Anasayfa > Güncel Yazılar > Tuhaf Neşe

Tuhaf Neşe

Sebahattin Şen

18 Ocak 2019

Gilles Deleuze, İki Konferans[1] isimli risalesinde sanat, felsefe ve bilim arasında minimal olduğu ölçüde güçlü bir ayrıma gider. Buna göre felsefe kavramlar üzerine düşünmek değil, kavramlar yaratma etkinliğidir. Bilim, fonksiyonlar icat eder ve onları ilişkilendir. Sanat ise duyumlar, duygulanımlar ortaya çıkarır. Bu üç etkinliğin de iletişim veya enformasyonla ilgisi yoktur. Sinema, duygulanımları hareket, zaman ve imaj bloklarıyla yaratır. İzleyende varoluşa dair etkili duygulanımlar, duyumlar ortaya çıkarabildiği ölçüde bir film güçlü olarak nitelenebilir. Bu tür filmler farklı zamanlarda yaşamış izleyicilerde farklı ya da benzer duygulanımlar ürettiği ölçüde “zamansız filmler” olarak düşünülebilir. Neoliberalizmin yıkıcı etkilerinin belirginleştiği 2000’lerin başında yapılmış, işçilerin dönüşen ve yok olan yaşam kültürlerine dair bir fikri barındıran ve izleyicide güçlü duygulanımlar yaratan The Navigators (Demiryolcular), ve Los lunes al sol (Güneşli Pazartesiler) bu türden filmlerdir.

Neoliberal ekonomik politikalar, 1970’lerdeki ekonomik ve siyasi krizlerle birlikte kapitalist sistemin kendini yeniden düzenleme ve yapılandırma süreçlerine işaret eder. Bu yeniden düzenleme ve yapılandırma süreçleri sadece ekonomi-politik bir çerçevede işlememiş, etkileri güçlü bir şekilde devam eden toplumsal ve kültürel bir dönüşüme de yol açmıştır. Fordist üretim bandından ve tam zamanlı çalışmadan, post-fordist esnek üretim ve kısmi zamanlı çalışmaya geçiş, refah devletinin sermaye lehine yeniden düzenlenmesi, finans kapitalin yaygınlaşması, kamuya ait işletmelerin özelleştirilmeleri gibi politikalar kapitalist sistemi yeniden yapılandıran neoliberal uygulamalardır. Sermayenin, kapitalizmin yapısal krizlerinden en az hasarla çıkmasına yönelik bütün bu uygulamalar işçilerin, işsizlerin ve yoksulların aleyhine yapılan düzenlemeler olmakla birlikte, emeğin ve sermayenin zamanlarını, mekânlarını ve anlamlarını dönüştüren süreçlerdir.

2000’lerin hemen başında, bir yıl arayla, Avrupa’nın iki farklı ülkesinde -İngiltere ve İspanya- yapılmış iki filmde neoliberalizmin ortaya çıkardığı toplumsal, kültürel ve ekonomik görünümler beliriyor. İlki, 2001 tarihli Ken Loach’un Demiryolcular, ikincisi ise Fernando León de Aranoa’nın 2002’de yapılmış Güneşli Pazartesiler filmi. Her iki film, neoliberal politikaların işçilerin yaşamları üzerinde yarattığı tahribatı resmetmekle birlikte, sinematik anlatımın imkânlarıyla neoliberalizmin daha kritik bir dönüşüme yol açtığını gösteriyor: Neoliberalizm aynı zamanda kapitalizmin öznellikleri dönüştüren ve üreten yeni bir evresidir. Öznelliklerin neoliberal dönüşümü kuşkusuz “kansız” olmuyor. Başka bir ifadeyle öznelliklerin kapitalist yeniden üretimi siyasal, ekonomik ve sembolik bir şiddetle çerçevelenen bir sürecin sonucudur. Sembolik şiddetle sarmalanmış bu dönüşümü, minimal bir anlatımla, sinemanın estetik imkânlarını ihmal etmeden ve aynı zamanda didaktik bir dile düşmeden hikâyeleştirmeleri filmlerin gücünü oluşturuyor. Zamanı, mekânı, duyguları, bedenleri şiddet ilişkileriyle yapılandıran bu dönüşümün hikâyesinin sanatsal dışavurumları olan filmler, aynı zamanda neoliberalizmin teorik analizlerinin sınırlarına işaret ediyor.

“İşçi sınıfının şairi” olarak nitelenen Ken Loach’ın The Navigators (Demiryolcular) filmi, alışkanlıklarıyla, aksanlarıyla, kendi aralarındaki ilişkileriyle, bedenleriyle, kısacası bir bütün olarak habituslarıyla demiryolu işçilerinin sadece işten değil, bir yaşam kültürü olarak işçi sınıfından çıkarılma sürecinin hikâyesidir. Devlete ait demiryollarının özelleştirilmesiyle tam zamanlı ve güvenceli işçilerden, farklı şirketler için kısmi zamanlı ve güvencesiz çalışan “işçi”lere dönüşümün bu hikâyesinde, özelleştirmelerin işçilerin ilişkilerinde, bedenlerinde ve yaşamlarında ortaya çıkardığı etkiler ve yol açtığı tahribatlar görünür oluyor. Bununla birlikte Demiryolcular’ı, özelleştirmelerin, neoliberal politikaların sadece bir veçhesi olduğunu, neolibreal ideoloji ve pratiklerin esasında, çalışmanın, işin ve dolayısıyla öznelliğin yeniden düzenlendiği Foucault’un tabiriyle bir yönetimsellik biçimi olduğunu gösteriyor.

