Anasayfa > Güncel Yazılar > Yapay Zekânın Ekonomi-Politiği

Yapay Zekânın Ekonomi-Politiği

Emek Yıldırım

03 Eylül 2017

“Bir robot, insanlığa zarar veremez ya da insanlığın zarar görmesine seyirci kalamaz.”[1] 

Geçen haftalarda, ilk olarak, Facebook mühendislerinin üzerinde çalıştığı iki chatbotun birbirleri ile konuşmaları üzerinden yapılan bir çalışmada, kendileri dışında kimsenin anlamlandıramayacağı bir biçimde İngilizce kelimeler kullanarak geliştirdikleri bir tür dil vasıtasıyla konuştukları ve anlaştıkları haberleri tüm dünyada garip bir panik havası içinde hızla yayıldı.[2] Oysa bu çalışmadan önce, zaten yapılan/yapılmakta olan birçok yapay zekâ (artificial intelligence – AI)[3] çalışmasından da biliniyordu ki çeşitli botlar/robotlar[4] kendi dillerini yaratıp, onun üzerinden anlaşıyorlar.[5] Halbuki, esas sorun, muhabbet etmeleri değil elbet.[6] Lakin, asıl mesele, sohbetin sonunda birinin bu sohbete dair otonom bir işlem yapması ve bu işlem için dışarıdan herhangi bir müdahaleye ihtiyaç duymaması ihtimalidir. Eğer ki öğrenebilen, düşünebilen ve kendi kararlarını alıp da bunu işleme döküp, bir nevi ona verilen girdilerin ötesine adım atarak, yeni bir şeyler (veri, kavram, fikir, karar, görüş vb.) üretebilen bir zekâ mümkün kılınabiliyorsa, işte o zaman durum kötü.[7] Öğrenebilen ve yapabilen bir zekâ için bir sonrası otonom bir biçimde karar verebilmek ve yine otonom bir biçimde bunu hayata geçirebilmek ise gerçekten endişelenmeye başlayabiliriz. Çünkü burada devreye, bu gücü kimin ne için kontrol edeceği, kontrol edip edemeyeceği ve bu kontrolün etik çerçevesi meseleleri giriyor artık. Belki de geleceğe dair distopik varsayımların yapılmasına sebep olan esas kritik nokta da burada düğümleniyor.

İkinci olarak da, zamanında Facebook’ta çalışmış bir şahsın işinden ayrıldıktan sonra aldığı adada (!) Silikon Vadisi üzerine belgesel çeken BBC ekibine verdiği demeç de dünyayı yapay zekâ ve robotlarla ilgili başka bir kıyamet senaryosunun içine çekti. Şahsın apokaliptik savları ise, bir kısım insan tarafından fazlasıyla ciddiye alınırken diğer bir kısım için mizah unsuru haline geldi. Gelecek on yıllar içinde yapay zekâ ve robot teknolojisinin küresel ekonomik dengeleri tümden yerle bir ederek medeniyetin sonlanacağını ileri süren ve bir önlem olarak yaşadığı adaya bir poligon (!) sahası yaptıran bu kişiye göre, “Gelecek 30 yıl içerisinde dünya nüfusunun yarısı işsiz olacak. İşler çirkinleşebilir. Medeniyet tamamen çökebilir. O yüzden ben de buradayım. […] Teknolojik gelişmelerin sonucunda çok sayıda kişi işini kaybedecek. Bu durumun önüne geçip oluşacak sefaleti önleyecek sosyal politikalara dair ise hiçbir çalışma yok.”[8] Esasında, bu duruma dair yapılacak derinlemesine bir analiz sonucunda bunun tek kelime ile, Slavoj Zizek’in “[h]egemonyanın işleyişi, boş Evrensel'i tikel bir içeriğe ‘diker’”[9] cümlesinde de belirttiği gibi, kapitalizmin her geçen gün daha da yayılması, genişlemesi neticesinde insanlığın geleceğin belirsizliğine dair duyduğu kaygının daha da artması olarak adlandırabileceğimiz “boş Evrensel”in bugünlerde yapay zekâ tartışmalarından doğan “tikel bir içeriğe” dikilişini görmekteyiz. Bu “dikiş”e iğneyi ipliği sağlayan hegemonik ideoloji ise, kapitalizmin sonsuzluğuna duyulan inancın sonucu olarak onu medeniyet ile eşlemek ve halkların tahayyülüne bunu bu biçimde zerk etmek olarak karşımıza çıkmaktadır. Oysa, insanlığın belleğine yapılacak ufak bir referans ile, şu an insanlığın içinde bulunduğu ânın anlaşılması da daha kolay olacaktır. Çok değil bundan iki yüz, üç yüz yıl önce, 18. ve 19. yüzyıllarda ortaya çıkan Sanayi Devrimi’yle başta Avrupa olmak üzere etkileri tüm dünyayı tesiri altına alan bir değişim-dönüşüm çağının getirdiği nikbin umutların bedbaht sonuçlarla sönümlenmesinin deneyimlenmesidir belki de insanlığı günümüzde bu kadar bedbin kılan. İnsanlık âdeta, Walter Benjamin’in tasvir ettiği gibi, fırtınaya yakalanmış bir “Angelus Novus” gibi.

