Anasayfa > Güncel Yazılar > Azınlığın Çoğunluğa Galibiyeti?

Azınlığın Çoğunluğa Galibiyeti?

Mahir Fırat

08 Mart 2019

Az… Çok… Galibiyet… Bu üç kelimenin yan yana gelmesiyle -insanın güç ile ilişkisinden dolayı- galibiyet genellikle çoğunluğun tarafında görülür. Çünkü yaygın kanı çoğunluğun gücü, gücün galibiyeti getireceği üzerinedir. “Azınlığın çoğunluğa galibiyeti” bu kanının aksini iddia ettiği için söz diziminin sonundaki soru işaretiyle beraber aslında bizi bir dizi soru bekliyor; azınlık çoğunluğa nasıl galip gelir? Az olan çok olanla baş edebilir mi? Ya da güç her zaman çoğunluğun yanında mıdır? Yoksa çoğunluk gücün olduğu yerde mi birikir? Bu soruların cevabından çok sorulduğu alan önemli. Çünkü farklı alanlarda farklı cevaplar verebiliriz. Bu yüzden az ve çok arasındaki ilişkiyi niceliksel ve özsel olarak iki farklı alanla ilişkilendirelim: mimari ve mitoloji…                                                          

***

“Az çoktur” minimalist mimarinin sloganı ve esasında Rober Browning’in “Andrea del Sarto” adlı şiirden alıntı.

Alman mimar Mies van der Rohe bu sözü bir söyleşi sırasında yetinmenin, az olana kanaat ederek çoğu elde etmenin bir karşılığı olarak kullandı. Bu vazgeçişin, vazgeçiş ile yaşamı sürdürmenin kimliği haline gelerek, güzelliğin ancak elzem olmayan şeylerin reddedilmesiyle ortaya çıkacağını ifade ediyordu. Sade olanı yücelten ve ekonomik krizle beraber ahlâkçı bir tutumla yeniden savunulan bir ifade… Pier Vittorio Aureli Az Yeterlidir[1] kitabında az çoktur sloganının ve bu slogan çevresinde gelişen minimalist mimarinin altını eşelerken, asketizm ile bir ilişki kurar ve bu ilişkinin kapitalist sistem içerisindeki dönüşümünü göstermeye çalışır. Manastırlardan Co-op Zimmer projesine kadar mimari tasarımları inceler. Bu slogana ve asketizmdeki sapmaya  itiraz eder:

“Minimal tasarım, dizginlemenin ahlaki buyruğundaki dönüşümden, kolayca ayırt edilebilir bir estetiğe evrildi. Bunun en bariz örneği, minimal mimari örneği yelpazesi lüks villa ve butiklerden Çek Cumhuriyeti’ndeki Nový Dvůr Manastır’ına kadar uzanan John Pawson’ın mimarlığı. Pawson’ın yalnızca alçı sıvalı duvarlarından ve basit şekillerden müteşekkil mimarlığı, kendisini kazara basmakalıp ilan edecek kadar minimal. Aynı zamanda minimalist tasarımın en okkalı eleştirilerinden biri olan komik söyleşide, Pawson’ın manastırında yaşayan bir keşiş, proje siparişinin bir başka keşişin tasarımını İngiliz mimarın yaptığı New York’taki Calvin Klein mağazasını görmesi üzerine verildiğini açığa vurur. Keşiş, gördüğü manzara karşısında mest olmuştur: ‘Öylesine saftı ki gözünüzü üzerinden alamıyordunuz, alışverişin din mertebesine erişmiş haliydi. Düşündük ki, eğer modanın yerine Tanrı’yı koyarsak, burası harika bir manastır olur.’ Burada asketizmin ikiyüzlü bir karikatüre dönüştürmenin ne kadar da kolay olduğunu görüyoruz. Asketik dizginleme, pazarlama ile rahatlıkla yer değiştirebilir […]”[2]

Peki asketizm nedir? Asketik kelimesi Yunancadan askētikós (ἀσκητικός) geliyor ve talim etmek, egzersiz etmek, bir disipline uymak anlamlarını taşıyor.[3] İngilizcede ise ascetic, yani maddi dünyadan elini çeken kimse. Diğer karşılıkları ise çilecilik, zahit, imtina... Bu kelimeler tek yönlü, yani sadece dünyadan vazgeçmek ve yüzünü dünyadan çevirmek için bir öz-denetim kurmak, disipline olmak karşılığında kullanılıyor. Fakat Max Weber Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu’nda asketizmi iki ayırır: dünyevi ve uhrevi. İlki dünyadan vazgeçmek anlamını taşırken ikincisi kendini dünyaya adamak anlamı taşır. İkincisini, yani uhrevi asketizmi Weber kapitalizm etiğinin başlıca kaynaklarından biri olarak görür. Kapitalizmden nasibini alan asketizm artık manevi bir yolculuk için yetinmenin değil, endüstrinin bir kuklası olarak varlığını korur.

