Yeşaya’nın Kehaneti

Benjamin Netanyahu, Gazze bombardımanını başlatırken, bu savaşın sonunda Yeşaya’nın[1] kehanetinin gerçekleşeceğini söylemişti. Kastettiği, Eski Ahit’te Yeşaya kitabındaki şu dizeler: “Ülkende şiddet, sınır boylarından soygun ve yıkım haberleri duyulmayacak artık. Surlarına Kurtuluş, kapılarına Övgü adını vereceksin” (Yeş.60:18).

İsrail’in Gazze bombardımanı ve işgaliyle bu kehanetin gerçekleşmeyeceği açık. Sınırlarınızı ne kadar genişletirseniz genişletin, insanlara eziyet etmeye, onlara büyük acılar çektirmeye devam ettiğiniz sürece sınırlarınızın öbür tarafında düşmanlık gelişir, ilk fırsatta “şiddet” olarak sizin tarafa geçmeye gayret eder.

Eski Ahit’te saldırgan bir ideolojiyi benimsemiş olanların kullanabilecekleri bazı ifadeler var, ancak Yeşaya’daki mesajlar barışı adaletle ilişkilendiriyor. Bu nedenle Netanyahu’nun yaptıklarına gerekçe olabilecek özellikte değiller.

Eski Ahit’in eksen olarak benimsediği “ahit” teması, Tanrı’nın Nuh ve oğullarıyla bütün insanlığı kapsayan bir anlaşma yapmasıyla başlıyor. Buna göre, “Canlıları yok edecek bir tufan bir daha olmayacak”. Daha sonra Tanrı, Avram’la (İbrahim’le) Mısır Irmağı’ndan Fırat Irmağı’na kadar olan toprakları onun soyuna vereceğine dair bir antlaşma yapıyor.[2] Yasa’nın Tekrarı kitabında İsraillilerin söz konusu toprakları ele geçirmeleri için burada yaşayan halklarla savaşmaları, yerleşecekleri şehirlerde etnik temizlik yapmaları mesajları verilmiş.[3] Tanrı bazen muharebe meydanına da gelerek, savaşları İsraillilerin kazanmasını sağlıyor. İsrail halkının Tanrı’nın isteğini yerine getirmek için kutsal amaçlarla savaştıklarına dair bu anlatılar, kuzeyde Samiriye merkezli İsrail, güneyde -Davut’un fethinden sonra- Yeruşalim (Kudüs) merkezli Yehuda krallığı kurulmadan önceki dönemle ilgili ve anlatılan olaylardan çok daha sonraki bir tarihte yazılmış oldukları düşünülüyor. Bir şehir devletine, dolayısıyla düzenli orduya sahip olmayan bir topluluğun kitlesel imha gerçekleştirecek gücünün epey kısıtlı olduğu tahmin edilebilir.

Hitit İmparatorluğu’nun çöküşünden sonra, Mısır ve Anadolu arasındaki bölgede kurulan şehir krallıkları bir süre bağımsızlıklarını koruyorlar. Ancak Yeni Asur devleti güç kazanınca bölgede hakimiyetini genişletiyor, İ.Ö. 738’de İsrail ve Yehuda krallıklarını da vassal haline getiriyor. İsrail ve Yehuda krallıkları Davut döneminde bir süre birleşiyorlar, öncesi ve sonrasında, Yeşaya’da da bahsedildiği gibi, sık sık çatışma içinde olmuşlar.[4] İ.Ö 725’te Asur Samiriye’yi kuşatıyor, İsrail kralının Mısır’dan yardım talep etmesi ve almasına rağmen İ.Ö.722’de şehir düşüyor, İsrail krallığı yıkılıyor. Asurlular, bölgede izledikleri politika uyarınca halkın bir bölümünü kuzeye sürüyor, başka bölgelerden insanları buraya iskân ediyorlar.

Yeşaya kitabında bu felaket, Tanrı’nın günahlarından dolayı cezalandırmak için Asur’u “tanrısız ulus” dediği İsrail üzerine saldırtması olarak anlatılmış ve anlamlandırılmış. Tanrı Asur’u “öfkemin değneği” olarak tanımlamış.[5]

Eski Ahit’te daha ayrıntılı biçimde anlatılan ve daha ağır sonuçları olan olay, yeni Babil İmparatorluğu’nun İ.Ö. 586’da Yeruşalim’i işgal etmesi, Süleyman’ın yaptırdığı tapınak dahil büyük bir yıkım gerçekleştirmesi, elit kesimin Babil’e sürgün olarak götürülmeleri.