Bunların dışında, yapay zekânın tüm münferit, tekil/tikel avantaj ve dezavantajlarının yanı sıra daha bütüncül ve daha yapısal bir yerden bakılacak olursa, mevcut kapitalist sistem içinde teknolojinin gelişiminin kaçınılmaz olarak getirdiği/getireceği bir dönüşümden de bahsetmek şarttır. Şüphesiz ki insanların gündelik hayatlarını ciddi bir biçimde dönüştürmekte olan teknolojik gelişimin var olan üretim araçları, üretim ilişkileri ve üretim süreçleri üzerinde ciddi bir dönüşüme yol açacağı da aşikârdır. Bu bağlam dahilinde, teknolojinin hatta yapay zekâ ve robotların kapitalist sistem içinde alacakları yeni rollerinin ekonomi-politik bir analizinin yapılması ise çağın ruhunu okumak adına elbette yararlı olacaktır. Bu hususta, belki de ele alınabilecek en önemli ve en çok dillendirilen mesele ise, yapay zekâya sahip robot ve diğer makinelerin ciddi bir işsizliğe yol açacağı savıdır. Bu soruna yönelik olarak belki de ilk söylenebilecek olan da yine Sanayi Devrimi sürecinde yaşanan deneyimlerden çıkan örneklerin verilmesi üzerinden bu konunun ele alınması olacaktır. Şöyle ki, Sanayi Devrimi öncesi insanlığın yüzyıllardır kendine iş edindiği birçok meslek ya da faaliyet alanı yok olurken onların yerini zaman içinde yeni işler, yeni meslekler ve yeni faaliyet alanları almıştır. Yoğunluklu olarak at arabasının yerini otomobil/lokomotif, atölyelerin yerini fabrikalar, köyün yerini kent almıştır bu süreçte. Günümüze kadar gelen süreçte, insanlık, bazı örnekler üzerinden eski olanın tamamen yok olduğu ve yenisi ile tümden yer değiştirdiğine şahit olsa da, çoğunlukla eskinin azalarak varlığını sürdürdüğünü ama daha çok yeninin kullanım yoğunluğunun arttığını deneyimlemiştir. Gelecek günlerde insanlığı bekleyen yüksek teknolojik gelişim sürecinde de yine benzer bir durumun yaşanacağı bir ihtimaldir. Günümüzde var olan bazı işler, meslekler, faaliyet alanlarının ya etki alanları azalacak ya da yeni türden işler, meslekler ve faaliyet alanları ile yer değiştirecektir.[10] Büyük olasılıkla, yapay zekâya sahip robotlar ve/veya makineler insanların bugün yaptığı birçok işi yapar hale gelip, ya insanların faaliyet alanlarını değiştirmesine ya da yeni alanlar açılmasına ön ayak olacak bir gelişim sürecine neden olacaklardır. Bu da bazı işler, meslekler ve faaliyet alanlarından insanların çekilmesine elbet neden olacaktır. Bu durumda sürecin başlarında kısa bir süre için belki belli bir düzeyde işsizliğe sebep olsa da gerekli gelişim aşamalarının alınması veya evrimleşmesi sonucu bu durum da kuşkusuz aşılacaktır. Yani, milyonlarca dolar verip de bir ada alıp, orada inzivada kıyameti beklemek yerine, insanlık tarihindeki deneyimler üzerinden neden-sonuç ilişkisi kurabilen ve rasyonel bir biçimde mevcut sistemin yapısal mekanizmalarını analiz edebilecek daha gerçekçi bir sonuca varmak elbette mümkündür.

