkü infial havası tam gaz körükleniyor, üstelik karşılıklı olarak...

Nitekim DİHA haberinin yarattığı öfke büyürken, Twitter’a düşen başka görüntüler, o haberin etkisini ortadan kaldırdı. Bismil'de dün gece Özel Harekat tarafından öldürüldüğü bildirilen 4 kişinin korkunç fotoğrafları. Bir tanesinin kafası kopmuş, patlama sonucu ya da kesilerek... Diğerinin kafatasından beyni akmış....İnanılmaz bir vahşet!

Fotoğrafları servis eden kim? Yine @J_I_T_E_M hesabı!

Devlet Tayyip Erdoğan'a küfrettiğini iddia ettiği hesapların sahiplerini şıp diye buluyor. Madem görüntülerle ilgili soruşturma açıldı, bunları servis eden J_I_T_E_M hesabı kim? Neden bulunmuyor? Demek ki bulunmak istenmiyor...

İnsanların korkunç şekillerde öldürülmelerinin, cesetlerine zulüm edilmesinin yeni ve hiç olmayan işlerden olduğunu iddia ediyor değilim. Zaten bu görüntülere ara verildiğinde, hem ırkçı hesaplardan "işte PKK leşlerine bunları yaptık" başlıklarıyla, hem de Kürt hesaplarından (ya da Kürt isimlerine sahip bazı meçhul hesaplardan) "işte iki aylık hamile eşi olan, yeni evli polisin yaptıkları!" yorumlarıyla eskiden gerçekleşen, mesela 2009'da bir askeri birlikte yine asker tarafından sürüklenen, kafası tekmelenen, gerilla cesetleri görüntüleri sosyal medya akışına giriyor.

Fakat katliam yapıp yapıp, mümkün olan en korkunç görüntülerle anında milyonlara servis etmek yeni bir âdet mesela... Gördüğüm kadarıyla gayet karşılıklı olan radikalleşme-radikalleştirme projesi başarıyla ilerliyor.

İki gün evvel Cemil Bayık'ın Anfajans'tan yayınlanan röportajında Bayık bir kez daha yineledi, aynen alıntılıyorum:

"Türk Devleti sivil halka bu düzeyde saldırırsa savaş Kürdistan'la sınırlı kalmayacak, savaş Türkiye'ye de yayılacaktır. İstanbul ve Adana'da karakollara yönelik saldırılar oldu. Bu tür eylemleri durdurduk. Ancak Türk devleti saldırılarını durdurmamakta, Kürdistan şehirlerini yakıp yıkmaktadır, bu durum karşısında gerillamız daha fazla devreye girmek zorunda kalacaktır..."

Hiç de boş bir tehdit değil bu, kimse kendini kandırmasın.

Öte yandan HDP’yi illegal konuma düşürme çabası da artarak devam etmekte. Dün İstanbul'da ve Ankara'da o kadar fazla kişi gözaltına alındı ki, neredeyse seçim kampanyası yürütecek insan kalmadı.

"Barış, müzakere, siyasal çözüm" söylemlerini dile getirmek, artık herkes için, ama özellikle HDP için çok zor. Haftabaşında Selahattin Demirtaş'ın dile getirdiği gibi, bu yaklaşım, artık, Kürt coğrafyasında büyük tepkilere yol açmakta...

Davul zurnayla, gümbür gümbür, gayet provokatif nitelikteki manipülasyonlarla bir savaşa çekiliyoruz velhasıl. Halihazırda savaş korkunç şekilde ilerliyor, fakat şahsi kanaatim odur ki göğüs göğse, boğaz boğaza, sokak sokak siviller birbiriyle vuruşmaya başlarsa, o zaman Türk'ü Kürt'ü bütün toplumu hiç kimse kurtaramaz. Bunun böyle olmayacağını, cepheyi genişletip şiddeti arttırarak devleti masaya oturtmayı ya da Kürt nüfusu külliyen sindirerek, baskıyla çatışmasızlığı sağlayacağını düşünen insanların sayısı sanıyorum bugünlerde her zamankinden çok daha fazla. Ben öyle düşünemiyorum, bence Suriye olmamız an meselesi.

Gidişatı durduracak, insanların rızasına, suçluların adalete teslim edilip cezalandırılmasına ve eğer birlikte yaşamaya devam edeceksek koşullarının neler olacağının müzakeresine dayalı bir barışa çağrı yapacak aklıselim sahibi bir hareket yok ufukta maalesef... Özellikle HDP’ye yönelik bu operasyonlar devam ettiği sürece...