Bu felaket de, Yeşaya’dan bir sonraki Yeremya kitabında, Asur’un İsrail Krallığı’nı işgaline benzer biçimde anlamlandırılmış. Günahlarından dolayı cezalandırmak için Tanrı Yehuda’yı “kulum” dediği Babil Kralı Nebukadnessar’a yetmiş yıllığına teslim etmeye karar vermiş. Kral ve çevresi Babil’e sürgüne yollanacak, Yehuda’nın değerli eşyaları gasp edilecek. Yeremya peygamber Babil Kralı’na direnilmemesi uyarısı yapıyor. Babil Kralı’na kulluk edenler kendi ülkesinde kalacak, “toprağını işleyecek, orada yaşayacak”. Sürülenlere ise sürüldükleri kentin esenliği için çalışmaları telkin ediliyor, zamanı gelince Tanrı onları kurtaracak, geri getirecek.[6]

Bu olaylar 2. Krallar kitabında da günahlarından dolayı İsrail ve Yeruşalim halklarının cezalandırılması olarak anlatılmış, ancak Asur ve Babil saldırılarının vassallık ilişkisi ile ilgili ihtilaflardan kaynaklanmış olduğuna dair ifadelere de yer verilmiş.[7]

Sonraki bir tarihte yazıldığı düşünüldüğünden İkinci Yeşaya olarak adlandırılan, kırkıncı paragrafla başlayan bölümde Tanrı’nın Babil devletini cezalandırmak ve oradaki Yeruşalim sürgünlerini özgür kılmak için, “O çobanımdır,” dediği Pers Kralı Koreş’i kullandığı anlatılıyor.[8] İ.Ö. 539’da Pers İmparatoru II. Cyrus (Keyhüsrev) Babil devletini yıkıyor, sürgündeki Yehuda halkının Yeruşalim’e dönmelerine izin veriyor ve Süleyman’ın tapınağının yeniden inşasını destekliyor.

Uzun bir zaman sürecinde yazılmış olan Eski Ahit metinleri farklı tarihlerde gözden geçirilip derlenmişler. İç içe geçmelerin olduğu da anlaşılıyor. Örneğin Yeşaya’da Tanrı’nın kozmik bir yaratık olan deniz canavarını (Livyatan) öldürmesiyle ilgili satırlar,[9] belli ki çok daha eski döneme uzanan mitolojik anlatılardan miras kalmış. Metinlerin çok daha baskın biçimde yansıttıkları, bölgede yaygın ve köklü olan birden fazla tanrıya, ilaha tapınma geleneği. Yahve inancının ilk biçimi bir tanrıya sadakat gösterilmesini gerektiren, ancak başka tanrıların var olduklarını da reddetmeyen henodeizm (henotheism) olarak tanımlanıyor.

Krallıklar döneminde Yeruşalim’de ve Samiriye’de başka tanrılara tapınma âdetinin devam ettiğini, Eski Ahit’te başka tanrılara da tapıyor olmanın Yahve ile yapılan antlaşmanın ihlali, Tanrı’nın İsraillileri cezalandırmasının gerekçesi olarak gösterilmesinden anlıyoruz. Eski Ahit’te çeşitli dönemlerde krallık yapmış olanlar başka tanrılara sunak yapılmasına, putların varlığına izin vermekle suçlanıyor. Örneğin İsrail dini için son derece merkezî bir işlev gören tapınağı yaptırmış olan “bilge” kral Süleyman, farklı tanrılara tapan eşleri için de sunak yaptırdığından Tanrı’dan uzaklaşmakla itham edilmiş.[10] Güçlü devletler de denetim altına aldıkları halklardan tanrılarını inkâr etmelerini istemiyorlar, ancak onları kendi baş tanrılarını (Asur’da Aşur, Babil’de Marduk) en güçlü tanrı olarak kabul etmeye zorluyorlar.

Asur ve Babil işgallerinin gölgesinde yazılmış olduğu anlaşılan İkinci Yeşaya, Eski Ahit’te, İsrail halkının tanrısının ezelden beri tek tanrı olduğunun, bütün evreni yarattığının ve her şeye kadir olduğunun en güçlü biçimde vurgulandığı bölüm.