Diğer bir yandan da, bu husustaki esas mesele kapitalizmin dünya üzerindeki varlığı üzerinden bu durumu okumanın gerekliliğidir. Kapitalizmin doğası gereği daha fazla kâr elde etme gayesiyle sürekli olarak üretim süreci içinde emeğin verimliliğinin artması hedeflenir. Günümüzde oldukça kompleksleşen üretim sürecinin bir getirisi olan uzmanlaşma ve tikelleşmenin yanı sıra dünya sathında zamansal, mekânsal ve uzamsal bazda genişleyen piyasa mekanizmalarının artan rekabet, azalan emek verimliliği ve düşen kâr oranlarıyla baş edilmesi için makineleşmenin ivedi ve elzem bir rol üstlenerek üretim sürecine dahil edildiği görülmektedir. Lakin, kapitalizmin inşa edildiği zeminin sermaye ve emek arasındaki ilişkiselliğe dayanıyor olması ve bu ilişkiselliğin nüvesi olan artı-değeri yaratanın da canlı emek olması nedeniyle esasında makineleşme meselesi bir biçimde eninde sonunda doğası gereği kapitalizmin tıkanacağı yeri de imlemektedir. David Ricardo ve Karl Marx’ın da ele aldığı gibi; makineleşme, zaman içinde işçilerin işsiz kalmasına, yedek işsiz ordusunun kalabalıklaşması sonucu ücretlerin düşmesine, aynı zamanda birer tüketici olan işçilerin yaşam koşullarının kötüleşmesi sonucu arzın yükselişine ters oranda yeterince talebin doğmamasından kaynaklanan kâr oranlarının düşmesine ve elbette nihai olarak da ekonomik krizlerin baş göstermesine yol açacaktır. Esas olarak da, kapitalist sistemin ömrü boyunca kısa vadede işsizliğe sebep olabilecek makineleşme orta vadede ciddi ekonomik ve elbette toplumsal ve siyasal krizlere yol açacaktır. Ama yine de bugün tartışmakta olduğumuz, yapay zekâya sahip robot ve makinelerin gelecek günlerde yol açacağı öngörülen kıyamet senaryolarının bir kısmı zaten kapitalist sistem içinde ihtimal dahilinde değildir. Hatta, dünya üzerindeki eşitsiz gelişim seyrine koşut bir şekilde ortaya çıkan emek piyasalarının ulusöteleşmesi (transnationalisation of labour market) ve uluslararası emek bölümünün (international division of labour)[11] mevcudiyeti ise üretim sürecinin makineleşmesi meselesini çok başka bir boyuta da taşımaktadır. Filhakika, Marx’ın da belirttiği gibi, “sermaye aslında bir teknolojik mesele değil, sosyal bir ilişkidir.” [12]

Katil robotlar meselesi ise ayrı bir tartışma konusu bu konu dahilinde.[13] Dünyada yapay zekâ çalışmaları var ve henüz bizim anladığımız anlamda yapay zekâya sahip makineler yok. Ne kadar yakın bir vakitte de otonom zeki makineler üretilir, o da belli değil elbet. Ayrıca bu tür robotlar ve makineler var olsa bile, herhangi bir eyleminden dolayı bir makineyi suçlamak ne kadar doğrudur? Esasında katil olanlar ise robotlar değil onları bu amaç doğrultusunda üreten insanlardır. Misal, bir hata yaparsa otomatik pilotu mu suçlamaktayız acaba? Bu sebeple de, otonom hareket etsin ya da etmesin, zeki olsun ya da olmasın, robotları veya makineleri ontolojik olarak bu tür kategoriler içine koyup da bunun üzerinden doğan bir tartışma olsa olsa ya beyhude bir laf kalabalığıdır özünde ya da insanların insanlığa dair duyması gereken ahlâki sorumluluklarını üstlerinden atma çabasıdır. Diğer bir taraftan, yapay zekâ çalışmalarının da mühim bir parçası olduğu “Endüstri 4.0” olarak adlandırılan ileri teknoloji… Oysa tehlike tahmin ettiğimizden daha yakınımızda; hem de her an her yerde yanı başımızda.[14] Dört bir yanımızı çevreleyen teknolojik aygıtlar üzerinden dinleniyor, izleniyor, politik ve/veya ekonomik olarak manipüle ediliyor ve elbette daha hızlı ve daha çok tüketmeye sevk ediliyoruz. Mahremiyetimizi sadece kendi ellerimizle büyük bir şevkle kamuya açmıyoruz, aynı zamanda artık petrol sektörü kadar değerli bir alan olan bilişim sektörüne dilediğince kullanması için teslim ediyoruz fakat nerede, nasıl, niye kullanılacağı ise tamamen bizim bilgimiz dışında. Bütünlüklü bir kontrol, denetim ve tahakküm dönemine doğru hızla ilerliyoruz; hem de güle oynaya. Unutmamak gerekir ki, “kapitalizm, gölgesini satamadığı ağacı keser.”