Demiryolcular, Ken Loach, 2001.

Geleneksel işçinin ve onun yaşam kültürünün parçalanmasına, yitip gitmesine yakılan bir ağıt gibi olan filmde, bir yönetim pratiği olarak neoliberalizmin ve onun bir başka veçhesi olan post-fordist üretim ilişkilerinde dönüşen bir başka mefhum da zaman oluyor. Zaman artık refah devletinin güvenceli işçisinin fabrika-iş zamanı ile ailesine, kendisine ayırdığı boş zaman arasında bölünmüyor. Zamanın, iş zamanı ve boş zaman olarak birbirinden ayrılmadığı ve bütün zamanın sermaye tarafından kolonize edildiği bir zaman var artık. Zamanın, mekânın ve işin dönüştüğü bir evrende işçi öznelliğinin değişmeden kalması düşünülemez. Ve film bize bu dönüşüm süreçlerinin, esasında bedenlerde, ilişkilerde, duygularda izi sürülen bir şiddet hikâyesi olduğunu gösteriyor.

Bir kültür, yaşam ve habitus olarak işçi sınıfının dönüşümünün, geleneksel anlamıyla yok oluşunun hikâyesi olan Demiryolcular’ından bir yıl sonra yapılan Güneşli Pazartesiler bir grup tersane işçisinin işten çıkarıldıktan sonraki zamanlarının, yani işsizlik hallerinin hikâyesidir. Demiryolcular’ın, karakterlerin içsel yaşantılarına çok yaklaşmayan “kolektif” kamerasına kıyasla Güneşli Pazartesiler’de kamera “kolektif” olandan “kişisel” olana gidip geliyor. Başka bir deyişle Güneşli Pazartesiler, bir taraftan işten çıkarılmış işçilerin kaygılarına, korkularına, küçük sevinçlerine, kısacası tekilliklerine yakından bakıyor, diğer taraftan Demiryolcular’ın güçlü bir şekilde gösterdiği gibi, işçilerin yaşadıkları sorunlarla, paylaştıkları duygular, fikirler alışkanlıklarla ve sahip oldukları habituslarıyla ortak bir yaşam ve kültürü deneyimlediklerini gösteriyor. Demiryolcular, bu ortak yaşam kültürünün işin dönüşümüyle parçalandığını, Güneşli Pazartesiler ise bunun işsizlikle dönüştüğünü, parçalandığını gösteriyor. Kapitalizmin ürettiği bir olgu olarak işsizliğe, neoliberalizm, emek zamanını, çalışmayı ve işi radikal ve yıkıcı bir şekilde dönüştürmeyi ekliyor.

Güneşli Pazartesiler, Fernando León de Aranoa, 2002.

Neoliberal politikalar bir taraftan işçinin, çalışmanın anlamını ve zamanını dönüştürürken diğer taraftan işsizliği yaygınlaştırıp mekânı dönüştürüyor. Kapitalist bir evrende işsizliğin ortaya çıkardığı etki ve zaman ikilidir: Zaman, işsizliğin, yani güneşin görüldüğü pazartesilerin aylak zamanı ile sıkıntının ve yoksulluğun acılı zamanı arasında bölünmüştür. Dolayısıyla Güneşli Pazartesiler’in işten çıkarılan işçileri açısından zaman dönüşmüştür. Bir taraftan işsiz kalındığı için sıkıntı veren ama diğer taraftan aylaklık imkânı yaratan bir zaman. Mekân ise kapatılan tersanenin yerine yapılacak olan büyük otelle dönüşecek. Kentsel, kamusal mekânları, soylulaştırma adı altında rant alanlarına dönüştürme neoliberalizmin başlıca icraatlarından biridir. Güneşli Pazartesiler, işçiler için işsiz kalmanın yarattığı tahribatı, ortaya çıkardığı yıkıcı etkileri ve yoksullaşmayı resmediyor. Ama filmin karakterlerini sarmalayan atmosfere ve izleyiciye yayılan tuhaf bir neşe de var. Demiryolcular’da filmin başlarındaki işçilerin ortak neşesi, Güneşli Pazartesiler’in işten çıkarılmış işçilerinin bütün zamanına yayılmış sanki. İşsizliğin, işten çıkarılmanın ortaya çıkardığı tahribatlar, yol açtığı gerçek ve sembolik şiddetten arta kalan, ondan kurtarılmış neşe. Karıncaların telaşlı çalışmasından değil, ağustos böceğinin sesinden ve pazartesilerin güneşinden gelen tuhaf neşe.



[1] Gilles Deleuze, İki Konferans, 2003, Norgunk Yayınları.


film Ken Loach neoliberalizm