Az çok olana galip gelemez: “(…) ‘az çoktur’ sloganı, olsa olsa gün geçtikçe istikrarsızlaşan durumumuzun müstehzi bir yorumu olarak tınlar: çünkü biliyoruz ki az yalnızca azdır ve bunun romantikleştirecek hiçbir yanı yoktur.”[4]                                                                                 

***

Prometheus… Ateşi, yani bilgiyi insana taşıyan ve bu uğurda her gün ölen Prometheus… İnsanın yanında, tanrıya karşı olan Prometheus… Zeus’un kudretini alaşağı eden Prometheus… Azınlığın ve yalnızlığın temsili. Ama aynı zamanda bilginin ve aklın. Zeus-Prometheus çatışması temelde akıl gücü ile kaba gücün çatışması. Bir yandan da azınlığın ve çoğunluğun çatışması. Güçsüz görünen ile güçlü görünenin çatışması… Peki nasıl başlar bu başkaldırı? Bir diğer ifadeyle politik dram…

Prometheus titanların soyundan gelir ve trajik kadere yazgılı dört kardeşten biridir (diğer kardeşler; Atlas, Menoitios ve Epimetheus). Zeus bu dört kardeşi kendi gazabına mahkûm kılar. Birini dünyanın ucuna dikip gök kubbesini omuzlarına yükler, birini yıldırımla çarpar ve yeraltına kapatır, birine bir kadını musallat eder ve son olarak Prometheus’u zincirlerle sütuna bağlar ve karaciğerini her gün bir kartala yedirir…

Bu gazabın ve şiddetli cezaların başlıca nedeni bu dört kardeşin akıldan pay almaları, üstün olmaları ve Zeus’a karşı gelmeye çalışmalarıdır. Fakat akıl Zeus’un elindedir, dünya hükümranlığını bu güçle elde etmiştir. Elindeki gücün karşındaki hiç kimsede görmek istemez. Promethes Zeus’un bu zaafını sürekli kullanır ve Zeus’u öfkelendirir. Titanların intikamını almak ve insanların egemenliğini sağlamak istemektedir. Ve tanrılar tanrısı Zeus’tan ateşi çalıp insanlara verir.

Zeus bu durum karşısında kaba kuvvete başvurur ve Prometeus’u en ağır şekilde cezalandırır… Ölümsüz Prometheus her gün ölür. Bu ağır cezayı göze alarak yapmıştır her şeyi:

“Ama neler söylüyorum, her şeyi önceden bilmiyor muydum?

Hepsini biliyordum başıma geleceklerin.

Ama ben biliyordum başıma gelecek olanı:

Bile bile, isteye isteye suç işledim.

Payıma düşeni gönül ferahlığıyla taşımalıyım,

Kaderin önüne durulmaz, bilmeliyim bunu.

Bana gelince ben bu çileme katlanacağım.”[5]

Herkesin boyun eğdiği Zeus’a başkaldıran yalnızca Prometheus’tur. Bu başkaldırı özgürlük içindir.

Bu kavga bir özgürlük- kölelik kavgasıdır. Peki özgür olan kimdir? Köle olan kimdir?

“Zeus bütün kurbanları, uşakları, dalkavuklarına karşın bir çocuk gibi zayıf ve çaresizdir: Onu yıkımdan kurtaracak tek kişi akıl gücünün taşıyıcısı Prometheus’tır. Zeus tutukladığı düşmanının elinde tutukludur aslında.”[6]

Bu gücün karşısında yalnız duran Prometheus aynı zamanda insana kazandırdıklarıyla, azınlığın çoğunluğa galibiyetinin temsilidir:

“Ne bilimler, ne sanatlar daha çıkardım!

En önemlilerinden biri de şu:

İnsanlar hasta düştükleri zaman

Ölüp gidiyorlardı devasızlık yüzünden;

Ne yiyecekleri şeyi biliyorlardı

Ne içecekleri, ne de sürünecekleri şeyi.

Ben öğrettim onlara otları birbirine karıştırıp

Bütün hastalıklara karşı ilaçlar,

Cana can katan merhemler yapmasını.

[…]

Ben oldum insanlara ilk öğreten

Duyulan seslerde, yol rastlantılarında

Olacakların belirtisini görmeyi.

[…]

Uzun lafın kısası şunu bilmiş ol:

Bütün sanatları Prometheus verdi insanlara”[7]                                                                      

***

Az… Çok… Galibiyet. Bu üç kelime söz konusu olduğunda galibiyet her zaman çoğunluğun yanında değildir.

Az ve çok öncelikle miktar bildirir ve öz ikinci planda kalır. Neyin azı ve neyin çoğu? Bu sorunun cevabı galip geleni belirleyecek ilk adımdır. Akılla var olmuş bir azınlık, kaba kuvvetle var olmuş bir çoğunluğa galebe çalar.

Çünkü akıldan yoksun hiçbir çoğunluk ve güç sürekliliği sağlayamaz. Akılla yoğrulmuş azınlığa…

Prometheus bize umut bıraktı…

Azgın devlere karşı

Kim yardım etti bana?

Kim kurtardı beni ölümden,

Kim kurtardı beni kölelikten?

Şu benim yüreğim değil mi,

Kutsal bir ateşle yanan yüreğim

Her işi başarmış olan?

O değil mi coşup taşarak,

Yukarıda uyuyanı aldatarak

Başımı beladan kurtaran?

Sen yoksa beni

Yaşamaktan bıkar mı sandın?

Kaçak çöllere gider mi sandın

Açmıyor diye

Bütün düş tomurcukları?

Bak işte yerli yerimdeyim;

İnsanlar yetiştiriyorum bana benzer:

Bütün bir kuşak benim gibi,

Acılara katlanacak, ağlayacak

Gülecek sevinecek,

Ve aldırış etmeyecek sana

Benim gibi!

(Goethe, “Prometheus”, çev. Sabahattin Eyüboğlu)



[1] Pier Vittorio Aureli, Az Yeterlidir: Mimarlık ve Asketizm Üzerine, Lemis Yayınları, 2016.

[2] A.g.e.

[3] Sevan Nişanyan, Nişanyan Sözlük, Liber Plus Yayınları.

[4] Pier Vittorio Aureli, Az Yeterlidir.

[5] Aiskhylos, Zincire Vurulmuş Prometheus, çev. Azra Erhat, Sabahattin Eyüboğlu, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

[6] Zincire Vurulmuş Prometheus’a Azra Erhat’ın Önsöz’ü.

[7] Zincire Vurulmuş Prometheus.


asketizm azınlık çoğunluk Prometheus