Ayriyeten, bu bağlamda başka önemli bir soru da; yapay zekânın ve/veya robotların kullanıldığı yüksek teknolojinin kimin yararına kimin zararına olduğu ve bu durumun dünyada gerçek anlamda kaç kişinin daha iyi bir hayat sürmesine vesile olacağıdır. Gelişmiş ülkelerin kontrolü altında ilerleyen yapay zekâ çalışmalarına dair, küresel kapitalizmin tüm vahşiliği ve barbarlığı ile hüküm sürdüğü yeryüzü üzerinde sanki bütün insanlar benzer koşullarda yaşıyormuşçasına bir önkabul üzerinden kurulan cümlelerin kifayetsizliği ise ayrı bir tartışmadır. Dünya sathında hâlâ oldukça yaygın bir biçimde varlığını sürdüren yoksulluk; Batı’da obezite ve sağlıksız/dengesiz beslenme, pahalı sosyal hizmetler, bitmek bilmez bir borçlanma, kötü yaşam ve çalışma koşulları ve benzerleri olarak, Batı-dışı dünyada ise açlık, kıtlık, susuzluk, zaruri ihtiyaçların noksanlığı, hastalıklar, insanlık-dışı yaşam ve çalışma koşulları ve benzeri olarak milyonların hayatlarını şekillendirmektedir. Diğer bir taraftan, bazılarına göre, zeki robotlar veya akıllı makineler; “yoksulluk, açlık, hastalık ve diziler arasındaki uzun süreli reklamlar [!!!] gibi zor sorunların çözülebileceği düşünülüyor.”[15] Böylesine bir durumda belki de asıl mesele, insanların kendi aralarında yürütecekleri bir etik tartışmanın vuku bulmasının gerekliliğidir. Hatta, bunun yanı sıra, doğa/fen, temel ve mühendislik bilimleri felsefe ve sosyal bilimlerle -bir süredir yadsıdığı, göz ardı ettiği- ilişkiselliğini yeniden gözden geçirmelidir. Ancak böylece ortaya çıkacak muhtemel sorunlara yönelik verilecek gerekli cevapların mümkün olacağı bir zemin oluşturulmuş olur.

Sonuçta, yapay zekâ tartışmalarının yol açtığı kıyamet senaryoları iki önemli meseleyi önümüze koymaktadır. İlk olarak, insanlığın binlerce yıldır yaşadığı şu dünyaya, doğaya ve insanlara son iki yüz, üç yüz yılda verdiği zarar ortada, aşikâr bir biçimde duruyorken hâlâ insanların tehlikeyi dışarıda, yani sürecin kontrolünün kendi ellerinden çıkacağı senaryolarda görmesi hakikaten tarihin insanlığa yaptığı bir şaka gibi: Hem de kendi eli ve aklıyla ürettiği robotlar ve makinelerden. Belki de bu diğer bir yandan insanlığın -kendi benmerkezciliği/bencilliği, fütursuzluğu, hoyratlığı ve aptallığı üzerinden- kendine duyduğu özgüvensizliğin bir sonucu. İkinci olarak da, insanların, içinde yaşadığı kapitalist sistemin ebediyetini ne ölçüde içselleştirmiş olduklarını da böylesine bir konuda kapitalist sistemin ne kadar söz konusu edilip edilmemesi üzerinden anlamak mümkün olmuştur. Ayrıca, mevcut kapitalist sistemin -zamansal, mekânsal ve uzamsal kuşatıcı- hegemonik ideolojisini anlamak için ise, şu cümle oldukça yardımcı olacak cinstendir: “Google şirketinin mühendislik direktörü Ray Kurzweil, 2029 yılında insanların süper insanlara dönüşeceğini açıkladı [ve] ‘süper’ insanların daha akıllı, seksi ve güçlü olacağını iddia etti.”[16] Halbuki, Zizek’in de dediği gibi:

“Hepimiz sessizce küresel kapitalizmin kalıcı olduğunu kabullendik. Öte yandan, kozmik felaketler bizde bir saplantı halini aldı. Yeryüzündeki yaşamın bir virüs ya da dünyaya çarpacak bir asteroit yüzünden bütünüyle sona ereceğinden korkuyoruz. Asıl paradoks şu ki yeryüzündeki yaşamın nasıl son bulacağını hayalimizde canlandırmak, kapitalizmin mütevazı bir kökten değişim geçireceğini hayalimizde canlandırmaktan çok daha kolay.”

 

 

 



Bu yazının yazılması öncesinde, sürecinde ve sonrasında hem yaptığımız sohbetler hem de metnin son okuması sırasında değerli bilgi birikiminden ve fikir dünyasından katkılarını esirgemeyen sevgili can dostum -Bilişsel Bilimler Doktoru- Dr. S. Elif Gök’e teşekkürü bir borç bilirim.