Yeşaya’da ve sonraki kitaplarda, Asur ve Babil imparatorlukları karşısında alınan ağır yenilgilerin, Tanrı Yehva’nın İsrail ve Yehuda halklarını günahlarından dolayı cezalandırılması olarak anlamlandırılması, yabancıların tanrılarının daha muktedir olarak kabul edilmesinin ve böylelikle kültürel/ideolojik olarak da yabancı güçlerin hakimiyeti altına girilmesinin önüne geçmek için de önemli. İnanç temelli etnik kimliğin, işgallere, sürgünlere rağmen korunmasını sağlamış olan bu inanış, daha önceki, İsrail halkının Tanrı’nın isteği ile savaşa girdiği, Tanrı’nın desteğiyle zaferler kazandığı şeklinde savaş için motivasyon sağlayan anlatılardakinden farklı bir Tanrı kavramlaştırmasını da beraberinde getiriyor. Sadece İsrail halkına yardım etmekle kalmayıp, Asur’a, Babil’e ve Perslere zafer kazandıran, onları yönlendiren, daha sonra (ilk ikisini) cezalandıran kadiri mutlak Tanrı’nın evrensel olma niteliği öne çıkmaya başlıyor, Tanrı bu vasfıyla bütün uluslara esenlik vaat ediyor. Yeşaya’da, Tanrı’nın cezalandırdıktan sonra Mısır halkını kurtaracağı, “kendini Mısırlılara tanıtacağı”, onların da “O’na tapınacakları” bildiriliyor. Mısır, Asur ve İsrail arasında sağlanacak barışla Tanrı “dünyayı kutsayacak”; “Her şeye egemen Rab bu dağda bütün uluslara … zengin bir şölen verecek. Bütün halkların üzerindeki örtüyü bu dağda kaldıracak”; Tanrı’nın evine “bütün ulusların evi denecek”.[11]

Tanrı’nın evrensel olma niteliği İsrail ve Yehuda halklarıyla yapmış olduğu antlaşmanın ortadan kalkması anlamına gelmiyor. Tersine bu antlaşma kapsamında İsrail halkı bütün insanların kurtuluşuna hizmet eden bir tür aracı işlevi görecek. “Kulum olman yeterli değil. Seni uluslara ışık yapacağım. Öyle ki, kurtarışım yeryüzünün dört bucağına ulaşsın.”[12]

İsrail ve Yehuda halklarının başka ulusların işgaline maruz kalmalarının Tanrı’nın günahlarından dolayı İsrail ve Yehuda halklarını cezalandırması olarak anlamlandırılması, Tanrı’nın temsil ettiği ve Tanrı’dan beklenen adalete sosyal bir içerik de kazandırmış. Artık Tanrı ile yapılmış olan ahdin ihlali sayılan davranışlar başka tanrılara da tapmaktan ibaret değil. Bunun yanı sıra, bazen bundan daha fazla öne çıkan, adil olmama ve zayıfın ezilmesi.

Yeşaya, “Adaleti gözetin, zorbayı yola getirin, öksüzün hakkını verin, dul kadını savunun” mesajıyla başlıyor. Ancak, Yeruşalim kenti “katillerle dolmuş”, yöneticiler hırsızlarla işbirliği yapıyor, “rüşveti seviyor”, öksüzü, dulu korumuyorlar.[13] Sosyal adaletsizliği güçlü biçimde eleştiren ifadeler, bir kesim zenginleşirken çoğunluğun yoksullaştığı bir süreci anlatıyor: “Evleriniz yoksullardan zorla aldığınız malla dolu. Ne hakla halkımı eziyor, yoksulu sömürüyorsunuz?”; “Evlerine ev, tarlalarına tarla katanların vay haline”. Tanrı “öfkemin değneği” dediği Asur’u İsrail’in üzerine göndereceğini bildirmeden hemen önce, yoksullardan adaletin esirgenmesinden, dulların, öksüzlerin mallarının yağmalanmasından, adil olmayan yasaların çıkarılmasından duyduğu öfkesinin dinmediğini belirtiyor.[14] İkinci Yeşaya’da da İsrail halkının işlediği, onları Tanrı’dan ayıran suçlar şöyle anlatılmış: “Elleriniz kanla, parmaklarınız suçla kirlendi … Onların ayakları kötülüğe koşar, çekinmeden suçsuz kanı dökerler … Şiddet ve yıkım var yollarında.”[15]

Yeşaya’da verilen önemli bir başka mesaj davranışlarında etik değerleri gözetmenin şeklî ibadetten daha önemli olduğu: “Anlamsız sunular getirmeyin artık. Buhurdan iğreniyorum … Ne kadar çok dua ederseniz edin dinlemeyeceğim. Elleriniz kan dolu … Kötülük etmekten vazgeçin. İyilik etmeyi öğrenin. Adaleti gözetin, zorbayı yola getirin. Öksüzün hakkını verin. Dul kadını savunun”; “Oruç tuttuğunuz gün … işçilerinizi eziyorsunuz … İstediğim oruç bu mu sanıyorsunuz?” Tanrı’nın istediği oruç, “haksız yere zincire vurulanları salıvermek, ezilenleri özgürlüğe kavuşturmak … yiyeceği açla paylaşmak”. “Açlar uğruna kendinizi feda eder, yoksulların gereksinimini karşılarsanız”, “ancak o zaman yardım çağrılarınızı Rab yanıtlayacak”.[16]