 

[1] Isaac Asimov’un “Sıfırıncı Robot Yasası” (“the Zeroth Law of Robotics”, 1942).

[2] Facebook çalışmasında neler olup bittiğinin sansasyonel olmayan anlaşılabilir bir açıklaması için bkz. http://haberler.boun.edu.tr/tr/haber/canavar-robotlar-gelmeyecek-insanligi-bekleyen-asil-tehlike-issizlik. Ayrıca, bu alanın Türkiye’deki önde gelen isimlerinden biri olan Prof. Dr. Cem Say’ın şu konuşması da tavsiye edilir: http://medyascope.tv/2017/08/10/eksik-olan-48-cem-say-ile-yapay-zeka/

[3] “Artificial Intelligence” (Yapay Zekâ) terimi ilk olarak 1956 yılında Darthmouth Konferansı’nda John McCarthy tarafından kullanıldı. Yapay zekâ araştırmalarının tarihsel temelini oluşturan fikirler ve çalışmalar ise çok daha eskiye dayanmaktadır. Bkz. https://aitopics.org/misc/brief-history.  

[4] “Robot” kavramını yaratan kişi Çek bilimkurgu yazarı Kavel Čapek’tir ve bu kelimeyi ilk olarak R.U.R. (Rossum's Universal Robots/ Rossum’un Evrensel Robotları, 1920) adlı eserinde kullanarak sözcük dağarcığımıza katmıştır. İşin ilginç tarafı ise, “robot” sözcüğü Eski Slavcada “zorla çalışma, angarya, hizmet, kulluk” anlamına gelen “rabota” kelimesinden gelmekte ve aynı zamanda “rabota” (работа) kelimesi mesela Rusçada da “iş, çalışma(k)” manasına gelmektedir.

[6] İsterseniz sizinle de muhabbet ederler. İngilizce konuşmak için geliştirilmiş bir örneği için bkz. http://alice.pandorabots.com/.  

[7] Burada bahsettiğimiz “zekâ”nın artık özel ve görece sınırlı alanlarda işleyen değil de, “genel yapay zekâ”ya ya da “insan seviyesinde yapay zekâ”ya tekabül ettiğine dikkat edilmesi gerekiyor. Böyle bir yapay zekânın mümkün olup olamayacağı tartışmaları da güncelliğini koruyor. Bu bağlamda klasikleşmiş ve günümüz tartışmalarının çoğunun da temelini oluşturan bir tartışma için bkz. A. Turing, 1950, “Computing Machinery and Intelligence”, Mind, LIX: 433-460 (http://www.loebner.net/Prizef/TuringArticle.html) ve J. Searle, 1980, “Minds, Brains and Programs”, Behavioral and Brain Sciences, 3: 417-424. (http://cogprints.org/7150/1/10.1.1.83.5248.pdf).

Daha fazla tartışma içinse bkz. http://debategraph.org/Stream.aspx?nid=75&vt=bubble&dc=focus.

[9] Slavoj Zizek, 2011, Kırılgan Temas, T. Birkan (çev.), Metis Yayınları, s. 260.

[11] Bkz. Guido Starosta, 2016, “Revisiting the New International Division of Labour Thesis”, Rethinking the New International Division of Labour: Global Transformations and Uneven National Development, G. Charnock & G. Starosta (ed.), Palgrave Macmillan Publishers; Özgür Narin, 2010, “Adam Smith ve Marks’ta Emek Bölümü ve Teknoloji”, Politik İktisat ve Adam Smith, H. Kapucu vd. (ed.), Yön Yayınları, s. 234-236.

[12] Bkz. Erinç Yeldan, “Küresel Kapitalizmin Yanıtlayamadığı Sorular”, Cumhuriyet, 28 Haziran 2017, http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/769440/Kuresel_kapitalizmin_yanitlayamadigi_sorunlar.html.

[15] Bu tür bir cümle, ironik bir biçimde dünya üzerinde insanların dertlerinin sosyo-ekonomik/sınıfsal açıdan ne kadar farklılaştığını/farklılaşabileceğini göstermesi bağlamında alıntılanmıştır. Bkz. http://www.businessht.com.tr/teknoloji/haber/1050834-yapay-zeka-insanlik-icin-tehdit-mi.

[16] Dünya üzerindeki tek derdimiz “daha akıllı, daha seksi, daha güçlü” (!) olmak zaten. Bkz. http://www.milliyet.com.tr/2029-da-super-insan-olacagiz-dunya-2415723/.