Yeşaya’da Tanrı’nın Asur ve Babil saldırıları sonucu sürgüne uğramış olanları Yeruşalim’e geri getireceği ve esenlik içinde yaşamalarını sağlayacağı bildiriliyor. Ancak müjdelenen düzenin temelinin adalet ve doğruluk olduğu, olması gerektiği de vurgulanıyor: “Ey gökler, doğruluk damlatın. Ey bulutlar doğruluk yağdırın” dizeleri Yeşaya ile yakın bir tarihte yaşamış olduğuna inanılan Amos peygamberin tamamen sosyal adaletsizliğe odaklanmış kitabındaki ifadelere paralellik gösteriyor: “Hoşlanmıyorum dinsel toplantılarınızdan, yakmalık ve tahıl sunularınızı … kabul etmeyeceğim … Bunun yerine adalet su gibi, doğruluk ırmak gibi sürekli aksın.” Yeşaya kitabında barış ve güvenlik, adaletle ilgili değerlerin benimsenmesine, hayata geçirilmesine bağlanıyor ve insanların bütün olumsuz davranışlarına rağmen adaletin egemen olacağı umudu canlı tutuluyor: Yeni düzende “adalet çöle kadar yayılacak, doğruluk meyve bahçesinde yurt bulacak. Doğruluğun ürünü esenlik, sonucu sürekli huzur ve güven olacak”.[17]

Amaçlananın savaşarak elde edilen değil, düşmanlıkların ortadan kalkmasıyla gerçekleşebilecek kalıcı bir barış düzeni olduğu şu dizelerden de anlaşılıyor: “Kurtla kuzu birlikte otlayacak. Aslan sığır gibi saman yiyecek … Kimse zarar vermeyecek, yok etmeyecek.”[18] Söylenenler elbette hayvanlar âlemi ile ilgili değil. Bunlar, birbirlerinden farklı olan insanların bir diğerlerine vahşi hayvanlar gibi saldırmayacağı bir ülke, bir bölge tahayyülünü yansıtan ifadeler. Belki Kant’a “Ebedi Barış” metni için esin kaynağı olmuşlardır.[19]

Netanyahu ve arkadaşlarının yaptıkları ise kanaatimce Yeşaya peygamberin İsrail ve Yeruşalim muktedirleri için söyledikleriyle örtüşüyor: “Eylemleri kötü eylemlerdir, çekinmeden suçsuz kanı dökerler, şiddet ve yıkım var yollarında.”


[1] Bazı Eski Ahit çevirilerinde İşaya olarak da yazılıyor.

[2] Yaratılış, 9:15; 15:18-21.

[3] Yasa’nın Tekrarı, 20:10-18.

[4] Yeş, 7:11.

[5] Yeş, 10:5,6.

[6] Yeremya, 25:9; 20:4,5; 27:9-11; 29:7,14.

[7] 2. Krallar, 17:3-6; 24:1. Hezekiel kitabında da 17:15.

[8] Yeş, 47:11; 45:13; 44:28.

[9] Yeş, 27:1; 51:9.

[10] 1. Krallar, 11:1-8.

[11] Yeş, 19:16-24; 25:6,7; 56:3,7.

[12] Yeş, 49:6.

[13] Yeş, 1:17; 1:23.

[14] Yeş, 3:15; 5:8; 10:1-5.

[15] Yeş, 59:2-8.

[16] Yeş, 1:13-17; 58:5-10.

[17] Yeş, 45:8; Amos, 5:21-24; Yeşaya, 32:16,17.

[18] Yeş, 65:25. Benzer mesaj 11:6-9’da da verilmiş.

[19] Yeşaya’daki “Acılarımızı o yüklendi … Bizim suçlarımız yüzünden o eziyet çekti … Bizler onun yaralarıyla şifa bulduk … Acımasızca yargılanıp ölüme götürüldü … Canını suç sunusu olarak sunarsa … Rab’bin istemi onun aracılığıyla gerçekleşecek … Pek çoklarının günahını o üzerine aldı” dizeleri (Yeş, 53:4-13) Havari Pavlus’un Romalılar’a Mektubu’nda (3:25, 26) ve 2. Korintliler’e Mektubu’ndaki (5:21) İsa ile ilgili sözleri için de esin kaynağı olmuş olabilir. “Bana vuranlara sırtımı açtım. Yanaklarımı uzattım, sakalımı yolanlara” (Yeş, 50:6) ifadesi de İsa’nın tokat atana öbür yanağını çevir öğüdünü akla getiriyor.


Faydalanılan kaynaklar

Robert N. Bellah, İnsan Evriminde Din, çev. Mete Tunçay, Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2017.

Martha Himmelfarb, The Apocalypse: A Brief History, Willey-Blackwell, 2010.

Mark S. Smith, The Origins of Biblical Monotheism, Oxford University Press, 2003.

Frank Moore Cross, Canaanite Myth and Hebrew Epic, Harvard University Press, 1997.